Top Module Empty
Anasayfa arrow Haberler arrow Son Haberler arrow Mahir Çayan: Kemalizm soldur
Mahir Çayan: Kemalizm soldur PDF Yazdır E-posta
Yazar admin   
Çarşamba, 14 Mayıs 2008
Deniz’in mirasçısı kim?

Deniz'i reformculukla suçlayan
Deniz'in mirasçısı olabilir mi?

“THKO'nun geçmişi düzen eklentisi solculuktur, liberalizmdir, reformculuktur, parlamentoculuktur, darbeciliktir, çeşitli siyasal yönelimlerle düzenin savunulmasıdır, yasalcılıktır.”

THKO, Deniz Gezmiş'in liderliğini yaptığı örgüt: Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu.

12 Mart darbesinin hemen ardından yürütülen THKO Davası'nda 24 kişi yargılanıyordu. Yukarıda alıntısı yaptığımız ağır eleştiriler bu davada yargılananlardan Mustafa Yalçıner'e ait.

Yalçıner kim peki? Bugünkü Emeğin Partisi'nin (EMEP) liderlerinden. Yani THKO Davası'nda yargılananların, Deniz'lerin idamının ardından oluşturduğu örgütlenmeyi gelenek olarak benimseyen partinin liderlerinden.

EMEP'liler, Deniz'lerin mirasçısı olduklarını iddia eder.

Her sene 6 Mayıs'ta Deniz anmaları düzenlerler.

Gazeteleri her sene 6 Mayıs'ta Deniz Gezmiş posteri verir.

Tabii Deniz'in telif hakkı yok. İsteyen anabilir. Engel yok.

Ancak Deniz'i ananların asgari düzeyde Deniz'in takipçisi olmaları gerekir.

Halbuki görüldüğü üzere Deniz'in mirasçısı olduğunu iddia edenler Deniz ve THKO hakkında yukarıdaki değerlendirmelere sahip: “Düzen içi solculuk,” “Liberalizm,” “Reformculuk ve parlamentarizm,” “Darbecilik”...

İşin daha da ilginci, tüm bu eleştirilerin nerede yayınlandığı. 1991 yılında EMEP çevresinin yayınevlerinden Akyüz Yayınları THKO Davası Savunma'yı yayınlar. Tabii EMEP geleneği Deniz'lerin Atatürkçülüğünden ve Ulusal Bağımsızlıkçı Sosyalizm anlayışından çoktan kopmuştur. PKK kuyrukçusu bir örgütlenmeye dönüşmüştür. Bu nedenle Deniz'lerin savunmasını olduğu gibi yayınlamaya vicdanları elvermez ve yukarıda alıntıladığımız ağır eleştirilerle birlikte yayınlarlar. EMEP çevresinin liderlerinden Yalçıner, Deniz'lerin “hata”larını yazdığı önsözde aklı sıra bir bir sıralar.

Deniz'lerin mirasçısı olduğunu iddia edenlerin düştüğü durumu bir bakın.

Bugün Deniz'in mirasçısı olduğunu iddia edenler Deniz'i değil PKK'yı takip ediyor.

Bu nedenle Deniz'in mirasçısı olduğunu iddia eden EMEP çevresi, Deniz'i en çok eleştiren çevre de oluyor komik bir şekilde. Çünkü Kürtçülüklerini ve Atatürkçülükten ve Ulusal Bağımsızlıkçı Sosyalizm anlayışından kopuşlarını başka türlü açıklayamazlar.

Deniz Gezmiş Savunma

THKO Savunma
Deniz’in mirasçısı olduğunu iddia eden EMEP çevresi “THKO Davası Savunma”yı Akyüz Yayınları’ndan çıkardı. Ancak Deniz’lerin Atatürkçü ve tam bağımsızlıkçı sosyalizm anlayışı EMEP’lileri rahatsız etmiş olmalı ki, “Savunma”nın önsözünde Deniz’lere şu ağır eleştirileri getirdiler:
“THKO’nun geçmişi düzen eklentisi solculuktur, liberalizmdir, reformculuktur, parlamentoculuktur, darbeciliktir, çeşitli siyasal yönelimlerle düzenin savunulmasıdır, yasalcılıktır.” Ancak bu ağır eleştiriler de yeterli olmadı ve insanların Deniz Gezmiş gerçeğiyle yüz yüze gelmesini engellemek için kitap yayından kaldırıldı. Bu Deniz’e yönelik açık bir sansürdü. Deniz’lerin Savunması ancak yıllar sonra İleri Yayınları sayesinde gün ışığına çıktı.

EMEP, Deniz'in Atatürkçülüğünü hata olarak görüyor

Bakın Yalçıner eleştirilerini nasıl devam ettiriyor:

“THKO'ya millici yaklaşım damgasını vurmuştur. Bu ‘Misakı Milli sınırları' anlayışından Milli Demokratik Devrim'in ‘gayri milli güçlerle milli güçler arasında bir çatışma' olarak anlaşılmasına, ‘asker-sivil aydın zümre'nin millici ve devrimci sınıf güçleri sayılmasından özel teşebbüs karşısında devletçiliğin (millileştirmelerin) savunulmasına, reformcu içerikli bir at değiştirme hareketi olan 27 Mayıs darbesine sahip çıkılmasından 61 Anayasası'nın savunulmasına ve hatta THKO'nun bu anayasayı ve devleti dejenere etmek isteyen DP devamcısı AP hükümetine karşı anayasa savunucusu olarak ortaya çıktığının ileri sürülmesine kadar belirgin bir şekilde görülebilir.”

Şimdi sormak gerekiyor. THKO'yu bu şekilde eleştiren birisi kendisini THKO'nun mirasçısı olarak nasıl görebilir?

Okumaya devam edelim:

“THKO özellikle Amerikan emperyalizmi ve onunla yakınlık içinde olan hükümetler karşıtlığını esas almış, Kemalist milli devletin bağımsızlığından verilen tavizleri suçlama konusu yapmakla ve milli devletin savunulmasıyla sınırlanmıştır. Aynı yaklaşımla sorun, “Türkiye'nin kalkınması” sorunu olarak konmuş, sosyalist değil, “milli kalkınmacı” tutum THKO'nun ideolojik-siyasal yaklaşımını özsel olarak belirlemiştir.”

Tabii Yalçıner'in THKO eleştirileri temel olarak Kemalizm meselesiyle ilgilidir:

“THKO pratikte burjuvaziden kopuş yoluna girerken ideolojik-siyasal tutum ve yaklaşımlarda henüz kopuşa gidemez. Bu, belgelerde görüleceği üzere, önce Kemalizm karşısındaki tavırda yansır. Kurtuluş Savaşı, burjuvazi önderliğinde bir burjuva milli devrim olarak ele alınmaz. Bu savaşın işçi-köylü-subay-aydın ittifakına dayandığı, burjuvazi ve esnafın dışta ve büyük ölçüde karşıda durduğu değerlendirmesi yapılır. Kesintiye uğrayan 1. Milli Kurtuluş Savaşı'nın 2. bir Milli Kurtuluş Savaşıyla tamamlanması öngörülür. Milli bir devrim önerilir. ‘Türkiye'nin bağımsızlığından başka bir şey istemedik”, “kavgamız bağımsızlık kavgasıdır' sözlerine kitapta sıkça rastlayacaksınız.”

Deniz ölene kadar Atatürkçülükten vazgeçmedi

Mustafa Yalçıner'in burada eleştirdiği aslında Deniz'in kendisidir. Çünkü Deniz her şeyden önce Atatürkçüdür. Ve Yalçıner'in çabası Deniz'in bu Atatürkçü yönünü gözden saklamak ve bir hata olarak ortaya koyarak EMEP çevresinin bugün geldiği noktayı aklamaktır.

Nitekim, Yalçıner'in bu eleştirel önsözünün yer aldığı Savunma, kitapçılarda uzun süre kalmadı. İstedikleri kadar eleştirsinler, Deniz'i merak edenlerin, Atatürkçü Deniz gerçeğiyle karşılaştıklarını gördüler ve kitap ortadan kayboldu.

Bir daha da THKO Savunma yayınlanmadı. Unutturulmaya çalışıldı. Ta ki birkaç yıl önce İleri Yayınları Deniz'in Savunma'sını yayınlayana kadar.

Bu açık bir sansürdü. Üstelik kendi çevrelerinin kurucusu olduğunu söyledikleri Deniz'e sansür! Tabii yalnızca Deniz'in savunması değil, mücadelesi boyunca yazdıkları, savundukları da sansür edildi. Deniz'i öğrenmek isteyen devrimci genç kuşaklardan saklandı. Örneğin Deniz'in babasına yazdığı bir mektup da TÜRKSOLU'nun çabaları sayesinde tekrar gün ışığına çıktı.

Halbuki bu gizli bir mektup değildi. Cumhuriyet gazetesinde Cemil Gezmiş'in oğluna hitaben yazdığı mektuba cevaben yayınlanmış bir açık mektuptu. Yine Cumhuriyet'te yayınlanmıştı:

“Baba, sana her zaman müteşekkirim. Çünkü Kemalist düşünceyle yetiştirdin beni. Küçüklüğümden beri evde devamlı Kurtuluş Savaşı anılarıyla büyüdüm. Ve o zamandan beri yabancılardan nefret ettim.

Baba biz Türkiye'nin İkinci Kurtuluş Savaşçılarıyız. Elbette ki hapislere atılacağız, kurşunlanacağız da. Tıpkı Birinci Kurtuluş Savaşı'nda olduğu gibi. Ama bu toprakları yabancılara bırakmayacağız. Ve bir gün mutlaka yeneceğiz onları.

Düşün baba, bugünkü hükümet, işini gücünü bırakmış bizimle uğraşıyor. Çünkü bizden başka gerçek muhalefet kalmamış durumda. Ve hepsi Kemalist çizgiden sapmışlar. Ve tarih önünde hüküm giymiş durumdalar. Biz çoktan onları tarihin çöplüğüne atmış durumdayız.”

Görüldüğü gibi Deniz Atatürkçü olduğunu vurgulamakla yetinmemekte, bütün devrimciliğini Atatürkçü geleneğe dayandırmaktadır. Yalçıner'lerin eleştirdiği 2. Kurtuluş Savaşçısı olmak Deniz'in övünerek savunduğu bir şeydir.

Örneğin Deniz savunmasında şöyle der:

“Kurtuluş Savaşı, Türkiye halkının emperyalizme ve onun emrindeki dahili güçlere karşı verdiği bir direnme savaşıdır.

Türkiye'yi ve Ortadoğu'yu paylaşma ihtirasıyla yanan emperyalist ülkelere karşı, insanlık tarihinin verdiği kutsal direnme mücadelelerinin ilkidir. Kurtuluş Savaşı, ezilen uluslar adına Türkiye halkının emperyalizme ilk ve güçlü şamarıdır.”

Dolayısıyla Deniz'in Atatürkçülük kavrayışı çok doğru bir zemindedir. Deniz'e göre Atatürk yalnızca Türkiye'nin değil emperyalizme karşı direnmek isteyen bütün ezilenlerin kurtuluş mücadelesinde yerini almıştır. Yani Atatürk bütün ezilenler için bir Ulusal Kurtuluş bayrağıdır. Emperyalizme indirilmiş ilk şamardır.

Deniz kaderini Atatürk'le buluşturuyor

Deniz'ler kendilerini Atatürk'le o kadar bağdaştırır ki, mücadelelerini Atatürk'ün Samsun'a çıkışına benzetir:

“19 Mayıs 1919, saldırgan emperyalistlere ve onların emrindeki iç düşmana karşı, Mustafa Kemal önderliğinde, Türk halkını örgütlemek için Kurtuluş Savaşının politik anlamda başlangıcıdır. 19 Mayıs 1919, emperyalizme, padişahlığa, hükümete ve köhnemiş devlet yapısına karşı Mustafa Kemal ve arkadaşları önderliğinde yürütülen devrimin başlangıcıdır. 19 Mayıs 1919, Ulusal Kurtuluş Mücadelesi için Mustafa Kemal ve arkadaşlarının, halkın silahlı gücü ve öncüsü olarak harekete geçişidir.”

Ve Deniz'ler kendilerini yargılayan 12 Mart faşist darbesinin mahkemelerini Mustafa Kemal hakkında ölüm fermanı hazırlayanlara benzetir:

“Biz 50 sene evvel Kurtuluş Savaşı vermiş bir ülkenin çocukları olarak Kurtuluş Savaşı'nın gerçek tahlilini yapmaya her zaman için muktediriz. Biz yine çok iyi biliriz ki Türkiye Kurtuluş Savaşı'nı yapmak için Samsun'a çıkanlara İstanbul örfi idaresince ve mahkemelerince idam cezası verilmiştir. Ve yine bilmekteyiz ki, Osmanlı İmparatorluğu yüzlerce generalinden ancak birkaç tanesi Kurtuluş Savaşı'na iştirak etmiştir. Ve yine bilmekteyiz ki Kurtuluş Savaşı yapıldığı sırada İstanbul'da bulunanlar bunları yapanlara eşkıya demiştir.”

Görüldüğü üzere Deniz solculuğunu ve devrimciliğini Atatürk'ten aldığını vurgulamakta, yaptıklarını Atatürk'ün Samsun'a ayak basmasına benzetmekte, hatta kendilerini yargılayan faşist savcı ve yargıçları da Mustafa Kemal'i yargılayanlara benzetmektedir.

Üstelik bunlar Deniz'in mahkemede savunmakla yetindiği görüşleri değildir. Deniz tüm mücadele yaşamı boyunca Atatürkçülükle devrimciliği ve milliyetçilikle sosyalizmi birleştirmiştir.

Tek yazısı olan “Gençlik ve Antiemperyalist Kavgası”nda 19 Kasım 1968 tarihli Türk Solu gazetesinde şöyle der:

“Devimci gençlik Amerikan emperyalizmine ve oportünizme karşı duran gençliktir. Onların görevi sayısının azlığına düşmanın çokluğuna bakmadan Amerikan emperyalizmine karşı sonuna kadar dövüşmektir. O en iyi biçimde karar veren ve uygulayandır. O boş gecelerini değil, boylu boyunca ömrünü bu kavgaya verendir. Yaşasın Bağımsızlık Savaşı veren dünya halkları! Yaşasın Tam Bağımsız Türkiye!”

Görüldüğü üzere Deniz temel mücadelesini bağımsızlık olarak ortaya koymaktadır.

1968 yılında ise devrimci gençler “Tam Bağımsız Türkiye için Mustafa Kemal Yürüyüşü” düzenler. En önde yürüyen elinde Türk bayrağıyla Deniz'dir. Ve yürüyüş çağrısında da şu vurgu yer almaktadır:

“Büyük Türk Milleti!

Atatürk için toplanalım!

Mustafa Kemal'in Milli Kurtuluş idealini yaşatmak için, Mustafa Kemal devrimine saldıran karanlık güçlere dur demek için, Milletçe yabancı uşaklığına düşmekten kurtulmak için, Tam bağımsız geçekten demokratik Türkiye için, Gazi Mustafa Kemal'in Milli Kurtuluşçu saflarında toplanalım!”

Dev-Genç: “Gerçek milliyetçi biziz”

Deniz Gezmiş başta olmak üzere 68 Gençliği milliyetçiliği de elden bırakmamamaktadır. Bugün 68'in mirasçısı olduğunu iddia edenlerin Kürtçülüğünün aksine o dönem 68 Gençliği Türk milliyetçisidir. Deniz'in elinde Türk bayrağıyla yaptığı yürüyüş tek örnek değildir. 68'in bütün eylemlerinde en önde her zaman bir Türk bayrağı yer alır.

Bu konuda Doğan Avcıoğlu da önemli bir göstergedir. Gerek Avcıoğlu'nun çıkardığı Yön ve Devrim dergileri, gerekse Türkiye'nin Düzeni isimli kitabı, o dönem 68 gençliğinin Atatürkçülüğü ve sosyalizmi öğrendiği temel kaynaklardır. Ve bu kaynaklarda Atatürkçülük, milliyetçilik ve Sosyalizm bir Ulusal Sol sentez etrafında bir arada değerlendirilir. Nitekim Avcıoğlu'nun o dönem yazdığı yazılar İleri Yayınları tarafından “Atatürkçülük, Milliyetçilik, Sosyalizm” ismiyle derlenerek kitap halinde yayınlanmıştır.

68'in Türk milliyetçiliğine nasıl sahip çıktığının bir başka ilginç örneğini daha verelim. MHP'liler üniversiteye baskın düzenler. Çıkan çatışmanın ardından MHP'liler değil, saldırıya uğrayan Deniz'ler tutuklanır. Dev-Genç olayları yayınladığı şu bildiriyle kınar:

“Deniz Gezmiş haksız yere tutuklanmıştır. Çünkü, son üniversite olaylarında savunma durumunda olan devrimci, gerçek milliyetçi öğrencilerden sekiz kişi sanık olarak Adliyeye verildiği halde saldırganlardan eli tabancalı, beli bıçaklı hiç kimse yoktur. Biz Mustafa Kemal gençliği olarak Amerikan emperyalizmini ve onların çömezlerini Türkiye'den atıncaya kadar savaşa devam edeceğiz. Bu uğurda tevkif değil, hepimiz öleceğiz.”

Görüldüğü gibi Dev-Genç kendisini Mustafa Kemal gençliği olarak tanımlamakta “gerçek milliyetçi öğrenciler biziz” demektedir.

Mahir Çayan: Kemalizm soldur

Atatürkçülük yalnızca Deniz'lere özgü bir tavır değildir. 68 Gençlik hareketinin tümü istisnasız Atatürkçüdür. Bütün eylemlerde Atatürk resimleri ve Türk bayrakları taşınır. Dağıtılan bildiriler ve atılan sloganlar hep Atatürkçüdür.

Yalçıner'lerin Deniz'lere yönelttiği eleştiri, yani “sosyalizm mücadelesini sadece millicilik ve bağımsızlık mücadelesiyle sınırlı tutma anlayışı,” bütün 68'e mal olmuştur.

Ve bu bir hata değildir. Aksine 68 Gençlik Hareketinin halkla buluşabilmesinin ve bunca kitleselleşmesinin temel nedeni Atatürkçü-Milliyetçi-Sosyalist sentezi doğru ele almasıdır.

Unutturulmaya çalışılan bir metni daha gün ışığına çıkararak yazımızı bitirelim.

Bilindiği gibi Mahir Çayan 68'in önde gelen liderlerindendir. Mahir'in kurduğu örgüt THKP-C'dir. THKP-C'yi ve Mahir'i gelenek olarak kabul eden pek çok örgütlenme olmuştur. Bunların bir kısmı yasal, bir kısmı ise yasadışıdır.

Örneğin ÖDP. Mahir'in mirasçısı olduğunu iddia eder. Türkiye'de pek çok marjinal terör örgütü de aynı iddiadadır. Tüm bu yasal ve yasadışı örgütlerin tümünün ortak noktası ya PKK kuyrukçusu ya da en az PKK kadar Kürtçü olmalarıdır.

Halbuki mirasçısı olduklarını iddia ettikleri Mahir Çayan hiç de Kürtçü değildir. O da en az Deniz kadar Atatürkçü, Deniz kadar Ulusal Kurtuluşçudur. Hatta Mahir, bütün Kürtçü örgütlenmelere başından itibaren karşı çıkmıştır. Mahir'lerin solculuk anlayışlarını görmek için THKP-C Savunma incelenebilir.

Tabii bu inceleme çok kolay olmayacaktır. Çünkü, Mahir'lerin savunması aynen Deniz'lerinki gibi hasıraltı edilmiştir!

Burada Mahir'den uzun alıntılar almayacağız. Mahir'in Kemalizm hakkındaki şu görüşlerini aktarmakla yetineceğiz. İşte Kemalizmi Türkiye'de “faşizm”in ideolojisi olduğunu iddia eden PKK kuyrukçusu örgütlere Mahir'in yanıtı:

“Kemalizm, emperyalizmin işgali altındaki bir ülkenin devrimci-milliyetçilerinin bir milli kurtuluş bayrağıdır. Kemalizmin özü emperyalizme karşı tavır alıştır. Kemalizmi bir burjuva ideolojisi veya bütün küçük-burjuvazinin veyahut asker-sivil bütün aydın zümrenin ideolojisi saymak kesin olarak yanlıştır. Kemalizmi, küçük-burjuvazinin en sol, en radikal kesiminin milliyetçilik tabanında anti-emperyalist bir tavır alışıdır. Bu yüzden Kemalizm soldur, milli kurtuluşçuluktur. Kemalizm, devrimci-milliyetçilerin, emperyalizme karşı aldıkları radikal politik tutumdur.”

Bu yazı Mahir'in temel görüşlerini yansıtan, THKP-C'nin programı niteliğindeki “Kesintisiz Devrim” yazı dizisinden alınmadır. Mahir'in yazılarının tümü incelendiğinde Kemalizm üzerine benzer görüşlere rastlanacaktır.

Nerede Atatürk düşmanı ve Kürtçü ÖDP'ler, yasadışı terör örgütleri... Nerede Kemalizmi sol olarak tanımlayan Mahir!

Deniz'in mirasçısı olmak O'nun çizgisini devam ettirmektir

Mirasçılık siyasette akrabalık ilişkisine benzemez.

Bir dönem Deniz'in mücadele arkadaşı olmak, Deniz'le beraber hapis yatmış olmak, bugün de O'nun mirasçısı olunduğu anlamına gelmez.

Deniz'in mirasçısı olmak için Deniz gibi düşünmek, Deniz gibi yapmak gerekir.

Peki Deniz'in gerçek mirasçısı kim olabilir?

Bu, Atatürkçülüğü tavizsiz bir şekilde savunmakla mümkündür.

Atatürkçülüğü Deniz gibi Ulusal Kurtuluşçulukla birleştirmek ve devrimci Atatürkçülüğü savunmakla mümkündür.

Atatürkçü olmayan Deniz'in mirasçcısı olamaz.

Atatürk'ü eleştirerek daha solcu olduğunu düşünen ise Deniz'in değil PKK'nın takipçisi olur.

Deniz'in mirasçısının kim olduğunu Deniz'in bir fotoğrafı aslında çok güzel özetliyor. Deniz'in gazete okurken çekilmiş tek bir fotoğrafı vardır.

Hangi gazete dersiniz?

TÜRKSOLU!

Deniz'in tek bir yazısı vardır. Hangi gazetede yayınlandı dersiniz?

TÜRKSOLU!

Peki bugün Deniz gibi solculuğun da devrimciliğin de kaynağını Atatürk'te arayan, Mahir gibi Kemalizmi sol olarak tanımlayan, kendisini Dev-Genç bildirgesinde olduğu gibi “gerçek milliyetçi” olarak tanımlayan kim var peki?

TÜRKSOLU!

68'de dağıtılan bildirileri, Deniz'lerin savunmasını, Deniz'in konuşmalarını ve yazılarını gün ışığına kim çıkarıyor dersiniz?

TÜRKSOLU!

Öyleyse, 68'in mirasçısı kim dersiniz?

http://www.turksolu.org/186/erdem186.htm
 
< Önceki   Sonraki >
© 2008 Zeki Bingöl'ün Web Sitesi