|
Necdet Menzir, karakol basıp (Manisa vd) şov yapan bir emniyet müdürüydü ve emekli olmuştu, emekliliğinde de Cavit Çağlar’ın korumalığını yapıyor ve polisle işlerini hallediyordu; 1991 seçimlerinde Demirel ve aile fotoğrafı üyesi Selanikli Cavit Çağlar iktidara gelince, Menzir İstanbul Emniyet Müdürü oldu ve İstanbul sokaklarında oluk oluk devrimci kanı akmaya başladı. Menzir'e çok desteği verenlerden biri de Umur Talu’nun sorumlu olduğu Milliyet’ti. Mehmet Ali Bayar için Sabetaycı yazılmasına tepki gösterip, bunların uydurma şeyler olduğunu söyleyen Çölaşan, "bunlar sonunda Celal Bayar'ı da Yahudi yaparlar" diye aklınca alay ediyordu. Şıracının şahidi bozacıydı. 1991 Seçimleri öncesinde Emin Çölaşan, oyunu DYP’ye vereceğini ilan edip, okuyucuları da DYP’yi desteklemeye çağırdı. Hüsamettin Cindoruk’uk kuzeni, Devlet Meteoroloji İşleri eski Genel Müdürü Umran Çölaşan’ın oğlu, Menderes ‘in bakanlarından 33.dereceden mason Refik Şevket İnce’nin de torunu (annesinin babası) olan Çölaşan, Necdet Menzir’in cinayetleri sırasında en büyük desteği verenlerdendi ve Menzir’i can siparane savunuyordu ve cinayetler esnasında Demirel, cinayetlere tepki gösterenlere aynen şöyle dedi : Polisin elini soğutmayın !
Ünlü kafatasçı ırkçı H. Nihal Atsız’ın avukatlığını yapan kişi de Refik Şevket İnce’nin kardeşidir yani Çölaşan’ın dedesinin kardeşi.
Karısı Tansu Hanım’ın Danıştay 2. Daire Başkanlığı’na (Belediye ile ilgili davalara bakar) atanması için, dönemin adalet bakanına "ricada" bulunduğunu da kabul eden Çölaşan, birden Cavit Çağlar’ın NTV’sinde, Mehmet Barlas’ın iddiasına göre astronomik paralarla, program yapmaya başladı ve elbette Çağlar neyi soymuş, kimi soymuş yazmadı. Nergis Tv bugün de NTV adıyla devam ediyor, sahibi de Selanikli Ayhan Şahenk’in şirketi Doğuş. Ayhan Şahenk Vakfı’nın amblemi David Magen yani Süleyman’ın mührü yani İsrail’in bayrağındaki altı köşeli yıldız.
Bu altı köşeli yıldızın da ne olduğunu, nasıl seçildiğini yazayım.
Selanik Anadolu’dan Avrupa’ya ticaretin güzergahının (kuşkusuz tersinin de) başıydı ve dönemin esas ticari yolu Selanik-Viyana—Hamburg- Londra’ydı. Bu da Selanik ile Viyana’yı birbirine bağlayan unsurdu ve Selanik’teki bazı Yahudi tüccarlar Viyana'ya yerleşmiş ve böylece iki şehir arasında güçlü bir akrabalık bağı da oluşmuş. Siyonizmin babası ve ilk kongrenin de toplayıcısı Tehdor Herzl Viyana’lıydı zaten dönemin en büyük zengini Rotschiller de hem Herzl ile hem de Selanik’le çok yakın ilişki içindedir. Viyana ile ilişkili Türkiyeliler başlıbaşına bir araştırma konusudur. Sabetaycı olduğu bilinen Nermin Abadan Unat Viyana doğumludur. Bülbülderesi'ne gömülen Azra Erhat Viyana'da okumuştur.
"Rothschild'ar ve Rockefeller'lar Güney Afrika devlet başkanı Nelson Mandela'nın en önemli mali destekçileri. (...) Bu arada İngiltere eski Maliye Bakanı Norman Larount'un bir ticaret bankası olan N. M. Rothscilhd'de müdürlük yaptğını öğreniyoruz. Emma de Rothschild yakın akrabası Charlotte de Rothschild, Frankkfurt'ta bir konser ve sergiyle ailesinin muhteşem resim koleksiyonun sergilediği sırada gizli Bilderberg grubunun İsviçre'deki yıllık toplantısına davet edilmişti. (...) 10.000 Ünlü farmason isimli referans kitabında, hanedanın kurucusu Meyer Armschel Rothschild ve Oğlu James Meyer Rothschild'ın (1792-1868) adları geçiyor. James, Fransa Yüksek Kurulu'nun 33. dereceden mason üyesi olarak tanımlanıyor. Meyer'in başka bir oğlu Nathan da listede yer alıyor. (...) Araştırmalarım, İlluminati İç Çemberinde en azından dört Rothscild'ın etkin olduğunu gösteriyor." (Texe Marrs, İlluminati, s.60-63)
İsrail’in amblemi olan David Magen, Davut Yıldızı bu ailenin isteği üzerine seçilmiş. Bu yıldız, bu amblem, Kral David’in kalkanında bulunuyormuş. Kral David’in kalkanının rengi kırmızı yani Rothschild ismi buradan geliyor.
"Para zamanımızın Tanrı'sı ve Rothschild de onun peygamberi" (Heinrich Heine)
"...savcının ölüm cezasını istemesinden sonra bir çok mali kuruluş ve Rothschild ailesi cezanın hafifletilmesi için çalıştı..." (Zürcher, Milli Mücadelede İttihatçılık, s.218)
Zürcher, İzmir Suikastı davasını anlatırken, özellikle Cavit Bey için yapılan girişimlerden bahsederken bunu yazmış.
Emin Çölaşan’nın halasının oğlu Hüsamettin Cindoruk, İzmir doğumlu ve İzmirli. Kardeşlerinin ismi Emine Günsel ve İbrahim Sadi. Hüsamettin Cindoruk, Menderes ve Zorlu’yla asılan Hasan Polatkan’ın baldızının kızı Kadriye Dilek Çiftkurt’la evlenmiş. Dilek Hanım, kolejden Tansu Çiller’in sınıf arkadaşı.
Gokyuzu ‘Efendi’ (Minik kuş nasıl olup da bugüne kadar Emil Çölajanı’na sabataycılıktan haber vermemiş acaba? WM) ELİMDE bir kitap. Gazeteci arkadaşımız Soner Yalçın yazmış. ‘EFENDİ. Beyaz Türklerin Büyük Sırrı.’ (Doğan Kitap.) Soner’i daha önceki Bay Pipo, Reis, Ersever’in İtirafları, Teşkilatın İki Silahşoru gibi kitaplarından tanıyoruz.
Kimdir bu kitapta anlatılan Beyaz Türkler? 1400 ve 1500’lü yıllarda özellikle İspanya’da baskı ve işkenceden kaçıp Osmanlı’ya sığınan, toprağımızı vatan sayan ve yüzyıllar boyu özgürce yaşayan Yahudiler!
Bir bölümü bu süreçte dillerini, dinlerini, kültürlerini koruyor. Ancak pek çoğu zamanla Müslüman oluyor. Onlara Sabetaycı, başka bir deyişle ‘dönme’ deniliyor. İçlerinde kimler yok ki! Hangi akrabalık ilişkileri kurulmamış ki!..
İnsan okudukça şaşırıyor, ‘vay be’ diyor. Vatana hizmet edenler, vatan uğruna can verenler, Atatürk’e suikast girişiminde bulunup idam edilenler, geçmişin ünlü belediye başkanları, gazeteciler, sporcular, siyaset sonrası idam edilenler, büyük işadamları, sanayiciler...
Kitapta ismini çok iyi bildiğimiz yüzlerce ünlü isim geçiyor. Bunların yakınlık, akrabalık ilişkileri Sabetaycılık açısından irdeleniyor, ya da sorular soruluyor. İnsan okudukça şaşırıyor.
Soner Yalçın kitabını 1875 yılından başlatmış. O yılların dönme olduğu kitaptan anlaşılan İzmir Belediye Başkanı, kentin en büyük zenginlerinden Evliyazade Hacı Mehmet Efendi. Ortağı, şimdi Koç ailesinin dünürü olan Giraud ailesi. İttihat Terakki döneminde oğul Evliyazade Refik belediye başkanı yapılıyor.
Mehmet Efendi’nin kızı Naciye Hanım. Onun kızı Berin Hanım sonraki yıllarda Adnan Menderes’le evleniyor. Sabetaycı olduğu kitapta öne sürülen ailenin damatları çok ilginç.
Ünlü İttihatçı Dr. Nazım, 1926 yılında İzmir’de Atatürk’e düzenlenen suikast sonucu idam ediliyor. O sırada bir başka damat ise Atatürk’ün Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras. Öteki damatlar, yaşamları yine idam sehpasında sona eren Adnan Menderes ve Fatin Rüştü Zorlu. Peki onlar da Sabetaycı mı? Yani önce Yahudi iken sonra Müslümanlığı benimsemiş dönme mi?
Soner Yalçın bu sorulardan bir bölümüne evet veya hayır yanıtı vermiyor. Kitapta olayları anlatıyor ve kararı size bırakıyor. Ancak bütün bu aşamada karşımıza ilginç isimler çıkıyor. Hasan Tahsin, Halide Edip Adıvar, Osman Kibar, Abdi İpekçi... İzmir’i işgal eden Yunan ordusuna ilk kurşunu atıp oracıkta şehit edilen gazeteci Hasan Tahsin’in, İstanbul’da Bülbülderesi Mezarlığı’nda bir büstü var. Bu mezarlığa dönmeler gömülüyor. Halide Edip Adıvar’ın dönme olduğu, kitabı okuyunca ortaya çıkıyor.
Bu ilginç hadiseleri, bu kitabı niçin yazdığını dün Soner Yalçın’a sordum. Şöyle yanıtladı: ‘Sabetaycı meselesi konuya sadece ve sadece din açısından bakan siyasal İslamcılara bırakılmayacak kadar önemlidir. Sabetaycı meselesi bizim tarihimizdir. Onu yok sayarak, üzerini örterek, onlara leke sürmeye kalkışarak tarih yazamayız. Aksi takdirde tarihimizi yanlış yönlendirmiş oluruz.’
Doğru söylüyordu. Osmanlı ve Türkiye’nin aydınlanmasında büyük emeği geçen, Osmanlı’nın çöküş döneminde kelle koltukta savaş veren, ulusal kurtuluş mücadelemize bire bir katılan, ulusal sanayinin kurulması için çaba harcayan bu insanlara saygı göstermek zorundayız.
Onlar Osmanlı’da var, Cumhuriyet kadrolarında var. Hem de her alanda. Ülkeleri için büyük ve önemli işler yapmışlar. Elbette hataları-sevapları olmuş. İçlerinden -her kesimde olduğu gibi- iyiler ve kötüler çıkmış.
Soner Yalçın çok araştırmış, gerçekten ilginç bir kitap yazmış. Dün borsada oynayıp kazanan, araba sevdası peşinde koşan Osmanlı aydını ile günümüzde ver-kurtul diye bağıran Türk aydını arasında hiçbir fark olmadığını ibretle görüyorsunuz. Taaa Osmanlı döneminden bu yana pek çoğu ‘örtülü’ kalmış isimler önünüzden sırayla geçiyor, inanılmaz ilişkiler sergileniyor ve pek çoğunda karar okuyucuya bırakılıyor.
Osmanlı ve Cumhuriyet dönemi İzmir’de Evliyazade ailesinin ekseni çevresinde, ama çok geniş boyutlarıyla anlatılıyor. Kitabı okurken ülkemizin bir dönemini de öğrenmiş oluyorsunuz. ‘Efendi’ çok okunacak, çok tartışılacak bir kitap.
Emin ÇÖLAŞAN, Hürriyet, 24.04.2004 http://www.sabetay.50g.com/Candar/Tufan/tufan.html |