Yapılmayan Ama Yapılması Gereken Ayrımcılık, Ülkemizde olduğu gibi çoğu zaman tüm dünyada yapılmayan ama yapılması gereken tek ayrımcılık vardır. O da NAMUSLULAR ve NAMUSSUZLAR… Üzülerek söylemek gerekir ki, insanlık tarihinde hep başka başka ayrımcılıklarla insan birbirlerini katletmişlerdir. Şu deri renkli, bu deri renkli… Sağcı, solcu diyerek… Dinci, laik diyerek… Milliyetçi, komünist diyerek … Falan partili, filan partili diyerek… Falan şehirli, filan şehirli diyerek… Falan mezhep, filan mezhep diyerek… Falan etnik, filan etnik diyerek…. İşte bu liste uzayıp gider. Ayrımcılık yapılmayan şey nerdeyse yok gibidir. Ama gerçekte yapılması gereken tek ayrımcılık vardır; Haklı, haksız… Yada suçlu, suçsuz… Yani hangi etiketlenmiş paket içinde olursa olsun NAMUSLU ve NAMUSSUZ vardır. O halde bütün etiketleri sökmeliyiz… Ne şu deri renkli ne bu deri bu deri renkli, ne sağcı, ne solcu, ne komünist ve ne milliyetçi, ne dinci ne laik, ne şu partili ne bu partili, ne şu şehirli ne bu şehirli, ne şu mezhep ne bu mezhep, ne şu etnik ne bu etnik demeden sadece iki guruba ayrılmalıyız… Namuslular ve namussuzlar… Hırsızlar ve mağdurlar… İşte o zaman gerçek adalet sağlanacaktır. Adalet ise Ata’nın dediği gibi mülkün temelidir. Temeli olmayan bir binada oturmak ise olası bir depremde yerle bir olmaktır. Deprem ise Tanrı’nın emri ile değil namussuzların eli ile olacaktır. Zaten değer yargılarımız değişmedi mi? Çalıyor ama hizmet ediyor dediğimiz kamu yöneticileri… İşini bilen dediğimiz rüşvet veren alanlar… Çevremizde duyduğumuz sözler bunlar, Ne acıdır ki artık insanların kıymeti dürüst, namuslu olmaya göre değil; çalma, çırpma kabiliyetine göre değerlendiriliyor. Hani yasalarımız var ya, onları kıvırıp bükmek acayip anlaşılmaz şekilde esasını hiçe sayarak usule uygun deyivermek… Önemsiz konuyu öne, asıl meseleyi görünmeyen kısma getirmek de maharet oldu… Hani bizim o hassas insanlarımız? Neredeler? Evet o hassas insanlarımız var, çoğunluktalar… Ama neden sesleri çıkmıyor? Çıkmaması için sebep nedir? Aslında cevap çok basit… Çünkü hırsızın biri kendisinin dahili olduğu gurupta… Diğeri de karşı gurupta… Ne yapacak, tabi bizim hırsızımız dediğini korumak için diğerinin hırsızlığına ses çıkarmayacak. Çıkaramayacak. Belki de o hırsız kendi içinde olduğu gurubun üst kısmındadır. Bir de diğer açıdan olaya bakalım, yani namussuzların açısından…. Onlar kendilerini iyi bilirler. Tanırlar. Onlar için hiçbir etiket fark etmez. Sınır yoktur. Ahlaki kuralların önemi de yoktur. Onlar için tek bir şey vardır… Çalmak ve diğer namussuzlarla paylaşmak. Yani bizim içinde olduğumuz ve bin bir parça olan namuslular gurubundan farklı bakarlar… Bu nedenle namuslular hep küçük küçük guruplar halinde kalırlar. Genel toplamı o kadar büyüktür ki!.. Aslında namussuzları ezip geçerler. Ama hep ayrılmışlardır. Asla bir araya gelemezler. Sonuçta namussuzlar ise tek gurup olarak ortadır. Böylece en büyük gurup olurlar. Hep iktidardırlar. Erk onların elindedir. Parti, ideoloji zaten yok…. Halkımızın büyük çoğunluğunu koyun sürüsü gibi güderler… Etinden, derisinden, kılından, boynuzundan, sütünden, kemiğinden, emeğinden, terinden yararlanırlar. Sömürdükçe sömürüler. Suni yeni yeni ayrımcılık nasıl çıkarırız diye planlar yaparlar… Zamanlar bu guruplardan birisi ola ki büyümesin…. İşte bu nedenle yeni yeni isimlerle başka guruplar oluştururlar. Yeni milliyetçilik, öz milliyetçilik, hakiki milliyetçilik, yeni solculuk, öz solculuk, hakiki solculuk gibi… O da yetmez ise icat ederler… İşte bu durum aslında namussuzların ne kadar az olduğunun da delili ve işaretidir… Buradan şunu da çıkarmak mümkündür; namussuz sayısı aslında gün geçtikçe azalmaktadır. İnsanlık tarihinde zafer namusluların olacaktır. Bu kesindir. İnsanlığın doğasında vardır. Genetik formumuzda kodlanmıştır. Bunları yazarken aklıma geldi Türk İşi Mortgage kitabımı neden yazdığımı, muradımın ne olduğu sorulmuştu…. ‘Namuslu bir adam bulmak, yetmiş milyonun hakkını savunmak…’ demiştim.. Hala umudumu kesmedim. Belki göreceğim. Göremesem de benden sonra birileri çıkacak, kitapta deşifre ettiğim namussuzların torunlarına ‘Yahu senin deden hırsızmış halkın malını çalmış…’ diyeceğinden eminim… Belki de kendi torunu ‘Yazıklar olsun benim dedem hırsızmış…’ diyecektir. Sanırım savaş namuslular ile namussuzlar arasında ise zaten savaşı namusluların kazanacağı baştan belli… O yüzden mutluyum… En azından kale alındım. Hakkımda şu meşhur 301’den soruşturma açıldı. Her ne kadar menfi de olsa en azından kale alındım. Bu da beni gerçekten mutlu etti. Türk İşi Mortgage kitabımda duyurmaya çalıştığım 43 yıllık ve 1966’dan beri yapılan yolsuzluğa devletimizin adalet kurumundan nedir bu diye soran oldu. Anlattım. İnsan hakları ihlallerini. Yetmiş milyon halkımızın hakları nasıl suiistimal edildiğini yazdım dedim. Amacım az ama çok az olan devletimizin kurumlarındaki kötü olayları anlatmak ve halkımızın haklarını duyurmak dedim. Kayıtlara geçti… Bu feryadı ben Cumhurbaşkanından başlayarak devletimin her kurumuna, siyasi görüş ayırt etmeden her siyasi partiye, ideoloji gözetmeden her oluşuma, bindiğim İETT otobüsündeki yanımda oturan vatandaşıma, tanıdığım herkese anlattım. Gümüşhane’nin köylerinden Çorum’un Osmancık kazasına herkese anlattım… Şehit aileler derneğinden, yolsuzlukla mücadele derneğine.. hatta Marmara Hukuk Fakültesinden, Çapa Üniversitesine kadar değerli hocalarıma anlattım. Hatta 301’den soruşturmamı yapan Sayın Cumhuriyet Savcılarımıza da anlattım umarım 775 Sayılı Yasaya aykırı davranan ve fakir, dar gelirlilerin hakkına tecavüz edenler ile buna göz yumanlar hakkında Türkiye Cumhuriyetinde ilk soruşturmaları yapar ve halkımızın malının talan edilmesine mani olur. Ben başardım. Yani muzafferim. Artık sıra halkımızın haklarını gasp edenlerle mücadele etmesi gereken kişilerde. Yani sizlerde… Namuslu insanlarda sıra… Kendim için değil doğmamış çocukların sahibi olacak gençliğimizin geleceği için namusluların hangi şemsiye altında olursa olsun tıpkı namussuzlar gibi cesaretle birbirlerini desteklemesi gerek…. Sonuçta namussuzların yaşadığımız binanın hamam böcekleri olduğunu unutmayalım. Bina yıkılırsa altında kalacak olan insanların etini yiyip bitirinceye kadar enkazı terk etmeyeceklerdir. Yani ölümüzü bile yiyecekleridir. Bunu yaşamamak için en az namussuzlar kadar cesur olmalıyız. Hangi guruptan olursak olalım adaletin tecellisi için çalışmalıyız. Türkiye’min önü açık. Çocuklarımızın çocuklarını dershanelerde sürünmemesi için, binlerce insanımızın depremde ölmemesi için, işsiz aşsız komşumuzun kalmaması için sadece adaleti istemek kadar kolay bir iş yapmalıyız. Korkmamalıyız. Biz istemesek de başaracağız… Ama istekle heyecanla ülkemize, devletimize, değerlerimize sahip çıkalım. Köhneleşen aldatmacalı namussuzluk oyunlarına gelmemeliyiz. Düsturumu yazdığım kitabımın arka kapağındaki yazı ile ifade etmek isterim; Sonunda kararını verdi. Artık Silahlı Kuvvetlerde yapacak bir işi kalmamıştı. Dilekçesini verdi ve Korgeneral N. Ç.nin makamına çıktı. Korgeneral ona ;"Sen kimsin? Şuna bak" dedi. Sanki bir itmiş gibi hissetmesini istiyordu binbaşının. Girerken her asker gibi kendini takdim etmişti. O yüzden "arz etmiştim" dedi. Korgeneral N.Ç. ;"Sen neyine güveniyorsun, arkanda kim var? Ben asıl onu merak ediyorum, delikanlıysan söylersin." Binbaşı gururlu bir şekilde; "Mustafa Kemal" dedi. "O kim" dedi, General. "Atatürk" dedi, Binbaşı. Korgeneral N. Ç. Atatürk'ü duyunca bir an dondu kaldı. Terlemeye başladı."Bak senin hazırladığın rapor elimde"; dedi. Belli ki askeri şuraya bu rapor da gitmişti.Korgeneralin tek amacı vardı: Jandarma Genel Komutanlığına Kurmay Başkanı olmak. Korgeneral aşağılamaya başlayınca Binbaşı ; "Ben Cumhuriyetin onurlu bir subayıyım sizinle görüşmem burada bitmiştir" dedi. "Seni mahkemeye vereceğim. Tazminat davası açacağım" diyordu Korgeneral. "Aç" dedi binbaşı ve odadan çıktı gitti. TÜRK İŞİ MORTGAGE  Saygılar… Zeki Bingöl |