|
Ailede pek çok ünlü haham var
Siz Yahudi Kürtler konusu ile ne zaman ilgilenmeye başladınız? - Batılı seyyahların Kürtçe konuşan Yahudiler'den söz edildiğini görüyorsunuz. Ben bunu okuyunca, Başbakanlık Arşivi'nde, bölgedeki yerleşime ilişkin araştırmalar yaptım ama uzunca bir süre bununla ilgili herhangi bir evrak bulamadım. A. Medyalı isimli birisinin yazdığı ‘‘Kürt Yahudiler’’ isimli bir kitaba rastladım. Faik Bulut'un ‘‘Filistin Rüyası’’ isimli kitabında da İsrail'de Kürtçe konuşan Yahudiler'in bir organizasyonundan bahsediliyordu. Araştırmalarım sonucunda, Kuzey Irak'tan İsrail'e göçler yaşandığını tesbit ettim. Bugün İsrail'de geniş bir Kürtçe konuşan Yahudiler topluluğu mevcut. http://www.sabetay.50g.com/Mardin/Barzani/barzani.html http://www.sabetay.50g.com/Mardin/Barzani/Yalcin/yalcin.html
Barzani Ailesi'nin Yahudi olduğu ortaya çıktı Sefa KAPLAN
Muhtemel bir savaşta Türk askerinin Kuzey Irak'ta yer almasını istemeyen Barzani Ailesi'nin, Kürt Yahudisi olduğu ve ailenin pek çok haham yetiştirdiği ortaya çıktı.
Kendisi de bir Kürt Yahudisi olan UCLA öğretim üyesi Prof. Yona Sabar, yazdığı kitapta bu iddiaları doğruladı. Tarihçi Ahmet Uçar da, Osmanlı arşivlerinde, Sallum Barzani adlı bir hahamın önce Selanik'e, arkasından da Kudüs'e sürgün edildiğine dair bir belge yayımladı. Bilindiği gibi, Molla Mustafa Barzani ile oğlu Mesut Barzani, İsrail'le kurduğu iyi ilişkilerle tanınıyor ve İsrail öteden beri Irak Kürtleri'nin bağımsızlığını destekliyor.
1982 yılında Yale Üniversitesi tarafından yayımlanan ‘‘The Folk Literature of the Kurdistani Jews: An Anthology (Kürdistan Yahudilerinin Halk Edebiyatı: Antoloji) başlıklı kitap, başlangıçta sıradan bir antropolojik çalışma muamelesi gördü. Kendisi de bir Kürt Yahudisi olan ve Los Angeles'teki Californiya Üniversitesi'nde (UCLA) görev yapan Prof. Yona Sabar tarafından kaleme alınan kitap, büyük çoğunluğu Kuzey Irak'ta yaşayan Kürt Yahudileri'nin hayatına ışık tutuyordu.
Ancak, Prof. Yona Sabar'ın kitabında daha ilginç bilgiler de vardı. Bunlardan en önemlisi de Barzani ailesi ile ilgiliydi. Prof. Sabar'ın verdiği bilgiye göre, 16. ve 17. yüzyılda bölgede yaşayan ailelerin en ünlülerinden biri Barzani ailesiydi ve bu aileye mensup hahamların kurduğu Yahudi eğitim kurumları büyük bir itibara sahipti. Öyle ki, başta Mısır olmak üzere Ortadoğu'nun muhtelif ülkelerinden buraya öğrenci akını oluyordu. Hatta, Haham Nathanel Barzani, bölgede nadiren görülen zenginlikte bir kütüphaneye de sahipti ve kitapların büyük çoğunluğu da elyazmasıydı. Bu kitaplar, yine haham olan oğlu Samuel Barzani'ye miras kalacaktı. İşin daha da çarpıcı yanı, Amerikan reformcu Yahudileri tarafından tam bir yüzyıl sonra kabul edilecek olan ilk kadın haham da Samuel Barzani'nin kızıydı ve ismi de Asenath Barzani'ydi.
BİR TEK AİLE VAR İnternet aracılığıyla konuya ilişkin görüşlerine başvurduğumuz Prof. Yona Sabar, Yahudi Barzani ailesinin kurucusunun 16. yüzyılda yaşayan Haham Samuel Barzani olduğunu belirterek, ailenin sonraki yüzyıllarda Musul, Kerkük ve Erbil yöresinde etkili olduğunu söyledi. Ancak, Barzani ismini taşıyan herkesi Kürt Yahudisi olarak görmenin doğru olmadığını savunan Prof. Yona Sabar, Barzan doğumluların bu isimle çağrıldığını söyledi.
Ancak, tarihçi Ahmet Uçar, Osmanlı arşivlerinde bölgede bir tek Barzani ailesi bulunduğuna dair kayıtların yer aldığını hatırlatarak, günümüz Barzanileri'nin atalarının Yahudi olduğundan şüphe duyulamayacağını ifade etti. Ahmet Uçar, Prof. Sabar'ın, Barzaniler'in ne zaman müslüman olduklarına ilişkin detaylara girmediğini de savundu.
Ahmet Uçar'ın yine Osmanlı arşivinde bulduğu bir başka belge ise 1856 yılında Sallum Barzani isimli bir hahamın, Musul'dan Selanik'e, oradan da Hahambaşılığın özel ricası ile Kudüs'e sürgün edildiğini gösteriyor. Uçar'ın ifadesine göre, ‘‘Kudüs'e Yahudi iskánı ile tereddütler olduğu için; Hariciye Nezareti'nin de görüşü alınarak 29 Şubat 1856'da Hahambaşı'nca verilen dilekçe Osmanlı hükümetince 11 Nisan'da görüşülerek uygun bulunmuş ve Sallum Barzani 20 Nisan 1861'de bir irade ile Kudüs'e sürülmüştü.’’ Uçar, Tarih ve Düşünce Dergisi'nde konu ile ilgili olarak yazdığı yazıda şöyle devam ediyor: ‘‘Mustafa Barzani'nin yıllar sonra kurduğu ilişkiler, hahamlarla Sallum Barzani ailesi arasındaki ilişkilerin yıllarca sürdüğünü göstermektedir. Molla Mustafa Barzani, 1950'den beri sık sık ziyaret ettiği İsrail'de her zaman Kuzey Irak kökenli, Kürtçe konuşan bir Yahudi hahamın evinde kalmaktadır: Haham David Gabay.’’
Ailede pek çok ünlü haham var
Siz Yahudi Kürtler konusu ile ne zaman ilgilenmeye başladınız? - Batılı seyyahların Kürtçe konuşan Yahudiler'den söz edildiğini görüyorsunuz. Ben bunu okuyunca, Başbakanlık Arşivi'nde, bölgedeki yerleşime ilişkin araştırmalar yaptım ama uzunca bir süre bununla ilgili herhangi bir evrak bulamadım. A. Medyalı isimli birisinin yazdığı ‘‘Kürt Yahudiler’’ isimli bir kitaba rastladım. Faik Bulut'un ‘‘Filistin Rüyası’’ isimli kitabında da İsrail'de Kürtçe konuşan Yahudiler'in bir organizasyonundan bahsediliyordu. Araştırmalarım sonucunda, Kuzey Irak'tan İsrail'e göçler yaşandığını tesbit ettim. Bugün İsrail'de geniş bir Kürtçe konuşan Yahudiler topluluğu mevcut.
Peki ya Barzani ailesi? - Barzani ailesi ile ilgili ilk iddiaları da Amerika'da yaşayan ve kendisi Kürtçe konuşan bir Yahudi olmakla kalmayıp bu konuda uzman olan Prof. Yona Sabar'ın bir kitabında rastladım. Prof. Sabar, Barzani ailesinden gelen hahamların bölgede dini çalışmalar yaptıklarını söylüyordu. Bunun üzerine ben Barzani ailesinin kökenlerini araştırmaya başladım.
Ne buldunuz? - Bir defa bölgede Barzani adıyla bilinen tek bir aile var. Bu aile, Kuzey Irak''taki Barzan köyünde yaşıyor. Osmanlı Arşivi'nde çalışırken, bu aile ilgili bir belge buldum. Bu belgede, 1855-56 yılında bu köyün mensuplarından Sallum Barzani adlı bir hahamın önce İstanbul'a, arkasından Selanik'e sürgün edildiği belirtiliyor.
Başka bir belge veya delil var mı elinizde? - Molla Mustafa Barzani, ilk kez 1967 yılında İsrail'e gidiyor. Kendisini kabul eden İsrail Savunma Bakanı Moşe Dayan'a, hediye olarak bir 'Kürt hançeri' ile birlikte, Kerkük petrol rafinelerinin planlarını da getiriyor. Mart 1969'da yapılan bir operasyonda da Barzani-Mossad işbirliğiyle Kerkük rafinerileri bombalanıyor ve çalışamaz hale getiriliyor.
Barzani aşiretinin Yahudi kökenli olduğunun anlaşılması, bölgeye ve tarihe bakışımızda değişikliklere sebep olabilir mi? - Olmaz mı? Tevrat'ta ‘‘Vaadedilmiş Ülke’’ olarak Nil'le Fırat arasının işaret edildiğine dair yorumlar vardır. Ayrıca, Barzani ailesi sürekli Mehdi çıkartmaktadır. Yahudilik'te de Mehdilik çok önemlidir. Ama bir yanlış anlaşılma olmasın. Ben bütün Kürtler Yahudi'dir filan demiyorum. ===================================================================================  | BARZANİLER’İN YAHUDİLİĞİYLE İLGİLİ BİR OSMANLI BELGESİ
Tarih ve Düşünce Dergisi-Şubat 2003-Sayı 36 Ahmet Uçar
İŞTE BELGESİ | | |  | Barzani ailesi ile ilgili sis perdesi ve ailenin Yahudi kökenli oluşuyla ilgili yazımız, bazı çevrelerce "madem böyle ise, Osmanlı Arşiv kayıtlarında bunun belgesi olmaz mı" kuşkulanyla değerlendirildi. Daha önceki yazırnızda da belirttiğimiz gibi Barzani ailesi, bölgenin -Kuzey Irak'ın- gündemine, 20. yüzyıl başlarında ancak girebilmiş bir ailedir. Meşhur Kürt Tarihçi MehmetEminZeki'ye göre, 1931'de Barzan aşireti 2750 hane civarındaydı.2 Barzani, Osmanlılar zamanında bile Zibad nahiyesinin bir köyü olmaktan ileri gidememişti. Bir başka ifadeyle küçük bir yerleşim birimi idi. Köyde yönetim ve kontrol, her zaman Barzani ailesinin elinde olmuştu.3 Barzani ailesinden Yahudi hahamların çıktığı ve bölgede Yahudiliğe eğitim öğretim faaliyetleri konusunda bu hahamların çok büyük hizmet ettiğine dair bilgi yalnız, Kürtçe konuşan Yahudilerle ilgili önemli bir uzman olan Prof. Dr. lona Sabar'a ait değildir.4 Osmanlı Arşivi'nde bulduğumuz bir vesika da bu aileden hahamların olduğunu teyid etmekte, adeta bizim yazımızı sorgulayanlara cevap vermektedir.
1856 yılına ait bu belgede ileride de ayrıntılarını nakledeceğimiz gibi Musul'dan Selanİk'e, oradan da Kudüs'e sürülen "Sallum Barzani"den bahsedilmektedir. Barzani kelimesinin son harfınin Osmanlıca yazılışındaki "y"harfı-i- okunur) bilindiği gibi nispet "ye"sidir. Kişinin mensup olduğu şehir ya da aileyi belirtir. Dolayısıyla Haham Sallum, Barzan aşiretine ya da köyüne mensuptur. 1931'de nüfusu 2750 hane olan, Barzan'ın 1856'daki nüfusu herhalde onlu rakamlarla ifade ediliyordu. Dahası burada hakimiyet tam olarak Barzani ailesinde idi. Bölgede "Barzan" adıyla başka bir yerleşim birimi ve aşiret de yoktu. Kaldı ki, bölgede Barzani ailesi ile ilgili dini kuşkular ve gizli kitap iddialan yıllardır söylenmektedir.4 Bu yazımızda değerlendireceğimiz belgeye göre "Musul kazası hahamlarından Sal1um Barzani adlı Yahudi, Müslümanlardan birine dil uzattığı için yakalanıp zincire vurularak hapsedilmişti. Sonra da İstanbul'a getirilerek durum Meclis-i Vali-yı Ahkam-ı Adliye'de görüşülerek Selanik'e sürülmüştü. Selanik ve Musul'daki hahamlar, "Onun Selanik'te çaresiz ve perişan bir halde olduğunu, Selanik'in havasına alışarnadığını, bu durumun onun ölümüne sebep olmakla kalmayıp Musul'da bulunan eşi ve çocuklarının da bir ekrneğe muhtaç olduklannı" mektuplarla İstanbul' daki Hahamhane'ye bildirmişler. Hahambaşının, Sal1um Barzani'nin sürgünlüğünün Kudüs-i Şerif olarak değiştirilmesi ve Salllum'un orada gece gündüz padişaha dua ile meşgul olacağının belirtilmesi üzerine, Kudüs'e Yahudi iskinı ile ilgili tereddütler olduğu için; Hariciye Nezareti'nin de görüşü alınarak 29 Şubat 1856'da Hahambaşı'nca verilen dilekçe Osmanlı Hükümeti'nce 11 Nisan'da görüşülerek uygun bulunmuş ve Sallum Barzani 20 Nisan 1861'da bir irade ile Kudüs'e sürülmüş, daha doğrusu sürgün yeri değiştirilmişti.5 Mustafa Barzani'nin yıllar sonra kurduğu ilişkiler, hahamlarla Sallum Barzani ailesi arasındaki ilişkilerin yıllarca sürdüğünü göstermektedir. Molla Mustafa Barzani, 1950'den beri sık sık ziyaret ettiği İsrail'de her zaman Kuzey Irak kökenli, Kürtçe konuşan birYahudi haharnın evinde kalmaktadır: Haham David Gabay. Barzanilerin İsrail ile ilişkileri, hiç bir devletle kuramadıklan kadar sıkı ve samimidir. Acaba neden diğer Kürt gruplan değil de, Barzarı1ler bu ilişkide başrolde oynamaktadırlar. 18 Eylül 1972'de Washington Post'un yazdığına göre her ay İsrail'den 50 bin dolar alan, MOSSAD şefi Zwi Şamir'i Kuzey Irak'taki kampında ağırlayan, 1967'de İsrail Savunma Bakanı Moşe Dayan'a sadece bir "Kürt Hançeri" götürmekle kalmayıp İsraillilerin bombalayacağı Kerkük Petrol tesislerinin planlarını da götüren Molla Mustafa Barzani İslama mı, başka bir dine mi hizmet etmektedir. Büyük bir alim ve Seyyid olduğu iddia edilen hangi insan buna sırf "aşiret devleti" koltuğu için razı olabilir.
Atufetlü Efendim Hazretleri Musul haharnlarından olup na-seza bazı tefevvüata ibtidarlarından dolayı bundan akdem Selanik'e nefy olunmuş olan Sallum Yahudi'nin, Küdus-i şerifte istida olunmuş ve bu makulelerin tebdil-i menfalan emsal-i iktizasından bulunmuş olduğuna metni, merkumun müteallikatıyla beraber Kudüs-i şerifde iskan ettirilmesi babında ferman-ı ali ısdan tezekkiİr olunduğunu mutazammın Meclis-i Vala'dan kaleme alınan mazhata, Hahambaşının melfuf takririyle manzur-ı ali buyurolmak için arz ve takdim kılınmış olmakla ol babda her ne vechile irade-i seniyye-i hazret-i padişaru müteallik buyurulur ise ona göre hareket olunacağı beyanıyla tezkire-i senaven terkım kılındı efendim, 13 ş, (12)72. Marı1z-ı çaker-i kemineleridir ki, önemle beray-ı tazim olan işbu tezkire-i samiye-i asafaneleriyle zikr olunan mazbata ve takrir meşmulniga-ı aliyye-i cenab-ı mülukane buyurulmuş ve tezekkir ve isaran buyrulduğu vechile merkumun müteallikatıyla beraber Kudüs-i Şerifte İskan ettirilmesi babında ferman-ı ali ısdan müteallik ve şeref-sudur buyurulan emr ü irade-i seniyye-i hazret-i padişahi mukteza-yı münifinden olarak mezkur mazbata ve takrir yine savb-ı ali-yi asafilerine iade kılınmış olmağla ol babda emr ü ferman hazret-i men lehü'l-emrindir, 14 (Şaban) (12)72 (Belge 1)
Bari Kudüs'e gelsin Hak-i pay-ı münirelerine maruz-ı abd ma'rız-ı çakerleridir, Musul kazası hahamlanndan Haham Sallum Barzani nam Yahudi, güya İslam taifesinden birine irale-i !isan etıniş diyerek Yahudi-i mersumu katı naillıyla derdest-i zencirbend olarak mahbus ve ba'dehu Dersaadet'e celb ve keyfiyyeri Meclis-i Vala-yı Ahlcim-ı Adliye'de bi'ttezekkir Yahudi-i mersumu ba-ferman-ı ali Selanik canibine kard ve teb'id buyurularak ve elhaletü hazihi ol canibde bi-kes ve perişan-ı hal ve havasını dahi imtizaç edemediğinden mersumun vefatına sebep olacağından maada Musul'da bulunan etfal ve iyali dahi nan-ı azize muhtaç olduklan; bu defa Selanik ve Musul tahamlaundan çakerlerine hititen vürııd eden mektlublarından müsteban olduğu ma'lum-ı ilmara-yı rahirnaneleri buyuruldukta merahirn ve eşfaha-i seniyyelerinden merrudur ki, Yahudi-i mersum etliiliyle rnaen Kudüs-i şerifte İskan ve leyl-ünehar ed'iyye-i seniyye-i hazret-i mülukanede meşgul ve mübati olunması hususunda icab eden emirmame-i hazret-i vekalet-penaru ısdarına inayet buyurulması babında ferman hazret-i men lehü'l-emrindir, 22 C(emaziyelahir) (12)722 (Belge 3)
DİPNOTLAR 1 Ahmet UÇAR "Hahamlann Torunları Barzaniler" Tarih ve Düşünce-Aralık 2002, s, 16-24 2 Mehmed Emln Zeki, Kürdistan Tarihi, Ankara 1992, 2, Baskı Beybun Yay, s. 174-175 3 Ahmet UÇAR, Agun 4 Chris Kutschare, Kürt Ulusal Hareketi (Çev. Fikret Başkaya), İstanbul 2001, Avesta Yay. s. 140-142 Muzaffer İlhan Erdost, Şemdinli Röportajı, Ankara 1993, Onur ve Sol Yay, s. 148 5 Ahmet UÇAR "Siyon Kürdistanı" Tarih ve Medeniyet, Mart 1998, Sayı: 48 s. 37-41 Amatzia Borom "İsrail ve lraktaki Kürt Sorunu" Avrasya Dosyası, ilkbahar 1996, 3/1, 149-154 Nezih Tavlaş "Türk-İsrail Güvenlik ve İstihbarat İlişkileri" Avrasya Dosyası, Sonbahar 1994, I/3, 5-31 =================================================================================== 'KÜRDİSTANLI YAHUDİLER'
Merhaba. Bir süre yazılarımıza ara vermiştik, kaldığımız yerden devam edeceğiz. Bayram sürecince benim ilgimi en çok Güler Kömürcü’nün bir yazısı çekti. Gazeteci Kömürcü, Washington Post’ta (2 Şubat 2003) yer alan bir makaledeki “ince mesajı” bizlere aktardı.
Makaleyi Loolwa Khazzoom adlı bir Yahudi kaleme almıştı. Diyordu ki, “İsrail’de doğdum, ABD’de de yaşıyorum ama benim vatanım Irak/ Mezopotamya! Zaten ilk Yahudiler bu topraklarda yaşadı. Hala benim aksanım Arap İbranidir!” Yazının meali bu. Bu not aklınızda bulunsun.
Hürriyet Gazetesi dün, Tarih ve Düşünce Dergisi’nin kapağını haber yaptı: Hahamların Torunu: Barzaniler! Tarih ve Düşünce dergisi ve Hürriyet’e göre adını özellikle bugünlerde sık sık duydugunuz Mesut Barzani aslen Yahudi’ydi. Dergiye bu çalışmayı yazan kişi Konya Selçuk Üniversitesi Tarih Bölümü mezunu Ahmet Uçar’dı. “Amatör” bir tarihçi olan bendeniz, Ahmet Uçar adını daha önce hiç duymamış, görmemiştim. Yazısını okuyunca çok şaşırdım. Şaşırmamın nedeni Barzani ailesinin Yahudi çıkması değil. Geçen hafta Ankara’da Yalçın Küçük’ün konuğu oldum. Kendisi bir süredir Kürt Yahudiler konusunda çalışma yapıyor. Kitap bir aksilik olmazsa yakında piyasada olacak. Yalçın Küçük de Barzani Ailesi’nin Yahudi kökenli olduğunu söylüyor. Ayrıca Türkiye’de hayli ünlü olan Bedirhan Aşireti’nin de Yahudi olduğunu ıspatlamaya çalışıyor. Daha fazla ayrıntı vermeyeyim, görünen o ki, Yalçın Küçük’ün kitabı hayli sansasyon yaratacak. Düşünsenize Musa Anter’den Cüneyt Zapzu’ya kadar kamuoyunun tanıdığı birçok isim Bedirhan Aşireti’ne mensup.
Ara hatırlatma: Cüneyt Zapzu’nun şirketleri Caprı Sun ve BİM’in çoğunluk hisseleri bir Yahudi şirketi olan Merylnch Uluslararası Yatırıma aittir. Efendim! Ne dediniz! AKP’lilerin ABD seyahatlerinde sık sık görüştüğü kişi, think thank, vakıf vs. çoğunluğunun Yahudi olmasıyla, bu organizasyonları planlayan Cüneyt Zapsu arasında nasıl bir ilişki vardır? Konumuz bu değildir, geçelim… Ve dönelim biz “Kürdistanlı Yahudiler” meselesine…
Gazeteci Güler Kömürcü’nün yazılarını sakın kaçırmayın. Ama kendisinin bir özelliği vardır, söylediklerini hep satır aralarına saklar. Onun makalelerini bulmaca çözer gibi okuyacaksınız. Baksanıza, Washington Post’taki yazıyı sanki bizim gözümüze sokmak için alıntılıyor. Gazeteci kömürcü diyor ki, “kardeşlerim, canlarım, Musul-Kerkük bizimdir hikayelerini bir kenara bırakın. Oranın asıl sahipleri yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı bile.“ Onların kim olduğunu da artık anlamışsınızdır! Bu topraklarda 10 yıldır hep söyleniyor, yazılıyor: “Amerika, Kuzey Irak’ta Kürdistan’ı kuracaktır!“ Bu konuda “sağır sultan“ bile yorum yaptı. Ancak. Soru şu: Kürdistan’ı kim kuracaktır?
a) Kürtler b) Kürdistanlı Yahudiler.
“Kürdistanlı Yahudiler“ meselesine bir kez daha döneyim... Ahmet Uçar, Tarih ve Düşünce dergisine yazdığı makalede A.Medyalı isimli birinin yazdığı “Kürt Yahudiler“ adlı kitaptan yararlandığını söylüyor. Düzelteyim: A.Medyalı’nın kitabının adı, “Kürt Yahudiler“ değil, “Kürdistanlı Yahudiler.“ A.Medyalı takma isim. Musa Anter’in anısına yazılan kitap, 1992 yılında Berham yayınlarından çıktı. Bu yayınevinin merkezi İsveç’te bulunuyor. Hayli ilginç bir çalışma olan bu kitaptaki bilgileri sizlere yarın aktaracağım. Göreceksiniz Musul Kerkük’ün sahiplerinin kimler olduğunu! |  | Öncelikli not: Yahudi meslekdaşlarım, çalışma arkadaşlarım, dostlarım, komşularım vardır. Hepsini severim. Kesinlikle anti-semitik biri değilim. Lütfen bu notu anımsayarak makaleyi okuyunuz… Gerek “Tarih ve Düşünce”dergisinde “Barzani Yahudidir” diyen Ahmet Uçar, gerekse “Kürdistanlı Yahudiler” kitabında benzer konuyu işleyen Dr.A.Medyalı’nın kaynakları birbirine benzemektedir. Her ikisi de, İbrani dili profesörü Yona Sabar’ın, “The Folk Literature of the Kurdistani Jews: An Anthology” (Kürdistan Yahudilerinin Halk Edebiyatı: Antaloji) adlı eserinden yararlanmaktadır. Prof. Sabar’ın Kürdistan Yahudileriyle ilgili olarak toplam 18 kitabı vardır. Peki Prof. Sabar’ın kaynakları nedir?
Zaho kökenli Sabar’ın araştırma kaynakları 12 yüzyıla kadar iniyor. 1170 yılında Mezopatomya’yı gezen Haham Benjamin, Prof. Sabar’ın en önemli bilgi kaynaklarından biri. Onu diğer gezginlerin seyahatnameleri takip ediyor: Tudelalı Benjamin, Ratisbonlu Pethaiah, Yemen Yahudisi Yahya El-Zahiri, Ben Jacob, Ben Zvi, Haham David liste uzayıp gidiyor… Peki tüm bu kaynaklar ne diyor?
Kürdistan Yahidilerinin tarihi günümüzden 2 bin 700 yıl öncesine dayanmaktadır. M.Ö. 722 yılında İsrail’in kuzeyinde yaşayan 10 Yahudi kabilesi Asurlular tarafından bugünkü Kuzey Irak ve Batı İran sınırlarına sürgün edildi. Ayrıca İsrail’in güneyinde yaşayan 2 Yahudi kabilesi de Babilliler tarafından aynı bölgeye sürüldü. Ama biz çok eskilere, MS 40 yılında, Yahudi dinini benimsemiş, Dicle Nehri ile Büyük Zap arasında kurulan Adiebene (Adiabenos) Krallığı’na filan gitmeyelim. Ama minicik bir ekleme yapayım: Bu krallığın başkenti Arwil’di. Yani Erbil.
Size daha yakın tarihsel kaynaklarından bahsedeyim. Bölgeyi 1827 yılında gezen Haham David’e göre bölgedeki . |  | Yer Nüfus (Aile) Sinagog Zaho 600 1 Musul 600 1 Dahok 10 1 Amadiye 200 2 Erbil 200 2 | |  | File Tül Makine ve File Tekstil Sanayii, Burla ailesinin tekstil sektöründeki şirketleri arasında yer alıyor. File Tül'ün yönetim kurulunda Yusuf ve Reyna Burla ve Eddi Anter isimleri var. File Tül Makine her türlü tel örgü, makine ve ipliğiyle mensucat imalatı alanlarında faaliyet gösteriyor. File Tekstil genel bir ticaret şirketi hüviyetinde. Bir başka tekstil şirketi Şen Triko da Yusuf Burla yönetiminde. Burla ailesinin şirketi olan Birol File de Birol Burla tarafındankurulmuş. | |  |  |  |  | | | Liste uzun. Sonuçta 1827 yılında bölgede 1.875 Yahudi aile yaşıyor. Toplam 15 sinagog bulunuyor. İstatistikle filan kafanızı fazla karıştırmak istemiyorum Ama iki veriyi daha aktarmama izin verin. Irak ile Türkiye arasındaki sınır sorununu çözmek için, 30 Eylül 1924 tarihinde oluşturulan Milletler Cemiyeti raporuna göre, o tarihte, Erbil’de 2 bin 750, Musul’da 7 bin 550 (liste uzun) Yahudi bulunuyordu. Biraz daha yakın tarihe gelelim:
EEJ, “Kurdıstan” adlı, İsrail tarafından 1972 yılında hazırlanan rapora göre, 1947 yılında, Erbil’de 3 bin 109; Kerkük’te 4 bin 42; Musul’da 10 bin 345 ve Sülaymaniye’de 2 bin 271 Yahudi yaşıyordu. Uzatmayayım. Rakam konusunda farklılıklar olmasına rağmen, hepsi bir gerçeğin altını çiziyor: Başta Musul ve Kerkük olmak üzere bölgede azımsanmayacak kadar Yahudi nüfusu vardır. İsrail Devleti kurulduktan sonra, 1950’lili yılların başında bölgeden büyük bir göç başlıyor. İsrail’deki Kürt Yahudileri Ulusal Örgütü (The National Organization of Kurdish Jews in İsrail) Başkanı Habib Şimoni’nin 1973 yılında açıkladığı rakama göre,İsrail’de, Mezopotamya’dan göç etmiş 90 bin Kürt Yahudisi vardı. Gazeteci Yazar Pamela Kidron 1988 yılında kaleme aldığı makalesinde, bu rakamın 150 bin olduğunu belirtiyor. (15.1.1988, The Jerusalem Post) A. Medyalı 1991 yılında bu sayının 200 bine ulaştığını yazmaktadır. Tüm bu kaynaklara göre bugün bölgede sayıları az olsa da hala Yahudi nüfusu bulunmaktadır.
Nüfus sayısı azdır ama istek büyüktür: Kürdistan Yahudileri İsrail tarafından ilk kez 1961 yılında resmen tanındı. 1963’de bir bilim adamı olan İzak Ben Zvi İsrail Devlet Başkanı oldu. Mezopatomya’daki Yahudiler konusuyla hayli yakından ilgilenen İzak Ben Zvi ilk kez, “Kürdistan Yahudileri, Tevrat’ta sözü edilen kayıp Yahudi kabilesidir” açıklamasını yaptı ve ”toprak hakkı”ndan bahsetti. O günden sonra MOSSAD Kürdistanlı Yahudilerle yakından ilgilenmeye başladı. Bu kadar tarihsel olguyu ve bilgiyi alt alta dizmemizin kuşkusuz bir anlamı var.
Hani savaş çıkacak, Saddam yıkılacakk ve güya o “paylaşım masasına” Türkiye’de oturacak ya; eğer o masada “Musul-Kerkük bizim” derseniz, başkaları, başka başka bilgileri, belgeleri önünüze koyuverir! Benden uyarması!. | | | | | | | |  | /*********************************************** * Flexi Slideshow- © Dynamic Drive (www.dynamicdrive.com) * This notice must stay intact for use * Visit http://www.dynamicdrive.com/ for full source code ***********************************************/ var variableslide=new Array() //variableslide[x]=["path to image", "OPTIONAL link for image", "OPTIONAL text description (supports HTML tags)"] variableslide[0]=['http://www.sabetay.50g.com/Ani/Bild/antercarol.jpg', '', '..Carol ANTER'] variableslide[1]=['http://www.sabetay.50g.com/Ani/Bild/antercristine.jpg', '', '. Cristine ANTER'] variableslide[2]=['http://www.sabetay.50g.com/Ani/Bild/Anternatalie.jpg', '', '. Natalie ANTER'] variableslide[3]=['http://www.sabetay.50g.com/Ani/Bild/antersuleyman.jpg', '', 'Süleyman ANTER'] variableslide[4]=['http://www.sabetay.50g.com/Ani/Bild/antermusa.jpg', '', '...Musa ANTER'] variableslide[5]=['http://www.sabetay.50g.com/Ani/Bild/musanter.jpg', '', '...Musa ANTER'] variableslide[6]=['http://www.sabetay.50g.com/Ani/Bild/anterdvir.jpg', '', '...Dvir ANTER'] variableslide[7]=['http://www.sabetay.50g.com/Ani/Bild/anternoy.jpg', '', '... Noy ANTER'] variableslide[8]=['http://www.sabetay.50g.com/Ani/Bild/anterlia.jpg', '', '. ..Lia ANTER'] variableslide[9]=['http://www.sabetay.50g.com/Ani/Bild/AnteroSalo.jpg', '', '..Sala ANTERO'] variableslide[10]=['http://www.sabetay.50g.com/Ani/Bild/elabarlasanter.jpg', '', '...Ela B. ANTER'] //configure the below 3 variables to set the dimension/background color of the slideshow var slidewidth=90 //set to width of LARGEST image in your slideshow var slideheight=110 //set to height of LARGEST iamge in your slideshow, plus any text description var slidebgcolor='#FFCC33' //configure the below variable to determine the delay between image rotations (in miliseconds) var slidedelay=3000 ////Do not edit pass this line//////////////// var ie=document.all&&navigator.userAgent.indexOf("Opera")==-1 var dom=document.getElementById&&navigator.userAgent.indexOf("Opera")==-1 for (i=0;i' contentcontainer+=' ' if (variableslide[currentslide][1]!="") contentcontainer+='' contentcontainer+='' if (variableslide[currentslide][2]!="") contentcontainer+=variableslide[currentslide][2] if (document.layers){ crossrotateobj.document.write(contentcontainer) crossrotateobj.document.close() } else if (ie||dom) crossrotateobj.innerHTML=contentcontainer if (currentslide==variableslide.length-1) currentslide=0 else currentslide++ setTimeout("rotateimages()",slidedelay) } if (ie||dom) document.write('') function start_slider(){ crossrotateobj=dom? document.getElementById("slidedom") : ie? document.all.slidedom : document.slidensmain.document.slidenssub if (document.layers) document.slidensmain.visibility="show" rotateimages() } if (ie||dom) start_slider() else if (document.layers) window.onload=start_slider  . Natalie ANTER | | |  | Amerika neden savaşta ısrar ediyor, neden Saddam'ı devirmek istiyor gibi soruların binlerce yanıtı var, herkes kendi cevabını bulmaya çalışıyor bu aralar. Bunlar içinde şimdilerde en revaçta olanı bazı komplo teorisiyenlerinin bulduğu cevaptır sanırım. Bunlara göre Amerika'nın derdi Saddam'ı devirmek falan değil, asıl amacı Kuzey Irak'ta bir Kürt devleti kurmak. Fakat bu devlet bildiğimiz anlamda Kürtlerin yönetimde olacağı bir devlet olmayacak, İsrail'le bütünleşmiş bir büyük "İsrailistan" olacak. Argümanları da hazır. Bir internet sitesinde takma adla yazan bu teorisyenlerden biri olan Uğur İpekçi'ye göre, bu alanın en büyük teorisiyeni olan Yalçın Küçük şu aralar bir kitap yazıyormuş. Küçük kitabında, Barzani ve Bedirhani ailelerinin Yahudi olduğunu ispatlamak üzereymiş. Biraz daha sabredersek, Yalçın Küçük'ün kitabından, 18. yy'dan bugüne kadar başımıza gelmiş olan bütün o büyük belaların bir Yahudi komplosu olduğunu öğrenmiş olacağız. Bununla yetinmeyecek, Musa Anter'in, Cüneyt Zapsu'nun da Yahudi olduğunu öğreneceğiz. (Biliyorsunuz, Yalçın Küçük, bundan kısa bir süre önce Orhan Pamuk'un da Yahudi olduğunu "ispatlamıştı". Herhalde, bir Türk'ün aklı bu kadar güzel roman yazmaya yetmez diye düşünmüş olacak.) Yalçın Küçük bu büyük buluşu üzerine çalışadursun, Hürriyet gazetesinde 18 Şubat günü yayınlanan, "Barzani Ailesinin Yahudi Olduğu Ortaya Çıktı" başlıklı haberle, tarihi bir gerçek daha aydınlanmış oldu. Haberin kaynağı, "Tarih ve Düşünce Dergisi"ne bu konuyla ilgili bir yazı yazmış olan tarihçi Ahmet Uçar...Uçar, "Kürt Yahudiler" adlı bir kitaptan yararlandığını söylüyor, ancak kitabın adını bile doğru hatırlamıyor, çünkü A. Medyalı'nın yazdığı kitabın adı "Kürt Yahudiler" değil, "Kürdistanlı Yahudiler"dir. (Neyse bu kadar hata, bir tarihçide de olur.) Tarihçi Uçar, başvurduğu kaynaklarda, Kürtlerin yaşadığı bölgede Yahudilerin de yaşadığını öğrenince, araştırmalarını derinleştirmiş. Osmanlı arşivlerinde, 1856 yılında Sallum Barzani isimli bir hahamın, Musul'dan Selanik'e, oradan da Hahambaşılığı'nın özel ricasıyla Kudüs'e sürgün edildiğine dair bir belge bulmuş. Ve kafasının içindeki ampul aniden yanmış. "Sallum" ve "Barzani" kelimelerini yan yana görünce, Barzanilerin Yahudi olduğunu hemencecik anlamış. Nereden başlasam... Biliyorsunuz, Yahudiler dünyanın her yerine dağılmış olan bir kavim. Tabiatıyla bir kısmı da Mezopotamya'da Kürtlerle iç içe yaşıyorlardı İsrail devleti kurulunca kadar. Kürtlerle birlikte yaşayan Yahudiler, iki grubu ayrılıyordu. Bir kısmı ticaretle, kuyumculukla, el sanatlarıyla uğraşırken, bir kısmı da toprak işleterek, Kürtler gibi yaşıyordu. Kürtler üzerine araştırma yapmış olan bütün Kürdologlara göre, Kürtlerin en önemli özelliği dillerine karşı olan kıskançlıklarıdır. Yabancı bir dili öğrenmede müthiş bir direnç gösterirken, başkalarına kendi dillerini öğretmede o kadar esnekler. Kürtlerle birlikte yaşayan Süryanilerin, Ermenilerin, Yahudilerin büyük bir kısmı Kürtçe bilir, fakat Kürtler bu dillerin hiçbirini bilmezler. Kürtlerle birlikte aynı yerlerde yaşayan Süryaniler, Ermeniler gibi, zaman içinde bazı Yahudi aileleri de, çeşitli nedenlerden, dinlerinden vazgeçerek Müslüman olmuşlar. O ailelerin birkaçını ben de tanıyorum ve şu anda Yahudilikle hiçbir ilgileri yok. Bu tür ailelere Kürtler, "Binemal Cuhî" (Yahudi kökenli) diye çağırırlar. Yahudi aileler Hakkari'de olduğu gibi, Barzan'da da vardı. Barzan bölgesinde yaşayan Yahudiler'e, "Bîrker" denir. "Bîr" geleneksel Kürt kıyafeti olan şel û şepik'lerin dokunduğu tezgahın adıdır. Burada yaşayan Yahudilerin bir kısmı, Barzan ailesinin erkeklerine şel û şepik dokuyordu. Barzaniler de onlara gözü gibi bakıyordu. Hatta Barzaniler bunlara Bàdiyal adlı bir köy vermişti. İsrail devleti kurulunca da bir kısmı İsrail'e gitti, bir kısmı da kendi köylerinde kaldı. Tabiatıyla, bunların içinde hahamlar da vardı, sanatkârlar da, çiftçiler de... Buralarda yaşayan ahali, soyadlarıyla çağrılmaz. Hangi köyde yaşıyorsan, oralısın ve soyadın o köyün adıdır. Yaygın kanının aksine, Barzani adı sadece Barzani sülalesinden gelenlerin adı değildir. Barzan bölgesindeki aşiret konfederasyonuna mensup herkese Barzani denir. İşte Uçar'ın büyük buluş olarak bize sunduğu Sallum Barzani de muhtemelen, o bölgede yaşamış olan bir Yahudidir ve Barzani ailesiyle hiçbir ilişkisi yoktur.
Tarih ve dedikodu Çünkü tarihçi Uçar'ın iddia ettiği gibi Barzan tek bir aşiret ve köyden müteşekkil değil. Barzani aşireti, Beroji, Mizorî, Şàrvanî ve Dolemàri gibi dört aşiretten oluşan bir aşiret konfederasyonu. Bugünlerde, Doz Yayınları arasında çıkmış olan Mesut Barzani'nin babasının hayat hikâyesini anlattığı "Barzani" adlı kitabında da belirttiği gibi, Barazi ailesinin kökleri Amediye paşalarına uzanır. 1600'lü yıllardan bugüne kadar gelen aile seceresinin içinde bir tane yabancı ada rastlanmaz. Aile, baştan beri İslam dinine bağlı, imam ve şeyhleriyle ünlüdür. Amediye Paşası Zübeyir'in oğlu Mansur'dan Musul'da Osmanlılar tarafından asılan Şeyh Abdülselam 2, Şeyh Ahmet ve Mela Mustafa Barzani'ye kadar yaklaşık dört yüz yıllık tarih boyunca Barzaniler, hep otoriteye kafa tutmuş, devletlerle yıldızı barışmamış, yerlerinden yurtlarından edilmiş, sürgüne gönderilmiş, çocukları hapishanelerde doğmuş, kıyıma uğramış bir ailedir. Tarihçi olmak iyidir, tarihi bilmek şartıyla. Dedikoduyu üzerine kurulu tarih anlayışıyla bir yere varılmaz. Bizde tarihçi geçinenler, biraz da tarikatlar tarihini bilmiş olsalardı, örneğin Barzan ailesinden Şeyh Mehmet'in 1700'lerde, Nakşibendi tarikatının Tavil Şeyhlerinden tarikatın liderliğini aldığını, bunu yıllarca sürdürdüğünü, çok sonları 1800'lerin başlarında da aynı sülaleden Şeyh Mehmet 2'nin Nehri Şeyhi Seyit Taha'dan tekrar icazet aldığını bilselerdi, bu sülalenin Yahudi olduğunu ileri sürerek, bu kadar büyük bir cehaletin içine düşmezlerdi. Ama olur, biz de çoğu zaman yalan, tarihte gerçeklerden daha makbuldur. Tarihçi Uçar'ın Barazilerin Yahudi olduğunu dair bize bir kanıt olarak sunduğu Talaviv'de Mela Mustafa Barzani'yi evinde konuk eden Haham David Gabay'ın, Barzan'dan İsrail'e göçmüş, Barzanilerin zamanında toprak verdiği, kendi okullarını açmaya yardım ettiği, kısacası kol kanat gerdiği bir Barzan yerlisi olduğunu nasıl ispatlayacağız? O coğrafyada bu tür "iyiliklerin" aşiret kültüründe karşılığının bir gece konukluğu olmadığını, o kültürü bilmeyenlere nasıl izah edeceğiz Allah aşkına? Mezopotamya denilen bir kavimler arenasında, kimin ne zaman, niçin, hangi amaçla nerede yaşadığı, kime misafir olduğu, ortak yaşam alışkanlıklarının nelere tekabül ettiği, bir dönem, halklar arasında bugün yaşandığına benzer bir kin ve nefretin pek revaçta olmadığı, insanların dinleri, soyları ve dillerine göre ayrılamadan aynı topraktan beslendiğini anlatmaya çalışsak kim duyacak sesimizi? =================================================================================== |  | Muhsin Kızılkaya gocunmakta çok haklı
Vedat | |  | Tatile gelmişti... Elinde kamerası vardı... Keyif aldığı herşeyi görüntülemek istiyordu. İsrailli Rami Anter'in kamerası tatile geldiği otelin havaya uçuşunu, çocuklarının ölümünü görüntüledi... | |  | Muhsin Kızılkaya, Yilmaz Erdoğan'ın akrabası ve ev arkadaşı. Yılmaz Erdoğan'ın hayatını anlatan kitap yazdı. Büyük medyada da yazabilen Kürt (!) yazar. Mustafa Erdoğan, Sultans of The Dance'ı Maydanoz Show Land ortaklığıyla çıkardı. Yaşar Kaya, Maydonoz için Çevik Bir'in şirketidir diyor. Özgür Politika Ankara Temsilcisi Mustafa Erdoğan'ın ortağı Doğan Beyazıt'ın kızı. Orhan Pamuk Şabati değilmiş Kızılkaya'ya göre. Hala desinformasyon yapıyorlar. Değildir çünkü Muhsin Kızılkaya, Erdoğan Kardeşler bunların akrabası, Leman Sam da Kürt Yahudisidir. Muhsin Kızılkaya'nın kardeşi dört yıl Barzani Aşireti'nin en yakınında yaşamış biri zaten. |  | ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ Yahudisever Kürt Yaşar Kaya
Türkiye bu ekonomik iflas karşısında dostum ve arkadaşım Kemal Derviş'i göreve çağırdı. Ben yetmişli yıllarda İstanbul'da Siemens'te işe girdiğim zaman Kemal Derviş beyin babası rahmetli Rıza Derviş şirketin sahibiydi. Bu sahiplik yetmiş beş yılına kadar sürdü. Sonra | | |  | Almanlar bu şirketi Koç grubu içine aldılar, zaten birkaç ortak şirketleri daha vardı. Benim çalıştığım yıllarda Kemal Derviş İngiltere'de tahsiline devam ediyordu. Çok zarif olan eşi meşhur tiyatro sanatçısı Turgut Boralı'nın kızıydı.
Yaz tatillerinde Büyük Ada'daki muhteşem köşke gelen Kemal Derviş şirkete uğrar hem çay içer hem de ülke sorunlarını konuşurduk. Bindokuzyüzyetmişdörtte Ecevit başbakan iken ona mali danışmanlık da yaptı Kemal Derviş. Babası Rıza Derviş çok uzun yıllardar beri Birleşik Alman ilaç fabrikalarının (Knoll, Bayer, Schering) Türkiye temsilcisi iken ikinci dünya savaşında Türkiye mümessilliğini çok başarılı idare ettiği için, Almanlar Siemens'in röntgen ve diğer tıp cihazları tek satıcılığını Rıza Derviş beye verirler. Rıza bey Arnavut, Kafkas karışımı bir ailedendi, karısı yani Kemal'in annesi Alman'dır.
Rıza Derviş her yıl Büyük Ada'daki köşkte kardiplomatige bir resepsiyon verir. Rıza beyin bu yemeği günlerce konuşulurdu. Köşk tam deniz kenarında dünya cenneti bir yerdi.
Yetmiş dört seçimlerini Ecevit'in kazanacağını söylediğimde çok öfkelenmiş ve bahse girmiştik. Aldığım bir maaş ikramiyeyi afiyetle yemiştim. Hep şunu söylerdi. Ne zaman Kemal'i arasam senin odanda buluyorum. Allahaşkına kuzum ikiniz (iki sosyalist kastediyordu) kafa kafaya verip ne konuşuyorsunuz onu merak ediyorum. Ama ikinizi de seviyorum. Çünkü ikiniz de çok dürüst çocuklarsınız, sizi takdir ediyorum. İkiniz de şu Anadolu toprağına hizmet etmek istiyorsunuz. Sen biraz daha Kemal'in beynine girersen vallahi Dünya Bankası'nı bırakır gelir. Senin Kürdistan diye tutturduğun yere vali olur. Ecevit iktidardan düşünce Kemal bey Dünya Bankası'ndaki görevinden döndü. Türkiye politikası ile çok yakından alakadardı, saatlerce Türkiye'nin meselelerini konuşurduk. Sonra uzun yıllar birbirimizi görmeden takip ettik. Dünya Bankası batı kapitalizminin finans tepesidir. Oraya gelmek kolay değil, Kemal yaradılışı itibariyle zeki ve disiplinli bir adamdı. Yaşının elliyi yeni geçtiğini sanıyorum. Gelsin bakalım, neler olacak göreceğiz. Dünya Bankası'nı bırakıp bir görev kabul edeceğim, sanmıyorum.
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
=================================================================================== |  | Yahudi Barzanîler
Kuzey Irak'ta asırlardır "Tat" diyelekti ile konuşan, ticaret ve küçük zenaatlarla uğraşan, bir çok kasaba ve köyde sayıları az da olsa bulunan Yahudilere rastlanmakta idi. Bunlar giyim konusunda da Kürtlere benziyorlardı. Kürtler arasında "Yahudî olmadım, olmayacağım" deyimi yaygın olarak kullanılsa da Yahudiler, Kürtler tarafindan hor görülmezlerdi.[14]
Kürtçe konuşan Yahudilerle ilgili ilk ciddî çalışmaları, kendisi de Kürtçe konusan bir Yahudi olan Kaliforniya Üniversitesi İbranî Dili Profesörü Yona Sabar yapmıştı. Sabar, Tudelali Benjamin ve Haham David'in seyahatnamelerine dayanarak Kürtçe konuşan Yahudilerin tarihî ve etimolojik geçmişleri hakkında bilgi vermişti. Sabar'a göre, Kuzey Irak'ta onikinci yüzyıl ve sonrasında zaman zaman İbn Duği, David Al-roy ve Menahem gibi Yahudi önderlerin öncülük ettiği ve onlarin mesih (kurtarıcı) ilân edildiği Yahudi isyanlari görülmüştü.[15] Sabar'ın ilginç iddiasına göre bölge Yahudileri daha yoksullar arasında yer alırken, özellikle ünlü Barzanî ailesinden gelen hahamlar Kürdistan'ın bir çok yerinde dinî çalışmalar ve eğitim için merkezler kurmuslardı. Bu dinî merkezler, Mısır ve Filistin gibi uzak yerlerden bile öğrenci kabul ediyorlardı.[16] Sabar bu ailenin daha sonra ne zaman Müslüman olduğu konusu üzerinde durmamaktadir. Ancak daha ileride de aktaracagımız gibi özellikle Şeyh Ahmed Barzanî'nin söz ve tavırları Barzanî Ailesi ile ilgili sis perdesini yoğunlaştırmakta, özellikle gizli dinî kitapların varlığı, Müslüman, ehl-i sünnet ve Naksibendî aile görüntüsüyle çelişmektedir. ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ |  | YALÇIN KÜÇÜK’ÜN YAHUDİLER’LE İLGİLİ YORUMLARI | | |  | Sayın Yalçın Küçük, Vakit gazetesine bir demeç verdi ve yahudilerden de bahsetti. Orada Musa Anter’in yahudi olduğunu yazıyor ve bu doğrudur. Nusaybinli olan bu aile yani Anter ailesi yahudidir. Hatta bir kolları Karaim, bir kolları da Task yahudisidir. Sonradan Kürt yahudileriyle akraba olmuşlardır. Kürtler arasında ‘Ape Musa’ (Musa Amca) diye tanınan Musa Anter’in dışında aynı aileden Muhammet Anter, Temirhan Anter, Yusuf Anter, İlkay Anter, Sulhiye Anter gibi isimler de siyasi olarak öne çıkmışlardır. Bu aile hem PKK’nin, hem PJA’nin (Özgür Kadın Partisi), hem KNK’nın (Kurdistan Ulusal Kongresi), hem T-KDP’nin (Türkiye KDP’si), hem HADEP’in, hem PKK-Vejin’in (Apdullah Öcalan’ın eşi Kesire Öcalan’ın kurduğu parti), hem de İsveç Sosyal Demokrat Partisi’nin içindedirler. Ayrıca CHP içinde de etkinlikleri vardır. Ailenin bir bölümü Almanya’da, bir bölümü İsveç’te bir bölümü de Hollanda’da yaşamaktadır. Musa Anter birçok ünlü sabbatay ve Türk musevisi ile birlikte yıllarca Suadiye’de ikamet etmiştir ve devlet içinde ciddi bağlantılara sahiptir. Yalçın Küçük bu bilgiye, muhtemel ki, Anter’in aile dostu olan Yaşar Kaya üzerinden ulaşmıştır. Küçük bir ihtimalle işe genelkurmay’a yakın bir kaynaktan veya, aynı orijin üzerinden Doğu Perinçek’ten almıştır.
Yalçın Küçük Tusiad’ın içinde yahudi kökenli dostları olduğunu ve bunların isimlerini veremeyeceğini söylüyor. Tusiad’ın içindeki yahudilerden kastı bilinenler ise onları ‘deşifre’ etmekten korkması garip çünkü onları hemen herkes tanıyor; Jack Kamhi’yi, Jeffy Kamhi’yi, Sedat Aloğlu’nu, Cem Hakko’yu, İshak Alaton’u, Vedat Behar’ı, İzzet Garih’i (Üzeyir Garih’in oğlu), Tunç Tonger’i, İzi Gambaş’ı, Aabee Yoffee’yi kastediyorsa bu isimler bilinen isimler. Yok eğer Feyyaz Berker, Feyyaz Tokar, İbrahim Özer, Rıfat Özyeğin, Tavit Koletavitoğlu (David Kuldavidoğlu) gibi hakikaten ‘dokunulmaz’ ve dokunulduğu takdirde başa bela olacak kadar sıkıntı yaratabilecek olanlardan bahsediyorsa o zaman kaygısı anlaşılabilir. Ama bunların dışında Saul’lar, Pintolar, Özilhanlar, Caukiler, Levanteler, Charlar, Yeğinler, Özerenler, Özdenler, Pakerler, Gatenyolar gibi bir sürü isim de Tüsiad üyesi yani Tüsiad’ın içinde musevilerin ağırlığı büyüktür.
Yalçın Küçük başbakan sayın Erdoğan’ın danışmanları arasında da sabbatay-yahudiler’in olduğunu belirtiyor ve yine isim vermiyor. Bir tanesi Egemen Bağış, diğeri Kürşat Tüzmen’dir. Güldal Aksoy da sabbataydır. Güldal Aksoy’la Bulgaristan dışişleri bakanı Solomon Pashi arasında akrabalık vardır.
İsrail’in eski büyükelçilerinden Davit Nimrudi, İsrail eski savunma bakanı Yitzhak Mordekhay, Barzani ailesinden Evair, Nathaniel, Misham, Shumuel Barzani, İsmael Gazit gibi isimler bazı diğer ünlü Kürtler’dir.
Yalçın Küçük Barzani’nin babası Mele (Molla) Mustafa Barzani’nin İsrail’i ziyaret ettiğini söylüyor ki, doğrudur. Orada Menahem Begin’in kardeşinin, Emma Rafailoviç’in, Nimrudi’nin, Sardana Rawan gibi önemli isimlerin evinde kalmıştır ve İsrail, Barzani ailesine her zaman yakın olmuştur ve hala da öyledir. Masud Barzani’ye karşı yapılacak bir saldırı, ister Türkiye’den ister başka kürt gruplarından gelsin İsrail tarafından hiç hoş karşılanmayacaktır. Yalçın Küçük Apdullah Öcalan’ın yanına genelkurmay başkanlığının bir kanadını temsilen gittiğinde Barzani’yi PKK’ya öldürterek kürtleri çatıştırmak istedi ve bunu zorladı fakat Apdullah Öcalan bunu kabul etmedi. Türkiye ise Barzani’ye dokunmayı göze alamıyor ve alamaz da. Yalçın Küçük bütün bunları tam olarak bilmiyor aslında, gün gün ona kısıtlı bilgi veriliyor ve o da bunları basına açıklıyor.
Fakat onun dediklerini de doğru kabul etmek gerekir çünkü, ‘bilimsel’den çok ‘istihbaratsal’ bilgiler alıyor. Yani devlet ona kendi istediği kadar bilgi veriyor o da bilim adamı imzasıyla servis yapıyor. Rusya’ya gitmesi de, PKK’ya gitmesi de, Yön dergisi olayı da, Paris macerası da, FKF kuruluşu da hepsi ‘görev’le yapılmış işlerdir. Demek ki, devletin bir kanatsal gücü son zamanlarda sabbatay-yahudi’lerden ve onların devletteki gücünden rahatsız oluyor ve Doğu Perinçek, Yalçın Küçük gibi nasyonalist ve yasal islami güçleri mevzilendiriyor. Sanıyorum daha da fazla provoke edebilirler.  Sarah Aliye Rana www.akademya.org YALÇIN KÜÇÜK: Kürt-Yahudi devleti kurulacak !
Amerika terör bahanesiyle Irak'ı istila ederek Ortadoğu'ya yerleşmenin hazırlıklarını yaparken; Prof. Dr. Yalçın Küçük, inanılmaz açıklamalarda bulundu. | | | | Yalçın Küçük'le muhtemel savaşın nelere mal olacağını ve ilerde Türkiye için ne tür olumsuzlukların meydana geleceğini, sözkonusu saldırının İsrail'in güvenliğini sağlamaya yönelik olup-olmadığını konuştuk.
Prof. Küçük'e yönelttiğimiz sorular ve cevapları şöyle:
- Amerika'nın Irak'a yönelik muhtemel istilasının, İsrail'in güvenliğini sağlama amaçlı olduğu vurgulanıyor. Bu iddia doğru mu? - Bu operasyon sadece İsrail'in güvenliğini sağlamak için sağı solu rahatsız etmeye yönelik değildir. İsrail'in güvenliğini sağlamanın yanında, Amerika'nın dünya hakimiyeti ve bölgedeki hegemonyasını pekiştirmeye yönelik organizmalar oluşturmak içindir.
KÜRDO-JUDAİK DEVLET KURULUYOR Tabii ki İsrail'in güvenliği ABD için çok önemlidir. Çünkü İsrail ABD'nin karakoludur. Ancak İsrail, bölgede rahat bir şekilde yaşamak için "Büyük İsrail'i" kurmak zorundadır. İsrail bölgede biraz toprak genişletmek ve daha fazla Yahudiyi kalıcı hale getirmekle kalmayacak. Büyük İsrail'in kurulması ve bölgedeki hegemonyanın sürdürülmesi için Amerika buraya gelecek. Bu savaş; Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra çizilen haritaya itirazdır. Yeni bir harita yapılması amaçlanıyor. Şöyle de ifade edilebilir: Birinci Dünya Savaşı'nın sonunda yapılamayanlar, şimdi yapılmak isteniyor. Ayrıca bölgede bir "Kürdo- Judaik" devlet kurulacaktır.
- Kürdo-Judaik" devleti biraz açar mısınız? - Kürdo-Judaik; Kürt-Yahudi devleti demek. Bu devletin kurulma hazırlıkları yapılıyor.
- Böyle bir yapılanma İsrail'e ne katacak? - İsrail'e yeniden hayat verecek. Bölgenin ikinci sorunlu devleti Kürdo-Judaik olacağı için, dikkatler İsrail'in üzerinden buraya yoğunlaşacak. Bu iş için de Mesut Barzani ön plana çıkartılıyor. Ancak şunu hemen ifade edeyim ki: Mesut Barzani ve Celal Talabani, Türkiye'deki bir çok politikacıdan daha tecrübeli ve akıllıdırlar. Aşiretten geliyorlar. Bazı solcu yazar çizer takımı ile emekli paşalardan daha zekidirler.
Barzani ve Talabani, Amerika ve İsrail istemediği takdirde devleti resmen açıklamazlar. Ama bir devlet halinde olurlar. Kuzey Irak'ta devlet kurulmasını ise Türkiye sağlamıştır. Postanesini, televizyonunu Türk Devleti kurdu. Parayı Türkiye vermiştir. Barzani ve Talabani Ankara'ya geldikleri zaman ben karşılamadım! Barzani ve Talabani'yi karşılayıp ağırlayanlar bugün hesaplarını iyi yapsınlar.
DÜNYA, "TÜRKİYE ÜS OLDU" DİYOR - Bu savaşın amacı nedir? Ekonomik çıkar elde etmek mi, yoksa bölgeye ideoloji yerleştirmek mi? - Savaşın amaçlarından bir tanesi; elbetteki ekonomik çıkarlardı. Amerika'nın Irak'a saldırmasının temelinde sadece Kürdo-Judaik bir devlet kurulması da yoktur. O zaten olmuş. Ama bunu bir adım daha ileriye götürmeyi amaçlıyor. Nitekim burada çok kararlı bir şekilde Grossman ve diğerleri, "Türkiye, Kuzey Irak'a girmesin" diyorlar. Türkiye'nin istenmemesinin sebebi ise orada oluşturulan yapıyı rahatlıkla hayata geçirmektir.
Türkiye'nin Kuzey Irak'la ilgili politikasını da çok gerçekçi görmüyorum. Türkiye ne yazık ki burada silik ve kişiliksiz bir dış politika yürütüyor. Üslerini açma noktasında dünyada büyük eleştiriler aldı. Dünya, "Türkiye ABD'ye üsleri açtı" demiyor. "Türkiye üs oldu" diyorlar. Siz Türkiye'yi böyle üs yapacaksınız ve kontrol edemeyecek konuma getireceksiniz; ondan sonra da geçip "her şey kontrolümüz altında" diyeceksiniz. Buna kimse inanmaz. Amerika bölgeye 200 bin asker yerleştirecek, ardından ise Türkiye 20-30 bin askeriyle bölgeye girip bir Kürt devletinin kurulmasını engelleyecek! Olur mu öyle şey!.. Bu düşünceler fantaziden ibarettir. Bunların hiçbir gerçekçiliği yoktur. Türk Genelkurmayı eğer bu düşüncede ise çok büyük yanlış içerisindedir.
İsrail'in vahşetine, siyonizme karşı sağlam bir şekilde durmak gerekiyor. Ben anti-siyonistim, bunu her yerde de rahatlıkla ifade ediyorum. Ancak şu gerçeğin altını çizmeden geçemeyeceğim: Türk aydını, özellikle de solu; anti-semitik görünmemek için siyonizme göz kırpıyor.
- İngilizlerin Birinci Dünya Savaşı'nda bölgede çizdiği haritayı, Amerika yeniden şekillendirmek mi istiyor? - Bundan evvelki Büyük Biritanya Dışişleri Bakanı Robin Cook idi. Cook dedi ki: "Türkiye'nin güney sınırları belli değil". Yine ABD eski Başkanı Bill Clinton aynı anlama gelecek sözler ileri sürerek "Ben harita okuyorum" dedi. Ama Türkiye'deki bazı aydınlar aşağılık kompleksine kapıldıkları için "Clinton bize çalışıyor" dediler. Ama adamlar harita üzerinden çalışıp dünyada istedikleri bölgeye diledikleri dizaynı vermek çabasındalar.
Herkesin inancına saygım var. Eğer Kuzey Irak'taki Kürt liderlerinin "Kripto-Yahudi" olduğunu çıkarttıysam; bu yalnış politikayı bozmak içindir. "Barzanilerin yahudi olmadıklarını açıkladıklarını, buna rağmen hangi delillerle onların `Kripto-Yahudi' olduklarını ileri sürüyorsunuz?" diye soruyorlar. Ben onların yüzde yüz yahudi olduklarını söylemiyorum. Ben bilim adamıyım ve elimdeki bilgilere göre konuşurum.
Birileri gibi el etek öperek bu konuma gelmedim. İranoloji ve Kürdoloji okudum. Paris Üniversitesi'ndeki bölüm hocam da çok radikal bir Yahudiydi. Ondan da aldığımız derslerde, Barzani Ailesinde Mustafa Barzani'nin sıkıştığı zaman Telaviv'deki akrabaları olan Kürt Yahudilerinin yanına gittiğine dair belgeler var. Bir çok defa Nasır, Mustafa Barzani'den sembolik olarak üç Kürt askerinin İsrail'e karşı yürütülen savaşa destek olarak gönderilmesini istemiştir. Ancak Barzani, hiçbir zaman Kürt askerlerini göndermemiştir. Biz bunlara bakarız. İsrail de bunları göz önünde bulundurur. Onun için de İsrail, Öcalan'ı getirdiğine dair bütün haberleri yalanlamaya özen gösteriyor.
Kürt-Yahudi devleti kurulacak Çünkü kendi içindeki ve dışındaki Kürtlere ve aradaki bu duygusal yakınlığı zedelemek istemez. Kuzey'deki Kürtlerin İsrail'e yakınlığını da yadırgamam. Çünkü Araplar Kürtlere kötü davrandılar.
Bütün bunları şunun için söylüyorum: "Ey Türk yöneticileri bunları kazanın. Kürtler, bu topraklara bağlıdır. Bak görüyorsunuz yüzde 85 oy veriyor. Bunlara sahip çıkın. Türkiye'deki Kürtleri devamlı döverek, söverek bir neticeye ulaşamazsınız. Anlayın artık" gerçeğinin bilinç altına yerleşmesini istiyorum.
"KÂR-ZARAR HESABIYLA SAVAŞ OLMAZ" - Peki Türkiye nasıl bir strateji izlemeli ki hem ABD ve İsrail'in Kürt devleti kurulması planına engel olsun hem de olup bitenleri en az zararla atlatsın? - Kâr-zarar hesabıyla savaş olmaz. Komşunda yangın çıkarsa senin evin de mutlaka zarar görür. "Savaş çıkacak bunun engelleyemem, dolayısıyla güçlüden yana olayım ve destek vererek zararımı aza indireyim" hesabı ahlâki değildir. Hayatım, gençlik yıllarım "olur mu böyle olur mu kardeş kardeşi vurur mu?" marşlarını söylemekle geçti. Kuzey Irak'taki Kürtler ile Türkiye'deki vatandaşlarımız akrabadırlar. Ancak şu da unutulmamalıdır ki Iraklılar da kardeşlerimizdir. Kıbrıs'a sahip çıktığımızdan çok daha fazla bir şekilde bölgedeki kardeş ülkelere sahip çıkmak gerekiyor. Çünkü biz çok daha uzun bir süre o topraklarda yaşadık. Her Türk'ün şunu söylemesi gerekiyor: "Ey Amerika! Sen bu benim 500 yıl yaşadığım bu topraklarda istediğini yapamazsın. Senin bu topraklar da ne işin var?"
Onun için sağcısıyla-solcusuyla, İslâmcısıyla kemalistiyle her Türk aydının bu kirli savaşa karşı çıkması gerek. "Savaş önlenmez" bahanesinin arkasına gizlenmeye hiç lüzum yok. Türkiye "Ey Amerika bölgedeki komşularıma saldırırsan ben de Araplarla birlikte seninle savaşırım" derse "savaş" kendiliğinden önlenmiş olur.
Bu savaş yüzyıl savaşı olacak. Amerika veya başka güçlerin buradaki üç günlük üstünlüğü başarı saymaz. Bu savaş devam eder. Dolayısıyla topraklarınızı o güçlere açtığınızda yüzyıl savaşının hedefi oluyorsunuz. Savaşa duyulan öfke gayet iyi. İslâmcı kitle savaşa karşı olduğunu ortaya koyuyor. Ancak daha önce de belirttiğim gibi Sabataycılar, iktidar partilerinde kümelenmeye çalışıyorlar. Eğer Sabataycıların etkisiyle Amerika'nın yanında yer alarak Türkiye savaşa girerse, iktidardaki parti için çok büyük olumsuzluk olur. ABD, ikinci bir tezkerenin Meclis'ten geçmesi için bastırıyor. Çünkü bu yöntemle dünyaya "Türkiye'de en İslâmcı parti iktidarda olduğu sırada savaş kararına destek verildi" mesajı verilmek isteniyor. Bugün hükümetteki politikacılar, bir yandan Sabatayistlerle diğer yandan Kripto-Yahudilerle sarılmışlardır.
Türkiye'de Dışişlerine Sabatayistlerin hakim olduğuna dair görüşüm bir yasa haline geldi. Yaşar Yakış sınıf arkadaşımdır. Yaşar Yakış, Dışişlerindeki yapının kendisini kabul etmediğinden yakındı. Çok vahim bir gerçeği sizin aracılığınızla kamuoyuna açıklamak istiyorum: Amerikalı yetkililer, en kritik görüşmeleri ne Başbakan'la ne de Dışişleri Bakanı ile yapıyorlar. Tüm görüşmeleri Uğur Ziyal'le yapıyorlar. Bilindiği gibi Uğur Ziyal'i, İsmail Cem getirdi.
Bundan önceki Dışişleri Bakanı da aynı inancın adamıydı. Ama Şükrü Sina Gürel'e güvenmedikleri için yine Uğur Ziyal'le görüşüyorlardı. Dick Cheney'nin, Colin Powell'ın ne dediğini Türkiye, Uğur Ziyal'den öğreniyor. O da Ziyal'ın aktardığı kadarını biliyoruz.
"AMERİKA SONUNDA PERİŞAN OLACAK" Türkiye'deki garip ilişkiler, bağlantılar göz önünde bulundurulup bir değerlendirme yapıldığında ülkemizin ciddi bir tehlike ile karşı karşıya olduğu anlaşılır. Hiç kimse "Amerika gelecek Irak'a demokrasi yerleştirecek ve gidecek" şeklindeki hayal ürünü düşünceleri ileri sürmesin. Amerika'nın bölgeye gelmesi hem Türkiye'de hem de bütün dünyadaki dengeleri altüst edecek. Şuna inanıyorum: Bölge ve dünya dengeleri değişse de eninde sonunda Amerika buradan perişan olarak çıkacaktır.
- ABD'nin bölgeye yerleştikten sonra Suriye, Suudi Arabistan'a el atacağı ifade ediliyor. Peki İran'a yönelik her hangi bir hareketin içine de girebilir mi? - Niye 1967'yi örnek alıyorum? İsrail'in kuruluşu niye 1948 değil de 1967? Çünkü 1967 İsrail'in burada yaşayacağını gösteren tarih.
Bu tarihten sonra dünyanın her tarafından ister açık Yahudi, ister Sabatayist, isterse Kripto-Yahudi olsun tüm Museviler, nerede bulunuyorlarsa bulunsunlar İsrail'e sadakatlerini bildirdiler.
1973 de çok önemlidir. 1973 şunu gösterdi ki; Araplar, Sovyetlerin desteği de olsa İsrail'i buradan kazıyamayacaklar. Ancak son zamanlarda İsrail çok zayıfladı. İstikrarı sağlayamıyor. Enflasyonu var, halkının büyük kısmı artık savaş istemiyor. İsrail'i terk edenlerin sayısı artıyor. Olup bitenleri ise Amerika önleyemiyor.
Yaptığım analizlere göre; yukarıda izah ettiğim nedenlerden dolayı bir çıkış yolu aranıyor. Amerika'nın Ortadoğu'daki hegemonyası zamanla zayıfladığı için de, İsrail gibi ikinci bir karakol kurma çabası içine girildi. Bu karakolun resmen ilanı ise ileriki zamana bırakılacak. Bununla birlikte Amerika kendi varlıklarını uzunca bir süre hem Türkiye'den hem de bölgeden çekmeyecektir. ABD unsurları gitmedikçe de tehlike ve tehdit sürer. ABD, Irak'tan sonra savaşı Suriye ile yapacak. Suriye düşürüldükten sonra ise, İsrail'in
GAP'tan tutun Ermenistan'a kadar yolu açılmış olur. İran, bölgedeki savaşa müdahale etmedikçe, ABD'nin Farisilerle savaşı göze alacağını tahmin etmiyorum.
Türkiye iki nüfuz bölgesine ayrıldı Başka bir noktaya daha dikkatinizi çekmek istiyorum: Birinci Dünya Savaşı'ndan önce İran iki nüfuz bölgesine ayrılmıştır. Kuzeyi Rusya nüfuz bölgesi, Güneyi ise İngiltere nüfuz bölgesiydi. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra da aynısı oldu. Ama şimdi şunu kabul edeceğiz. Bizim için büyük utanç vesilesi olarak kabul etmemiz gereken bir gerçek var. O da şudur: Türkiye ne yazık ki artık iki nüfuz bölgesine ayrılmıştır. İskenderun ile Samsun arasındaki hattın doğusu; Amerikan nüfuz bölgesi, Batısı da Avrupa nüfuz bölgesidir. Ve görülüyor ki Meclis'in kararı olmadan Amerika, nüfuz bölgesini istediği gibi kullanıyor.
- Sayın Küçük bu çok ağır bir değerlendirme değil mi? - Amerika, Türkiye'yi iki nüfuz bölgesine ayırdı demiyorum ki. Türkiye çok büyük zaafiyet gösterdiği için iki nüfuz bölgesine ayrıldı. Amerika'nın elinde olsa bütün Türkiye'yi tek nüfuz bölgesi yapardı. Ülkemiz ne yazık ki iki nüfuz bölgesine ayrılmış durumdadır. Amerika'nın İzmir'le, Bursa ile bir ilgisi yok. Ama Doğu ve Güneydoğu bölgesindeki her ilimizle yakından ilgilidir.
- Buna kim veya kimler neden oldu, niçin engel olunamıyor? - Ekonomik ve siyasal olarak çok zayıf durumdayız. Ayrıyeten bazı yöneticilerimizin "gaflet" ve "delalet" içinde olmaları nedeniyle engel olunamıyor. Artık gayet açık. Osmanlıların son dönemlerinden bile çok daha utanç verici bir vaziyetteyiz. Amerika yanı başımızdaki komşumuza saldırmak için hazırlık yapıyor, İstanbul Matbuatı ise sevinç ve çığlıklar eşliğinde "Kapılar açıldı" manşeti atıyorlar.
TÜSİAD gizli Yahudi hakimiyeti altında Bugün Türkiye'de hukuku altüst ederek savaş isteyen ve Meclis'ten bir karar almaksızın Amerikan askerlerinin ülkemizin çeşitli bölgelerine yerleşmesini savunan ve bunu sevinçle yazan ve karşılayan TÜSİAD'dır. TÜSİAD savaşı ister, çünkü Kripto-Yahudilerinin egemenliği altındadır. Kripto-Yahudi kavramı, bilimseldir, Yahudiler de kabul eder.
- Türkiye'de Kripto Yahudiler için ne deniliyor? - Kripto Yahudi; gizli Yahudiler demektir. Eskiden Osmanlı döneminde Kripto-Hıristiyan da vardı. Kripto ifadesinde bir hakaret yoktur, gizli demektir. TÜSİAD'da kimlerin Kripto-Yahudi olduğunu bilirim. Onlar da beni bilirler.
- Bir kaç isim verebilir misiniz? - Hayır... kusura bakmayın vermeyeceğim... Zamanla bazı kişileri açıklıyorum. Amerika'nın Türkiye üzerinden Kuzey Irak'a girme düşüncesini Bush'a, Kripto Yahudiler önerdiler. AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın danışmanları arasında Kripto Yahudilerin olabileceğini söylüyorum. Kripto Yahudilerle ilgili bir tek isim verdim: Musa Anter.
Kuzey Irak'ta Yahudi Kürt Partisi bile kuruldu - Kuzey Irak'ta olup bitenlere ne diyorsunuz? - Kuzey Irak'ta Kasım ayı içinde Talabani'nin izniyle Süleymaniye'de bir parti kuruldu: Kürdistan Yahudileri Milli Partisi.. Bu parti açık şekilde Süleymaniye'de faaliyet gösteriyor. Vahim olan nokta ise bu tablonun ortaya çıkmasına Türkiye'nin seyirci kalmasıdır.
- ABD; Hıristiyanlığı, İsrail ise Yahudiliği temsil ediyor. Bu iki ülkenin çıkarları nasıl örtüşüyor? - Amerikan politikalarına yön verenlerin Yahudi olduğu biliniyor. Amerika hiçbir zaman Avrupa'daki bazı ülkeler gibi "anti-semitist" olmadı. Amerika bir çok ülkeyi yanıltmıştır. Öteden beri Ortadoğu'daki karakolu İsrail olmuştur. Şimdi Ortadoğu'ya, dünyayı karşısına alarak resmen yerleşmek istiyor.
Nethaber ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ |  |  | | | Yahudi Barzanîler
Kuzey Irak'ta asırlardır "Tat" diyelekti ile konuşan, ticaret ve küçük zenaatlarla uğraşan, bir çok kasaba ve köyde sayıları az da olsa bulunan Yahudilere rastlanmakta idi. Bunlar giyim konusunda da Kürtlere benziyorlardı. Kürtler arasında "Yahudî olmadım, olmayacağım" deyimi yaygın olarak kullanılsa da Yahudiler, Kürtler tarafindan hor görülmezlerdi.[14]
Kürtçe konuşan Yahudilerle ilgili ilk ciddî çalışmaları, kendisi de Kürtçe konusan bir Yahudi olan Kaliforniya Üniversitesi İbranî Dili Profesörü Yona Sabar yapmıştı. Sabar, Tudelali Benjamin ve Haham David'in seyahatnamelerine dayanarak Kürtçe konuşan Yahudilerin tarihî ve etimolojik geçmişleri hakkında bilgi vermişti. Sabar'a göre, Kuzey Irak'ta onikinci yüzyıl ve sonrasında zaman zaman İbn Duği, David Al-roy ve Menahem gibi Yahudi önderlerin öncülük ettiği ve onlarin mesih (kurtarıcı) ilân edildiği Yahudi isyanlari görülmüştü.[15] Sabar'ın ilginç iddiasına göre bölge Yahudileri daha yoksullar arasında yer alırken, özellikle ünlü Barzanî ailesinden gelen hahamlar Kürdistan'ın bir çok yerinde dinî çalışmalar ve eğitim için merkezler kurmuslardı. Bu dinî merkezler, Mısır ve Filistin gibi uzak yerlerden bile öğrenci kabul ediyorlardı.[16] Sabar bu ailenin daha sonra ne zaman Müslüman olduğu konusu üzerinde durmamaktadir. Ancak daha ileride de aktaracagımız gibi özellikle Şeyh Ahmed Barzanî'nin söz ve tavırları Barzanî Ailesi ile ilgili sis perdesini yoğunlaştırmakta, özellikle gizli dinî kitapların varlığı, Müslüman, ehl-i sünnet ve Naksibendî aile görüntüsüyle çelişmektedir. ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ Perinçek - Öcalan - MİT İlişkisi
Öcalan’ın Perinçek hakkında İmralı’da söylediklerini okuyanlar, Öcalan’ın Perinçek’i milletvekili yapmayı düşünmesini yeni öğrenenlerden şaşıranlar var. Oysa bu ilişki çok eski. Öcalan, kendi anlattığına göre MTTB yandaşı, MİT ce CIA tarafından kurulan Komunizmle Mücadele Derneği’nin aktif bir elemanı ve Necip Fazıl Kısakürek’in konferanslarına giderken, devlet memuru ve devlet bursuyla okuyan öğrenciyken birden "solcu" olmuş. Adli kayıtlara geçişi de Şafak Bildirisi’ni yani Perinçek’in yazdığı o zaman PDA olarak bilinen grubun bildirisini dağıtırken yakalanmasıyla başlıyor.
Bu davaya ünlü Baki Tuğ bakıyor ve sanıktan bir talep gelmeden, Öcalan’ı serbest bırakıyor. Oysa savcı ilk iddianamede Öcalan’ın Perinçek ekibinin elebaşısı olduğunu söyleniyordu. O dönemde MİT’ten savcılara ve hakimlere "mensubumuzdur" şeklinde yazı gidiyor ve ajan-provokatörler serbest bıraktırılıyor.
Ancak Öcalan’ın serbest bırakılmasının yasal kılıfı da bulunması gerekiyor. Aksi taktirde deşifre olur. İşte burada, bildiri dağıtımının tanığı olarak mahkemede ifade veren ve dönemin ülkücüsü olarak herkesin tanıdığı bir isim devreye giriyor : Fehmi Yücesoy. Yücesoy, ısrarla duruşmalarda Öcalan’ın bildiri dağıtanlar arasında olmadığını söylüyor ya da söyletiliyor.
Mumcu’nun bu ilişki üzerine gittiği için öldürüldüğü biliniyor, doğru ancak eksik. Mumcu, sadece Öcalan - PKK ilişkisini yazmak üzere değildi, Yaşar Kaya - MOSSAD ilişkisi için de epey yol aldığı yakınları tarafından bildiriliyor.
1978-1980 arası Apocular ile TİKP yani Perinçek’in partisi birbirini vurdular. Ondan sonra ne olduysa tekrar canciğer kuzu sarması oldular.
22 Mart 1992, sayı 12 2000’e Doğru Dergisi’nin tamamına yakını PKK’ya ayrılmış adeta. Ferit İlsever, Apo ile görüşmeye Bekaa’ya gitmiş, tabii bir "gazeteci" olarak. Apo ile bir muhabbet var ki sormayın gitsin. Apo, Bahar Politikalarını açıklamış Doğu Perinçek ve HEP Genel Başkanı Feridun Yazar birlikte ortak basın açıklaması yapmışlar; Newroz Piroz be ! demişler. Başyazıyı Ferit İlsever yazmış, başlığı : Türk ve Kürt halklarının Newroz Bayramı kutlu olsun ! W Cumhuriyet Devrimleri alfabesinde var mı; doğrusu çok kınadım. W alfabemize lazım olsaydı, Mustafa Kemal koyardı herhalde. Cumhuriyet devrimlerine ihanet gırla gidiyordu o zamanlar. Mübarek dergi, sanki Serxwebun olmuş adeta. O yılları bilmeyenler olabilir. Perinçek, Apo’yu bir seviyordu ki, sevmek ne kelime adeta dergileri ona ayrılmıştı. HEP’e yalvarıyordu, seçime beraber girelim diye. 1986’da da Murat Belge’ye yalvarıyordu, beraber parti kuralaım diye. Saçak’ta açık oturumlar düzenleniyordu, sosyalist parti kuralım diye ve Perinçek kimi görse yalvarıyordu. Sadun Aren, Yalçın Küçük, M. A. Aybar falan. Şimdi Murat Belge "ajan" oluverdi. O günlere ait daha çok 2000’e Doğru ya da arada bir kapatılınca Yeni Yüzyıl olarak çıktığı sayılarda var. Daha önceki Yazı İşleri Müdürü Fatma Hanım ceza almıştı ve Türkiye’den kaçtı. Türk devrimlerinin mahkelemelerinin kararına, cezaevlerine saygı duymadan üstelik. Neden ceza almıştı dersiniz ? · Bölücülük falan olmasın, yasadışı örgütün propagandasını yapmak olmasın sakın ?
Böyle onlarca dergi, yüzlerce yazı var. Bütün bunlar ne zaman mı olmuştu, Perinçek’in, MIT’in emniyete vermediği belgeleri, Barış Manço’nun kayınpederi MİT mensubu Turan Çağlar vasıtasıyla elde ettiği bilgileri gazetesinde yayınlayarak devrimcileri ihbar ettiğinden sonra, 12 Eylül olmuştu. Perinçek, 12 Eylül’ü çok sevmişti ve "teröristlerle aynı yerde kalmamak" için cezaevine iadresine dilekçe üstüne dilekçe veriyordu. İhbarcılık döneminde, isim isim, fotoğraf, adres vererek ihbarcılık yaptıkları dönemde Devrimci Yol’u anlatan MIT belgelerini yayınladıklarında manşetleri şuydu : Sokak Örgütlerinin En Güçlüsü !
Yıllar sonra Öcalan, o gün Aydınlık’ta Devrimci Yol hakıında MİT’in kanaatlerini aynen Sexwebun’da söylüyordu; Solda ciddiye alınacak tek hareket Devrimci Yol’dur diyordu ve arkasından aynen Perinçek gibi aynen MİT gibi kin ve nefret kusuyordu.
Gokyuzu [SANDAL] ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ |  | Yalçın Küçük: Mehmet Ali'ler de İbrani Asıllı
Kuş gözü... Sadece bu iki kelime... Geçiyor beynimden, gözleri gözlerime değince... Gördüğüm en kısık gözlere sahip. Atmaca, kartal gibi şeyler geliyor aklıma. Aman Allah«ım, o küçücük gözleriyle nasıl da keskin, delici bakıyor. Biraz ürkütücü olabilir. Ama etkileyici olduğu da kesin. Bir deliye mi, dahiye mi ait? Yanıtını kolay veremeyeceğiniz kadar parlak gözler... Ve o çocuk eller... Nasıl da minicikler. Onlar beni rahatlatıyor. Zannederken...
Röportaj esnasında, o güzelim minicik ellerini pat pat pat bacaklarına, kitaplara, sağa sola, masaya vurmaya başlıyor. Sonra birden duruyor ve diyor ki: ``Hanımefendi şanslısınız! Bazen farkında olmadan karşımdakinin bacağına da vuruyormuşum...’’
Kendini öyle kaptırıyor. Öyle full-konsantre konuşuyor. Ama arada espri patlatmayı da ihmal etmiyor. Gerçi bu adamın esprilerine de yetişmek kolay olmuyor. Espri bitiyor, 5-10 saniye sonra ``Haa şunu demek istedi’’ diyorsunuz.
Çünkü her an her şey, bir başka şeye göndermeli... Bir şey söylüyor ama kast ettiği, varmak istediği hedef başka. Bazen birden fazla. Kabul, yorucu. Ama aynı anda büyüleyici. Bazen sesini yükseltiyor.
Bazen de bir sır veriyormuş gibi kafasındakileri sizinle teatral bir biçimde kısık sesle paylaşıyor. Yoğun, derin ama kesinlikle tanışılması gereken bir adam. Evlere şenlik bir adam. Konuşurken es veriyor, düşünerek konuşuyor.
Evet, bunu herkes yapıyor ama... Ama o düşünme aralarında, dudaklarını büzüyor. Ve şimdi geldik sadede: İ-na-nıl-maz bir zeka.
Dakika bir, gol bir, sizi etkisi altına alıyor, oyunun hakimi o, bazen anlattıklarını hayretle dinliyorsunuz, resmen gözleriniz yuvalarından fırlıyor; bazen de ``Yok artık daha neler!’’ deme ihtiyacı hissediyorsunuz.
Susturabilene aşk olsun, susturmak isteyene de; fikirden fikre atlıyor, anekdottan anekdota ama söylediklerini bir şekilde birbirine bağlıyor. Sonra duruyor: ``Benim çaya bakmam lazım’’ diyor.
Yemin ederim öyle. Ve minik adımlarla, tin tin tin mutfağa gidiyor. Tüymek için değil. Allah için, bu adam hiçbir şeyden tüymüyor. Yüzleşmek onun hobisi. Hatta meydan okumak. Seviyor. Tartışmayı seviyor. İstiyor ki, ortaya attığı bütün tezler üzerine tartışılsın. Yeteri kadar tartışılmadığından şikayetçi.
Bir röportaj boyunca kaç kere çay molası verdiğimizi hatırlamıyorum. İkide bir mutfağa gidiyor. Onun çayının demlenmesi 50 dakika sürüyor. Bence onunki çay yapmak değil, çayla ön sevişme. Biz görmüyoruz ama öpüp okşadığını, sevgi sözcükleri fısıldadığını, eliyle çayı kontrol ettiğini söylüyor. Zaten o her şeyi aşkla yapıyor.
Ve sonunda öyle bir çay sunuyor ki, tadını unutabilmeniz mümkün değil. Yalçın Küçük gibi. Onunla söyleşinin tadı da kalıyor insanın hafızasında...
SEÇİLMİŞ AİLELER Kimseye husumet beslemiyorum ben. Ama bugün Türkiye’de ne yaparsanız yapın bazı şeyleri değiştiremezsiniz. Mesela Bozer Ailesi vardır. Bu aile, Göle Ailesi’yle evlenmiştir. Asaf Savaş Akad, benim arkadaşım, rektör olur, karısı profesör olur, onun kardeşi dekan olur, Ali Bozer durduğu yerden Dışişleri Bakanı olur, onun kardeşi durduğu yerden rektör olur. Bu böyle devam eder. Bunlar kabiliyetsiz de değildir. Bu değil anlatmaya çalıştığım. Ama bunlar seçilmiş bir ailedir. Benim yaptığım bunu ortaya çıkarmak. |  | Ben sıradan biri değilim hanımefendi, ben bir devrimciyim Bugüne kadar röportaj yapacağım en zeki insanlardan biri olduğunuz söylendi. Öyle misiniz? - O karar size ait. Ben kendimi aptal görüyorum. Ama siz beni zorlayacak hiçbir soru sormadınız. |  | Zekam ortaya çıkamıyor!
Her tahlilinizin sonucunda, beğenmek ve beğenmemek olgusu var. Bu ağır bir yük değil mi? Haksızlık da yapabilir insan. Hiç tartışmıyor musunuz kendinizle... - En zeki sorunuz bu!
Teşekkür ederim! | | |  | - Her topluma bir estet lazım. Güzeli bilen. Ben kendimi öyle görüyorum. Zaten herkes benden bunu bekliyor. Röportajlarda filan ‘Gülben Ergen’i Meltem Cumbul’u nasıl buluyorsunuz?’ diye soruyorlar. Ben de cevap veriyorum: ‘İlk söylediğiniz hanımefendinin yüzü eğri’ diyorum. ‘Diğerine gelince, ağzını açtığında korkuyorum!’ Sonra ‘Hoca, gerçekten senin söylediğin gibiymiş’ diyorlar. Ben sizin gözünüzüm. Buna inanıyorum. |  | Bu sizinki, ruhsal bir bozukluk olmasın! - Öyle mi düşünüyorsunuz?
Kabalık etmem istemem ama insanları fiziksel özelliklerine göre yargılama hakkını size kim verdi? Üzerinize vazife mi? İnsana ‘Çüş!’ demezler mi? - Demiyorlar.
Demedikleri için de, siz devam ediyorsunuz... - Toplum benden bunu istiyor. Bana güveniyor. O yüzden çıkıp en sevdiğimiz Nazım Hikmet’in romanı roman değildir diyorum. O zaten kadından da anlamazdı diyorum...
Siz bunları ilgi çekmek için yapıyor olmayasınız... | | |  | - Yok hayır, siz güzel olmayan bir şeye, birine bakıp güzel derseniz, güzellik ölçüsü toptan değişir, bozulur. Ben buna karşıyım. Bir de öyle görünüyor ki, siz sıradan olmamaya çalışan birisiniz ama hep sıradan insanlarla karşılaşmışsınız! Ben sıradan biri değilim hanımefendi. Ben bir devrimciyim.
Devrimci olduğunuz için de kendinizde bu hakkı buluyorsunuz? İnsanların size bu hakkı verdiğini düşünüyorsunuz... - Evet. Onlar söylediklerimi doğru kabul ediyor. ‘Daha da söyle’ diyor. Ben de başkasının cinayetlerini işliyorum. Çünkü onlar işleyemiyor. Ama o cinayetlerin işlenmesi gerekiyor. Ben Camus okuyucusuyum. Bırakın Gülben’i Meltem’i, Türkiye’deki bütün edebiyatçılar Orhan Pamuk dedikodusu yapar, ama onun hakkında yazmazlar. Bense onu öldürüyorum. Ben Latife Tekin’i öldürdüm. Her düzen tanrıcıklar sistemidir. Ben o tanrıcıkları ortadan kaldırıyorum. Doğru yaptığımı kabul edenler çoğaldıkça bu ülke kurtulur...
MEHMET ALİ’LER DE İBRANİ ASILLI Mehmet Ali Alabora’ya ‘Yalçın Küçük, bütün Mehmet Ali’ler İbrani asıllıdır diyor’ demişler. Çocuk da çok dürüst davranmış: ‘Biz Selanikliyiz. Ama Bezmen ve İpekçi Ailesi gibi eğitim yapmıyoruz’ demiş. En önemli noktaya geliyoruz: Ben bu işe başladığım zaman Türkiye sabetaizmi deklarasyona hazırlanıyordu. Durdular tabii. Oysa benim yaptıklarım Türkiye sabetaizmine karşı değil. İnsan niye gizli yaşasın? Ama işte bazıları gizlemeyi tercih ediyor. İsmail Cem ısrarla ‘Ben değilim’ diyor. Aynı aileden olan Cemil İpekçi ‘Biz haham ailesindeniz’ diyor.
Ayşe Arman Hürriyet 06. Haziran 2004 ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ | |
|