Top Module Empty
Anasayfa arrow Haberler arrow Son Haberler arrow Ergenekon'un İçyüzü Bugece Kurtlar Vadisinde Açıklandı
Ergenekon'un İçyüzü Bugece Kurtlar Vadisinde Açıklandı PDF Yazdır E-posta
Yazar Zeki Bingöl   
Perşembe, 29 Mayıs 2008

Ergenekon'un İçyüzü Bugece Kurtlar Vadisinde Açıklandı

29 MAYIS 2008 İŞTE HERŞEYİN ANLATILDIĞI BÖLÜM... 

 

 

http://www.kaydet.tv/oynat.asp?dizi=Kurtlar-Vadisi-Pusu-40.Bolum 

 

Video Parçaları
 
» Kurtlar Vadisi Pusu 40.Bölüm 1.Parça
» Kurtlar Vadisi Pusu 40.Bölüm 2.Parça
» Kurtlar Vadisi Pusu 40.Bölüm 3.Parça
» Kurtlar Vadisi Pusu 40.Bölüm 4.Parça
» Kurtlar Vadisi Pusu 40.Bölüm 5.Parça
» Kurtlar Vadisi Pusu 40.Bölüm 6.Parça
» Kurtlar Vadisi Pusu 40.Bölüm 7.Parça
» Kurtlar Vadisi Pusu 40.Bölüm 8.Parça

Kontroller
 
» Tam Ekran
» Yeni Pencere

Ekstra
 
»

Yavaşlıktan şikayet ediyorsanız buraya tıklayarak Firefox uygulamasını ücretsiz edinebilirsiniz!

 

Eşref Bitlis Paşa öldürülmesiydi Barzani isimli uyuşturucu/savaş lordunun öldürülerek, bugünlerdeki rolünün önünün kesileceğini söylüyorsunuz ve topluma bütün diziler ve yapılan propaganda ile, "bakın neler çektik, gelin şu Kürt devletini  tanıyalım da bu beladan kurtulalım" mesajının verildiğini söylüyorsunuz. "Bilinmeyen araştırılır" yorumunuz ise bizim anladığımız "Jandarma bunu biliyor" anlamına geliyor. Peki özelde Jandarma, genelde TSK, üst düzey bir komutanının öldürülmesine
karşı ne yaptı?



Bakın burada; Kıvrıkoğlu'na yapılan iki suikaste ne yapıldıysa o yapılmıştır. Bu durumu açmak için Türkiye henüz hazır değildir….

 

andarmanın içinden geliyorsunuz ve Jandarma Susurluk'tan bu yana JİTEM'den; Cem Ersever'e; Eşref Bitlis Paşa'nın ölümüne kadar bir çok konuda masaya yatırıldı. Özellikle Eşref Bitlis Paşamızın suikasti Türkiye'nin en karanlık dönemeçlerinden birine denk geliyor. Tecrübelerinize ve bilgilerinize dayanarak Eşref Bitlis Paşa suikastinin arka planını yorumlayabilir misiniz? Jandarma kendi komutanının ölümünün arkasındaki nedenleri yeteri kadar araştırdı mı?

 

Komutan ve Cem'in ölümü enteresandır. Ama zamanlaması manidardır.

Onlardan önce ölenleri anımsarsak Musa Anter vardır. Sonra değerlendirmeme göre Barzani olacaktı ama şu günlerde yaşadığımız hadiselerde baş oyuncunun ölmesine yani Barzani'nin bugünlerdeki rolünü oynaması için öldüklerini tahmin ediyorum ki kimler diye soracak olursanız açık bir cevap vereceğim Cem'in kimliğini öldükten sonra gönderiliş şekli ve kime gönderildiğini tahlil edilmelidir.

 

Bu mücadelede mesleğinizi feda etmiş bir isim olarak; okuyucularımız söylenecek o "çok şeyi" sizden duymak isteyeceklerdir?

 

Kısaca söylemekte fayda var bazıların Süper Nato dedikleri Ergenekon'un faaliyetleri ile ona bağlı Lobi gizli örgütünün ve aslında barışta manga olan ve savaşta takım seviyesine çıkarılacak olan psikolojik harp taburlarının varlık sebebi de asıl bizim boyalı basın dediğimiz basının da nerden kaynaklandığına ve halkın nasıl uyutulduğuna adres göstermektedir.

 

RÖPORTAJIN TAMAMI;

 

Eşref Bitlis Paşa Barzani`nin Rolü İçin Öldürüldü,

``40 yıldır

soygun devam ediyor`` ``300 Milyar U

PDF

Yazdır

E-posta

Yazar Zeki Bingöl   

Perşembe, 12 Nisan 2007

Hepsinde var. Hatta bütün ülke çapında yapılan ve 40 yıllık bir talandır bu ve halen devam da etmektedir. TOKİ de şu anda bu suçu işlemektedir. Örneğin Ataköy Konakları isminde yapılan binalar da aynı yasaya aykırıdır. Bakırköy Belediye başkanı CHP olmasına rağmen buna göz yummaktadır. Sadece yoğunluk nedeniyle bazı itirazlarda bulunması tamamen uydurmadır. Danışıklı dövüz vardır ve rant paylaşımı söz konusudur.

Bitlis, bölgede konuşlanmış durumda bulunan Çekiç Güç Kuvvetlerinin Türkiye'den ayrılması gerektiğini açıklıyor ve ABD'nin Kuzey Irak'da oluşturmaya çalıştığı Kürt Devleti'nin Türkiye'nin zararına olduğunu söylüyordu. Bu nedenle ABD büyükelçiliği tarafından birkaç defa Hükümete şikayet edildiği iddia edildi. 17 Aralık 1992'de Çekiç Güç'e bağlı Amerikan savaş uçakları, kendilerine bildirildiği halde Irak'ın Selahattin kentine gitmekte olan Bitlis'in helikopterine taciz uçuşu yapar ve helikopteri inişe zorlarlar.Eşref Bitlis 17 Ocak 1993'de henüz çözümlenmemiş bir şekilde uçağının düşmesi sonucu öldü.

Kaynak;



"Eşref Bitlis Paşa Barzani'nin Rolü İçin Öldürüldü"


7122-mp.jpg


 

"Türk İşi Mortgage" kitabının yazarı emekli Jandarma İstihbarat Binbaşı Zeki Bingöl'le Açıkistihbarat sitesinin yaptığı röportaj

 

 

) "Türk İşi Mortgage" başlıklı kitabınız; Türkiye'deki en büyük arazi yolsuzluklarından bir tanesinin, Millet'in hakkı olan araziler üzerinden nasıl gerçekleştirildiğini ve bu kadar kapsamlı bir rant operasyonunun gerçekleşirken en ufak bir engelle karşılaşmamasının arkasındaki karanlık perdeyi aralıyor. Kitabınızın konusunu ve içeriğini okuyucularımız için kısaca özetler misiniz?

Bu yasaya göre 8 bin YTL ye 130 m2 lik ev alınabileceğini söylüyorum alanları da örnek olarak kitabın 20 nci sayfasında birini anlattım. Ama maalesef bu insanlar da suçludur. Kaymakam, savcı, emniyet müdür, belediye başkanı ve maalesef general vesaire diye devam eden bir liste… ayıp olan bunların kendileri için gerçek dışı beyanda bulunmasıdır. Büyükçekmece'de Altınoluk kooperatifi maalesef insanlık suçunun bir abidesidir.

Bu kitapta ben Türk Milletinin nasıl fakrü zaruret içine sokulduğunu ve nasıl bir dilim ekmeğe muhtaç bırakıldığını anlatmaya çalıştım. Cumhuriyetimiz 83 yaşındadır. Ama tam tamına 40 yıldır bu yasa var olduğu halde Ata'nın dediği gibi gaflet, delalet ve hatta hıyanet içindekileri tespit ettim. Zira bana göre yasanın çıkarıldığı tarih olan 1966 yılından bugüne kadar cumhurbaşkanından muhtar azasına kadar herkes bu ihmalin veya diğer bir deyişle suçun içindedir. Şunu açıkça söylemek istiyorum Milletimizi onursuz yaşamaya mahkum etmeye çalışıyorlar, depremde ise ölmelerine göz yumacaklar.. sonra da tekrar tekrar fakirleşen 70 milyon insanımız iliklerine kadar sömürecekler.

 

Hatta 30 sene çalışan emekli olan memurlarımız ve işçilerimiz bir ev parası alamayacak ve emekli olduklarında bile çalışmak zorunda kalacaklardır şimdi olduğu gibi ve bu nedenle de gençler iş bulamayacak. Şu an olduğu gibi 3 milyon kayıtlı olarak bilinen işçimiz asgari ücretle çalışmak zorunda kalacaklar hatta sömürülmelerine bakmazsızın ekmek kapımız diye şükredeceklerdir. İnsanlarımız pazardan çıkma tabir edilen sebzeleri alacaklar hatta çöplerden meyve toplayacaklar ve yolsuzluğu abide olanlar ise ramazan ayında iftar verdik diye yine halkın cebinden yani vergiden düşerek sevap kazanacaklar hatta okul yapıp da vergiden düşenler devletin bir numaralı dostu olan kurtlar olacaklar.

İşte burada şunu sormak lazım Manukyan vergi rekortmeni olursa Koç, Sabancı ve benzerleri neden rekortmen olamıyor? Ve hemen soralım vergiden düşülen kalemler neler? Bu soruların cevapları ise bizi gerçeğe götürecektir..


Soruya açıklık getirmesi açısından Türk insanının okumaktan sıkıldığını düşünerek birinci bölümde durumu çok açık ve kısaca anlattım. Altı sayfayı okuyunca durum anlaşılıyor. Ve cumhuriyetin karşılaştığı asıl tehdide dikkat çekmek istiyorum. A sıl tehdit bunların yeşerdiği yoksulluk batağını meydana getiren yolsuzluktur, yolsuzluğun en temel damarı insanların bütün mahremiyeti ve acı, tatlı hayatının geçtiği yuvası üzerine yapılmaktadır.


Bu soruya cevabımı şöyle bitirmek istiyorum; Suudi kralına Sevda tepesini vermek onur diyen kişiler ihanet içindedir. Benim milletimin 40 yıldır hakkı olan sıcak bir evi yine 40 yıldır onlara vermeyenlere sözüm şudur ASIL ONUR Milletimin hakkına sahip çıkmaktır.




2) 1960'larda çıkarılan 775 sayılı yasa Türkiye'de dargelirli kesimlerin konut ihtiyacına hızlı ve ucuz çözüm bulmak amacıyla devreye sokulan, uygulandığı takdirde "dört dörtlük" bir mortgage yasası. Bu yasayı suistimal ederek, kendileri üzerine binlerce dönüm arazileri geçiren rant şebekelerinin ötesinde, sizce bu yasa niye uygulanmıyor da Türkiye'de dışarıdan beslenen kredi akışına bağımlı bir "mortgage" yaygarası koparılıyor?


Tek cevabı var insanımızı köle olarak yaşamaya mahkum etmek ve onursuzlaşmasını sağlayarak herhangi bir emperyalist işgalde kendisini ve topraklarımızı savunmasından vazgeçirerek bir ekmek kapısı buldum diyerek zincirlere vurulmaya isteyerek razı gelmesini sağlamak içindir.

 

Yukarda sorduğunuz yasanın ve gereğini izah ettim.

Bu yasa fakirleri vergiden muaf tutan bir yasa yani çıkarmaya çalışılan yasa da banka ve sermaye sahiplerini memnun etmek içindir. Hatta daha yasa çıkmadan garibanların boynuna ev kredileri şeklinde ipi geçirdiler bile. Ama hiçbir aydın çıkıp da böyle bir yasa vardır dememiştir. Hatta daha fazla insanların girdaba girmesini sağlamaya çalışmışlar ve başarılı da olmuşlardır. Burada aydınlara sesleniyorum 40 senedir bir yuva sahibi olacak insanlara ve depremde veya başka felakette zulme uğrayanlara sizin böyle hakkınız var demedikleri gibi kendileri de bu yolsuzluktan menfaat temin ettikleri gerçektir. Bu insanların Türk milletinden özür dilemesi gerekiyor. Ayrım yapmadan da hepsini kınıyorum.

 

Şuna da dikkat çekmek isterim ülkemizdeki adaletsizlik ve adalete güvensizlik sadece 775 sayılı yasanın uygulanmasında değil bütün sosyal düzende acımasızca uygulanmaktadır. Bunun nedeni de toplumda geniş şekilde sosyal hayatın her yerinde sızım sızım acı verecek ve asla geri dönüşü olmayacak travmalar yaratarak ülkede yaşamaktan nefret edecek hisler yaratmaktır. Bu plan çok uzun süreden beri uygulanmaktadır. Buna sadece yasalardan örnek vermek yeterlidir komplo teorilerine gerek dahi kalmadan ülkemiz nasıl soyuluyor anlaşılabilir. Hatta adalet duygusu kaybolunca da mafya ve yer altı adaletini hayatımızın gerçeği olarak görmek zorunda kalıyoruz. Adaletsizlik kültürümüz oluyor. Normal karşılıyoruz.

Buna kısa bir örnek vermek gerekirse 1960 yıllarında bir toplu iğne unutan memur devlet malını zimmetine geçirmek suçundan yıllarca hapis yatarken bugün maalesef bazı hakimler, savcılar hatta hukuk fakültesindeki akademisyenler bile eski TCK da ihaleye fesat suçunu tarif eden 205 inci madde gereği 10 yıldan aşağı olmamak üzere yargılanması gerekirken maalesef aynı yasanın müzayedeye fesat suçunu tarif eden 366 maddesinden yargılanmasını uygun görerek katliam yapmaktadırlar.

Yine buna örnek vermek gerekirse;şu anki başbakanımızın ihaleye fesat suçu da 205 yarine 366 tatbikatını yapılmasını isteyen savcı ilk olarak müsteşar yardımcısı ve sonrada Ankara Başsavcısı oldu. Hatırlarsanız geçtiğimiz günlerde Cumhuriyet gazetesinde 'Yargının Yoksulları' şeklinde manşetten haber yayınlandı. Sanırım benden başka kimsenin de dikkatini çekmedi. Buradan da 775 sayılı yasanın ne şekilde hunharca katledildiğini anlaşılmaktadır.



3) Büyükçekmece Jandarma Komutanlığı göreviniz sırasında yaşadıklarınız bir yandan sahadaki; belediye başkanı görüntüsü altındaki mafya şebekesi ve arkasındaki siyasi bağlantılar ile boğuşurken, bir yandan da kendi üstlerinizle sorunlar yaşadığınızı gösteriyor. Mesela anlattığınız bir anektodda; "teşkilat ispiyonculuğu hoş karşılamaz. Bak Cem Ersever'in başına neler geldi"  sözleri ile tehdit edildiğinizi anlatıyorsunuz. Bu süreci bizzat yaşamış biri olarak bu çapta yolsuzlukla mücadelenizde Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde ne tür  zorluklarla ve engellemelerle ve hangi noktalarda ve kimlerden destek gördünüz?


TSK'da yolsuzluğa bulaşanların ortaya çıkmasını istememesinin sebebi yıpranma ve halkın gözünde düşme duygusundan kaynaklanıyor. Bir de yolsuzluk TSK'da maalesef komuta katından başlamaktadır. Bunun sebebi de askeri yargılamada generallerin ayrı bir rejime sahip olmasıdır. Dokunulmazlık yani.

Düşünün benim tespit ettiğim yolsuzlukta çok üst düzey asker şahıslar vardır. Hatta bu insanların adı bile telaffuz edildiğinde insanlar korkmaktadır. Kitapta yaşananların bir kısmını yazdım. Bana söylenen şey "kol kırılır yen içinde kalır, TSK yıpratmayalım" şeklinde söylevlerdir.

Ama soruyorum yolsuzluğu belgelenen; komuta kademesinde bulunan kişiler TSK'yı yıpratmıyor mu?

 

Bana sorduğunuzu şu şekilde yanıtlamak isterim: teşkilat yani TSK kendi içinde işlenen suçların bilinmesini ve işlem yapılmasını istemez demek isteniyor. Sebebi de yukarda söylediğim husustur.

Cem Ersever'in örnek verilmesini de manidar buluyorum. Zaten kitapta da yazdığım gibi devletin albayı Cumhuriyet savcısının huzurunda ve bir generalin makamında ben o binbaşıyı öldüreceğim demeye cesaret ediyor… sonrada 'Kemer Kantiri' de evi çıkıyor vesaire ama hala onu görevde tutan bir güçten bahsetmek lazım.. kim bunlar?

Bundan şunu anlamak mümkün devleti ele geçirmiş bir oluşum vardır. Bu oluşumun adı değişik isimlerle anılmakta yada söylenmektedir. Ama eminim ki milli değildir. Kökü dışarıdadır. Ve ülkeye ve de millete hizmet etmemektedir. Tüm dünyayı ele geçirmek isteyen ve başarılı olan gizli teşkilatlanmanın bir unsurudur. Bana Cem Ersever örneği de bu yüzden verilmektedir.

 

Aslında herkes biliyor… yazılıp çiziliyor, ima ediliyor ama şunu tekrar söylemek isterim bu teşkilatlanma legal ve milli değildir..

 

TSK biliyorsunuz daha önce de ihtilal ile iktidara geldi hatta bazı yöntemlerle hep iktidara etki edecek durumdaydı ve bu durum devam etmesine rağmen yolsuzluğun üzerine gidilmesiyle ilgili bir tehdit algılamasından bahsedemeyiz. Peki neden böyle oluyor?

 

Aslında bütün kötülüklerin anası yolsuzluğun meydana getirdiği yoksulluk batağıdır. Biz şunu da göz önüne almalıyız Ankara'dan İstanbul'a askerlik hizmeti için silah altına alınan 20 yaşındaki bahadırlara sadece 3 YTL ödenmektedir. Bu parayla askere gidemem diyene de hain gözüyle bakmam asıl hainliktir. Bu arada nerelere devletin paraları nasıl hav vurulup savrulduğunu söylememe gerek yok..

 

Benim teklifim bu para eğer bir askerin Ankara'dan İstanbul'a gitmesi için yeterli ise bütün devlet adamlarına aynı para verilsin, milletvekilleri başta olmak üzere… bence amaç başka askere giden azalsın diye bu konuyu hiç kimse gündeme getirmemektedir. Yani ülkemizi savunacak bahadırların azalmasını isteyen bir planın parçasıdır. İşte burada şunu hatırlatmak isterim yukarda da söylediğim gibi adalet hissi ortadan kalksın diye uzun süren bir oyundur bu..




4) Sizce Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde yolsuzlukla yeterli ve etkin şekilde mücadele ediliyor mu? Kamuoyuna "yolsuzlukla mücadele"olarak sunulan Erdil davasını bu resim içinde nereye oturtuyorsunuz?

 

Bence TSK'da yolsuzlukla ilgili mücadele ne yeterli ne de etkin yapılmamaktadır.

İlhami Erdil'in davası ise Kuzey Dz.Saha K.lığı askeri savcılığında yapılan ihaleye fesat davasında dürüst bir savcının iradesiyle olmuştur. Yaptığı soruşturmada karşısına çıkan bu durumu en ufak bir şüpheye yer vermeden ikmal ederek ve tefrik etmiş ve basında yer alan Gn.Kur. Mahkemesine göndermiştir.

Burada şuna dikkat çekmek istiyorum eğer tefrik edilen dosya olmasaydı ve Gn.Kur.Mahkemesi savcılığı başlatsaydı bu yolsuzlukla mücadele demektir. Ama gerçek anlattığım gibidir. Hata aynı davadan size örnek vereyim Erdil "beni neden yargılıyorsunuz, ben bütün generallerin yaptığını yaptım" demesi düşündürücüdür. Yine aynı mahkemenin neden oybirliği değil de oy çokluğu ile karar verdiğini ve karara muhalif olanların kimler ve ne gerekçeyle aleyhte oy kullandığına bakıldığında durum netleşecektir.




5) Burada tabi karakter zayıflıklarından kaynaklanan yolsuzlukların yanısıra; sistemin yanlış işleyişinden kaynaklanan "yasal" yolsuzluklar ; israflar sözkonusu. Türkiye 4 AWACS uçağına milyarlarca dolar ödemeye hazırlanıyor ve bunu yaptığı dönemde ABD'den izinsiz Irak'a helikopterini sokacak konumu yok. Sizce karakter yolsuzluklarından bağımsız olarak; ne tür sistematik sorunlar dürüst personelle, dürüst olmayan personel arasındaki çizgiyi belirsizleştiriyor?

 

Ülkemize AWACS uçaklarından önce hava kuvvetlerin uçakla atacağı bombaların alınması yada yapılması gerekir. Bunu açmak istemiyorum anlayanlar anlamıştır.

Bu alınan uçaklar ise sanırım bu uçakların menzili olan yerlerde yapılacak işleri olanlara yarayacaktır. Yani bölgede hakimiyet sağlayacaklara yarayacaktır. Bana göre Birinci Dünya Savaşındaki Osmanlı'ya sığınan iki deniz altıdan farklı değildir.

Bu uçakların alınma anlaşması yanlış bilmiyorsam ABD ve Özal ile yapılanan ilk Irak operasyonu ile ilgili anlaşmayla ilgilidir. O zaman bir tugayımızın Irak'a girmesi karşılığında söz verilmişti.

Burada da acı bir gerçeği söylemek durumundayım; her ne kadar bazı orgenerallerimiz televizyonda bir tugay çıkarmanın kolay olmadığını İngiltere örneği ile anlatmışlar ve deniz aşırı bir müdahale için İngiltere'nin harcadığı zamanın 6 ay olduğuna vurgu yapılmıştır. Ama onlar belirttiğim gibi deniz aşırı bir harekatı yaptılar. Biz kendi ülkemizde bir tugay çıkarmak için 6 ay beklersek… olur mu?

 

Gerçek başka şey söylenen başka şey..


 

6) Yolsuzluğa karşı verdiğiniz mücadele bir noktada tıkandı ve istifa dışında bir yol kalmadı. Sizi çok sevdiğiniz mesleğinizden ve üniformanızdan ayrılmaya zorlayan şartlar nelerdi?

 

Bir önceki soruda Erdil'in mahkemesinde aleyhte oy kullanan üye ile yaşanan olayı burada yine kitabıma kapak yazısı olması hasebiyle cevap olarak vermek isterim;

 




Sonunda kararını verdi. Artık Silahlı Kuvvetlerde yapacak bir işi kalmamıştı. Dilekçesini verdi ve Korgeneral N. Ç.nin makamına çıktı.

Korgeneral ona ;"Sen kimsin? Şuna bak" dedi.

Sanki bir itmiş gibi hissetmesini istiyordu binbaşının. Girerken her asker gibi kendini takdim etmişti.

O yüzden "arz etmiştim" dedi.

Korgeneral N.Ç. ;

"Sen neyine güveniyorsun, arkanda kim var? Ben asıl onu merak ediyorum, delikanlıysan söylersin."

Binbaşı gururlu bir şekilde; "Mustafa Kemal" dedi.

"O kim" dedi, General.

"Atatürk" dedi, Binbaşı.

Korgeneral N. Ç. Atatürk'ü duyunca bir an dondu kaldı. Terlemeye başladı.

"Bak senin hazırladığın rapor elimde"; dedi. Belli ki askeri şuraya bu rapor da gitmişti.

Korgeneralin tek amacı vardı: Jandarma Genel Komutanlığına Kurmay Başkanı olmak.

Korgeneral aşağılamaya başlayınca Binbaşı ;"Ben Cumhuriyetin onurlu bir subayıyım sizinle görüşmem burada bitmiştir" dedi.

"Seni mahkemeye vereceğim. Tazminat davası açacağım" diyordu Korgeneral.

"Aç" dedi binbaşı ve odadan çıktı gitti.

 


Eğer TSK'da mevzi alacak ve asıl düşmanlarla yani yolsuzlukla mücadele edilecek bir çakıl taşı olsaydı orada ben halen savaşıyor olurdum …



7) İstanbul'un banliyölerinde çok ciddi rant alanları açılıyor ve Beylikdüzü-Esenyurt gibi beldeler bu alanda bir ilkti. Şehrin trafiğini bu yönlere akıtmak için makro olarak uygulanan zorlama politikalara da baktığınızda (TÜYAP fuar merkezinin açılması ile şehrin fuar trafiğinin şehir merkezinden bu kadar uzak bir noktaya taşınmasının zararları en son kitap fuarında bir kez daha yaşandı) , bu tarz şehirsel rant yaratma mekanizmalarının bir kez belde mafyasının fırsatçılığı ile açıklamak zorlaşıyor. Sahada belediye başkanlarının ve ilişkiler ağının yeraldığı bu oyunun üst kademelerinde kimler yeralıyor? Bu ilişkiler ağını üç çember olarak şemalaştırmanızı istesek nasıl şemalaştırırdınız?

 

Ben size şu şekilde şema yapayım aslında tek çember vardır. Oda PARA.. ve herkes kendi açısından buna entegre olmuştur.

Para savaşmaz ittifak yapar, satın alır.

Kitabımda da açıkladığım gibi burada milyar dolarlar aslında suçtan kazanılmış kara paradır. Amaç bu paraların aklanmasıdır. Ve bundan da herkes payını almaktadır.

Urfi Çetinkaya, Behçet Cantürk, Ömer Lütfü Topal, İbrahim Genç, Kamber Oacaklı ve benzeri bir çok kişi kitapta yazdığım gibi işin içindedir. Uzak yer değil amaç anakent belediyesine bağlı olmayan ve kendince ayrı bir cumhuriyetmiş gibi olan belediyelerle iş birliği yapmaktır. Yani yolsuzluk kolaydır. Denetim ise yok denecek kadar azdır. O yüzden buralar seçilmektedir. Hatta bu soruşturma sonucunda bütün belde belediyeleri anakente bağlanmıştır ama talan halen devam etmektedir. Bazı belediyeler söndürülecek olması nedeniyle şu anki talan ise tam gaz şeklindedir.

Bu soygundan başbakanın, içişleri bakanının, adalet bakanının haberi vardır. Bu konuda söyleyecek çok şey vardır…



8) Bu mücadelede mesleğinizi feda etmiş bir isim olarak; okuyucularımız söylenecek o "çok şeyi" sizden duymak isteyeceklerdir?

 

Kısaca söylemekte fayda var bazıların Süper Nato dedikleri Ergenekon'un faaliyetleri ile ona bağlı Lobi gizli örgütünün ve aslında barışta manga olan ve savaşta takım seviyesine çıkarılacak olan psikolojik harp taburlarının varlık sebebi de asıl bizim boyalı basın dediğimiz basının da nerden kaynaklandığına ve halkın nasıl uyutulduğuna adres göstermektedir.

 


 

9) Belediye başkanları ile bağlantılı mafyöz yapılanmanın yanısıra bölgedeki rant pastasından payını alan büyük şirketler ve bunların inşaatları da sözkonusu? Bu şirketler yasadışı yollarla elde edilen arazilere bu yapıları kondurduklarının farkında mı ve bu yapılar bu şirketlerin elinden alınabilir mi?

 

Bu araziler 775 sayılı yasanın 27 nci maddesine istinaden hiçbir mahkeme kararına luzum olmaksızın geri alınır. Hatta TBMM'nin tutanaklarından web sayfamda aktardığım sayılara gelince 110 bin konut anlatılmaktadır, kanaatimce sayısız sanayi tesisi ve oteller ve birçok tesis yine alınmalıdır. Kitabımda kısa kısa bahsettim, Ataköy, Bahçeşehir, Etiler gibi örnekleri verebiliriz.

 

Eğer hukuk varsa bunlar alınarak yasanın öngördüğü gerçek hak sahibi olan hiç evi olmayanlara tahsis yapılmalıdır. Yapılmıyorsa demek ki hukuk yoktur.

 

Sayın başbakan 8 bin konut yaptık 200 adetini fakire çekilişle vereceğiz derken yasayı çiğnemektedir. 8 bin konutun tamamını fakire verilmesi lazımdır. Hatta şu an Kalyon inşaatın yaptığı Ataköy konakları fakirlerin hakkıdır. Yapılan villalar yasa dışıdır. Ama belediye CHP olmasına rağmen göz yumuyor neden dersiniz?

 

İşte buradan çemberin tek olduğu anlaşılmalıdır.

 


 

10) "Dürüst" imajı ile bilinen bir ismin arkasından ağladı Türkiye geçenlerde. Keza CHP'nin de "nispeten daha dürüst" bir
imajı var siyaset dünyasında. CHP sizce "solcu" olduğunu iddia eden bir parti olarak fakirin hakkını savunabilir mi? Ya da yurdumdan bir başka "sol" manzarayı ele aldığınızda; zamanında Çapan'ın ortak olduğu Cumhuriyet; Çapan'ın belediye başkanlığı yaptığı beldedeki fakirin hakkını sayfalarına ne kadar taşıyabilir?

 

Şöyle söylemek mümkündür 'iktidarda da onlar var muhalefette de onlar var' ben bu kitabımda Ecevit de dahil olmak üzere 40 yıldır halkımızın kandırıldığını ve şehit kanlarıyla sulanan toprakların talan edildiğini açık ve seçik olarak yazdım. Bahsettiğiniz isimlerin hepsinin nasıl ve ne şekilde halkı soyduğunu açıkça yazdım bunlar ve onlar denilenlerin hepsi aynı kişilerdir. Halkı soyanlardır.

 




11) Bu operasyonda karşınıza çıkan gazeteciler kimler ve bu rant mekanizmasından nasıl faydalanmışlar?

 

Buna kitabımdan olduğu gibi aktarayım sayfa 391-399;

 

Belki bilerek belki de bilmeyerek hakimlerden gazetecilere, milletvekilinden bürokratlara kadar uzanan geniş bir yelpazede bulunan saygın insanlar 775 sayılı yasaya aykırı olarak dar ve fakirlere verilmesi gereken arazilerde kooperatif üyesi olmuşlardı. Hatta bazıları ölmüş olduğu halde halen üye gibi aidat ödüyordu. Bu insanların bilerek suç işlediğini asla düşünemeyiz. Eğer haberleri olursa mutlaka yasa gereği bu taşınmazları 775 göre hak sahiplerine verilmek üzere gönüllü olarak iade ederlerdi.

 

S.S. Gazeteciler 2000 Konut Yapı Kooperatifi'nin yüzlerce gazeteci üyesinin arasında kamuoyunun hemen tanıyacağı bazı isimler şöyle :

 

Şakir Süter ; Behiç Kılıç, İslam Çupi, Saadettin Teksoy , Tuncay Özkan, Şahin Alpay , Yalçın Pekşen , Haluk Şahin

 



12) Tuncay Özkan, Haluk Şahin gibi isimlere çağrı yapıp, bu konuyu kamuoyuna duyurma çağrısı yapsanız, belki de yaptınız; sizce bunu gerçekleştirirler mi?

 

Çağrı yaptım. Hatta Tuncay Özkan'a ve Kemal Yavuz generale yaptığım bu çağrı Tuncay Özkan'ın web sitesinde yorumlarda yayınlandı.

Ayrıca ben hiçbir ayrım yapmadan bütün siyasi ve sivil örgütlere bütün kamu kurumlara başta TBMM'ne aynı çağrıyı yaptım. Yarın deprem olunca öleceklerden sorumlu olduklarını söyledim ve buradan da ilan ediyorum milyonlarca insanımızın katili olacağız.

 

13) Yolsuzluk konusunda yaptığınız mücadelede bir noktada Uğur Dündar hikayenize ilgi gösterdi fakat bu ilgi bir noktada kesildi. Kitabınızda Yakup Çebi'nin; Kavaklıkent Birliği'ndeki yolsuzluğu öğrenmesi üzerine Belediye Başkanı'nın Uğur Dündar'a sözkonusu dosyayı yayınlamaması için 2 blok yer vereceğini söylediğini yazmışsınız. Büyük yolsuzluk dosyalarını ele alarak başladığı yayıncılık hayatında yol aldıkça kendini pastane-lokanta kirliği yolsuzluklarına ve tavuk vakalarına sınırlandırmaya başlayan Uğur Dündar'ın sizin vakanızla başlarda ilgilenip, daha sonra ilgilenmeyi kesmesinin arkasındaki gerçeklerle bu iddianın bir alakası olabilir mi? Kendisinin de bu konuda bir kitap yazıp, sonra yayınlamaktan vazgeçtiği doğru mu?

 

Onun hakkında geçen husus kitapta bir ifade olarak yer alıyor, ancak bu konuda bir kitap yazdığını bana kendisi ifade etmiştir, ama özel olarak konuştuğumuz ve bana ifade ettiği nedenlerle kitabı bastırmamıştır. Benim kitabımdaki geçen hususla da kendisi Arena programında yer vermiştir, orada Yakup Çebi bana da anlattığı gibi belediye başkanının kendisinden 2 blok yerini Uğur Dündara vereceği gerekçesiyle istemiş, ama verilip verilmediği durumunda onunda bilgisi olmadığını hem bana hemde canlı yayında açıkça ifade etmiştir. Uğur Dündar'ın konuya ilgisinin bittiğini tahmin etmiyorum. Ama o da biliyor ki para bazı güçleri de etki altın almaktadır. Zaten ilk programında da herkesçe bilinen durum yaşanmış ve mahkeme kararıyla durdurulmuştur. Ben burada şuna dikkat çekmek isterim ve sanırım bu herkese cevap olacaktır;

 

Belediye başkanının avukatı hangi partiden adalet bakanıdır?

 

Kitapta geçen bölüm ise şöyledir;

 

Yakup Çebi daha sonradan yetmiş milyonun izlediği Arena programında Uğur Dündar'a açıkça her şeyi anlatmıştı. Hatta onun için kendisinden istenen blok yerlerinin parasını dahi şaka yollu istemişti.



14) Kitabınızda kamuoyunun Titan dolandırıcılığı olarak bilinen Kenan Şeranoğlu'nun ön planda yeraldığı dolandırma vakası ile ilgili olarak da; bu olayın arka planına inilmediğini ve inildiği takdirde bu grubun mali danışmanlığını yapan Recep Cahit Doğan ismiüzerinden bir yandan Kürşat Yılmaz'a, bir yandan da sizin Bayrampaşa Cezaevi'ndeki göreviniz sırasında tanıdığınız İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Fercan Çitici'ye varılacağını iddia ediyorsunuz. Polis bu konuyu derinlemesine araştırmadı mı?

 

Hayır araştırılmadı. Aslında bu dava uyutulmaya çalışılıyor. Yani ülkemizin tamamında bu suçlar işlenmiş ve arazi yağması yapılmıştır. Yani 83 yıllık devletimizin 40 yılında yapılan işlerden bahsediyoruz. Cumhurbaşkanının danışmanından, akrabasından, Yargıtay üyelerinden, ağırceza başkanlarından, başsavcılardan daha kimlerden anlatmakla bitmez.

 

Burada yeri gelmişken şunu söylemek isterim benim insanım 3 dolara beş yıldızlı otelde kalamazken başka milletten gelenler kalıyor ve benim insanım kendi ülkesinde adam yerine konmuyor bu tarafımca kabul edilemez bir durumdur. Hele otellerin arazileri de 775 sayılı yasaya göre alınıp verilmiş ise işte size ihanetin boyutu demek isterim.



15) Hangi otellerden sözediyoruz?

 

Turistik otellerden Kemer'de Antalya'da… Marmaris'de, Kuşadası'nda ki kitabımda yer verdim bunlara..

 



16) Kavaklı Belediyesi Başkanı Orhan Tıraşoğlu'nun kitapta anlatılan vakaları ciltler dolusu. Bu belediyedeki rant paylaşımınamafyanın da ortak olduğu, bu konuda yapılan anlaşma sırasında, biri şu anda Emniyet Genel Müdürlüğü'nde üst düzey yönetici olan  bir eminiyet müdürü de dahil olmak üzere dört tane Emniyet müdürünün de hazır bulunduğu ve işlerin sarpa sardığı noktada patlak veren olaylara dair soruşturmayı yürüten Emniyet müdürünün olayları çözmek üzereyken; bizzat Başbakanlıktan gelen bir gece yarısı faks emri ile ekibi ile birlikte görevden alındığını yazıyorsunuz. Başbakanımız dürüst, şeffaf ve hortumları kesmekle, fakir-fukaranın dostu
olmakla övünen bir isim. Sizce bu beldedeki yolsuzlukların AKP ve Hükümete kadar uzandığı noktalar var mı?

 

Evet sayın başbakana kadar uzanmaktadır. Bu konuya kitapta çok açık yer verdim.

 



17) Başbakanlıktan gelen bu gece yarısı faksının altında kimin imzası var?

 

Başbakan yardımcısı Mesut Yılmaz, Vali Erol Çakır, Em.Md.Hasan Özdemir

 



18) 775 sayılı yasa kapsamında İstanbul'un başka hangi beldelerinde haksız kazançlar elde edilmiş durumda?

 

Hepsinde var. Hatta bütün ülke çapında yapılan ve 40 yıllık bir talandır bu ve halen devam da etmektedir. TOKİ de şu anda bu suçu işlemektedir. Örneğin Ataköy Konakları isminde yapılan binalar da aynı yasaya aykırıdır. Bakırköy Belediye başkanı CHP olmasına rağmen buna göz yummaktadır. Sadece yoğunluk nedeniyle bazı itirazlarda bulunması tamamen uydurmadır. Danışıklı dövüz vardır ve rant paylaşımı söz konusudur.

 

Yani kısaca şunu söylemem lazım TOKİ 775 sayılı yasa kapsamında olan arazileri devralmış ve Dönüşüm Projesi adı altında soygun gerçekleştirmektedir.

Yani şöyle söyleyeyim başbakan Halkalıda 8 bin konut yaptık ve 200 adetini kurayla fakire vereceğiz diyor, aslında 8 bini de fakire verilmesi gerekiyor, sadece 200 değil, burada Toki'nin durumu anlaşılmaktadır. Kayıtlar bellidir, incelemek ise basit ve kolaydır. Ve benden başka da kimsenin sesi çıkmamaktadır. Artık durumun ne kadar kötü olduğunu anlamamak mümkün değildir.

 



19) Türkiye'nin en elit kesiminin oturduğu Alkent villaların da durum nedir?

 

180 civarında villa maalesef hava savunma mevzilerinin üstünde işgalci yani kaçak yapı durumundadır.

Burada da şuna dikkat çekmek isterim ülke savunması için ayrılan araziye villa yapılmış ama ülke savunması oradan alınan uydurma bir işgal ücreti ile savsaklanmaktadır. Durum budur.

Yani yukarda da söylediğim gibi para ittifak eder. Buna bir başka örnek de Tepekent villalarının yıkım kararı olmasına rağmen ve 560 dönüm hazine arazisini gasp edilmiş durumdayken halen bu inşaatlar devam etmektedir.

Hadi gelin de gecekondu diye yıkalım. Yani yasalar garibana karşı kullanılmaktadır.

Bir de Ahmet Özal'ın aynı bölgede bir liraya aldığı ve birkaç gün sonra bin liraya sattığı arazilere Emlak Bankasının ev yaptığını hatırlatırsam metrekaresinde insanımız bir lira yerine bin lira ödemesini ahlaka bağlama mümkün değildir.

 



20) Alkent ve Tepekent villaları...Biri savunma mevzilerinin üzerinde işgalci, diğeri kaçak? Bu yapıların arkasında kimler
var?

Zeki Bora var ama … mal müdürünün deyimiyle devlet vardır, devlete hakim herkes görmek mümkündür.

Buralar o kadar yasa dışıdır ki, yapılan inşaatların kendi ruhsat ve projelerine bile aykırıdır.

Şöyle ki Tepecik belediye başkanı hatırlarsanız yine AKP'li bir iş adamının rüşvet şikayeti ile tutuklanmıştır. Bir gün Metris cezaevinde yattıktan sonra serbest bırakılmıştır. İlgisi var mıdır bilinmez ama tutuklamaya sevk edilen savcı da tayin edilmiştir.

Yani oradaki yolsuzluk mütemadiyen dokunulmazların korundukları ve korudukları kişilerin menfaat sağladığı bir yerdir diyebiliriz.

Mal müdürlüğünde mahkeme kararı vardır yıkılması gerekir diye ama devlet orada kendi yasasını ve kendi mahkeme kararını uygulayamamaktadır.

Bu durumu nasıl izah edebilirsiniz?

Peki Türkiye Cumhuriyeti Devleti orada yok mudur? Demek ki tekrar işgal edilmiş veya kurtarılmış durumdadır… o zaman tekrar askerimizle oraların Türk Bayrağını dalgalandırmak için savaşmak lazımdır..bu gibi yerler çoktur. Kemer Kantiri de (okuduğum gibi söylemek isterim) buna örnektir.



21) Kitabınızda ayrıntılara girmeden aynı bölgedeki Kumport vakasına da değiniyorsunuz. Kumport'un başkanı M.K.'nın JİTEM tarafından Diyarbakır'dan getirildiğini söylüyorsunuz. Bu limanın yasadışı ticarete veya yabancı istihbarat servisleri tarafından kullanımına dair donelere rastladınız mı? Bu limanın güvenliği kim tarafından sağlanmaktadır?

 

Bu liman ülkeye giren yasadışı her şeyin gideceği yere çıkış yaptığı yerdir. Ve buranın güvenlik hizmeti de özel bir şirkettedir.

Bahsi geçen taşıma kooperatifi ise şaibelidir hatta cinayet işlenmiştir ve basında da yer almıştır. Gümrükte çok büyük sorun vardır ve bunu anlatmak için uzun bir zamana ihtiyaç vardır. Günde 1500 tır girip çıkan yerde 15 memur vardır. Nasıl bir kontrol edildiğini anlatmaya bile gerek yoktur.



22) Bu özel şirket hangisi ve kime ait?

 

Emekli Vali Erol Çakır , E.Gn. Veli Küçük, E.Gn.Engin Hoş'un sahibi olduğu güvenlik şirketi.




23) Türkiye'de son zamanlarda sonu "port" ile sonlanan albenili isimlere sahip özel liman tesislerinin ülke güvenliği açısından
ne tür tehditler barındırdığını düşünüyorsunuz? Güvenlik güçlerimiz buralara gerektiği kadar hakimler mi?

 

Evet ciddi bir tehdit ama güvenlik güçleri buralara hakim olduğunu sanmıyorum. Mafyanın daha etkin durumda olduğunu değerlendiriyorum.



24) Yaptığınız çalışmalar sonucunda bir Korgeneral (N.Ç.)'nin terfisinin önü kesiliyor ve kitabınızda anlattığınıza göre Genelkurmay Başkanlığı'nda görevli bir yarbay müfettiş sizinle bağlantıya geçerek,

"orduda pisliğe batmış üst düzey komutanların temizlenmesi için yardımcı olmanızı istiyor".

Siz de bu kişiye bir soru soruyorsunuz ve yarbayın bu soruya verdiği "maalesef yok" cevabı üzerine bu da gerçekleşmiyor ve siz kitabınızda bu soruyu tarihi şan ve şereflerle dolu silahlı kuvvetleri rencide etmemesi için yazmadığınızı belirtiyorsunuz. Bu soruyu söylemenizi biz de istemeyeceğiz fakat en azından sorunun niteliği konusunda okuyucularımızı bilgilendirirseniz; başta sorduğumuz "Türk Silahlı Kuvvetleri'nde yolsuzlukla ne derecede mücadele edilebiliyor?" sorusunun daha netlik kazanacağını düşünüyoruz?

 

Çok acı bir durum olduğunu söylemeliyim. Bir fikir olması için yukarda İlhami Erdil'in basına yansıyan savunmasından bir cümleyi tekrar etmekte fayda var. Daha derinliğine konuşmak istemiyorum.

 




25) Bu alanda yaptığınız mücadeleyi; 775 sayılı yasanın kendilerine sağladığı haklardan kitleleri haberdar etme ve bölgedeki yolsuzluk çarkına çomak sokma adına mücadelenizi hangi kulvarlarda sürdüreceksiniz? Bu konuda hiç bir sivil toplum kuruluşundan destek istediniz mi ve bu konuda bir gelişme var mı?

 

Bu konudaki mücadelemi hukuk içinde devam ettireceğim.

Ama şunu söylemek istiyorum aylarca süren mücadelemde bu konuyu götürmediğim devlet dairesi yoktur. Buna TBMM de dahildir. İstanbul barosu, Kamu-sen, ve bütün siyasi partiler ile suç işlenen yerde bulunan valilikler, kaymakamlıklar, Jandarma Genel Komutanlığına, Mit, Yargıtay Başsavcılığına ve belediye başkanlıkları ve ülkemizde duayen olarak bilinen ve kalemiyle gündem oluşturan aydınlar da dahildir.

Bu konu ile benle röportaj yapan gazeteleri şöyle söyleyeyim en çok satan, en çok okunan, en doğru olan, yolsuzlukla savaşan gibi söylevi olanlar diye özetleyebilirim.

Sivil toplum örgütleri ile de bu konuyu görüştüm hatta umutluydum ama maalesef geçen zaman içinde bu sivil toplum örgütlerinin de popülist olaylarla ilgilendiğini ve halkın gerçek sorunlarından uzak olduğunu gördüm.

Bunlardan birkaç örnek verecek olursam; Büyük Hukukçular Derneğini özellikle vermek isterim, çok yakında ben de onların bu durumunu protesto edeceğimi de ifade etmek isterim. Yine aynı dernek üyesi olan ve bu olayları yıllardır takip eden Av.Hanefi Altaş Yeni Hayat dergisinde bu konuya yer verdi. www.kuvvaimilliye.net'de yayın desteği bölümünde tanıtım yapılmaktadır.

Dursun Boran internet ajans web sitesinde bu olayları bugüne kadar yazmaktadır ve ilk bilgileri vermiştir.

Platform Haber sitesinde Elçin Alptekin duayen gazetecilerin yapamadığını yaparak röportaj yaparak hem gazetede hem de adını söylediğim sitede yayınladı ve eski İstanbul başsavcısı Avni Bilgin'in nasıl olmuşsa arkadaşı olan bir pavyon kabadayısı tarafından hırpalandığını da buradan söylemek mecburiyetindeyim ki sayın başsavcı da 775 sayılı yasayı çiğneyen onlarca hukukçudan biri ve benim kitabımda adı da geçmektedir.

Yolsuzlukla Mücadele derneği de konuya ilgi göstermektedir ama kifayetsiz kalmaktadır. Hatta bu derneğin kurucu üyelerinden bir avukatın ise yine yolsuzluk konusu olan belediye başkanının avukatı olmuştur.

Yani yine para ittifak etmiştir. TBMM'ne konu ile ilgili verdiğim dilekçeyi kitabımda bulabilirsiniz.




26) Büyük Hukukçular Birliği davanıza gereken ilgiyi göstermedi mi? Bizim bildiğimiz Kemal Kerinçsiz; Milliyetçiliği, Milletten ayrı algılayan biri değildir? Orada da üst düzey engellemeler olduğunu mu düşünüyorsunuz?

 

İlgi göstermelerinin sebebini kendileri izah etmek durumundalar. Ben şuna dikkat çekmek istiyorum onlara 83 yıllık halkın soyulduğunu ve bu durumun ise bir dilekçeyle kendilerinin takip edebileceğini anlatmıştım, madem ülkenin can sorunlarına dikkat çekiyorsunuz eee hadi bakalım işte arşın işte Bağdat, peki bu konuda neden sessizsiniz?

Madem siz ülke menfaatini savunacaksınız görelim.. yoksa ben de vatandaş olarak sizi protesto edeceğim diyorum ve de yapacağım. Burada şunu da söylemek lazım Kemal Kerinçsiz kadar derneğin bütün üyeleri de en az onun kadar hatta bazıları ondan daha fazla sorumlu tutulmalıdır.

 



27) Jandarmanın içinden geliyorsunuz ve Jandarma Susurluk'tan bu yana JİTEM'den; Cem Ersever'e; Eşref Bitlis Paşa'nın ölümüne kadar bir çok konuda masaya yatırıldı. Özellikle Eşref Bitlis Paşamızın suikasti Türkiye'nin en karanlık dönemeçlerinden birine denk geliyor. Tecrübelerinize ve bilgilerinize dayanarak Eşref Bitlis Paşa suikastinin arka planını yorumlayabilir misiniz? Jandarma kendi komutanının ölümünün arkasındaki nedenleri yeteri kadar araştırdı mı?

 

Komutan ve Cem'in ölümü enteresandır. Ama zamanlaması manidardır.

Onlardan önce ölenleri anımsarsak Musa Anter vardır. Sonra değerlendirmeme göre Barzani olacaktı ama şu günlerde yaşadığımız hadiselerde baş oyuncunun ölmesine yani Barzani'nin bugünlerdeki rolünü oynaması için öldüklerini tahmin ediyorum ki kimler diye soracak olursanız açık bir cevap vereceğim Cem'in kimliğini öldükten sonra gönderiliş şekli ve kime gönderildiğini tahlil edilmelidir.

Sonrası ise herkesin gördüğü gibi kendisine kimlik gelen şahıs bazı üst düzey general ile görüşmesi ve televizyon dizilerinin konuları ile şimdi de halka bakın PKK ile mücadelede neler çektik gelin şu Kürt devletini tanıyalım ve bu beladan kurtulalım denmesinden başka bir şey değildir. Bu oyunun bozulmasına mani olacak bir komutanın ölmesini tesadüf görmek ucuzculuk olur sanırım.

Araştırma işine gelince ise bilinmeyen araştırılır demek durumundayım.

Yukarda da söylediğim örgütlenmenin bu cinayetlerden sorumlu olduğunu
söylemek durumundayım.

 




28) Eşref Bitlis Paşa öldürülmesiydi Barzani isimli uyuşturucu/savaş lordunun öldürülerek, bugünlerdeki rolünün önünün kesileceğini söylüyorsunuz ve topluma bütün diziler ve yapılan propaganda ile, "bakın neler çektik, gelin şu Kürt devletini  tanıyalım da bu beladan kurtulalım" mesajının verildiğini söylüyorsunuz. "Bilinmeyen araştırılır" yorumunuz ise bizim anladığımız "Jandarma bunu biliyor" anlamına geliyor. Peki özelde Jandarma, genelde TSK, üst düzey bir komutanının öldürülmesine
karşı ne yaptı?



Bakın burada; Kıvrıkoğlu'na yapılan iki suikaste ne yapıldıysa o yapılmıştır. Bu durumu açmak için Türkiye henüz hazır değildir….



29) Son zamanlarda PKK ile yapılan mücadelenin kitapları ve belgeselleri kamuoyunun gündeminde. En son "Kan Uykusu" belgeseli bu alanda büyük ses getirdi. Siz; bölgede görev yapmış biri olarak, terörle mücadele konusunda ne tür hatalar yaptığımızı düşünüyorsunuz? Mücadeleyi topluma aktarma konusunda yaşanan bu furyada hatalar yapıldığını düşünüyor musunuz?

 

Bu çok hassas bir konu evet bir çok hata yapılmıştır ama en büyüğü de koruculuk sistemidir.

Koruculuk sitemi ülkemizin bölünmesi konusunda ileride bir basamak olacaktır. Ve kolluk kuvvetlerinin bölgede kontrolünü yitirmesine sebep olacaktır ki olduğu da en son Şırnak, Ortaköy'de jandarma görevlilerinin kendi sorumluluk alanında ve kendi emrinde olması gereken yardımcı kolluk gibi görünen korucularca yasalara aykırı şekilde güç kullanmasıdır ve bunu da cep telefonuyla kayıt edip Kanal D yayınlanmasına dikkat çekiyorum.

Bölgede 400 binin üstünde korucu olması da rakamsal olarak durumun ciddiyetine örnektir.

 

Ayrıca itirafçıların kullanılması bir başka yanlıştır.

Ama en büyük yanlış Barzani ve Talabani'ye 120 lik havanlar dahil her türlü silah ve teçhizat verilmek suretiyle ve şu an dahi devam eden desteklerdir ki ticari faaliyetleri konusunda milyon dolarlık güçler elde edilmesine göz yumulmaktadır.


Irak'taki Türkmenlerin ihmal edilmesi ve yok sayılmasını izah etmek mümkün değildir.

Halen Mit, Emniyet, diğer Askeri birlikler (varsa tabi) ve Jandarma tarafından yapılan bir türlü koordine edilemeyen istihbarat faaliyetleri ayrı bir olumsuzluktur. Kaynakları çoğu zaman aynı olan bu teşkilatlar maalesef kendilerini kandırmaktadırlar ve kaynaklarını kıskanmaktadır hatta aynı birlikler bile kendi iç çekişmelerinden dolayı yalan yanlış bilgilerle operasyonel birlikleri yormakta, yıpratmaktadır.

Bir de subay, astsubay ve uzman çavuşların sosyal durumları ile erbaş ve erlerin durumları ise bence moral açısından olumsuz etki yapmaktadır. Göreve giden operasyona giden rütbeliler kumanya parasını ceplerinden ödemekte yada evden getirmekte bunun adı tasarruf olmaktadır. Bence yanlıştır.

Bir de bazı birlikler batıda olduğu halde doğuda göreve gönderilmesi ise yıpratmaktan başka şey değildir. Mülki amirler ise kendilerini asayişten sorumlu hissetmemesi sorunu daha da vahim hale getirmektedir. Terörle mücadele ediliyor şeklinde beyanlarla kaçakçılığa ve yolsuzluğa göz yummak ise o yöre insanıma terörü destekleyin demekten başka bir şey değildir. Uzun uzun konuşulacak şeylerdir bunlar. Yani terörün geçim kaynağı hale geldiğine vurgu yapmak zorundayım.




30) Türkiye'deki devlet yapısı içerisinde Türk Silahlı Kuvvetleri'nin; TSK bünyesinde de görev yaptığınız Jandarma'nın müstesna bir yeri bulunmakta. Bu yapılar içerisindeki çürümeler çok daha içten ve yapıların doğası gereği çok daha geç anlaşılır olduğu için Türk Devleti'nin bekaası ve sağlıklı işlemesi için iç bağışıklık mekanizmalarının çok sağlıklı işlemesini gerektiriyor.
Maalesef son yıllarda yaşadığımız olaylar bu konuda insana pek de ümit vermiyor. Yıllarını bu şanlı ocağa vermiş genç bir Türk subayı olarak; Türk Silahlı Kuvvetleri'ne yönelik son zamanlarda yapılan eleştirileri hangi noktalarda haklı, hangi noktalarda haksız buluyorsunuz?

 

Her alanda hukukun üstünlüğünü sağlanması tek çaredir. Burada şuna işaret etmek isterim:

Mustafa Kemal Atatürk Milli Mücadele sırasında Polat'lıya Yunan topçularının mermileri düşerken kendisi Türk Milletinin iradesini temsil eden TBMM'nin toplanmasını istemiştir. Yani irade sahibinin karar vermesini sağlamıştır.

Bugün ise baktığımızda bu davranış biçimi göz ardı edilmektedir.

Bence TSK hukuk içindeki faaliyetleri kesinlikle tartışmasız doğrudur. Bu sözümden de hukuk dışı faaliyeti var anlamında söylemiyorum. Ancak herkesin de kabul etmesi gereken şey her kurumda olduğu gibi maalesef TSK'da da hukukun dışına çıkmış bazı insanlar vardır. Hatta kendilerini milli davanın sahibi saymaktadır. Yani örgütlüdür. Öyle bir örgütlenme içinde olanlar kendilerini her yaptığı şeyin devletin için olduğunu düşünülmesini istemektedirler. Başka bir soruda da açıkladım bu yanlıştır. Bu nedenle hukukun üstünlüğü esastır.

Münferiden işlenen suçlar ise derhal cezalandırılmaktadır. Ama örgütlü ve kökü dışarıda olan milli olmayan oluşuma hizmet etmek ve bu uğurda suç işlemek vatana ihanettir.

Bence derhal bundan vazgeçmek gerekir. Yoksa ülkemiz elden gitmektedir. Bu durumdan da Atatürk'ün dediği gibi Türk Gençliğinin damarlarındaki asil kanda her türlü belayı def edecek kudretin varlığından kimsenin şüphesi yoktur.

 

Yolsuzluktan ve siyasetten uzak duran TSK her zaman en güçlü ve en inandırıcı ve de milletimizin en güvendiği kurum olarak yerini her zaman muhafaza edecektir. Ama sanırım bazıları bunu istememektedir.

 




31) Elinizde sihirli bir dernek olsa ve TSK'nın işleyişi ile ilgili üç şeyi değiştirme hakkı verilse, neleri değiştirirdiniz?

 

Gn.Kur.Bşk' lığını Milli Savunma bakanlığına bağlarım ve general sayısını ise olması gerek sayıya indirilmesin sağlarım.

 

Askeri yargıyı kaldırım

Jandarma savaş zamanı hariç Gn.Kur.Bşk.lığından ayrılarak gerçek kanun ordusu haline getirir ve Emniyet ile entegre olmasını sağlarım.




32) Bu konudaki tespitlerinize katılmadığımızı açıkça belirtmek zorundayız. Jandarma'nın entegre olmasını önerdiğiniz
Emniyet gerçek anlamda bu yolsuzlukların üzerine gitseydi; kitabınıza gerek kalmazdı.

Keza; Türk Silahlı Kuvvetleri'nin bağlanmasını istediğiniz sivil irade zaten kitabınızı da konu olan yolsuzlukların her noktasında mevcut.

"Sivil irade"'nin sihirli sözcük olduğuna inanmamız için pek bir gerekçe göremiyoruz.

Sivil veya asker; ülke çıkarına iradeli hareket eden bir yapı kurguladığınız ve kontra-
kontrol mekanizmaları ile sağlıklı bir bütün inşa ettiğiniz sürece, bizce kime bağlı olduğu çok kozmetik bir sorun ki TSK; bin yıllık
geleneği ve bütün yaşadığımız olumsuz sürece rağmen halkın içinden gelen bir ordu olması vesilesi ile, sağlıklı bir özerk yapı kurgulanması için her türlü iç doneye sahip, yeter ki irade olsun. Karşı görüşümüzü vurguladıktan
sonra; sorumuzu yeniden kurgularsak; TSK'nın iç işleyişinde üç değişiklik hakkınız olsa, bunlar neler olurdu?

 

Burada sizin söylediğiniz binlerce yıllık tarihi şanla dolu silahlı kuvvetlerin bölünmez bir parçası olan Jandarmanın emniyetin içine katılması değil emniyetin de jandarma ile entegre edilerek patronunun ise siyasi liderler değil yasalar olması gerektiğini söylüyorum.

Yani emniyeti de bu durumdan kurtamak gerekir. Yoksa bir anlamı olmaz. Ben başka bir şey söylüyorum ve altını çiziyorum.

Ucuz can ve mal güvenlik hizmeti olmaz. Üç ayda kabak yetişmiyor biz kolluk yetiştiriyoruz. Bunun bedelini de milletimiz ödüyor.

Adaletin tecellisi için de HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ şarttır. Yoksa herkes kendi hukukunu yaratacak ve maalesef kuvvet komutanlarına bile suikast yapacak durumlar bitmelidir.



33) Kitabınızı okuyan bir insan olarak; bir eleştirimizle beraber son sorumuzu soralım. Tam bir belge hazinesi olan kitabınızı okuyucunuz açısından daha kolay okunur hale getirmenizin ve belgelerle anlatım kısımlarını ayrıştırmanızın; bu değerli kitabı daha geniş kitlelere ulaştırmak için faydalı olacağını düşünüyoruz. Kitabınızı bastırma aşamasında baskılarla karşılaştınız mı?

 

Kitabımı basacak yayın evi bulamayınca üç kişi bir yayınevi kurduk. Togan yayınevi. Kitabı bastırdık ama dağıtımında sorun yaşadık.

Alfa yayınevinin ortaklarından AKP milletvekili olması ve bu kitapta anlatılanlardan dolayı ülkede deprem yaşanması gereken bir durum olduğunu ortaya koymam nedeniyle sanırım; ufak hırsızlık veya tecavüze saatleri ayıran basının da bu yolsuzlukta payının olması nedeniyle milletimizin en önemli sorunu olan ev sahibi olması konusunda aydınlanmasına mani olunmaktadır. Kitap hakkında eleştirinize aynen katılıyorum.

 

34) Kitabınızın basımının engellerle karşılaşması dışında, sivil hayatınızda başka engellemelerle karşılaşıyor musunuz ve
yeni bir kitap hazırlığınız var mı?

 

Evet..

J.Gn.K.lığınca verilmesi gereken silah ruhsatım ki bu silahım Harp Okulundan Mezun olduğumda bana verilen silahtır, hala bana postayla gönderilecektir. Bu suçtur.

Burada aldığım tehditleri kaale de almadığımı duyurmak isterim, ülkemiz için o kadar canlar verilmiş ki ve de verilecek ki buna mecburuz o yüzden taşıdığım can önemli değil, ülkem için feda olsun diye Kara Harp Okulu'nda elim bayrağımda ve diğer elim silah arkadaşımın omzunda yemin ettim ve bu yemine sadığım.

Ayrıca bazı menfaat gruplarının teşvikiyle bir orgeneral, iki tuğgeneral, üç albay ve bir başçavuş ve bir belediye başkanı kitap hakkında manevi tazminat davası açmıştır ki bu isimler de kitabımda nasıl bir olaya karıştıklarını yazdım. Bir de bütün hukuk düzenine aykırı olarak benim savunmamı almadan dahi Büyükçekmece başsavcılığı yargıya etki etmekten dava açmıştır.

Ben her türlü platformda delil ve belgelerle izaha her zaman hazırım. Konuşacaklarım sadece gerçekler olacaktır. Bugüne kadar da gerçekleri söylemediğimizden dolayı ülke bu haldedir. Onurlu yaşamaktan hiç kimse beni alı koyamayacaktır.

 

Yakında çıkacak olan Bayrampaşa Cezaevi ve Gerçeği isimli kitabımda da çok insan bilindiği gibi düzgün olmadığını göreceksiniz.. başka bir kitabım roman ama şifreli gerçekleri yazdım romanda şifreler var kim kimdir ve ne nedir konuya sizin gibi vakıf olanlar hayrete düşecek Trakyalı Fıstık adı .. bir de Dadaistin Aşkı isimli şiirlerimi topladığım kitabım var. Umarım bunları da basarız.



Sayın Bingöl; bu uzun röportajı bizimle gerçekleştirdiğiniz için teşekkür eder ve çalışmalarınızda başarılar dileriz.

 

Ben teşekkür ederim ve başarılar dilerim. Son sözümü söylemek istiyorum ben bu davaya sahip çıkacak namuslu bir adam arıyorum, saygılar sunuyorum.

 

Kaynak: 

 

"Eşref Bitlis Paşa Barzani'nin Rolü İçin Öldürüldü"


7122-mp.jpg


 

"Türk İşi Mortgage" kitabının yazarı emekli Jandarma İstihbarat Binbaşı Zeki Bingöl'le Açıkistihbarat sitesinin yaptığı röportajın özeti;

Son Güncelleme ( Cuma, 30 Mayıs 2008 )
 
< Önceki   Sonraki >
© 2008 Zeki Bingöl'ün Web Sitesi