Top Module Empty
Anasayfa arrow Haberler arrow Son Haberler arrow Ergenekon İddianamesinde Bülent Orakoğlu Ne Anlattı?
Ergenekon İddianamesinde Bülent Orakoğlu Ne Anlattı? PDF Yazdır E-posta
Yazar admin   
Pazar, 27 Temmuz 2008

Tanık Emekli İstahbarat Daire Başkanı Bülent ORAKOĞLU ise 28.02.2008 günü alman ifadesinde özetle;

Kendisinin 12 Mart 1997 tarihinde İstihbarat Daire Başkanlığı görevine getirildiğini, göreve geldiği dönemin 28 Şubat sürecinden hemen sonraki süreç olduğunu, o dönemde hükümete karşı ihtilal yapılacağına ilişkin ciddi bilgiler elde ettiklerini, o dönem Batı Çalışma Grubunun (BÇG) Devletin bütün görevlilerini, siyasileri ve özel kişileri irticacı oldukları gerekçesiyle fişlediklerine dair bilgiler elde ettiklerini, bunların yanı sıra bazı askeri şahısların PKK'nm üst düzey yöneticileri ile görüşmeler yaptığını, üçüncü olarakta NESİM MALKİ cinayetinin yabancı servislerle olan irtibatlarım tespit ettiklerini,

Yaklaşık 3,5 ay sonra Türkiye'de hükümetin devrildiğini, kendisinin hükümet devrilmeden kısa bir süre önce Amerika'ya dış göreve gönderildiğini, bu arada kendisiyle ilgili çok ciddi haberler yayınlanmaya başlandığını, hatta birçok gazetecinin kendisini arayıp "SAKIN TÜRKİYE'YE GELME,GELİRSEN HAKKINDA İDAM SEHPASI HAZIRLANDI" şeklinde tehditler mesajlan gönderdiğini, ancak kendisinin yaptığı görevin kanun dışı olmadığından Türkiye'ye geldiğini, gelir gelmez de BATI ÇALIŞMA GRUBU ile ilgili yukarıda belirttiği kanunsuz ve herhangi bir resmiyeti olmayan belgeleri alıp görev gereği İçişleri Bakanlığına verdiğinden dolayı Askeri Mahkemece tutuklandığını, 58 gün tutuklu kaldığını, daha sonra bu davaların hepsinden beraat ettiğini,

                Görev yaptığı dönemde ERGENEKON'la alakalı bazı olaylara vakıf olduğunu, o dönem içeriği olarak tam bilinmeyen ancak son zamanlarda basma yansıdığı kadarıyla da her türlü kanunsuz işi yapmayı kendilerine görev bilmiş ERGENEKON örgütünün de bu 28 Şubat'ı organize etmiş olduklarını anlamış bulunduğunu, aynı dönemde İstihbarat Daire Başkanlığı Yardımcılığımda bulunan HANEFİ AVCI'nın bazı askeri şahpıslann PKK ile görüştüğü tesptini 32 Gün isimli programda açıkladığı için tutuklandığını, İstihbarat Daire Başkanlığı görevinden öncede il Emniyet Müdürlüğü, Terörle Mücadele ve İstihbarat Müdürlüğü yaptığını, Hatay İl Emniyet Müdürlüğü görevini sürdürdüğü dönemde tahminen 1991 yılı içerisinde Adana Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral TEMEL CİNGÖZ ve İl Jandarma Alay Komutanı VİCDAN BAŞARAN olduğu halde şehir klübünde bir yemek yediklerini, bu yemekte Bölge Komutanının yanında bulunan ve önceleri emir eri olduğunu zannettiği sivil giyimli şahsın daha sonra İstanbul'da Hizbullah Operasyonunda ölü ele geçirilen Hizbullah lideri HÜSEYİN VELİOĞLU olduğunu öğrendiğini, orada tanıdığı kadarıyla HÜSEYİN VELİOĞLU Devlet görevlilerine çok saygılı, bir bekçi önünde dahi önünü ilikleyerek konuşan bir kişi intibaanı uyandırdığını, bu şahsın Hizbullah örgütünün lideri olarak İstanbul'da polisle girdiği çatışmada polise ve Devlete silah çekmesi ve örgüt liderliğinin arkasında başka arka perdeler olduğu kanaatinde olduğunu, emekli olduktan sonra 28 Şubat Türevi bir takım yasadışı illegal eylem ve faaliyetlerle psikolojik harekatlarla Türkiye'de mevcut iktidajs^i^gal olarak düşürmeye çalışan ERGENEKON yapılanmasının sağcı ve milliyetçi kesimi kullandığı gibi aşırı sol örgütleri ve   Hizbullah örgütünü de naylon terör örgütü olarak kurdurduğu kanaatine vardığını, bir taraftan PKK'ya karşı Hizbullah örgütünün ERGENEKON tarafından kurularak Türkiye'de bir iç savaş yaratma Kürt-Türk çatışması yaratma stratejilerini uygulamaya çalıştıklarını düşündüğünü, Hizbullah terör örgütünü de yukarı da söylediğim gibi ERGENEKON tarafından kurdurulduğu ve eğitildiği kanaatini taşıdığını beyan etmiştir.

Ergenekon dokümanında belirtilen "NAYLON TERÖR ÖRGÜTLERİNİN OLUŞTURULMASI" yöntemi şüpheli Doğu PERİNÇEK'e sorulduğunda,

"Naylon terör örgütleri kurmak bizim bazı istihbarat örgütlerimizin ABD ve CIA ve Mossaddan öğrendiği vahim uygulamalardır. PKK yi 1975 yılında acıdır ki MİT kurmuştur. Ve yine acıdır ki Hizbullah denen örgütü kullandıklarını MİT Müsteşarı kamuoyu önünde açkılamıştır ve basında yer almıştır. Peki nerede kullanmışlardır? Bu örgütlere binlerce insanımızı öldürtmüşlerdir. PKK 1975-1980 arasında benim Güneydoğu bölgesindeki en değerli il başkanlarımı ve yöneticilerimi şehit etmiştir, yine Hizbullah benim en değerli arkadaşlarımı şehit etmiştir. Bu Amerikan icatlarını onaylamak ihanet anlamına gelir. Belgenin kimler tarafından yazıldığını bilmiyorum" şeklinde cevap vermiştir.

30.05.2008 günü 2007/1536 soruşturma kapsamında gizli tanık Ahmet isimli şahsın vermiş olduğu ifadesinde; Kendisinin uzun yıllar Hizbullah Terör örgütü içerisinde yer aldığını, Daha sonra örgüt içerisinde görmüş olduğum yanlışlıklar ve yaşadığı bir takım olayların etkisi ile örgütten ayrıldığını,

HÜSEYİN VELİOĞLU'nun 1979 tarihinde Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığının sendika seçimlerine Petrol iş sendikasının başkanı olmak amacı ile seçimlere katıldığını, bu seçimler döneminde o dönemde Batman' da yüzbaşı olarak görev yapan TEMEL CİNGÖZ ile görüşmüşlüğü, konuşmuşluğu olduğunu,bu görüşmenin olduğunu HÜSEYİN VELİOĞLU ve İSA ALTSOY(örgütün üst düzey sorumlularından) söylediklerini, TEMEL CİNGÖZ'ÜN, HÜSEYİN VELİOĞLU'na bizim onayımız olmadan hiç kimse sendika başkanlığını kazanamaz dediğini, neticede seçimleri PKK temsilcisi olarak gördükleri bir kişinin kazandığını, TEMEL CİNGÖZ'ün o dönemde bildiği kadarı ile Batman komando taburunda görev yapmakta olduğunu, HÜSEYİN VELİOĞLU ile tanışıklığını hatta görüşmüş olduğunu bildiğini, sonraki süreçte TEMEL CİNGÖZ ile HÜSEYİN VELİOĞLU' nun ilişkisinin nasıl geliştiği hakkında bilgisinin olmadığını,

1980 ihtilali olduğu zaman HÜSEYİN VELİOĞLU' nun birkaç arkadaşı ile beraber İran' a gittiklerini amaçlarının ise darbe sonrası olabilecek bir operasyona karşı tedbir amaçlı olduğunu İran' da Humeyni'ye yakın kişilerle ilişki kurduklarını bildiğini,

HÜSEYİN VELİOĞLU ve arkadaşlarının 1981 yılında Türkiye' ye döndükten sonra Diyarbakır' da HÜSEYİN VELİOĞLU, EDİP GÜMÜŞ ve İSA ALTSOY ile birlikte İlim Kitapevini kurduklarını, Kitapevini 12 Eylül sonrası oluşturmayı çalıştıkları örgütsel yapının merkezi olarak belirlemiş olduklarını,

Kitapevi kurulduktan sonra HÜSEYİN VELİOĞLU ve arkadaşları bölgede molla olarak bilinen şahıslar, tarikat liderleri, aşiret liderleri ve önde gelen kişilere giderek İslami bir hareket oluşturmaya çalıştıklarını, bu hareketin o dönem çok aktif olan Milli görüş çizgisinin dışında devletten bağımsız bir hareket olduğu yönünde propaganda yapıp taraflar kazanmaya çalıştıklarını, o dönemde kitapevinin her gün onlarca yüzlerce ziyaretçi ile dolup taşmaya başladığını, Gelip giden bu şahıslardan uygun olanlar ile beraber HÜSEYİN VELİOĞLU' nun belirlenmiş olduğu evlerde toplantılar yapılıp cemaatleşme sürecinin nasıl oluşturulacağı üzerinde fikir planlı tartışmalar yapıldığını,

Tamda bu dönemde HÜSEYİN VELİOĞLU'nun AYDA BİR ORTADAN KAYBOLDUGUNU,BİR HAFTA SONRA DA GELjâĞ^n, kendisinin nereye gittiği ve ne yaptığı sorulduğunda İstanbul' a İran' lılarla görüşmeye gittim dediğini, Örgütte kaldığı uzun

yıllar içerisinde elde etmiş olduğu tecrübelerden HÜSEYİN VELİOĞLU' nun bu kaybolmalarının söylendiği gibi İran' Ularla görüşme değil kendisini yönlendiren gizli güçlerle bir araya gelmesi olarak değerlendirdiğini, Ancak bu güçlerin kim olduğu hakkında somut bir bilgiye sahip olmadığını

1983-1984 yıllarında bu grup içerisinde faaliyet yürüten daha sonra açmış olduğu Menzil Kitapevi ile adı menzilciler olarak bilinecek olan grubu oluşturan FİDAN GÜNGÖR ve arkadaşları HÜSEYİN VELİOĞLU'ndan ayrıldıklarını, Bu tarihten birkaç yıl sonra da ilim grubu içerisinden yine kamuoyunda İslami Hareket olarak bilinen EKREM BAYTAP, MEHMET ALİ BİLİCİ önderliğindeki tekbirci grup ayrıldığını, bu grubun Batman' da EKREM BAYTAP' in çalıştırdığı Cem kitapevini kurduklarını ve bu kitapevi etrafında örgütlenmeye başladıklarını,

1988 yılında cemaatin isteği ile HÜSEYİN VELİOĞLU önderliğinde bir grubun (HÜSEYİN VELİOĞLU, EDİP GÜMÜŞ, İSA ALTSOY, ABDÜLAZİZ TUNÇ, NUSRETTİN GÜZEL, MOLLA İHSAN YEŞİLIRMAK ve ismini şu an hatırlayamayacagım 2 kişi daha vardı.) İran'ın Tahran kentine giderek yaklaşık 2 ay siyasi ve askeri eğitim aldıklarım, Askeri eğitimde silah tanımı ve silah atışı, teorik bilgi olarak da örgütlenmenin nasıl olacağına dair eğitim alındığını,

Türkiye' ye dönüldükten bir süre sonra Batman' da bir otelde birkaç hafta kalan Yahudilere yönelik bombalı eylem yapılacağını ancak yapılmadığını, başlangıçta bu eylemi çok önemseyen ve mutlaka yapılmasını isteyen HÜSEYİN VELİOĞLU eylem gerçekleşmeyince sebebi sorulduğunda açıklama yapmadığını

1994 yıllarında Hizbullah İlim- Menzil çatışmalarının olduğu bir dönemde bölgede MOLLA MANSUR GÜZELSOY olarak bilinen kişi sohbet ettiği 10-15 kişilik gruba hitaben kendisinin öğrenci olduğu dönemde Ankara' da HÜSEYİN VELİOĞLU ile birlikte aynı evde kaldıkların, HÜSEYİN VELİOĞLU' nun sürekli olarak MİT' den diye bahsettiği 2 istihbaratçının ziyarete geldiklerini, HÜSEYİN VELİOĞLU' nun bu şahıslarla sürekli ilişki içerisinde olduğunu anlattığını, MOLLA MUNSUR GÜZELSOY'un bu anlatımlarından yaklaşık 15 gün sonra Diyarbakır' da bir sabah namazı çıkışı HÜSEYİNE VELİOĞLU' na bağlı İlim grubu mensuplarınca sopalarla dövülerek öldürüldüğünü,

Örgütte kaldığım uzun yıllar içerisinde şunu gözlemlediğini, Örgüt kurmak, yönetmek, örgüt mensuplarının sorunlarına çözüm bulmak, yeni stratejiler üretmek, örgütü sevk ve idare etmek öyle bir kişinin tek başına yapabileceği, altından kalkabileceği iş olmadığını, liderin ne kadar eğitim alırsa alsın bütün bunları yapmasının çok zor olduğunu, mutlaka kendisini yönlendiren, yöneten birilerinin olması gerektiğini, Hizbullah örgütünde de aynı durumun söz konusu olduğunu, Hatta HÜSEYİN VELİOĞLU' nun bazen ben bu işin içerisine nereden girdim, bıktım usandım, bu işi bıraksak mı acaba şeklinde beyanlarına şahit olduğunu, Kaldı ki HÜSEYİN VELİOĞLU' nun yapısı, karakteri, eğitimi göz önüne alındığında Hizbullah gibi büyük bir örgütü kurması ve idare edebileceğini tahmin etmediğini,

Örgütün İranlılarla ilişki içerisinde olduğu 1990 ' lı yıllara kadar İran' lılar tarafından yönlendirildiğini, bu dönemde Iran'lılann dışında bir gücün HÜSEYİN VELİOĞLU üzerinden Iran' da faaliyet gösteren Türkler hakkında bilgi toplamaya çalıştığım fark ettiğini, Çünkü HÜSEYİN VELİOĞLU İran' da iken mesaisinin çoğunu o bölgeye gelip giden Türklerin kim olduğun tespite harcadığını,

Örgüt İran ile ilişki içerinde iken örgütteki Sünni kişilerin bile şia mezhebine
sempati duyduklarını, hatta ibadetlerini onların yaptığı tarzda yaptıklarını, Örgüt tarafından
takip edilen eserlerin genelde İranlı yazarların (Ali Şerati, Mutaharri vb.) yazarların kitapları
olduğunu, Ancak 1991 yılında PKK - Hizbullah çatışmaları başladıktan sonra örgütün İran ile
ilişkisini keserek Sünni anlayışa tekrar döndüğünü, kendisinin bu değişimin normal bir süreç
olarak gerçekleştiğini zannetmediğini, Burada örgülir^^üileri tarafından yönlendirildiği
izlenimine sahip olduğunu, HÜSEYİN VELİOĞLU'nun ilişkileri sorgulanması gereken bir kiş olduğunu, kimseye haber vermeden hacca gittiğini ve orada örgüt mensuplarından bir tanesi tarafından görüldüğünü, HÜSEYİN VELİOĞLU'nun örgüt mensubunu fark edince yanındaki kişilerle birlikte görülmesinden çok rahatsız olarak örgüt mensubuna sıkı sıkı tembih ederek kimseye kendisini burada gördüğünü söylememesini tembihlediğini, bir başka tarihte de İngiltere-Londra'da Pakistan' lı bir grubun lideri olan (KERİM SIDDIKİ olabilir) bir şahsın yapmış olduğu bir toplantıya katıldığını,

PKK-Hizbullah çatışmasında birçok PKK' lı ve Hizbullah ilim grubu mensubunun öldüğünü, 1995 yılında Hizbullah' ı temsilen İSA ALTSOY'un Irak' da PKK temsilcileri ile görüşerek karşılıklı ateşkes kararı aldıklarını, bunların ise nasıl bir araya geldiklerinin örgütte daima soru işareti olarak kaldığını,

Örgütün kendi mensuplarını zaman zaman devlete çalışıyor diyerek kaçırıp sığmakta sorguluyor ve kendince suçlu bulduklarını ise öldürdüğünü, devletin örgüt için bir düşman olduğunu, ancak kendisinin örgütün devlet kurumlarına karşı bir eylem yaptığına veya planladığına şahit olmadığını, HÜSEYİN VELİOGLU' nun öldürülmesinden sonra ise polisle çatışmaya girdiklerini, bu çatışmaların sebebinin ise HÜSEYİN VELİOGLU' nun öcünü alma düşüncesi ile gerçekleşmiş olabileceğini,

HÜSEYİN VELİOGLU' nun kendisine çok yakın olan üst düzey mensupların bir arada olduğu ortamda devlet görevlilerinden bazılarının kendilerine ajanlık teklif edebileceğini beyan ettiği, bu beyandan birkaç hafta sonra bazı görevlilerin bu toplantıda olan kişilerden bazılarına görev teklif ettiklerinin bilindiği, burada anlaşılmaz olan ise, HÜSEYİN VELİOĞLU'nun bu durumu nasıl bildiği ve o söyledikten kısa süre sonra o teklifler nasıl geldiğidir. Bu teklifin yapıldığı şahısların çok sıkı bir şekilde saklanan HÜSEYİN VELİOGLU ile düzenli olarak bir araya gelen kişiler olduğunu, kendisinin bu kişilere görev teklif edildiğine göre bu kişilerin örgüt içerisindeki durumlarının da bilindiğini varsaydığını, dolayısıyla düzenli olarak HÜSEYİN VELİOGLU ile görüşen bu kişilerden örgütün liderine ulaşılmasının hiç zor olmayacağını değerlendirdiğini,

Hizbullah örgütünün faaliyetleri ve yapısına bakıldığında HÜSEYİN VELİOGLU' nun böyle bir örgütlenmeyi oluşturabilecek ve yönetebilecek kapasitede birisi olmadığını düşündüğünü, Çünkü HÜSEYİN VELİOGLU' nu çocukluğumdan beri tanıdığını, örgüt içerisinde 10 yılın üzerinde birlikte faaliyetlerinin olduğunu, örgütten ayrılmasında yukarıda anlatmış olduğu konuların etken olduğunu, beyan etmiştir.

Kaynak; Ergenekon İddianamesi 

 

 
< Önceki   Sonraki >
© 2008 Zeki Bingöl'ün Web Sitesi