Top Module Empty
Anasayfa arrow Gönül Özler arrow BİR ZİYARETİN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ; Büyükanıt, Ergenekondan Tutuklanan Paşalara Sahip Çıkmamıştı
BİR ZİYARETİN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ; Büyükanıt, Ergenekondan Tutuklanan Paşalara Sahip Çıkmamıştı PDF Yazdır E-posta
Yazar Zeki Bingöl   
Cuma, 05 Eylül 2008

BİR ZİYARETİN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ 
 

Yaşar Büyükanıt, Ergenekon’dan tutuklanan paşalara ne tutuklamadan önce ne de sonra sahip çıkmadı. Şener Eruygur tutuklanmadan bir ay önce Silopi’ye giderek ADD organizasyonunda konferans vermişti. Kendisini Silopi’de, bıkarın tugay veya tabur komutanını ilçe jandarma komutanı veya bir karakol komutanı bile karşılamamıştı. İlginç tesadüf diyemeyeceğim, tüm komutanlar o gün ilçe dışındaydılar. Sonradan yaptığım araştırmada öğrendiğime göre genelkurmay karşılanmamaları, hatta yüz yüze gelmemeleri konusunda emir vermişti. Eruygur dönüşte Mardin İl jandarma Komutanlığından araç istemiş ve almış, bu bile sıkıntı yaratmış, araç gönderen birliğin komutanından hesap sorulmuştu.  

Büyükanıt, Diyarbakır yedinci kolordu komutanı iken uzman çavuş olan, (Belki birkaç defa yüzünü gördüğü, adını bile hatırlamadığı) Astsubay Ali Kaya’ya “Tanırım, iyi çocuktur” diyerek sahip çıkmış, kırk küsur yıldır tanıdığı darbeci paşalara sahip çıkmamıştır. Bu durum, Yaşar Büyükanıt’ın ordu içerisinde, AKP karşıtı büyük bir çoğunluğun nazarında prestij kaybetmesine yol açmıştır.  

Darbe günlüklerinden İlker Başbuğ’un askeri ihtilale karşı olduğunu öğreniyoruz. Fakat bu karşıtlıktan, AKP yanlısı veya demokrat olduğu algılanmamalıdır. Normal şartlarda genelkurmay başkanı olacağı o günlerden belli olan Başbuğ’un, ihtilal olması halinde yolu kesilebilirdi ve muhtemelen de öyle olacaktı. Sanırım Büyükanıt’ın da, Başbuğ’un da o dönemde darbe karşıtlığı bundandır.  

Bu bilgiler ışığı altında genelkurmayın dün, neden tutuklu paşaları ziyaret ettirmiş olabileceği üzerinde düşünelim.  

En iyimser ve en basit sebep mesleki dayanışma, vefa ve çok uzun yıllara dayanan tanışıklık-dostluk olabilirdi. Fakat bu insani duygular için neden iki ay beklenildi? Başbuğ genelkurmay başkanı değilken yetkisiz birisi değildi. TSK’nın bir numaralı komutanı değilse bile iki numaralı komutanı, yani kara kuvvetleri komutanıyken, emrindeki Kocaeli Garnizon komutanını ziyarete niçin göndermedi? Hükümetin kendisini genelkurmay başkanı olarak atamayacağından korktuğu için mi darbeci paşalara sahip çıkmak için kararnamesini bekledi? Taraflar her ne kadar kabul etmeseler de ziyaret bal gibi de yargıya müdahaledir. Üstelik bir gün önce, hava kuvvetleri komutanının “Ergenekon’un ne olduğu da belli değil” şeklinde beyanıyla birlikte düşünürsek… Peki o zaman Veli Küçük ile niye görüşülmedi? O başka bir ordunun paşası mı, yoksa gözden mi çıkarıldı?

Kim ne derse desin, bu ziyaret ile hükümet psikolojik üstünlüğünü kaybetti. Çok sağlam delillerle ziyaret edilen paşaların darbeciliğini ortaya koyamazlarsa onlara hiçbir mahkeme ceza veremez, tahliye olduklarında kahraman olurlar. Sonra mı? Seksen beş sene olduğu gibi genelkurmay Türkiye Cumhuriyetini İdare etmeye devam eder. Demokratik Devlet, Hukuk Devleti olma ümidimiz de yirmi ikinci yüzyıla kalır…  

Henüz tutuklu paşalar hakkında ki iddianame ve isnat edilen suçlarla ilgili deliller bilinmeden genelkurmayın tutuklu paşalara sahip çıkması, iddianameyi hazırlayacak savcılara gözdağı olarak ta düşünülebilir. Bunda haksız mıyız göreceğiz. Soruşturmanın bir yerden sonra durdurulması ve bu iki paşanın serbest bırakılması yoksa AKP’nin kapatılmamasının diyetimidir diye düşünmeden edemiyoruz?  

Yıllardır Emniyet ile ordu arasında bir çekişme olduğu inkar edilemez bir gerçektir. Bunun son yıllarda ki en belirgin sonuçları olarak; Bülent Orakoğlu’nun tutuklanması, Hanefi Avcı’nın Susurluk’tan sonra açığa alınması ve sonra tutuklanması, Şemdinli olayından sonra ki beyanları yüzünden Sabri Uzun’un istihbarat daire başkanlığından uzaklaştırılmasını sayabiliriz. Görüldüğü gibi bu çekişmelerden zararlı çıkan taraf her zaman emniyet mensupları olmuştur. Emniyet teşkilatı bunun kompleksini ve kinini Ergenekon soruşturmasında kusmaktadır. PKK ile mücadeleyi ve bu mücadelenin kahramanlarını bile Ergenekon’cu ilan etmekten çekinmeyen emniyet, Ergenekon’un polis ayağını ortaya koyamamaktadır. Emniyet teşkilatı, sanki başka bir devletin kolluk gücü gibi hareket etmeyi bırakmalıdır. Medyayı kullanarak asker düşmanlığı yapan emniyet, basına yalan-yanlış verdikleri bilgi ve belgelerle hem kendi teşkilatlarına hem de asıl amacı devleti ele geçirmek olan Ergenekon soruşturmasına zarar vermektedirler.  

Geçtiğimiz hafta Sabah gazetesi ve ATV, bir itirafçının beyanlarına dayanarak, Albay Kerim Kırca’nın rahmetli Gaffar Okan cinayeti ile ilişkili olabileceği şeklinde haber yapması son örnektir. Şöyle ki, Gaffar Okan Diyarbakır’a tayin olmadan iki yıl önce Kerim Kırca tayin olarak Diyarbakır’dan gitmiştir. Gaffar Okan Diyarbakır’da göreve başladığı sene, Albay Kerim Kırca Antalya’da bölücü terör örgütü ile girdiği çatışma sonunda yaralanmış ve o günden beri tekerlekli sandalye de yaşamaktadır. Bu şekilde terörle mücadele etmiş kahramanların karalanması halen terörle mücadele eden personelin görev şevk ve azmini kırmaktadır. Geçtiğimiz günlerde, kocası üç yıl önce şehit olan bir kadının, “Korkuyorum kocamı da Ergenekon’cu ilan edecekler” demesi, soruşturmanın ne hale getirildiğine çarpıcı bir örnektir… 

Sap ile saman ayrılmalı, emniyet ve basın görevlerini yaparken kişisel kinlerinden sıyrılmalı, dezenformasyondan kaçınmalıdırlar.

Turan Aygün

Son Güncelleme ( Cuma, 05 Eylül 2008 )
 
< Önceki   Sonraki >
© 2008 Zeki Bingöl'ün Web Sitesi