|
Yazar admin
|
|
Çarşamba, 09 Mayıs 2007 |
ACI BİR KAYIP Merhume Rebia Emeç ve merhum Selim Ragıp Emeç'in oğlu, Hadiye Emeç'in yeğeni, Çetin Emeç , Zeynep Gezgin ve Leyla Tavşanoğlu'nun kardeşi, Nakime Çullu ve Tayyar Çullu'nun damadı, Ahmet Çullu'nun eniştesi, Bilâl Gezgin, Bilge Emeç, Sedat Tavşanoğlu ve Semra Çullu'nun kayınbiraderi, Mehveç Emeç, Mehmet Emeç'in amcası, Revan Gezgin ve Doğan Gezgin'nin dayısı, Leyla Çullu ve Canan Çullu'nun eniştesi, Ali Selim Emeç'in babası, Naziye Emeç'in eşi, AYDIN EMEÇ hayata veda etti. Cenazesi 25 Nisan 1986 Cuma günü (bugün) Teşvikiye Camii'nde kılınacak öğle namazından sonra Zincirlikuyu Mezarlığı'nda toprağa verilecektir. AİLESİ Not: Çelenk gönderilmemesi önemle rica olunur. Sitede 1 Ziyaretçi Var Milliyet, 25.04.1986, s.7 ********************************************************************************** VEFAT Rahmetli Ahmet Rasim Paşa ve Besime Hanım'ın torunu, Rahmetli Fikri Servet TÖR ve Hayriye Hanım'ın kızı, Ord. Prof. Dr. Abdülhak Kemal YÖRÜK'ün Kerimesi, Rahmetli Cafer Ali ve Nazmiye SOLAKSUBAŞI'nın Gelini, Rahmetli Emel Muzaffer HARUNOĞLU, Refik, Nihal, ERTUĞ'un kardeşi, Muhtar Mualla ALEMDAR, Prof. Faik Emine TAVŞANOĞLU, Eşref-Melihat İÇLİ'nin Gelinleri Merhum Gül ve Uğur DERMAN, Servet Gülden HARUNOĞLU, Ferit Füsun ERTUĞ, Yavuz GÜL ALEMDAR, Mete, Jane, ALEMDAR, Sedat, Leyla, Vedat, Ayşe TAVŞANOĞLU, Adnan, Suna İÇLİ, Altan Şimşek ALÖÇ, Handan ALTINOK'un teyze ve yengeleri Melek, Erdem KARAKAŞ, Mahmut SABA SOLAKSUBAŞI, Ali, Kelly SOLAKSUBAŞI, Fikret, Selma BAĞCAĞIZ'ın Sevgili Anneleri, Pelin, Suğla, Selim, Sinan, Fulya, Seray, Leyla, Melis'in Anneanne ve Babaanneleri YÖNDER, EDİN, TÖR, YÖRÜK, TÜRKMEN, AYSAY, SELGİL, TİMURKAN Ailelerin Kuzeni, Tevfik Solaksubaşı'nın Sevgili Eşi, Fatma Sevinç SOLAKSUBAŞI 30 Mart 2003 Günü Vefat Etmiştir Cenazesi 01 Nisan 2003 Salı Günü İkindi Namazını Müteakip Gemlik Çarşı Camisinden Kaldırılıp, Küçükkumla Mezarlığı'na defnedilecektir. Not: Çelenk Gönderilmemesi Türk Eğitim Vakfına Bağışta Bulunulması Rica Olunur.
(Hürriyet Ege Baskısı, 01/04/2003) *********************************************************************************** Fikri Servet Tör'ün masonluğunu, Mustafa Kemal'le akrabalığı ve yakın ilişkisini, geçmişteki güçlü pozisyonunu yazmıştık. O yüzden geçiyorum. Ahmet Rasim Paşa için şöyle yazmıştık: Ahmet Rasim Paşa: Vezir, Bahriye Nazırı (1879-1891) Vali, İstanbul Şehremini, Aşiyan Mezarlığı'na gömülü. İlanda ismi geçen Leyla Tavşanoğlu yani kızlık ismiyle Leyla Emeç, Cumhuriyet'te söyleşiler yapan gazeteci hanım, öldürülen Çetin Emeç'in kızkardeşidir. Çetin Emeç'in gazeteci babası Ragıp Salim Emeç, Çetin Emeç'in yazar-gazeteci ağabeyi Aydın Emeç ve elbette Çetin Emeç masondurlar. (Bkz. İlhami Soysal)
Çetin Emeç, bugün Ertuğrul Özkök neyse dün onun pozisyonunda birisiydi; özel tv ve İnternet olmadığı dönemde daha da etkiliydi ve Hürriyet'in başındaydı. (Çetin Emeç'den önce de o pozisyonda Ecvet Güresin vardı.) Çetin Emeç öldürüldükten sonra, Erol Simavi, gazeteyi satıp İsviçre'ye temelli olarak yerleşti. Yazılanlara bakılırsa Erol Simavi, öldürülme korkusu içinde çok sıkı korumayla, bir şatoda adeta paranoyak bir hayat sürmekteymiş. Daha önce yazdığım, çok önemsediğim bir soruyu yineliyorum: Sabetaycıları kim, hangi güç neden öldürmekte? Bize, "vicdanı sızlayan ifşaatci genç" olarak sunulan senaryonun aslı ve güçler arasındaki bu hesaplaşmanın dünden bugüne siyasi yansımaları nedir? Al gülüm ver gülüm oyunu içinde biz "burnumuzu sokana kadar" kayıkçı kavgası yapanların, bize saldırmalarında bu oyunu bozmamızın etkisi nedir? Devlet içindeki hesaplaşamlarda, Sabetaycıların ve Sabetaycılığın rolü nedir? (Çetin Emeç'in piyanist kızı Mehveş Emeç, dün Reha Muhtar'ın sevgilisiydi ve bugün de müslüman olmayan birisiyle evlidir) Soyadlarına devam edelim. EDİN soyismi çok meşhur, bu herkesin Sabetaycı olduğunu bildiği bir aile, Kemer Country denen yeri yapanlar, geçenlerde yaptığı hırsızlık nedeniyle bu ailenin bir ferdi cezaevine girdi. YÖNDER, soyadı bize geçmişin solcusu bugünün bir numaralı kapitalisti olan Yönetmen-Oyuncu Tunca Yönder'i çağrıştırmaktadır. Soyadı benzerliği değilse eğer diye bir rezerv koyarak. İÇLİ soyadı bize meşhur bestekar Sabetaycıyı çağrıştırmaktadır. ERTUĞ soyadı bize önce AP Milletvekilliği daha sonra da Yeşiller Partisi Başkanlığı yapmış olan, bir-iki yıl önce ölen Celal ERTUĞ'u çağrıştırmaktadır. ALTINOK soyadının, eski milletvekili Tevfik Altınok'la bağı var mıdır? ALEMDAR soyadının Kemal Alemdar'la ilişkisi var mıdır?
KIZILBAŞ Ali Ülger ************************************************************************* Nukhet Duru’nun eski Mehveş Emeç’in yeni eşi ‘Sanatın kalitesi artacak, fiyatı ucuzlayacak’ Kültür–sanatın değişik alanlarında önemli projeler geliştiren Koç Kültür Sanat, ‘K Kitaplığı’nı kurarak ilk kitaplarını yayımladı. Koç Kültür Sanat’ın Genel Müdürü Özalp Birol, büyük bir sermaye grubunun daha bu alana girmesinin hem sanat hem de sanatçılar açısından kazanç olacağını söylüyor.
2002 yılının başında kurulan ve geçtiğimiz ay ‘K Kitaplığı’ adı altında ilk kitaplarını yayımlayan ‘Koç Kültür Sanat Tanıtım’, Genel Müdürü Özalp Birol’un ifadesiyle Türkiye’nin kültür–sanat hayatına yeni bir dinamizm getirmeyi hedefliyor. Koç Kültür, sadece kitap yayımlamayacak; bir taraftan Koçbank finansal hizmetleri içerisinde yer alan tüm şirketlerin kültür–sanat politikalarını yönetecek diğer bir taraftan da plastik sanatlar ve müzik alanlarında alternatif etkinlikler geliştirecek.
Koç Kültür’ün tabelasını asıp, faaliyete başladığı günlerde, yayın çevrelerinde ‘büyük bir sermaye grubunun’ yayın hayatına ‘el atması’ yadırganmış ve bu grubun dengeleri ‘alt–üst edeceği’ iddia edilmişti. Bu tür endişelerin yersiz olduğunu belirten Özalp Birol, “Bir iki yıl yeni yazar transfer etmeyeceğiz.” diyor ve büyük sermayenin kültür–sanat alanına girişinin sanata ve sanatçıya katkısı olacağını söylüyor: “Sermayenin bu piyasaya giriyor olması çok iyi bir şey. Çünkü burada bir ekonomi oluşacak. Bu ekonomiyle dağıtım para kazanır, yazar para kazanır. Böylece etkinlikler daha da artar, kültür ve sanat faaliyetleri hem çoğalır hem de ucuzlar.”
“Önce çeviriye ağırlık vereceğiz” Uzun yıllar Yapı Kredi Kültür Yayıncılık’ın genel müdürlüğünü yaptıktan sonra Koç Kültür’e geçen Özalp Birol, Türkiye’deki yayıncılığın sorunlarını iyi bilen bir isim. Koç Kültür’ün asıl faaliyet alanı yayıncılık konusunda önemli projeleri olan Birol, Türkiye’deki piyasa koşullarında yayıncılık yapmanın pek kârlı bir iş olmadığını söylüyor. Kuruluşlarının bir çizgisi ve felsefesi olduğunu belirten Birol, “İlk anda telif eser yayınlamayı düşünmüyoruz. Yine gereksiz bir transfer harekatı başlatarak zaten kıt kanaat geçinen başka kültür–sanat şirketleri gibi yazarlarımızı ayartıp kendi grubumuza katmak gibi bir politika da gütmüyoruz. Öncelikle pazarda eksikliğini hissettiğimiz yazarların eserlerini Türkçeye kazandırmayı tercih ettik. İlk 2 sezon çeviri ağırlıklı olarak yayıncılık yapıyoruz. Çeviri yaparak Türk edebiyatını zenginleştirmek istiyoruz.” diyor.
Koç Kültür’ün yayınevi ‘K Kitaplığı’, kitaplarını; ‘Rutin Yayınlar’, ‘Anatolia’, ‘Güzel Kitaplar’ ve ‘Cep Kitapları’ olmak üzere dört ana başlık altında yayımlayacak. Özalp Birol, ‘Anatolia’ alt başlığında, Anadolu’dan bir şekilde feyz almış ya da Anadolu’da doğmuş, yazı hayatını Anadolu’da geliştirmiş, yolu Anadolu’dan geçmiş kültür, sanat, düşünce, edebiyat adamlarının eserlerinin Türkçeye kazandırılacağını ifade ediyor. “Güzel Kitaplar” ise daha çok Osmanlı eksenli eserlerden oluşacak. Geçtiğimiz aylarda yayımlanan “Max Fruchtermann Kartpostalları”, “Levni ve Surname” ya da “Sürname–i Humayun” bu serinin ilk örnekleri.
Yayınevinin şimdilik çok geniş kitlelere hitap eden kitapları olmasa da şu ana kadar yayımlanan eserler, hem içerik hem mizanpaj hem de sunum açısından nitelikten ödün verilmediğini gösteriyor. Örneğin Samsatlı Lukianos’un bir Nurullah Ataç çevirisi olan ve önsözünü Tahsin Yücel’in yazdığı ‘Seçme Yazılar’, hem güzel hazırlanmış hem de çok pahalı olmayan bir kitap. Çevirisini Tahsin Yücel’in yaptığı Jean Giono’nun ‘Büyük Sürü’ kitabı, yetişkinler için düşünülmüş. ‘Cep Kitapları’ başlığı altında mini kitapçıklar basan yayınevi, çocuklar için de Andersen masallar dizisini oluşturmuş. “K Kitaplığı’ndan yayımlanacaklar arasında ‘Türk Edebiyatı’ ve ‘Divan Edebiyatı’ başlıkları altındaki eserler de ilk sırada. Yine Fethi Naci’nin yayın yönetmenliğinde ‘100 Soruda ...’ dizisinin hazırlıkları tamamlanmak üzere. Geçtiğimiz günlerde Rahmi Koç Müzesi’nde açtığı “Mavi Sergi” ile deniz ressamlarının eserlerini topluca sanatseverlerin beğenisine sunan Koç Kültür, bu sergiyi “Mavi Kitap”la kalıcı hale getirmişti.
Koç Kültür’ün ‘göz nuru’ niteliğindeki eseri ise geçtiğimiz ay ikinci sayısı yayımlanan ‘Aries’ dergisi. Her sayısında ayrı temanın işlendiği dergi, üç ayda bir yayınlanıyor. Yayınevinin “aydın kesimle, edebiyat ve sanat konularına ilgi duyan genç kuşakla iletişimini” sağlayan Aries’i, Özalp Birol bir dergiden çok “dergi–kitap” olarak adlandırıyor.
Abdullah Kılıç / İstanbul *************************************************************** Cüneyt Arcayürek - Necati Zincirkıran Hürriyet’in ilk günlerinde, gazetenin yazarlarından Bahadır Dülger bu yüzden kovulmuştu. Bahadır Dülger bir bakanın ‘Hürriyet’i Yahudiler mi kurdurttu?’ sorusuna ‘evet’ cevabı verdiği için. (…) Burla ailesi, kırtasiye alanında tekeldi. Kağıt, kaşem, mürekkep ve her türlü malzeme ithali Burla Biraderlerce pazarlanıyordu. TC kurulup Ankara başkent olunca, Burla |
| | |
 | ailesinden Edi, bakanlıkların ihtiyaçlarını karşılamak üzere, Ankara’ya taşındı. Burla Biraderler Şirketini Ulus’ta Meclis’in yanı başında faaliyete geçirdi." (Ahmet Kahraman, Cici Basının Sefalet ve Rezaleti, s.130)
Işık Lisesi mezunu üstad mason Erol Simavi’ye nazaran ağabeyi Haldun Simavi daha az bilinir. Haldun Simavi şu anda Rahmi Koç’un eski eşi ve çocuklarının annesi Çiğdem Hanım’la evli. (Bu evlilik o zaman epey gürültü koparmıştı ve Vehbi Koç, " o zaman bir gazetemiz olmamasının ne büyük eksiklik olduğunu anladık "der. Bu yüzden Aydın Doğan’a Milliyet ve Hürriyet’i aldırdılar.) (Koç Ailesi, aile albümü çıkarmış ve albümde Rahmi Koç’un eski eşi, üç çocuğunun annesinin ismi yokmuş. Bunu bir tek Nihat Genç yazabildi. Pabucumun feministleri, Radikal’in feministleri üç maymunu oynadılar.)
Haldun Simavi’nin sağ kolu ve Günaydın’ın başındaki kişi olan Necati Zincirkıran’ın da, Cüneyt Arcayürek’in yakın akrabası olduğunu şu kitaptan öğreniyoruz : Yüksel Baştunç, Babıali’nin Saklı Dünyası
Necati Zincirkıran’ın, atv’nin sponsörlüğünü üstlendiği, tekneyle dünya turuna çıkan "Uzaklara Doğru" çiftinin gezi programını sunarken akraba olduklarını öğrenmiştim. Bu çiftin yakın akrabası olan bir kişi daha var o da Reşat Tesal. "Selanik’ten İstanbul’a- Bir Ömrün Hikayesi" Reşat D. Tesal’ın otobiyografik kitabından (İletişim Yayınları 1998) bunu öğreniyoruz.
Gokyuzu [SANDAL] lllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllll |  |
 |  | | | "İddia üzerine" Sabetaycılık... Yok yaa?
Kendilerinin desteklediği TV kanalı veya gazeteler dışında hepsini, en bağımsız, en güvenilir olanlar dahil Sabetaycı ilân ediyorlar. En başarılı ve güvenilir yazarları "Sabetaycı oldukları iddia edilen gazeteci ve yazarlar şunlar" diyerek onları da ilân ediyorlar. Kendi tuttuğu firmalara rakip olan en başarılı şirket ve iş adamlan, en önemli sivil toplum kuruluşları, eğitim görevlileri ve hatta sanatçı ya da 'stand-up'çıların hepsini de...
Öyle ki listede adı olmayanlar neredeyse "Ben niye yokum, yoksa beni adam yerine koymuyorlar mı? Bunca yıl boşuna mı çalıştım, saçımı süpürge ettim bu vatan için" diye komplekse kapılacaklar. Belki de başlamışlardır bile kapılmaya...
Eh, buna olsa olsa "pes doğrusu" denir. Ama bu ülke üzerinde büyük ve küçük çapta oynanan oyunları öğrenmiş olanlar ne yazık ki artık "Pes" bile diyemiyorlar... Susup oturuyor, kabulleniyorlar. Veya önem vermiyor, gündeme getirirlerse konuşulacağını, gereksiz yere bu saçmalıklara fırsat verileceğini düşünüyorlar. Ahmet Hakan köşesinde bu konuya değinmiş, sonra da "Boşver, fazla kurcalamayalım, sonra üstüne bir yapıştırırlar Sabetaycılığı, nereden gelmiş olursan ol kurtulamazsın" gibi sözler söyleyerek bitirmişti.
Ben böyle demiyorum. Ben diyorum ki; Nereden geldiğimi, kim olduğumu, köklerimi, soyumun ve kendimin dinini, inancını, yaptığını, yapacağını ben biliyorum. Onlar madem ki 'benden de iyi' bildiklerini iddia ediyorlar buyursun kanıtlarını bize de açıklasınlar. Hepimiz öğrenelim.
Internet kimsenin babasının çiftliği değildir. Hiç kimse "nasılsa beni bulamazlar, uydur bir isim, karala gitsin" diyerek orada listeler yayınlayıp yüzlerce kişiyi bir kalemde aklınca "etkisiz hale" getirme eylemine girişemez. Hitler Almanya'sı gibi insan isimleri yayınlayıp onlara zarar vermeyi hedefleyemez.
"Oldukları iddia edilen" sözleri, hiçbir delili, kanıtı olmayan, gerçek dışı suçlamaları mazur gösteremez. "Suçlama" diyorum, çünkü bu "Sabetaycı" denenler "Yahudi" de değil.
Arada bir şey. Takiyyeci. Sözüm ona zorla Müslüman yapılmış ama Yahudiliğe sadık kalmış; "gizli propagandacı"... Misyoner gibi bir şey yani...
Tarif bu! Ve yazılanlar öyle haksız ve insafsız ki, örneğin İzmirli isen kafadan, anında Sabetaycısın. Hele bir de muhteris elitist Sabetaycı ilân etmişlerse seni, ne oraya, ne buraya yararsın. Kısacası, bir halta yaramazsın yani!
Şimdi... Gelelim finale. Aslına bakarsanız, toplumun çok sayıda etkin ve önemli ismine, kurum ve kuruluşuna yakıştırıldığı ve resmen adresi belli sitelerde yayınlandığına göre bu iddialara karşı bir kamu davası açılmalıydı. Ciddiye alınmıyor olmalı ki açılmadı.
Ben ise "konuyu yok farzetmeyecek", bu "Nazi usulü parmakla işaret etme" karşısında onlara "daha açık ve dürüst" bir fırsat vereceğim.
Buyursun, iddialarını ispatlasınlar. Kanıtlarını, delillerini burada yayımlayacağım. Bu "Cemiyet'ten" yazarların gerçek dürüstlük ve cesaretlerini göstermelerini bekliyorum. Bakalım hangi kuşaktan, hangi dedem veya ninem tarafından Sabetaycı'ymışım, öğrenelim.
İpucu da vereyim, kolaylık olsun; baba tarafından Adanalı, anne tarafından Antakyalıyım. Annem Çerkez soyundan gelir. Her iki taraftan köklerim o şehirlerin kuşaklar boyu tanınan aileleridir. Bu nedenle bilgilere ulaşmak da çok kolaydır. Haydi, göndersinler iddialarının belgelerini...
Yazımızın Pazartesi günkü başlığına dönelim şimdi; Türküm, doğruyum, çalışkanım... Çok şükür yalancı değilim. On beş gün içinde göndermedikleri takdirde herkes onların ne olduğunu, yayınladıkları listelerin amacını ve doğruluk derecesini tahmin edecektir sanıyorum!
(Not: Kim 500 Milyar İster? Dur, dur, o kadar veremem, kim 10 milyar ister? İspatlayana para ödülü de veriyorum!)
Ruhat Mengi Vatan (02/06/2004) ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ Bir komplo teorisi de benden! Hatırlayacaksınız sevgili okurlar, geçen hafta başında üç gün üst üste internet sitelerinde yayınlanan Sabetaycı listelerinden söz etmiştim. Canlarının istediği isimleri, başarılı iş adamı, siyasetçi, yazar ve sanatçıların çoğunu "dönme" ilân ettiklerini, dönmekte mahsur yok; bunların gizli misyoner olduğunu iddia ettiklerini, ismi yazılanların bir çoğunun ortak özelliğinin ise "laikde-mokratik" rejime bağlılık olduğunu söylemiştim.
Ben bu listelerin tutarsız, abartma filân olduğunu söylemiyorum 'çoğu yalandır' diyorum. Toplumu sağ-sol, dinci-laik diye böldükleri yetmedi, onların modası geçti, bu çıktı ortaya. (Burada 'laik in 'dindar' kelimesine karşı anlam taşımadığını tekrar vurgulayalım.
Onların yaptığı bu anlamı yüklemek.) Acaba bunun da diğer ülkelerde entellektüellerle iş birliği yapıp onlara yazı, kitap yazdırdığı söylenen "gizli örgütler"in parmağı olabilir mi? Maksat komplo teorisi üretmekse, bizim de katkımız olsun.
Yani iki kişi çıkacak ve "nereden ve neden akıllarına geliverdiği" anlaşılmaz şekilde, belki de sırf canları öyle istedi diye ortaya bir kılçık atacak ve herkes de üzerine atlayıp bu olayı tartışmaya başlayacak. O Sabetaycı mı, bu Sabetaycı mı? Yüzlerce kişinin kimliğine, kişiliğine yalan saldırıda bulunulacak, tarihe ismini yazdırmış insanlar için dedikodu yapılacak ve bu gerçekmiş gibi üstüne yapıştırılacak. Yok öyle yağma.
"Sabetaycılık var mıdır, yok mudur" tartışması yapmıyoruz dikkat edin, varsa vardır yoksa yoktur. Demirel'in dediği gibi... Burası demokratik, laik bir ülke, herkesin dini, yaptığı ettiği kendini ilgilendirir. Bu ülkede her din ve inançtan vatandaş eşit haklara sahiptir. Bir kanunsuzluk varsa çaresine hukuk bakar.
İnsanlara etiket yapıştırıp, onların Sabetaycı oldukları için başarılı olduklarını söyleyenlerin ise kullandıktan isimlerin hangi aşamalardan geçerek bulundukları konuma yükseldiklerini, eğitimlerini, çalışmalarını ve köklerini belgelerle |
 | ortaya koymaları gerekir.
Aksi dedikodudan ve yalandan ibaret kalır. Kim yazmış veya konuşmuş olursa olsun. Biri çıkıyor "Bütün Türk aydınları salaktır" diyor örneğin... Belki sadece kendisi salak, kim biliyor? Ama söylenen söz sonsuzluğa yankı olarak gitti bir kere... Ben süre vermiştim; ismimi kullananların on beş günde benimle ilgili gerçeği, belgeleriyle açıklamaları için... Bir haftası geçti. Bir hafta sonra yazdıkları isimlerin çoğunun yalan olduğu kabul edilecek. |
| |
 | Araya inandırıcılık açısından gerçeğe uygun isimler sıkıştırılmış olması da aksini ispatlamaz. Biliyor musunuz, tüm dünyada 26 milyon Yahudi yaşıyormuş. Bunların hesaplarına göre 40 milyon(!) kadarı Türkiye'de olmalı. Bizde komedinin haddi hesabı yok!
(Not: Kolaylık olsun baba soyadım Ünaldı, Adana'dan, anne soyadını Kâtipoğlu, Antakya'dan. Haydi rastgele!)
Ruhat Mengi Vatan 10/06/2004 |
http://www.sabetay.50g.com/Candar/Emec/emec.html |
|
Son Güncelleme ( Çarşamba, 17 Ekim 2007 )
|
|