Top Module Empty
Anasayfa arrow Gönül Özler arrow 301'den Madem beni YARGILAMIYORSUNUZ, İHBAR ettiklerimi neden Soruşturmuyorsunuz?
301'den Madem beni YARGILAMIYORSUNUZ, İHBAR ettiklerimi neden Soruşturmuyorsunuz? PDF Yazdır E-posta
Yazar Zeki Bingöl   
Cumartesi, 05 Temmuz 2008

İSTANBUL CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI'NA 
 

Dosya No:2008/20924-466 Sor. 
 
 

SAVUNMA YAPAN ŞÜPHELİ : Zeki Bingöl 
 
Hakkımda Yeni Hayat isimli derginin Mart-Nisan 2008 tarihli sayısında çıkan bir yazıdan dolayı TCK m. 301/2 fıkrasından soruşturma açılmıştır. Hakkımdaki işbu soruşturma haksız yere açılmıştır. Benim 
gayem TCK'nun 301/2 maddesinde belirtilen, Cumhuriyetimizin kurumlarından herhangi birini hedef alarak yıpratmak değildir. Bilakis, Cumhuriyetimizin kurumlarını yüceltmektir. Benim asıl gayem 
Türk Milletinin hakkını savunmaktır. Cumhuriyetimizin kurumlarını yıpratan yanlış uygulamalara dikkat çekerek, halkımızın hak ve hukukunun savunulmasından başka bir şey değildir. Hatta çok 
daha açık ifade ile 70 milyon insanın hakkını gasp eden, Cumhuriyetimizin kurumlarını yanlış ve kasıtlı icraatlarla yıpratan istisnai olaylara dikkat çekmektir. Bu itibarla soruşturma konusu yazım günceldir ve gerçektir. Şöyle ki: 
 
Öncelikle, yazımda değindiğim ve eleştirdiğim konular, bizzat bir kamu görevlisi olarak bizzat yürüttüğüm bir yolsuzluk soruşturması sonucunda ulaştığım bilgi ve belgelere dayanmaktadır.  Türk İşi Mortgage, 775 Sayılı Gecekondu Yasası ve Uygulaması isimli kitabımda da bu konuyu detaylarıyla izah etmişimdir. Yine bazı konulara burada dikkat çekmeye kendimi mecbur hissediyorum ki bunları da aşağıda özetlemeye çalışacağım: 
 
Bunlardan biri, milletimizin bugüne kadar yaptığı birikimlerin en verimli şekilde kullanılması ve refah düzeyinin arttırılması için konulmuş bulunan İhale Yasasının yanlış uygulanması ile ilgilidir. Şöyle ki: eski TCK'nun 205'inci maddesi İhaleye Fesat Karıştırma suçuna verilecek cezayı düzenlemiştir. 
Bilindiği üzere, bu madde hükmünü ihlal ettiklerinden dolayı bazı bakan ve bürokratlar yargılanmış ve hüküm giymişlerdir. Bu maddeye göre 10 yıldan aşağı olmamak üzere ağır cezada yargılanmışlardır.

 
Doğrusu budur. Ancak, bu suçlara istisnai olarak bazı Mahkemelerce eski TCK'nun 205'inci maddesi uygulanmamış, bunun yerine eski TCK'nun 366 maddesi uygulanmıştır ki bu esas ve usul olarak yanlıştır. Sebebi de, 366'ıncı maddenin haciz edilen malların müzayedesine fesat karıştırmayı düzenleyen madde oluşudur; bu yanlış uygulama yüzünden, ihaleye fesat karıştırma eylemlerinden ötürü en az 10 yıl ağır ceza ile ağır ceza mahkemesinde yargılama yapılması gerekirken, Asliye Ceza Mahkemesinde 3 aydan 1 yıla kadar hapisle yargılama yapılmakta, savcılığın iddianamesinde yer alan sevk maddesi mahkeme tarafından düzeltilmemektedir. Hatta bazı bilirkişiler -ki hukuk fakültesinden görevlendirildiklerinde bile- TCK m. 366'ncı maddesi hükmünü  ihaleye fesat karıştırma olarak izah etmektedirler. Bu yanlıştır. Bu durumda dahi ceza alanlara erteleme yasası bir defa uygulanması gerekirken, birden fazla uygulanması ise son derece yanlıştır. Yani yasanın amacına uygun hareket edilmemiş olmaktadır ki, benim de yazımda eleştirdiğim budur. 
 
Bir diğer konu da taksi duraklarının durumudur. Şöyle ki; ülkemizde neredeyse bütün adliyeler, hükümet konakları ve diğer resmi kurumların önünde taksi durakları vardır. Bu duraklarda yine Karayolları ve İmar yasası gereği umuma açık taksi durağı levhası dışında hiçbir şekilde kulübe, mobo, telefon, telsiz olmaması ve bütün ticari taksilerinin kullanımına açık olması kaydıyla İl ve İlçe Trafik Komisyon kararlarıyla sabit olmasına rağmen mevzuata aykırı olarak tam tersi yapılmaktadır. Hiçbir yasal görevli özellikle mülki, kolluk ve adli görevliler de bu duruma müdahale etmemektedir. Halkın malı sayılan bu yerleri ele geçiren güçler de haksız menfaat sağladıkları gibi çete oluşumlarına sebebiyet vermektedir. Ticari taksicilerin serbest ticaret yapmasına mani olmaktadırlar. Daha da kötüsü resmi kurumlarımız veya bulundukları yerlerde göz önünde bir çete oluşumu şeklinde karşımıza çıkmaktadırlar. Bir başka açıdan da, bu tip yerler bütün terör örgütleri ve yabancı gizli servislerin çörekleneceği, kamufle olacağı ve resmi görevlilerin kendileri ile ailelerinin takip edileceği bir yer halindedirler. Toplanan istihbarat ile belki de resmi kurumlara ve bu kurumdakilere sabotaj, suikast planlarının yapılmasına zemin sağlanabileceği açıktır. Bu da resmi kurumlarımızın güvenliği ile çalışanlarının can güvenliğini tehdit etmektedir. Buna bir örnek vermek gerekirse, Danıştay cinayeti diye bilinen melun hadisedir. Bu hadiseden kısa bir zaman önce hatırlanacağı gibi Danıştay önündeki taksi durağında taksiciler birbirleriyle pompalı tüfekle çatışmışlar ve yaralamalı elim bir olay meydana gelmiştir. 
 
Başka bir konu da, 1966 yılında Anayasamızın sosyal devlet ilkesine istinaden çıkarılan 775 sayılı Gecekondu yasasının yanlış ve haksız uygulanmasıdır. Bu durum, Cumhuriyetimizin halen devam eden en uzun ve en büyük yolsuzluğuna, kara para kazanılmasına, hatta Asala, PKK ve sair çete oluşumlarının beslenmesine kadar varan, ancak aynı zamanda 70 milyonumuzu ilgilendiren insan hakları ihlali haline gelmiştir.  

Yasanın amacı, kendisinin, eşinin ve ergin olmayan çocuğunun evi ya da ev yapacak arazisi olmayan vatandaşlarımızın insan onuruna yakışır şekilde ev sahibi yapmak olmasına rağmen, bu amaca uygun hareket edilmemiştir. Keza bu yasa, hak sahiplerini sadece bir ev sahibi yapmayı ve bu kişilerin 
de dar gelirli, gecekonduda yaşamak zorunda kalan insanlarımızdan oluşmasını, evsiz-barksız yurttaşlarımızın insan onuruna yakışır şekilde yaşamasını sağlayarak çocuklarının da Cumhuriyete hayırlı evlatlar olmasını sağlamayı amaçlamıştır. Bir diğer yönü de şehirlerin bilime ve hayatın gerçeği olan şehirciliğe uygun imarını sağlayarak deprem ve benzeri felaketlerde can ve mal kaybının asgariye indirilmesi ile büyük insanlık travmalarını engellemek iken maalesef amaç dışına çıkılmıştır. Şöyle ki, 
belediyeler ve ilgili kurum olan Arsa Ofisi Genel Müdürlüğünce ihdas edilen ve tapu kayıtlarında 775 sayılı yasaya tabidir şerhi bulunan arsalar, başka amaçla kullanılamayacak olmalarına rağmen maalesef ülkemizde devletin yoksul yurttaşları lehine sağladığı bu imkanlar yaygın şekilde suiistimal edilmiş, hak sahibi olmayanlara, bir adet ev yerine binlerce metrekarelik araziler peşkeş çekilmiş; sonuçta yasada belirlenen hak sahiplerine tahsis edilmek yerine yukarıda belirttiğim çıkar amaçlı odakların eline geçmiştir. Bazı odaklarca yedişer kişiden oluşan yedi adet kooperatifler ile hemen akabinde üst birlikler kurdurulmuş, 49 kişiden oluşan bu oluşumlara on binlerce dairelik arazi tahsisleri yapılmıştır. Gerçekte bu kişilere yasa gereği dar gelirli olmaları halinde yine birer dairelik yer verilmesi gerekirdi ki bu kurala uyulmamıştır. Böylece de açıkça suç işlenmiştir. Sonuçta bu üst birlikler gerçekte ev sahibi olmak isteyen üçüncü şahısları da ya suça bulaştırmış yada onları mağdur etmişlerdir. Elde edilen rant o kadar büyüktür ki, eski iç işleri bakanı Sadettin Tantan ile Savcı huzurunda yapılan görüşmede 300 milyar dolarlık bir rant olduğu değerlendirilmiştir. Bu rakam çok gibi gözükse de, şöyle bir örnek ile konuyu açıklamak mümkündür. Alkent 2000 villalarındaki evler tanesi 1 ila 3 milyon dolardır, 2000 adeti takriben 2 ila 6 milyar dolar yapmaktadır. Hatta burada bulunan 180 civarındaki villanın da ülkemizin hava savunması sahasında yapıldığı ve işgalci durumunda olduğu belirlenmiştir. Dolayısıyla ülkemizin hava savunmasının dahi gözetilmediği durum, olayın ne kadar vahim olduğunu ortaya koymaktadır. Bu durum da kara para aklanmasını, tefecilik gibi yasa dışı olaylarda elde edilen paraların değerlendirilmesini sağlamaktadır. Emlak bankası aracılığı ile yapılan ve şu an Toki'ye devredilen 775 sayılı yasaya tabi araziler de yine yasaya aykırı olarak değerlendirilmektedir. Çünkü hem hak sahibi olmayan, hem de yabancı ülke vatandaşı yada kurumlarına bu araziler tahsis edilmiştir. Mesela Büyükçekmece'de Fransız kurumu Metro tesisi buna somut bir örnektir. 
 
Yine hak sahibi olmayanlara tatbik edilmesi gereken 775 Sayılı Yasanın ceza hükmünce 3 ay ila 1 yıl hapis ve para cezası yasayı çiğneyenlere hiçbir şekilde uygulanmamıştır. Yine aynı yasanın ilgili maddesi gereği her hangi bir hüküm alınmasına gerek kalmaksızın hak sahibi olmayanlara tahsisi yapılan evler ve arazilerin geri alınması ve hak sahiplerine verilmesi gerekirken bu konuda da yetkililerce hiçbir işlem yapılmamıştır. 

Bu durumda da bilerek ya da bilmeyerek binlerce kişi bu suça bulaşmıştır. Ve bu insanların içinde yüksek yargı mensupları, tanınmış gazeteci, mülki amir, milletvekili, sanatçı, holding sahipleri, kolluk amirleri, savcı, mülkiye müfettişleri oldukları göz önüne alındığında, bu kişilerin hem kendileri milletimiz ve kamu oyu önünde zor durumda kaldıkları gibi, hem de halkımızın devlete güveninin sarsılacağı bir gerçektir. Ayrıca 43 yıldan beri 775 sayılı yasanın yanlış uygulanmasına, bugüne kadar devlet görevlilerimizin hiç birinin ses çıkarmamasının uluslararası bir skandal olacağı da bir gerçektir. Ayrıca, bu yasa dışı işlerden elde edildiği paralar yurt dışına çıkarılmaktadır. Şöyle ki bu işlerde de sahte evrak ile bankalar kullanılmaktadır. Bu durum hem bankalar yasasına hem de ülkemizin imzaladığı kara para ile ilgili uluslar arası anlaşmaya aykırıdır. Bu konuyla ilgili şu örneği vermek mümkündür: Mehmet ŞAHİN TUNCAY 19.01.2003 günü ve 14.04.2004 günü alınan ifadesinde özetle: Kendisine gösterilen bir trilyon TL tutarındaki Ömer TIRAŞOĞLU adına yapılan havale formu ile ilgili olarak Cengiz Ve Ömer TIRAŞOĞLU isimli şahısları tanımadığını hiç bir trilyonu olmadığını, kendisinin böyle bir havale işlemi yapmadığını, havale formundaki yazı ve imzanın kendisine ait olmadığını, havale işleminde kullanılan ehliyet fotokopisinin kendisine ait olduğunu; ehliyet fotokopisini Kavaklı imar eğitim ve dayanışma vakfı müdürü Mustafa GÜREL e 3-4 yıl önce verdiğini, kendisinin kimliğini kullanan Mustafa GÜREL'den ve Kendisi olmadan bankada bu işlemi yapan banka 
görevlilerinden şikayetçi olduğunu beyan etmiştir. Mustafa GÜREL ise 14.04.2003 günü alınan ifadesinde özetle: Mehmet Şahin TUNCAY kimlik fotokopisi kullanılarak Havale yapılması ile ilgili bir bilgisinin olmadığını, ancak Mehmet Şahin TUNCAY ın ehliyet fotokopisini kendisinin aldığını, Mustafa Şahin TUNCAY'a muhtaçlık belgesi almak için ehliyet fotokopisini Cum. Mah. muhtarı Cengiz TIRAŞOĞLU'na verdiğini ancak geri alıp almadığını hatırlamadığını, Bankaya faks ile gönderilen Mehmet Şahin TUNCAY ın ehliyet fotokopisi  üzerinde yazılı bulunan ESRA HANIMIN DİKKATİNE ibareli el yazısının kendi yazısına benzediğini, ancak bankaya Mehmet Şahin TUNCAY ın ehliyet fotokopisini fakslayıp fakslamadığını hatırlamadığını beyan etmiştir.
 

Esra SÜRÜCÜ: Demirbank Beylikdüzü şubesinde 1998-2002 yılarında görev yaptığını Şu an TEB bankasında çalışmakta olduğunu, Ömer TIRAŞOĞLU'na Bir trilyon havale yapılması ile ilgili olarak o tarihte Orhan ve Cengiz TIRAŞOĞLU'nu tanıdığını, Cengiz TIRAŞOĞLU'nun o tarihte çalıştığı bankada hesabı olduğunu, kendisine gösterilen Bir trilyon tutarındaki havale işlemini havi 15.08.2001 tarihli havale talep formunun Cengiz TIRAŞOĞLU tarafından verilmiş olması gerektiğini, bu formu Mehmet Şahin TUNCAY ın vermediğini kendisine gösterilen Mehmet Şahin TUNCAY in ehliyet fotokopisi üzerindeki Esra hanımın dikkatine yazılı ibare ile ilgili olarak Talep formuna eklenmek üzere Cengiz TIRAŞOĞLU'ndan istenmiş olması gerektiğini, bu konuda bilgisi olmadığını Mehmet Şahin TUNCAY isimli şahsı tanımadığını, Havale Talep formu üzerindeki yazıların kendisine ait olmadığını muhtemelen Cengiz TIRAŞOĞLU tarafından yazılmış olduğunu; bu tür işlemleri banka müdürünün bilgisi dahilinde daha önce de yaptığını beyan etmiştir. Yukarıda verilen bilgilere ve belgelere dayalı kara para aklama olayı hakkında bugüne kadar işlem yapılmadığı gibi, hatta bu hususları anlatan Türk İşi Mortgage kitabımı okuyan ve isminin gizli kalmasını isteyen bir okurum MASAK'a konuyu ilettiğini ve hala bu konuda işlem yapılmadığını beyan etmiştir.  
 
İşte yazımda eleştiri konusu yaptığım hususlar, yukarıda açıklamağa çalıştığım gibi, hem devletimizin hem de milletimizin güvenliğini, ortak ulusal çıkarlarını, dirlik ve düzenliğini gözeten; hukukun egemenliği ve üstünlüğü ilkelerine uygun bir toplum ve devlet düzeni özlemi içinde kaleme alınmıştır ve bunların anlatılmasında mutlak surette kamu yararı vardır. 
 
Yukarıda çok özet olarak ifade ettiğim gibi, amacım ne Türk Milletinin ne de Cumhuriyetimizin kurumlarının haysiyetini küçük düşürmek değil, tam tersine Türk Milletinin hakkını savunmak, Cumhuriyetimizin kurumlarında yapılan yanlışlıkların düzeltilerek devlet ve toplumun olduğundan çok daha yükseklere çıkmasına hizmet etmektir. Hukukun egemenliğinin ve üstünlüğünün sağlanmasıdır. Maksadım suç işlemek değil, tam aksine suçluların cezalandırılmasına, Cumhuriyet sıfatı taşıyan savcılarımızın Cumhuriyetimizi korunma görevlerinde kendilerine sorumlu bir yurttaş  sıfatıyla yardımcı olmaktır. 
 
Bu görevi akıl ve vicdan sahibi bir Türk ve bir yurttaş sıfatı yanında, Mustafa Kemal Atatürk ve dava arkadaşlarının mezun olduğu Şanlı Harbiye'den mezun bir Türk subayı olarak, onun emrettiği ve 
çocuk yaştan beri belleğimde olan Gençliğe Hitabından almaktayım: Onun belirttiği gibi; 
 
Ey Türk gençliği ! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyeti'ni, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir. Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek dahilî ve harici bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklâl ve Cumhuriyet'i müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri, şahsî menfaatlerini, müstevlîlerin siyasi emelleriyle tevhid edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir. Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi vazifen, Türk istiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur! 
 
Ve bu görevi de nasıl yapılacağını da Paşa Camiinde açıkça ifade etmiştir: 
 
"Türk Genci, devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir. Bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. Yönetim biçimini ve devrimleri benimsemiştir. Bunları güçsüz düşürecek en küçük ya da en büyük bir kıpırtı ve bir davranış duydu mu, "Bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır" demeyecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla; nesi varsa onunla kendi yapıtını koruyacaktır." 
 
Ben Mustafa Kemal'in yolunda giden bir nefer olarak yetiştirildim, devletime ve milletime yürekten bağlı, gerekirse gözümü kırpmadan ölüme gitmeyi şeref olarak gören bir neferim. Hatırlanacağı üzere devletimiz ve milletimiz Ata'nın ölümünden beri çok ağır ve zor koşullara mahkum edilmiş ve son yıllarda da yukarıda izah ettiğim üzere sistematik yolsuzluk yapılarak halkımız yoksullaştırılmış ve bu batakta da maalesef her tür kötülüğün yeşermesine sebebiyet verilmiştir. 
 
Hatta zavallı yoksul yurttaşlarımızın bir ev sahibi olma, özel hayatını, can güvenliğini, aile hayatını şerefiyle yaşama şansı elinden alınmıştır. Çocuklarımız medeni ve temiz bir doğal ve sosyal çevre yerine, insan onuruna yakışmayan yerlerde yaşamaya ve büyümeye mahkum olmuş ve maalesef bu yüzden de onları çeteler ile terör örgütleri kendi menfaatlerinde kaynak olarak kullanmışlardır. Cezaevlerine kader mahkumu olarak giren, yaşam savaşının çok çetin ve ağır koşulları karşısında istemeden suç işleyen insanlarımız, çaresizliklerinden terör ve suç oluşumlarının hakimiyetine terk edilmiştir. Hatta, öyle ki, başbakan, bakan ve cezaevinden sorumlu başsavcılarımızın; "devlet cezaevlerine hakim değil, Bayrampaşa cezaevini düzeltenin elini öperim" şeklinde talihsiz açıklamalarda bulundukları dönemler yaşanmıştır ve bunlar herkesçe malumdur. 
 
Yani kısaca ben bir yazar olmaktan önce, bilinçli ve sorumlu bir yurttaş olarak hukukun üstünlüğünü arzu eden, insan haklarını, devletimizin ve onun kurumlarının düzgün işlemesini, milletimizin hak ve hukukunun tecelli etmesini isteyen birisiyim. Yazdıklarım da bağlamı içinde değerlendirildiğinde, yazıda öz ve biçim dengesinin korunduğu, eleştiri sınırlarının aşılmadığı ve asla suç kastıyla yapılmadığı görülecek ve anlaşılacaktır. 
 
Temennim ve özlemim, Cumhuriyetimizi korumakla görevli olanlardan en az birinin yukarıda izah ettiğim suçlara dur deme cesaretini göstermesidir. Yazımın kaleme alınış maksadı da bundan başka bir şey değildir. 
 
Ben hukukun tecelli ettiği bir ülkede yaşamak isteyen, Cumhuriyete bağlı bir yurttaşım. Herhangi bir suç işleme kastım da, niyetim de yoktur. Soruşturma konusu yazı tamamiyle düşünce açıklama özgürlüğü ve eleştiride bulunma hakkının yasal sınırları içerisinde yapılmıştır; günceldir, gerçektir, yazılmasında ve yayımlanmasında mutlak surette kamu yararı vardır, eleştiri sınırları aşılmamıştır. 
 
Yukarıda açıkladığım bütün bu sebeplerle, hakkımda kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmesini saygılarımla arz ederim. 
 
Zeki Bingöl 
 
\n Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır

0 538 740 22 11

Adres: Yeni Hayat Dergisi 
Piyerloti Cad. Nu.45/6 Çemberlitaş - İSTANBUL

Son Güncelleme ( Cumartesi, 05 Temmuz 2008 )
 
< Önceki   Sonraki >
© 2008 Zeki Bingöl'ün Web Sitesi