Top Module Empty
Anasayfa arrow Haberler arrow Son Haberler arrow Morton Abromowitz / Henri J. Barkey: Batı Türkiye'nin kaderinde
Morton Abromowitz / Henri J. Barkey: Batı Türkiye'nin kaderinde PDF Yazdır E-posta
Yazar Sezen Kale   
Perşembe, 26 Nisan 2007

wsjBaşbakan Recep Tayyip Erdoğan AKP'nin cumhurbaşkanı adayını açıklamadan on gün önce yüzbinlerce kişi Ankara'da Erdoğan'ın olası adaylığını protesto etmek amacıyla yürüyerek, daha önce görülmemiş derecede büyük bir gösteri ile ülkedeki kutuplaşmayı gözler önüne sermiş, "Çankaya'da imam istemiyoruz" ve "Ordu göreve" gibi sloganlar atılmıştı. 

Garip bir şekilde onun daha önemli bir görev olan Başbakanlığa devam etmesinde ısrar edildi. Partinin en çok oy toplayan kişisi olarak Başbakanlığa devam etmesi konusunda duyulan endişelerin yanı sıra, yapılan çağrılar dikkate alındığında bu durumun önemi göz ardı edilemez.  

Gerginliğin artması ve darbe söylentileri, Cumhurbaşkanlığı ve genel seçimlere bakış açısını da etkileyeceğinden, bunun bir dönüm noktası olduğunu göstermektedir. Türkiye'nin modern tarihinde ilk defa, İslam etkisindeki bir parti devletin iki önemli makamını kontrol ediyor olacak. Bu, Erdoğan Başbakanlığa devam etse dahi böyle olacak, çünkü AKP kontrolündeki parlamento yeni cumhurbaşkanını seçecek. Çoğu kişi Türkiye'nin laik devlet yapısının aşınmasından ve dış politikasında Batı'dan uzaklaşan ve İslam dünyasına yakınlaşan yeni bir yönelim olmasından korkmaktadır.  

AKP'nin Cumhurbaşkanlığını da kontrol etmesi, partiye rektörleri ve bürokratları atama ve önemli yasaları geçirme yetkisi verecek. AKP hakimleri atama yetkisini de alarak, Türkiye'deki demokrasinin bütün dallarını kontrol ediyor olacak. Türkiye'nin en bağımsız kurumu ordu dahi AKP'li cumhurbaşkanının askeri atamalara müdahale etmesinden endişe duyuyor.  

Laiklerin en büyük kaygısı şeriatın gelmesinden ziyade, dinin Türkiye'de sosyal hayata daha geniş anlamda girmesidir. AKP imam-hatiplerin konumu ve özellikle üniversitelerde başörtüsüne yönelik yasakların azaltılması konularını zaten ön plana çıkarıyordu. Kısacası Türklerin yaşamlarının doğası değişecektir. 

Bu tür endişeler göz ardı edilemez; çünkü Erdoğan'ın güvenilmez olduğuna ve Avrupa Birliği'ne üyelik konusundaki sözleri ve politikaları ne olursa olsun bunları daha karanlık bir amacı örtmek için kullandığına inanılıyor.

Bununla beraber, Erdoğan'ın son dört yıl içerisindeki siciline bakıldığında, gündeminin "İslamcılıktan" çok uzak olacağı görülüyor. AKP iktidara demokratik yollardan geldi ve çoğu göstergelere göre iktidarı iyi kullandı: Ekonomi büyüyor, endüstri gelişiyor, AB yönündeki reformlar tüm hızıyla devam ediyor ve Türkiye bölgede büyüyen bir güç haline geliyor.  

Cumhurbaşkanı kim olursa olsun, AKP, genel seçimleri kazanarak demokratik şartları yerine getirme çabasını gösterecektir. AKP'nin gücü sonunda nihayet Türkiye'de yıllardır eksikliği duyulan güçlü bir muhalefet partisinin ortaya çıkmasına yol açacaktır.  

Yeni cumhurbaşkanı partiler üstü konumunu üstlenirken AKP, Erdoğan ve başı örtülü karısı yine de koyu laikleri tatmin etmeyecektir. Erdoğan başbakanlığa devam da etse cumhurbaşkanı da olsa Türkiye'deki demokrasi açısından büyük bir tehdit oluşturmamaktadır. Kamuoyu yoklamaları, halkın daha çok dindar hale geldiğini, ancak İslami devlete karşı çıktığını da gösteriyor. Hızla büyüyen bir sivil toplumun, özgürlüğüne giderek daha çok sahip çıkan bir basının varlığı ve demokratik sorumluluk devam edecektir.  

Türkiye bu değişimi barış içinde başarırsa politikalarında normalleşme ve olgunlaşma işareti verecektir. Bu, özellikle Erdoğan -ordu istemese de- başarılı olacağı için önemlidir. Atatürk'ün laik mirasının koruyuculuğunu üstlenen Türk ordusu seçimle başa gelen liderlere karşı dört kez darbe yapmıştır. Genelkurmay Başkanı tarafından düzenlenen basın toplantısına Başbakan ya da Cumhurbaşkanınınkinden daha fazla ilgi gösterilen bir ülkede, bugüne kadar aşılamayan, ordunun müdahale edeceği korkusu, kalıcı siyasi ve ekonomik istikrar ile aşılabilir. AKP ve Erdoğan, sistemi bozmayan ve güvenilir bir muhafazakar parti olduklarını ispatlayarak kendilerini eleştirenlerin yanıldıklarını, böyle bir dönemde özellikle AB'nin yardımı ile başarabilir.  

Erdoğan'ın Türkiyesi kendine daha güvenli ve uluslararası arenada daha aktif bir hale gelmekte, dış politikası değişen jeostratejik gerçeklerden dolayı artık Amerika'yı temel almamakta, ekonomisi büyümekte ve ABD'nin bölgedeki politikasını karıştırmaktadır. Daha da önemlisi, Erdoğan Avrupa'nın bütün engellerine rağmen Türkiye'yi AB'ye daha da yakınlaştırmış, üyelik için mücadelesini devam ettirmiş ve Kıbrıs anlaşmazlığını çözmek için radikal tavizler vermiştir.  

ABD ve Türkiye, ortak politikaları olmasına rağmen Irak, İran, Suriye ve Hamas gibi konularda farklı görüşler sergilemeye devam ediyorlar. Erdoğan yönetiminde Türkiye, Orta Doğu'da bağımsız bir ses oluşturmuştur; ancak her iki ülke, aralarındaki görüş farklılıklarını alttan almakta ve ortak çıkarlarına dikkat etmektedirler. 

Türkiye bugün, genelde ABD'den destek alan, Moskova'dan tehdit gören, ekonomik sıkıntı çeken, 20 yıl öncesinin Türkiyesi değildir. Türkiye'nin gücü ve yeni ağırlığı, ABD'nin ikili ilişkilerin yönetiminde daha fazla çalışmasını gerektirse dahi, ABD'nin stratejik çıkarlarını tamamlayabileceği için hoş karşılanmalıdır.  

Ancak Irak, Türk liderlerin ABD'nin Irak'ı birarada tutmakta başarılı olmasını çok istemelerine rağmen büyük bir sorun olarak ortada duruyor. Türkler Amerika'nın Irak'taki askeri müdahalesi nedeniyle çok şey kaybettiklerini hissediyorlar. Bu durum onları uzun zamandır karşılaşmak istemedikleri bir kabus olan komşudaki bir Kürt devleti ve onun Türkiye'deki Kürtlere olan etkisi ile yüz yüze getirmiştir. AB'nin samimiyetsiz davranışı ve artan ABD karşıtlığı karşısında bu, yabancı düşmanlığına dayanan milliyetçiliğin artmasına yol açmıştır.  

Türkiye şu anda iki konuda kaygı duymaktadır: Bunlardan biri, Türkiye'nin büyük bir güçle karşı çıktığı petrol zengini Kerkük'ün Irak Kürdistanı'nın bir parçası olup olmayacağına dair 2007 yılında yapılması önerilen referandum, diğeri de, Kuzey Irak'ta bulunan Türkiye karşıtı PKK'lıların Iraklı Kürtler tarafından temizlenmemesidir. Her iki konu Washington ile ilişkilerde gerginlik yaratmaktadır ve her an kapsamlı bir krize dönüşme riski taşımaktadır. Iraklı Kürt liderler tarafından yakın geçmişte yöneltilen bazı tehditler Türk generallerden karşı tehditler gelmesine neden olmuştur. Bu durum dikkatle yönetilmediği takdirde ABD-Türkiye ittifakında dengelerin aniden bozulmasına yol açacak ve belki de AKP yönetimine yönelik en büyük tehdidi oluşturmaya devam edecektir.  

Erdoğan'ın cumhurbaşkanı olması ya da başbakanlığa devam etmesi halinde, Washington'da bazılarının iddia ettikleri gibi Türkiye "kaybedilmeyecektir". Türk halkının Batı'ya, demokrasiye ve laikliğe bağlılığını zayıflatmak zordur ve bu bağlılığın büyük zorluklara karşı çıkma gücü vardır. Erdoğan ve partisinin de radikal bir yola başvuracağı izlenimi de yoktur. Türkiye Batı ile birlikte büyümeye devam edecektir.

*Morton Abromowitz, ABD'nin eski Türkiye Büyükelçisi / Henri J. Barkey, Lehigh Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde Prof. ve Wilson Center'da kamu politikası uzmanı.

 

Yeni cumhurbaşkanı partiler üstü konumunu üstlenirken AKP, Erdoğan ve başı örtülü karısı yine de koyu laikleri tatmin etmeyecektir. Erdoğan başbakanlığa devam da etse cumhurbaşkanı da olsa Türkiye'deki demokrasi açısından büyük bir tehdit oluşturmamaktadır. Kamuoyu yoklamaları, halkın daha çok dindar hale geldiğini, ancak İslami devlete karşı çıktığını da gösteriyor. Hızla büyüyen bir sivil toplumun, özgürlüğüne giderek daha çok sahip çıkan bir basının varlığı ve demokratik sorumluluk devam edecektir.

Türkiye bu değişimi barış içinde başarırsa politikalarında normalleşme ve olgunlaşma işareti verecektir. Bu, özellikle Erdoğan -ordu istemese de- başarılı olacağı için önemlidir. Atatürk'ün laik mirasının koruyuculuğunu üstlenen Türk ordusu seçimle başa gelen liderlere karşı dört kez darbe yapmıştır. Genelkurmay Başkanı tarafından düzenlenen basın toplantısına Başbakan ya da Cumhurbaşkanınınkinden daha fazla ilgi gösterilen bir ülkede, bugüne kadar aşılamayan, ordunun müdahale edeceği korkusu, kalıcı siyasi ve ekonomik istikrar ile aşılabilir. AKP ve Erdoğan, sistemi bozmayan ve güvenilir bir muhafazakar parti olduklarını ispatlayarak kendilerini eleştirenlerin yanıldıklarını, böyle bir dönemde özellikle AB'nin yardımı ile başarabilir...

Türkiye bugün, genelde ABD'den destek alan, Moskova'dan tehdit gören, ekonomik sıkıntı çeken, 20 yıl öncesinin Türkiyesi değildir. Türkiye'nin gücü ve yeni ağırlığı, ABD'nin ikili ilişkilerin yönetiminde daha fazla çalışmasını gerektirse dahi, ABD'nin stratejik çıkarlarını tamamlayabileceği için hoş karşılanmalıdır.

Kaynak:

http://www.aleviyol.com/yolalevi/content/view/2460/2/

 

Son Güncelleme ( Pazar, 24 Şubat 2008 )
 
< Önceki   Sonraki >
© 2008 Zeki Bingöl'ün Web Sitesi