|
Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurul Tutanağı 20. Dönem 3. Yasama Yılı 107. Birleşim 23/Haziran/1998 Salı
Gerçek adı Mahmut Yıldırım olan Yeşil, Bingöl-Solhan nüfusuna kayıtlı olup, 1953 doğumludur. 1970'li yıllarda Ülkü Ocaklarına kayıtlı olduğu söylenmektedir. Bir siyasî partinin genel başkanının korumalığını ve şoförlüğünü yaptığı söylenmektedir. Yeşil, kamuoyunda "Sakallı" kod adıyla, ilk kez 1991 yılında Tunceli İli Nazımiye ve Ovacık İlçelerinde halka yaptığı işkence eylemleri dolayısıyla, o dönem, Tunceli Milletvekili ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Hakları Komisyonu Başkanvekili olarak, tarafımdan gündeme getirilmiş, 24.4.1991 tarihli "Çok İvedi" damgalı bir yazıyla, kendisine işkence yapılan yurttaşlarımızın beyanlarını ihtiva eden ifade tutanakları da yazıya eklenmek suretiyle, hakkında yasal işlem yapılmak kaydıyla, Olağanüstü Hal Bölge Valiliğine, Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığına ve Tunceli Valiliğine yazı yazılmıştır. O dönem, İnsan Hakları Komisyonu Başkanlığına, Olağanüstü Hal Bürosunca yazılan 17.5.1991 tarihli cevabi yazıda, Yeşil'in, İl Jandarma Komutanlığınca, haber elemanı olarak görevlendirildiği, başarılı hizmetler verdiği; ancak, son zamanlarda haber toplama faaliyetlerinde deşifre olması nedeniyle, 25 Nisan 1991 tarihi itibariyle görevine son verildiği bildirilmiştir. Değerli milletvekilleri, yetkili makamlarca Yüce Meclisin çok önemli bir komisyonunun yazmış olduğu yazıya verilen cevabın doğru olmadığı; Yeşil'in, daha büyük yetkilerle donatılarak, Diyarbakır, Elazığ, Bingöl, Muş, Bitlis ve Tunceli hattında, Türk İntikam Tugayları Komutanlığına getirildiği, sonraki eylemlerinden açık bir şekilde anlaşılmaktadır. Oysa, o dönem, Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Hakları Komisyonunun yapmış olduğu bu tespit doğrultusunda, yetkili makamlarca, anılan Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım hakkında yasal işlem yapılmış olsaydı, daha sonra, onlarca faili meçhul cinayet işlenmemiş olacaktı. İlgili merciler, gerçekten, bu raporumuzu ciddiye almadılar ve ne yazık ki, Yeşil'in bu eylemlerinden dolayı, yetkili makamların, Türkiye Büyük Millet Meclisinin önemli bir komisyonuna yazmış olduğu bu yazının gerçekle bağdaşmadığı, sonra gelen hükümetlerce de, yazanlar hakkında herhangi bir yasal işlem yapılmadığı ortaya çıkmaktadır. Yeşil, uzun süre, Jardarma tarafından kullanılmış, bilahara, MİT'in himayesine girerek faaliyetlerine devam etmiş; ülke çapındaki faaliyetlerinde, emniyet teşkilatıyla da iç içe olmuştur. Eylemlerinden dolayı, zaman zaman sıkıntıya düştüğünde, Millî istihbarat Teşkilatının önemli adamlarından Sayın Mehmet Eymür tarafından korunduğu, Susurluk Komisyonu ifadeleriyle ortaya çıkmıştır. Yeşil'in önemli eylem arkadaşlarından biri de Ahmet Cem Ersever'dir. Ahmet Cem Ersever, Mamak'ta, Milliyetçi Hareket Partisi ana davasında yargılanarak aklanmıştır. Bundan sonra, İslamî temelde bir örgütlenme düşüncesine kapılarak ve Foça'daki gayri nizamî harp eğitiminden sonra, JİTEM komutanıyken, güneydoğuda kurulan ve faaliyet gösteren Hizbullah örgütüyle de ilişkili olduğu söylenmektedir. Ahmet Cem Ersever, Foça'daki eğitimden sonra, Güneydoğu Anadolu Bölgesinde ondört yıl süreyle görev yapmıştır. Kontrgerillanın önemli elemanı ve JİTEM Güneydoğu Bölge Komutanıdır. 1991 yılında, PKK tarafından ilan edilen ateşkes kararına, hükümet edenlerin olumlu yaklaşımı, dönemin Başbakanı Sayın Demirel'in "Diyarbakır'da Kürt realitesini kabul ediyoruz" söyleminden son derece rahatsızdır. Bu rahatsızlığını, Sayın Ersever, Sayın Demirel ile görüşerek dile getirmiştir ve dönemin Meclis Başkanı Sayın Hüsamettin Cindoruk'a giderek, bu rahatsızlığını Sayın Cindoruk'a da anlatır. Sayın Cindoruk, Ersever'e, İçişleri Bakanlığı bünyesinde terörle mücadele müsteşarlığı kurulacağını ve başına Ersever'in getirileceğini söyler; ancak, bu vaat sözde kalır. Bunun üzerine, Ersever komutasındaki JİTEM'ciler, siyasî önderlik ve yönlendirme neticesinde oluşturulacak Anadolu Halk Hareketi cephesini kurarlar. Kurulan bu cephe üç hattan oluşmaktadır. Diyarbakır'la başlayan hattın başında, tetikçi olarak Yeşil, planlayıcı olarak da Zinnar bulunmaktadır. Hakkâri hattında Babatlar (korucu) ve tetikçi olarak da Havar kod isimli itirafçı bulunmaktadır. Mardin hattını bir başka ekip idare etmektedir. Nitekim, bunları, 8 Ağustos 1993 tarihli Tercüman Gazetesinde yayımlanan, Ali Öncü'nün "Kontrgerilla Gerçeği" başlıklı röportajında bulmak mümkündür. Bu röportajda, Ali Öncü, Ersever'den, Anadolu Halk Cephesi komutanı olarak bahsetmekte; elemanlarının, JİTEM'ciler, itirafçılar ve korucular olduğunu belirtmektedir. Birinci hatta bulunan Yeşil, 21 Şubat 1993 tarihinde, Elazığ İnsan Hakları Derneği Başkanı Avukat Metin Can ile Doktor Hasan Kaya'yı işkence yaparak öldürmüştür. Tunceli Kepektaşı Köyünden Ayten Öztürk, Muş'ta Saim Çelik, Veysi Çağlayan, Curi Türkdal ve soyadları bilinmeyen Rehberi ve Ruken'i Yeşil grubu öldürmüştür; DEP Milletvekili Mehmet Sincar'dan tutun, 33 askerimizin Elazığ - Bingöl yolunda şehit edilmesine kadar rolü olduğu söylenmektedir; devlet olanak ve gücünden yararlanmaktadır. Tam bu aşamada, Anadolu Halk Hareketi, Ersever ve ona bağlı TİT ve Osmanlı - Türk İntigam Tugayları, artık, bir askerî ihtilalden ve sivil otoriteden umutlarını kesmişler. Onlara göre, radikal Türk milliyetçilerinden oluşan ve Kürt halkına yönelik bir jenosit, meseleye kesin çözüm getirecektir. Bunun nedenle, hareketin genişlemesi ve tüm Anadolu'ya yayılarak örgütlenmesi için, Abdullah Çatlı ve arkadaşlarıyla irtibat sağlayarak, öncelikle, PKK'nın denetiminde olan uyuşturucu trafiğini ele geçirerek, finans kaynağı temin etmeye başlarlar. Güvenlik güçleri içerisinde örgütlenmeye önem vererek, özellikle, Özel Timde yuvalanmaya çalışırlar; bunu, mümkün olduğunca da başarırlar. Uyuşturucu ticaretinden büyük rant sağlayan çete mensupları, uluslararası mafyanın Türkiye ayağı olan Ömer Lütfü Topal'la da ilişkiye girerler. Sağlanan rant, önceleri, Cem Ersever adına açılan havuzda toplanır; ancak, Cem Ersever'in, Türkiye'ye sığınan bir peşmerge komutanını, 100 bin dolar karşılığı, Irak'lı istihbarat subaylarına Silopi'de teslim etmesine karşı çıkan JİTEM'ci yüzbaşı İsmail Öztoprak'ın, nöbet denetimi sırasında, Ersever'in talimatıyla öldürülmüş olması, örgütü ikiye böler. Bu bölünmeden sonra, çetenin 15 gelirleri, Yeşil adına açılan havuzda toplanır. Cem Ersever ve arkadaşları, bu olaydan sonra görevlerinden istifa ederek, ayrılıp, profesyonel olarak, kendi yayın şirketlerini kurmak suretiyle işlerine devam etmeye çalışırlar. Bu esnada, Cem Ersever, birlikte yaşadığı sevgilisi ve Mustafa Deniz, kaçırılarak öldürülürler. Kimine göre, ölümlerinden sorumlu Babatlar'dır; kimine göre de, emniyet içerisindeki bir grupla, Abdullah Çatlı'nın talimatları dahilinde Yeşil grubu işlemiştir cinayeti. Olayların kronolojik gelişimi içerisinde, Abdullah Çatlı ve arkadaşları, görünen o ki, 12 Eylül döneminde Asala'ya karşı kullanılmak üzere yurtdışına çıkarılmışlardır. Çatlı ve arkadaşları, bir müddet sonra uyuşturucu ticaretine başlamışlar; yurda döndüklerinde, yaşadışı yollardan kendilerine gelir temin etmek için, bu faaliyetlerine devam etmişlerdir. Çete, büyüyerek, bazı siyaset adamlarını, güvenlik birimlerinden üst düzey yöneticileri de içine alarak, devlet-çete-siyaset üçgenini bu şekilde oluşturmuştur. Baştan beri, bütün faaliyetleri günü gününe izleyen İstihbarat Teşkilâtı, durumun kontrolden çıktığını gözlemiş ve huzursuz olmuştur. Değerli milletvekilleri, bütün bu olaylar neticesinde, anlaşılan o ki, kimi zaman, devleti yönetenler, güçlü ve yetenekli yasal güvenlik güçleri yerine, yasadışı güç odaklarını kullanmak suretiyle, hukuk devletini ortadan kaldırmışlardır. Bu işe bulaşanlar, devletin hangi kademesinde olursa olsun, -hükümet edenlerin görevi- derhal yargı önüne çıkarılmalıdır. Devlet, bu çeteler tarafından öldürülen, başta Avukat Metin Can, Hasan Kaya, Musa Anter ve diğer yurttaşlarımız dahil olmak üzere, ailelerinden özür dilemeli ve manevî tazminat ödemelidir. Millî İstihbarat Teşkilatının en üst düzey yetkilerinden biri olan Mehmet Eymür'ün bahsettiği, Yeşil'in konuştuğu ve MİT'te olduğu söylenen konuşma bandının deşifre edilerek, bu çetelerin kimden emir aldığı, rant havuzundan hangi bürokrat veya güvenlik görevlisinin, siyasetçilerin veya yakınlarının pay aldığı derhal ortaya çıkarılmalıdır. Hükümetin başı olan Sayın Mesut Yılmaz'a Yeşil'in öldüğünü bildiren, keza, İnsan Hakları Derneği Başkanı Birdal'a yapılan suikastın, bir iç hesaplaşma olarak değerlendirip, bir gün sonra da, "öldü" dedikleri Yeşil'in emriyle bu suikastın gerçekleştiği şeklinde rapor veren istihbarat görevlileri, derhal yargı önüne çıkarıp görevlerinden almalı, aksi takdirde, Sayın Başbakan bu görevi bırakmalıdır. Bütün bunların sağlıklı bir şekilde çözüme ulaşması ve aydınlanması için, Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım'ın, canlı olarak, bağımsız yargı önüne çıkarılması gereklidir. Susurluk çetesi ve Susurluk olayı, ancak bu şekilde, açık ve net şekilde aydınlığa kavuşabilir. Mahmut Yıldırım'ın, Aydınlık Dergisinin son sayısında çıkan beyanları doğru mudur? Devlet yetkilileri yerini bilmekte midir? Öyleyse, istedikleri an yargı önüne çıkarabilmelidirler. Bu Parlamento, Türkiye'nin hukuk devleti olduğunu, uygar dünyaya, bütün bunları aydınlatarak kanıtlayabilir. Hükümet yetkililerinin, Sayın Eyüp Aşık'ın açıklamasında da açıkça görülen bu aymazlığı, yeni sorunlara davetiye çıkarmaktadır. Eyüp Aşık'ın bu açıklamasından sonra gerçekleştirilen İnsan Hakları Derneği Genel Başkanı Akın Birdal'a olan saldırı, bu gerçeği ortaya koymuştur. Saldırının faillerinin Yeşil ile irtibatı ve devlet içindeki çeteciklerin, kanserli hücre gibi yayıldıkları, gün gibi ortadadır. Yeşil'in yerini bilen, çeşitli nedenlerle onu yakalamayan, yargıya teslim etmeyenler, bu saldırılara ve cinayetlere göz yummuş olmaktadırlar. Bu göz yumma olmasın, sorun aydınlatılsın sorumluları bilinsin. Önümüzdeki günlerde, konuyla ilgili sorumlular hakkında, arkadaşlarımızla bir Meclis soruşturması önergesini hazırlayacağız. Devleti aklayacak tek şey, tüm gerçekleri kamuoyuna açıklamaktır; bu yapılırsa hukuk devleti sağlamlaşır, devlete güven artar. Kimse unutmasın ki, Türkiye Cumhuriyeti, yapılan yanlışların açıklanmasıyla, kabulüyle yıkılmaz; tam tersine, bunların üstüne perde örtmek, bunları örtbas etmek, devletimizi, uluslararası düzeyde küçük düşürür. Değerli milletvekilleri, şimdi, yıllardır ülkemizde tartışılan kontrgerillayla ilgili, ülkeyi uzun yıllardan beri yönetenlerin bazı sözlerini Yüce Kurula arz etmek isterim : Hükümetin başını, kontrgerillanın ne olduğunu ve nereye bağlı olduğunu açıklamaya davet ediyorum. Türkiye'de kontrgerilla diye bir teşkilat var mıdır? Varsa, böyle bir teşkilat, iddia edildiği gibi, cinayet şebekesi midir? İşlenen bu cinayetlerin hangisinin bu teşkilatla ilgisi vardır? Varlığı iddia edilen kontrgerilla teşkilatı eğer mevcutsa kimler kurmuştur, kimler yürütmüştür ve kimlerden emir almıştır?" 1 Şubat 1978; Süleyman Demirel, Adalet Partisi Genel Başkanı; Anamuhalefet Partisi lideri... Bir başka beyan:"Hukuk devletinde bu tür örgütlere yer yoktur. Parlamentonun bu toplumsal tehlikeye, hukukdışılığa ve devlet içindeki bu gizli örgütlenmeye karşı çıkması bir görev haline gelmiştir; çünkü, en başta Türkiye Büyük Millet Meclisi töhmet altına girmiştir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, cinayet işleyen bir devlet imajıyla Türk Halkının önünde duramaz; savcılar, hangi güne duruyor?" 24 Kasım 1990; Süleyman Demirel, Doğru Yol Partisi Genel Başkanı; Anamuhalefet lideri... Sayın Demirel'in, hükümet olduktan sonraki bir demecini Yüce Kurula arz ediyorum: "Kontrgerilla tartışması kadar, Türkiye'de havanda su dövülen başka bir konu yoktur..." (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Sayın Yıldırım, 1 dakika içerisinde toparlayalım. 16 ORHAN VELİ YILDIRIM (Devamla) - "... Deniliyor ki, araştıralım; o zaman, her şeyi araştıralım; yarın güneş doğacak mı doğmayacak mı?!" Demek ki, Sayın Cumhurbaşkanının, muhalefetteyken, kontrgerillaya bakış açısı değişik, hükümet başkanı olduğu zaman değişik. "Kontrgerilla" adlı örgütün, resmî görüntülü; fakat, gayriresmî bu örgütün niteliği ve amacı üzerindeki örtü kaldırılmamıştır." 26 Eylül 1973; Bülent Ecevit, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı... 1973 seçimlerinden önce, Giresun konuşmasında "Kontrgerilladan hesap sormak boynumuzun borcu olsun" CHP Genel Başkanı Sayın Ecevit... "Yaptığım araştırmalara göre, Türkiye'de, devletçe düzenlenmiş kontrgerilla resmen yoktur; yani, kontrgerilla, devletin güvenlik kuvvetleri arasında yoktur" Bu beyanat da Sayın Ecevit 'e aittir!.. "Ben böyle bir örgütün varlığını ilk açıklamış politikacıyım ve bunun bedeli olarak da..." (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Sayın Yıldırım, teşekkür ediyorum. ORHAN VELİ YILDIRIM (Devamla) - Bana 1 dakika eksüre tanımadınız Sayın Başkanım. BAŞKAN - Tanıdım, onu da tamamladınız. ORHAN VELİ YILDIRIM (Devamla) - Tamam, Sayın Başkanım... Bu duygularla, Yüce Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. BAŞKAN - Çok teşekkür ediyorum Sayın Yıldırım. (CHP sıralarından alkışlar) Anavatan Partisi Grubu adına, Sayın Nejat Arseven; buyurun. (ANAP sıralarından alkışlar) ANAP GRUBU ADINA NEJAT ARSEVEN (Ankara) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; Doğru Yol Partisi Grubu adına, "Grup Başkanvekilleri" imzalı, hakkında yakalama emri bulunan ve aranılan "Yeşil" kod adlı Mahmut Yıldırım'ın saklı bulunduğu yeri bildiğini açıklamasına rağmen, yetkili mercilere haber vermediği iddiasıyla, Devlet Bakanı Sayın Eyüp Aşık hakkında, Anayasanın 99 uncu ve İçtüzüğümüzün 106 ncı maddeleri uyarınca, bir gensoru açılmasına ilişkin önerge üzerinde Anavatan Partisinin görüşlerini, Yüce Heyetinize arz etmek üzere söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, siz değerli bütün milletvekillerimi saygıyla selamlıyorum. Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; bugün, burada, 54 üncü Hükümet döneminde devlet yönetimini, ülkeyi ve insanlarımızı, içine düşmüş oldukları o kaos ortamında iktidarı bırakıp kaçmanın ezikliğini, sıkıntısını duyan ve tabiî, 55 inci Cumhuriyet Hükümeti döneminde, ülke yönetimindeki farklılığı görüp, bu ezikliklerini bir türlü üzerlerinden atamayan bir değerli grubumuza mensup arkadaşlarımızın; yine, bir öncekiler gibi, hiçbir haklı gerekçesi bulunmayan, tamamen siyasî amaçlarla vermiş oldukları, ne için verdiklerini kendilerinin ve gruplarına mensup birçok değerli arkadaşımın dahi bilemediği ve ayrıca, bu davranışlarıyla, Meclisin en etkin denetim yolu olduğuna inandığımız bir müesseseyi hafifleten bir gensoruyu, maalesef, görüşüyoruz. Çok değerli arkadaşlarım, gensoru metnini, ifadeleri ve Sayın Bakana olan isnatları hepiniz okudunuz ve biliyorsunuz. Bir kere, öncelikle ve açıkyüreklilikle ifade etmeliyim ki; ben, bir hukukçu olarak, bu gensoruyla ne sorulduğunu, ne istenildiğini anlamış değilim ve bu metni kaleme alan arkadaşlarım da, birbirinden kopuk, birbiriyle hiçbir bağlantısı olmayan ifadelerle dolu bu metni, siyasî kimlik ve mülahazalarından kurtulup, sağlıklı bir şekilde eğer tekrar okumuş olsalardı, zannediyorum, altına imza atmayacaklardı. Bu gensorunun, konuyla ilgili uzun zamandır gelişen, ülkede yaşanan olaylar zinciri ve ayrıca, bugün gelinmiş olan durumda verilmesinin yanlış olduğu, zamansız olduğu ve gereksiz olduğu konusunda, bizim değil, geçen hafta yapılan Doğru Yol Partisi Grup toplantısında konuyla ilgili bazı değerli milletvekili arkadaşlarımızın uyarılarını ve itirazlarını dikkate almış olsalardı, zannediyorum, bu gensoruyu, bugün, burada, yine görüşmüyor olacaktık; ama, siyasî ihtirasların, siyasî mülahazaların ve 55 inci Hükümetin icraatı karşısında ezilmişliğin haleti ruhiyesi altında, maalesef, bu yola da gitmediler. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi, hakkında gensoru verilmiş bulunan Sayın Aşık'ın bu konuyla ilgisinin başlangıcını, bu ve bunun gibi konularda izlemiş olduğu çizgiyi ve kararlılığı önce bir tespit etme zorunluluğumuz var. Sayın Bakan, 1991 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Hakları Komisyonu Başkanıdır. O günkü görevi, hepinizin de malumu olduğu üzere, bu gibi konularda herkesten daha fazla bilgi sahibi olmasını gerektirecek ve ilgilenmesini gerektirecek bir konumdur. Ben, İnsan Hakları Komisyonu arşivinden bulabildiğim ve elde edebildiğim kadarıyla, Sayın Aşık'ın -o günkü Komisyon Başkanı sıfatıyla da- vatandaşlarımızı, insanlarımızı doğrudan ilgilendiren bu gibi konulara olan yaklaşımını bizzat tespit ettim. Sayın Aşık'ın, gensoruda bahsi edilen o günkü kod adıyla "sakallı" bugünün Yeşil'i ile, şahsen tabiî ki değil; ama;bölgeden gelen, devletin resmî bilgi ve belgelerine dayalı tanışması, ta o günlerden başlıyor. Bölgeye, İnsan Hakları Komisyonu üyelerinden oluşan bir heyeti, bu konularda incelemelerde bulunmak üzere, yine, o günün İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Sayın Aşık yolluyor ve daha sonra, bugüne kadar üzerinde taşımış olduğu her sıfat ve her türlü şartlarda, memleketin ve aziz milletimizin başına bela olmuş olan illegal örgüt ve özellikle, devlet içine sızmış çetelerle mücadelesi ve bu konudaki kararlılığını ortaya koyuyor. 54 üncü Hükümet -yani, Refahyol Hükümeti- döneminde Susurluk'la başlayan çizgide -yani, sizin- bu önergeyi veren değerli grubumuzun 17 iktidar olduğu dönemde bir muhalefet partisi milletvekili olarak bugün hakkında gensoru verilen Değerli Bakanımızın tavırları, hemen hemen bütün televizyon kanallarındaki açıklamaları hepinizin malumu. Çok değerli arkadaşlarım, bu Parlamento çatısı altında, devletimizin ve milletimizin başına bela olan örgüt ve çetelerle uğraşmak, mücadele etmek, aslında, her bir milletvekilinin aslî görevidir. Burada, bu konularda kararlı mücadelelerini sürdüren her gruptan çok değerli milletvekili arkadaşlarım var ve biz, Anavatan Partisi Grubu olarak, hangi partiye mensup olursa olsun bu arkadaşlarımızın, bu haklı ve kararlı mücadelesini saygıyla ve takdirle karşılıyoruz. Değerli milletvekili arkadaşlarım, ancak, biraz önce de ifade etmiş olduğum gibi, Sayın Aşık, Sayın Devlet Bakanımız, olayımızda, bakanlık görevini kötüye kullanmakla suçlanıyor. Sayın Bakanın konuyla ilgili bir bakanlığı üzerinde taşımadığı da dikkate alındığında, bugün de konuyla ilgili tüm görüş ve ifadeleri üzerinde taşımış olduğu milletvekilliği sıfatıyla ilgilidir. Gensoruda, Sayın Bakanın, Türk Ceza Kanununun 296 ncı maddesinde ifadesini bulan suçu işlediği ifade ediliyor. Eğer, bu gensoruyu hazırlayan arkadaşlarımız, bu suçun işlendiğine hakikaten inanıyor idilerse, o zaman, bir bakanın işlemiş olduğu suçla ilgili olarak bir soruşturma önergesi vermeleri ve böylece, Yüce Divan yolunu açmış olmaları gerekmez miydi; böyle bir suçun oluştuğuna hakikaten kanaat getiriyorlarsa; ama, maalesef, böyle bir halin olmadığını kendileri de bildiklerinden, bu gensoruyla, siz değerli milletvekillerimizi ve aziz milletimizi istismar yolunu seçmişlerdir. Sayın Başkan, çok değerli arkadaşlarım; bu "Yeşil" konusu ve benzeri konularla ilgili birçok milletvekili arkadaşımızın çeşitli beyan ve düşünceleri, çeşitli basın yayın organlarınlarında defaatla yer almıştır. Ben, bunlardan sadece bir tanesini ve biraz önce bu kürsüde konuşan Susurluk Komisyonunun çok değerli Başkanı Sayın Elkatmış'ın bir beyanını sizlere ifade edeceğim. Sayın Elkatmış'ın, 31.1.1998 tarihli Sabah Gazetesinde yer alan bir beyanını sizlere aktarmak istiyorum. Sayın Elkatmış şöyle diyor: "Aldığım duyumlara göre,Yeşil, Antalya'da." Çok değerli arkadaşlarım, şimdi, biz, bu gensoruyu veren arkadaşlarımızın mantığıyla hareket edersek, bu ve benzeri olaylarla ilgili ne yapmamız lazım ve dönüp, Sayın Elkatmış'a, "öyleyse, Antalya'da olduğunu biliyorsun da niye yerini söylemiyorsun" diyebilir miyiz; böyle bir hakkımız var mı? Bu, Sayın Elkatmış'ın; üzerinde milletvekili sıfatını taşımış olduğu müddetçe, bir milletvekili olarak -tabiî, yapmış olduğu Susurluk Komisyonu Başkanlığı dolayısıyla da- bu açıklamaları yapmak en tabiî hakkıdır. Değerli arkadaşlarım, her milletvekili arkadaşımız, her konuyla ilgili çeşitli duyumlar alabilir, bunları kendinde tutabilir, toplayabilir veya zaman içinde istediği platformda ifade edebilir. Siz, bir milletvekilini, bu beyan ve ifadelerinden dolayı sorumlu tutabilir misiniz? Şimdi, gelelim gensoru metnine ve Sayın Aşık'ın, Show TV'de, 32 nci Gün programındaki açıklamalarına. 32. Gün programında Sayın Birand soruyor... Tabiî, bu, devam edegelen bir konuşma. Ben, bu konuşma bandını çözdürdüm ve sizlere, oradan okuyorum: "Sayın Birand - Yeşil öldü mü ölmedi mi? Sayın Aşık - Bana sorarsanız, ölmedi. Sayın Fikri Sağlar - Ama, Sayın Başbakan, öldü diye açıklama yaptı. Devlet Bakanı Sayın Aşık - Öyle bilgiler geldi de. Yeşil'i öldü göstermek isteyenler vardır; ben 'ölmedi' diyorum. Raporda öldüğünü göstermiyor -ve devamla- bendeki bilgi, Yeşil'in ölmediği şeklindedir. Yeşil yaşıyor, ifadesini verecek. Sayın Birand - Nerede şimdi, Türkiye içinde mi? Sayın Aşık - Kontrol altında, Türkiye içinde." Değerli arkadaşlarım, gensoru metninde bahse konu edilen Sayın Aşık'ın konuyla ilgili beyan ve açıklamaları, bant çözümlerinde aynen bunlar. Şimdi, gelelim gensoru metnindeki ifadelere. Gensoru metninde aynen şöyle deniyor: "Sayın Aşık, Yeşil'in kendi bilgileri ve kontrolleri altında olduğunu söylemiştir." Demin size okudum, böyle bir beyanı var mı değerli arkadaşlarım?! MUSA OKÇU (Batman) - Kontrol altında, kontrol_ NEJAT ARSEVEN (Devamla) - Devam ediyorum "Bu suretle, Eyüp Aşık'ın, sanık olarak aranan 'Yeşil' kod adlı kişinin kontrolü altında olduğunu ifade etmek suretiyle, saklandığı yeri bildiğini, buna rağmen, yetkili cumhuriyet savcılığına veya diğer yetkililere haber vermediğini ikrar etmek suretiyle, Türk Ceza Kanununun 296 ncı maddesine mümas bir suç işlemiştir" denilmektedir ve yine, devamla "Devlet Bakanı Sayın Aşık, Yeşil'in yerini bildiğini ve kontrolünde olduğunu açıklamasına rağmen niçin emniyet güçlerine bilgi vermemektedir" denilmektedir. Çok değerli arkadaşlarım, hepinizin yüksek takdirlerinize arz ediyorum. Sizlere, iki metni de okudum, bunlar, resmen, 32 nci Gün programının bandının çözülmüş resmî kayıtlarıdır. Siz, hiç, burada, Sayın Aşık'ın "Yeşil, benim kontrolüm altında" veya "kontrolümüz altında" dediğini duydunuz mu. Sadece "kontrol altında ve Türkiye'de" diyor. MUSA OKÇU (Batman) - Bu ne demek?! NEJAT ARSEVEN (Devamla) - Bakın, gensorudaki ifadelerle, sizler ve aziz milletimiz nasıl yanıltılmaya çalışılıyor. Gensoru metninde, birçok kere, Sayın Aşık'ın, Yeşil'in kendi bilgileri ve kontrolleri altında olduğu, ayrıca, yine bir kere daha, Yeşil'in kontrolü altında olduğunu ifade ettiği ve devamla, Yeşil'in yerini bildiği ve kontrolünde olduğu, ısrarla ve tekraren ifade ediliyor. 18 Değerli milletvekili arkadaşlarım, biraz önce Show -TV'de yayınlanan 32 nci Gün programındaki Sayın Aşık'ın ifadelerini, bant çözümlerinden sizlere okudum. Bu konuda, Devlet Bakanı Sayın Aşık'ın ifadesi, hiçbir yerde "kontrolüm altında" veya "kontrolümüz altında" şeklinde değildir. Çok değerli milletvekili arkadaşlarım, gensoru metnindeki bu saptırmalar dahi, gensorunun hiçbir mesnede dayanmadığını ve yalnızca siz değerli milletvekillerimizi yanıltmak ve istismar etmek gayesiyle verilmiş bir gensoru, siyasî bir gensoru olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Yine, biraz önce sizlere ifade ettim; Sayın Aşık'ın çözdürülmüş metninden size sunduğum bu ifadelerin, Susurluk Komisyonunun Değerli Başkanı Sayın Elkatmış'ın ifade ve beyanlarından ne farkı var? Sayın Elkatmış Antalya'da olduğunu söylüyor, Sayın Aşık da Türkiye'de olduğunu söylüyor. MUSA OKÇU (Batman) - Kontrolü altında!.. NEJAT ARSEVEN (Devamla) - Eğer bu mantıkla gidersek, Türkiye'de hiçbir milletvekilinin, kendisine gelen bilgi ve belgeler hakkında hiçbir açıklama yapmamış olması lazım. Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; aslında, bu gensoruyu hazırlayanları telaşlandıran, endişelendiren ve bu yola iten, Sayın Mesut Yılmaz Başbakanlığında kurulan 55 inci Cumhuriyet Hükümetinin özellikle çeteler konusunda ortaya koymuş olduğu kararlı tutumdur. (FP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar [!]) 55 inci Hükümetin ve Sayın Başbakanının bu kararlı ve taviz vermez tutumu nedeniyledir ki, son, İnsan Hakları Derneği Başkanı Akın Birdal saldırısı başta olmak üzere, ülkede faili meçhul tüm saldırı ve cinayetlerin aydınlatılması, ortaya çıkarılabilmesi mümkün olmuştur. Özellikle son dönemde, Hükümetten, siyasî otoriteden almış olduğu talimat doğrultusunda çetelerin üzerine kararlı bir şekilde gidiş, Akın Birdal olayı, Edirne'deki otobüsün içinde öldürülen kişilerin faillerinin çok kısa sürede yakalanması gibi birçok karanlık olayın ortaya çıkarılabilmesi konusundaki başarılarından dolayı, Anavatan Partisi Grubu adına, ülkenin her noktasında cansiparane görev yapan bütün emniyet güçlerimizi ve istihbarat birimlerimizi de kutluyorum. Çok değerli milletvekili arkadaşlarım, bakın, işte bu başarıların, işlenen cinayetler konusunda, saldırılar konusunda, çeteler konusunda sağlanan bütün bu başarıların altında yatan hakikî sebep; 55 inci Hükümetin, hadiselere ciddî, tarafsız yaklaşımı ve bütün bunların yanında, devletin emniyet güçlerinin, istihbarat birimlerinin, doğru, düzgün, yansız çalıştırılmasıdır; dolayısıyla, bu gensoru sahibi arkadaşlarımızın, iktidar dönemlerinde olduğu gibi, bu kurumların birbirine köstek değil, destek olmasıdır. Bugün, artık, ülkenin güvenliğiyle ilgili çalışmakta olan bütün kurum ve müesseseler, hukuk ve kanunlarımız çizgisinde aslî görevlerini yapar ve uyum içinde çalışır hale gelmişlerdir. Değerli arkadaşlarım, gelelim Yeşil meselesine. Bir devletin kendini korumak için, kendine vaki saldırıları önleyebilmek için çeşitli tedbirler alması ve bu yolda insanlarının sıkıntıya düşmemesi ve bölünmez bütünlüğünü tehlikeye düşürmemek konusunda her yolu denemesinden daha doğal bir şey olamaz. ALİ HAYDAR ŞAHİN (Çorum) - Yeşil mi koruyacak?!. NEJAT ARSEVEN (Devamla) - Ama, bütün bunlar, bütün bu tedbirler hukuk düzeni içinde alınmalı ve hiç kimse, yarın, bu aziz millete hesabını veremeyeceği kanunsuzluklara bulaşmamalıdır. Aslında, devlet olarak, çok yüce bir gaye olan bu yolda acze düşer, yanlış ve kanunsuz yolları dener ve kullanacağınız kişileri seçim ve yönlendirmede, yönetmede sıkıntıya düşerseniz, yanılırsanız. Türkiye'nin her tarafı, maalesef, Yeşil dolar, yeşiller dolar, daha birçok Yeşil veya yeşiller ortaya çıkar. Değerli arkadaşlarım, işte, bu Hükümet, Yeşil'in bitirilip diğer başka yeşillerin, mavilerin, sakallıların ortaya çıkmamasına ve hiçbir zaman da çıkarılamamasına yönelik tedbirleri almakta ve bu yönde icraat yapmaktadır. Bu Hükümet döneminde, ilk defa, bir önceki Hükümet döneminin Başbakanının, maalesef "fasafisodur" dediği konuların kararlılıkla üstüne gidilmektedir ve ilk defa, devlet, çeteler ile Yeşil bağlantısını tespit etmiş ve Yeşil, sanık sıfatıyla aranmaktadır. Yeşil'le ilgili olarak adlî işlemler, ilk defa, bu Hükümet döneminde gündeme girmiştir. Mafya tipi organize suç davalarına, devlet güvenlik mahkemesi kapsamında bakılmasına da, yine, ilk defa, 55 inci Cumhuriyet Hükümeti döneminde başlanılmıştır. Çok değerli arkadaşlarım, bu gensoru, devletin bazı kurumlarını birbirine düşürmek, düzelen mekanizmayı bozmak, veren grubun iktidar dönemindeki kaos ortamını yeniden yaratmak ve gereksiz birçok şeyi burada tartıştırmak gayesiyle verilmişse, biz, Anavatan Partisi olarak, bu oyuna düşmeyiz. Yeşil'le, Yeşil gibilerle, devletin içine çöreklenmiş, sanki devleti koruyormuş görüntüsüyle devleti soyanlarla, kendi çıkarlarını düşünen ve bu milleti soymaya çalışanlarla mücadele, yalnız bu Hükümetin değil -biraz önce Sayın Elkatmış da ifade etti- bu milletin bağrından çıkmış bu Yüce Parlamentonun tamamının görevidir. Bu husus, bu mücadele, tüm Parlamentonun, siyasî parti ayırımı yapmaksızın, üzerinde birlikte düşünmesi gereken bir konudur. Bu Parlamentoda, bu tür kanunsuz eylemleri tasvip eden, bu kişilerin üzerine gitmeyi düşünmeyen bir tek milletvekili olduğunu bile düşünmüyorum. Bütün bu söylediklerim, tek tek milletvekili arkadaşlarım içindir; ama, gensoruyu veren Doğru Yol Partisi olarak, siz, bu konularda hiçbir şey söyleme hakkına sahip olmayan bir siyasî partisiniz. Burada, konuyu, bir polemik konusu haline getirmemek için, tek tek, münferit olaylarınızı saymayacağım. Bu tavrım, konunun hassasiyeti ve istismar konusu yapılmayacak kadar önemli bir konu olmasındandır ve aynı zamanda, emniyet güçlerimizin bu olayları çözmek konusunda şu anda dahi büyük bir gayret içerisinde olduğunu hepiniz biliyorsunuz. Bu gensoruyla, aslında, amacınızın ne olduğunu ve burada neleri tartıştırmak istediğinizi, biz çok iyi biliyoruz. Tekrar söylüyorum; sizin oyununuza 19 gelmeyeceğiz. Bu, polemik yapmayı bilmediğimizden veya herhangi bir endişemizden değil, sadece ve sadece, konunun, sizler gibi, hafife alınmayacak kadar önemli olmasındadır. SALİH SÜMER (Diyarbakır) - Varsa, biz de bilelim. NEJAT ARSEVEN (Devamla) - Siz, her şeyi biliyorsunuz... Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; sözlerimin başında da ifade etmiş olduğum gibi, içerikten yoksun, anlamsız ve sadece siyasî bir maksada, siyasî bir netice almaya yönelik verildiğine inandığımız bu çapsız, hafif gensoruya, Anavatan Partisi olarak ret oyu vereceğimizi ifade ederken, beni, burada sabırla dinleyen siz değerli bütün milletvekillerini, Anavatan Partisi Grubu adına, en içten duygularımla selamlıyorum. (ANAP sıralarından alkışlar) MEHMET GÖZLÜKAYA (Denizli) - Sayın Başkan, sayın konuşmacı ifadesinde, sanki, bütün milletvekilleri, Yeşil gibi, mafya gibi, vesaire olayların araştırılmasını istiyor da, Doğru Yol Partisine mensup milletvekilleri istemiyormuş gibi bir intiba bıraktı... BAŞKAN - Anlayamadım, nasıl bir intiba bıraktı? MEHMET GÖZLÜKAYA (Denizli) - Doğru Yol Partisine mensup milletvekilleri olarak, biz, bu tip olayların araştırılmasını istemiyormuşuz; bu önergeyi de, polemik yaratmak için vermişiz gibi bir intiba yarattı... (ANAP sıralarından "Doğru, doğru" sesleri) O sözleri iade ediyorum... Kim hakkında ne biliyorlarsa, nereye kadar gidiyorsa açıklasınlar, kendileri demagoji yapmasınlar. BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Gözlükaya. Sayın Elkatmış, Sayın Nejat Arseven'in, isminizden bahsederek, sizi suçlayıcı beyanda bulunduğunu söylüyorsunuz. Ben, -eğer yanlış anlamadıysam, eksik dinlemediysem, sadece bir kıyaslama yaptı Sayın Arseven. Sayın Aşık'ın -yani "hayır, öyle değildi, böyleydi" diyecekseniz, ben duyduğumu, aklımda kalanı aktarmak istiyorum size- Yeşil'in Türkiye'de olduğunuzu söylediğini -sizin isminizi vererek- sizin de başka yerde olduğunu söylediğinizi belirterek, arada ne fark var gibi bir kıyaslama yaptı. NEJAT ARSEVEN (Ankara) - Katiyen bir tarizde bulunmadım efendim... BAŞKAN - Sayın Arseven, onu ifade etmeye çalışıyorum. Ben öyle anladım; ama, izin verirseniz, Sayın Elkatmış'ı dinleyelim. MEHMET ELKATMIŞ (Nevşehir) - Sayın Başkanım "Sayın Elkatmış, 31 Ocak 1998 tarihli gazetelerde "Yeşil, Antalya'da" dedi; yani, yerini biliyor. Sayın Eyüp Aşık da "Yeşil, ölmedi; yakında ifade verecek, kontrol altında" dedi. "Bu iki ifade arasında fark yok. Eğer, Sayın Aşık suçluysa, aynı suçu Sayın Elkatmış da işlemiş" dedi ben yanlış anlamıyorsam. (Gürültüler) NEJAT ARSEVEN (Ankara) - Hayır, hayır, öyle bir şey söylemedim. BAŞKAN - Sayın milletvekilleri... NEJAT ARSEVEN (Ankara) - Zaptı getirtin inceleyin sayın milletvekili. (Gürültüler) BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, arkadaşımızın bir söz talebi var; lütfen, onu dinleyelim. MEHMET ELKATMIŞ (Nevşehir) - Sayın Başkan, iki söz arasında fark var, doğrudur. 31 Ocak günlü gazetelerin aşağı yukarı hepsi yazdı; ben "Yeşil, Antalya'da" dedim; ama, Sayın Eyüp Aşık "kontrol altında, yakında ifade verecek" dedi, nerede olduğunu söylemedi. Ben, nerede olduğunu basının zoruyla söyledim. Bu memlekette cumhuriyet başsavcıları var; suçu olmayan kişileri geceyarısı, sabaha karşı evinden götürenlerin, gelip de, Yeşil'i Antalya'da araması lazımdı. Ta ki, Hanefi Avcı mart ayı ortalarında mahkemede "Yeşil, Antalya'da" deyince ancak harekete geçtiler; ama, üç ay içinde Yeşil izini de kaybettirdi, her şeyi kaybettirdi; ama, benim dediğim de, gereken yapılsaydı, Hükümet gerekeni yapsaydı, Yeşil'i belki yakalardı. BAŞKAN - Sayın Elkatmış... MEHMET ELKATMIŞ (Nevşehir) - Ben, bildiklerimi söyledim Sayın Aşık'a; ama, Sayın Eyüp Aşık bildiği yeri söylemedi "kontrol altında" dedi. BAŞKAN - Sayın Elkatmış, siz, bu söz nedeniyle duyarlılığınızı ifade ettiniz. Sayın Arseven de, sizi suçlamak için değil, tam aksine sizi suçsuz gördüğü için, bunun, Sayın Aşık için de karine olacağını söylemiş oldu; siz de duyarlılığını aktardınız. Efendim, Grupları adına, Demokrat Türkiye Partisi veya Demokratik Sol Partiden söz talebi var mı?.. Yok. Sayın milletvekilleri, biliyorsunuz, bugün, Doğru Yol Partisinin 15 nci Kuruluş Yıldönümü ve Doğru Yol Partisi sözcüsü arkadaşlarımızın haklı bir mazeretleri var; kuruluş yıldönümleri nedeniyle, saat 15.00 itibariyle Sayın Cumhurbaşkanından randevu alabilmişler; bana, çok daha önceden de bunu duyurmuşlardı. Şu an -diğer grupların söz talebi olmadığından- Doğru Yol Partisi Grubunun sözcüsü konuşacak; ama, Sayın Cumhurbaşkanıyla randevuları olduğundan, izninizle, bu haklı mazeretleri nedeniyle, birleşime 15.45'te toplanmak üzere ara vereceğim. Bu arada, Doğru Yol Partisini, 15 inci Kuruluş Yıldönümü nedeniyle kutluyorum efendim. Sağ olun (DYP sıralarından alkışlar) 20 Kapanma Saati 15.26 21 İKİNCİ OTURUM Açılma Saati : 15.45 BAŞKAN : Başkanvekili Uluç GÜRKAN KÂTİP ÜYELER : Ünal YAŞAR (Gaziantep), Ahmet DERİN (Kütahya) BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 107 nci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum. Gensoru önergesi üzerinde gruplar adına konuşmalara devam ediyoruz. V. - GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI (Devam) A) ÖNGÖRÜŞMELER (Devam) 1. - Doğruyol Partisi Grubu adına Grup Başkanvekilleri Ankara Milletvekili Saffet Arıkan Bedük, Denizli Milletvekili Mehmet Gözlükaya ve İçel Milletvekili Turhan Güven'in, hakkında yakalama emri bulunan ve aranan "Yeşil" kod adlı Mahmut Yıldırım'ın saklı bulunduğu yeri bildiğini açıklamasına rağmen yetkili mercilere haber vermediği iddiasıyla Devlet Bakanı Eyüp Aşık hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/16) (Devam) BAŞKAN - Hükümet?.. Burada. Söz sırası, DYP Grubu adına, Denizli Milletvekili Sayın Kemal Aykurt'ta. Buyurun Sayın Aykurt... ABDULLAH AYKON DOĞAN (Isparta) - Gelmek üzere Sayın Başkan. İRFAN KÖKSALAN (Ankara) - Parlamento için böyle bir gerekçe olur mu Sayın Başkan? NEJAT ARSEVEN (Ankara) - Adam mı arayacağız bu Mecliste; böyle bir şey var mı! ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) - Böyle bir usul yok. BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen... AHMET NEİDİM (Sakarya) - Gruptan başka biri konuşsun, konuşacak adam mı yok... BURHAN KARA (Giresun) - 15 dakika daha ara verin Sayın Başkan! BAŞKAN - Hayır efendim, ara veremem; mazeretlerine binaen bir iki dakika makul bir süre beklerim. ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) - Siz gerekli toleransı gösterdiniz. MUSTAFA KEMAL AYKURT (Denizli) - Geldim Sayın Başkan... BAŞKAN - Buyurun Sayın Aykurt. Sayın Aykurt, Grubunuzun süresini tam mı kullanacaksınız? DYP GRUBU ADINA MUSTAFA KEMAL AYKURT (Denizli) - Sanıyorum Sayın Başkan. Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; gensoru üzerindeki görüşlerimi arz etmeden evvel, şahsım ve Grubum adına Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Herkesin bildiği gibi, bu Hükümet, kurulurken, üç önemli konunun halli için kurulduğunu beyan etti, üç önemli konuyu halletme taahhüdüyle göreve başladı. Bunlardan birisi enflasyondu. Maşallah, onu halletti! Enflasyon, yüzde 75'ten yüzde 101'e çıktı. REFİK ARAS (İstanbul) - Sonra ne oldu?.. MUSTAFA KEMAL AYKURT (Devamla) - Bunlardan birisi irticaydı. Onu da, Parlamento dışındaki birtakım güçlere havale etti, ihale etti ve inanan insanlarımızı, kemaliyle din ve vicdan hürriyetini kullanan insanlarımızı tedirgin etti. ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) - İstismar etme; çarpılırsın... MUSTAFA KEMAL AYKURT (Devamla) - Bunlardan birisi de devletin çetelerden temizlenmesiydi. Üç önemli taahhüt... Şimdi, biz, üçüncü konunun, Sayın Eyüp Aşık'ın fiiliyle irtibatı olması sebebiyle üzerinde durmak istiyoruz. Değerli milletvekilleri, şöyle, biraz zihnimizi geriye alalım, söylenenleri bir tekrarlayalım, zihnimizde canlandıralım... Muhalefetteyken, seçim yenilgisini de unutturmak için, Susurluk kazasına cansimidi gibi sarılan ve "bu, çetelerin işidir; bunun bir uzantısı Çiller ailesine dayanır; elimde bununla ilgili kaset var, bilgi var" diyen muhterem zat, bugünkü Hükümetin Başkanıdır. Yine, Hükümet olduktan sonra, resmî makamlara, bağımsız yargıya, yazılı olarak cevap vermek suretiyle "elimde kaset yok, belge yok, bilgi yok" diyen de, bugünkü Hükümetin başındaki muhterem zattır. Niçin gittiği hâlâ belli olmayan Budapeşte'de burnuna yumruk vuran adamı, Susurluk dosyasının baş kahramanı, çete başı diye ilan eden ve fakat, sonra -hangi pazarlıklarladır; bilemiyoruz- onu Macaristan'dan Türkiye'ye getiren, onu affeden, onu bağrına basan da bugünkü Hükümetin başındaki muhterem zattır. ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) - Sen ne anlarsın onun dediğinden!.. MUSTAFA KEMAL AYKURT (Devamla) - Muhalefetteyken, seçim otobüslerinin üzerinden düşercesine sallanarak "ben gelirsem, Susurluk dosyasını açarım, onbeş günde açarım; açmazsam, Başbakanlık bana haram olsun" diyen ve bugün, oniki aydan beri Hükümet olan, Susurluk dosyasını hasıraltı eden de bugünkü Hükümetin başı olan muhterem zattır. 22 ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) - Yok ya!.. Sen de inandın değil mi?!. MUSTAFA KEMAL AYKURT (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, daha önemlisi, devletimizin güvenlik güçlerini çete ilan ederek onların savunma refleksini tahrip eden, yine, bugünkü Hükümetin başında olan muhterem zattır. DEVLET BAKANI BURHAN KARA (Giresun) - Devletin güçlerini çete ilan etmedi; yanlış bilgi veriyorsun. MUSTAFA KEMAL AYKURT (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, gelelim Sayın Eyüp Aşık'a... Acaba, Sayın Eyüp Aşık, İçişleri Bakanı mıdır, Adalet Bakanı mıdır ki, görevi olmadığı, bilgisi olmadığı bir konuda beyanat veriyor... Yeşil... Biraz sonra, Yeşil'in de kimlerle beraber olduğunu fotoğrafıyla göstereceğim; ibret için göstereceğim... Sabırlı olun. MUSTAFA GÜVEN KARAHAN (Balıkesir) - Siz nereden biliyorsunuz?!. REFİK ARAS (İstanbul) - Demek ki, biliyorsunuz... Demek ki, sizin de haberiniz var... MUSTAFA KEMAL AYKURT (Devamla) - Biraz sonra göstereceğim, anlayacaksınız; sabredin... Değerli arkadaşlarım, bugün görüşülmekte olan bu gensoru önergesi, içeriği itibariyle, iddia ediyorum ki, cumhuriyet tarihinde benzeri görülmemiş bir önergedir. Böylesine bir önerge, sanıyorum, bu Meclis kürsüsünde bugüne kadar görüşülmemiştir, konuşulmamıştır. Kamuoyunda "Yeşil" kod adıyla bilinen Mahmut Yıldırım isimli şahıs, bazı suçlardan, bazı faili meçhul cinayetlerden ötürü senelerden beri aranan bir kişidir. Hakkında gensoru önergesi verilen, Trabzon Milletvekili ve halen Devlet Bakanı olan Eyüp Aşık... DEVLET BAKANI EYÜP AŞIK (Trabzon) - Sayın Aşık!.. ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) - Konuşmayı da öğren. MUSTAFA KEMAL AYKURT (Devamla) - Sayın Aşık, 27 Ocak 1998 Salı günü SHOW-TV'de yayınlanan "32. Gün" Programında, milletin gözü önünde, "Yeşil" kod adlı kişinin, kendi bilgileri içinde ve kendi kontrolleri altında bulunduğunu ifade ettiler. DEVLET BAKANI EYÜP AŞIK (Trabzon) - Yalan söylüyorsun, yalan! MUSTAFA KEMAL AYKURT (Devamla) - Kaset var... Yalan söyleyenin kim olduğunu, dinlerseniz, anlayacaksanız; millet biliyor da, bir de siz anlayın. Yeşil hakkındaki ifadesinde "kendisi bilinen bir yerdedir. Ben, ileriye dönük bir şey söyledim ve kayıtlara geçmesini istedim. Bilenler onlar. Olduğu yeri şimdi söyleyemem. Yeşil ölmedi. Ben ölmedi demişsem, ölmemiştir. Ben, inceleme yapmadan konuşmam" diyerek, açıkça, Türk Ceza Yasasının 296 ncı maddesini ihlal etmiştir. Bu fiil, suçtur. Türk Ceza Kanununun 296 ncı maddesi "...Hükümetin araştırmalarına veya hükmün icrasına karşı faili gizlemeye yardım eder yahut hakkında yakalama veya tevkif müzekkeresi çıkarılmış olan bir kimsenin saklı bulunduğu yeri bildiği halde yetkili mercilere derhal haber vermezse..." diye devam etmektedir. Sizi söylüyor, sizi tarif ediyor. Sayın Aşık, sanık olarak aranan "Yeşil" kod adlı kişinin kontrolleri altında bulunduğunu ifade ederek, saklandığı yeri bildiğini, buna rağmen, yetkili cumhuriyet savcılığına veya diğer güvenlik birimlerine haber vermediğini ikrar etmek suretiyle, suç, bütün unsurlarıyla teşekkül ve tekevvün etmiş bulunmaktadır. Anlamakta güçlük çekiyorum, böyle bir durumda cumhuriyet savcıları niye harekete geçmez; merak ediyorum. Değerli milletvekilleri, yüksek huzurlarınızda görüşülmekte olan gensorunun muhatabı Sayın Bakan, Yüce Meclisten aldığı itimatın gereği olan siyasî ve ahlakî tutumun daima dışında kalmış, güven duygusunu, bilerek ve isteyerek zedelemiştir. Anayasa ve siyaset geleneğinde, güvenoyu veya gensoru, bir bakanın, hem kişisel hayatını ve hem de görevini kapsayan bir muhteva çizgisini oluşturur. Sayın Bakanın her iki unsur bakımından görünümü, güvenilirliğini kaybettiğinin tam bir kanıtıdır. Bu güvensizliğe vücut veren sebep ve olaylar yumağından sadece birini huzurlarınıza getiriyor ve yüce milletin önünde, bu Mecliste tartışmaya açıyoruz. Devletimiz, Atatürk milliyetçiliğine dayanan, laik ve sosyal bir hukuk devletidir. Devlet organlarının görev ve sorumlulukları ile yetkileri, Anayasa ve yasalarla belirlenmiştir. Kuvvetler ayrılığı ilkesi, devlet teşkilatının işleyişinin temelini oluşturmaktadır. Ülkemizde, kanunlara aykırı olarak eylem yapanlar, ülkeyi bölmek ve parçalamak isteyenler, demokratik parlamenter rejimi değiştirmek isteyenler ve maşa olarak kullanılanlar varken, keza onbeş seneden beri devam eden bölücü eşkıyanın faaliyetleri sürerken, bunların üstesinden gelecek bir sivil otoritenin arandığı şu günlerde, Tekelden sorumlu bir Bakanın, faili meçhul cinayetlerin sahibi bir suçluyu saklaması, yerini bildiği halde söylememesi, yetkili mercilere ihbar etmemesi, devletimizin kimler tarafından yönetildiğinin çok acı ve elem verici örnekleridir; çok acı örnekleridir. (ANAP sıralarından gürültüler) Sayın Bakanın bu beyanlarından sonra, İnsan Hakları Derneği Başkanı vurulmuş. Bu sefer Sayın Başbakan -tam tersi- verdiği demeçte, bu suikastın Yeşil tarafından yaptırılabileceğini ifade etmiştir. Birisi Yeşil'in yerini biliyor, ihbar etmiyor, birisi de, Sayın Başbakan da "bu suikastı Yeşil yaptırdı" diyebiliyor. Hükümeti görüyor musunuz, sorumluluğa bakın?! HALİT DUMANKAYA (İstanbul) - Vay vay vay!.. NABİ POYRAZ (Ordu) - Kim yazdı, verdi eline? MUSTAFA KEMAL AYKURT (Devamla) - Eğer, Sayın Eyüp Aşık'ın dedikleri doğruysa, Sayın Başbakanın dedikleri yanlış; eğer, Sayın Başbakanın dedikleri doğruysa, Sayın Aşık'ın dedikleri yanlış; bir yanlışlık var bir yerde. 23 REFİK ARAS (İstanbul) - O zaman, Emniyet Genel Müdürünün odasını basarsınız! MUSTAFA KEMAL AYKURT (Devamla) - Sayın Aşık, bu çelişkiler içerisinden çıkamayınca -burasını iyi dinlemenizi istiyorum Sayın Aşık; yaptığınız ayıbı, bir defa daha hatırlatmak istiyorum- gazetecilerin "Yeşil nerede" sorusuna ağaç yapraklarını göstererek "işte yeşil" dediniz; bu ayıp değil mi; bu, ciddiyet mi; bu, sorumluluk mu?! (ANAP sıralarından gürültüler) DEVLET BAKANI EYÜP AŞIK (Trabzon) - Tuh, Allah... MUSTAFA KEMAL AYKURT (Devamla) - Bu sefer, ağaç yapraklarını göstererek, milletle alay eder gibi, kendinizle alay eder gibi "yeşil burada" dediniz, ağaç yapraklarını gösterdiniz. MİKAİL KORKMAZ (Kırıkkale) - Cin mi, şeytan mı?! MUSTAFA KEMAL AYKURT (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, devleti yönetmek, sorumluluk ister; devleti yönetmek ciddiyet ister, fazilet ister, dürüstlük ister. Böyle şey olur mu?! Bunu kim tasvip eder?! Değerli Anavatan Partisi milletvekilleri, değerli arkadaşlarım, böyle şey olur mu?! NEJAT ARSEVEN (Ankara) - Dürüstlükten bahsediyorsun, dokunulmazlığın niye kalktı, söylesene?!. MUSTAFA KEMAL AYKURT (Devamla) - Bir gün, çıkacaksınız, gazetelerde, televizyonlarda Yeşil'i tarif edeceksiniz, yerini tarif edeceksiniz; sıkışınca, ağaç yapraklarındaki yeşili göstereceksiniz; bu ciddiyet mi?! NEJAT ARSEVEN (Ankara) - Dokunulmazlığın niye kalktı? MUSTAFA KEMAL AYKURT (Devamla) - Bu ciddiyet mi, Allahınızı severseniz?! Bu bile, devletin kimlerin eline geçtiğinin çok acı örneğidir; bu bile... yalnız bu bile... Acıdır... MAHMUT IŞIK (Sıvas) - Resmi istiyoruz. MUSTAFA KEMAL AYKURT (Devamla) - Geliyorum... Bu Hükümetin, güvenlik ve adalet işlerinden sorumlu bakanları arasında Eyüp Aşık yoktur; güvenlikte, adalette yoktur listede. Bu değerli şahsın ismi, Hükümet listesinin Tekel hanesinde görülmektedir, Tekel'den sorumlu Devlet Bakanı olarak görülmektedir. Hukuk devletinde ve tarifi yapılmış görev ayırımında, bir bakanın başka bakanlığa ait işlere burnunu sokması, hangi gelenek, hangi kural, hangi kitapta yazılıdır?! Soruyorum, nerede yazılıdır?! İçişleri ve Adalet Bakanları, mahsus ve münhasır yetkilerini, acaba, Tekel'den sorumlu Devlet Bakanı Eyüp Aşık'a mı devretmişlerdir?! Yoksa, bu Bakan, Başbakana yakınlığını da kullanarak, atandığı bakanlıkla yetinmemek, başka yetkileri de gasp etmek gibi bir ayıbın ve ihtirasın girdabına mı girmiştir?! Soruyorum. Kendi görev alanıyla bağlılık gibi en temel işbölümünü ve ahengini gerçekleştiremiş Hükümetin ve bakanlarının olay karşısındaki suçlulukları, genel güveni de önemli ölçüde sarsar hale gelmiştir. Esasen, ararejimin vesayetinde bulunan bu Hükümetin gücünden ve varlığından da söz etmek abesle iştigaldir. Şimdi, Sayın Bakana sormak istiyoruz : Bakanlık göreviniz Tekel işleriyle sınırlı olduğuna göre, bazı sanıklarla ilgilenmenizi Bakanlık göreviyle nasıl bağdaştırıyorsunuz? Bir. NEJAT ARSEVEN (Ankara) - Milletvekilliği sıfatı yok mu.... Milletvekili değil mi... MUSTAFA KEMAL AYKURT (Devamla) - İki : Yeşil ile uğraşmak görevi, kendi kendinize durumdan vazife çıkarmak mı? Yoksa, Başbakan ve yardımcıları yahut müştereken ya da meçhul organ ve kişiler tarafından size emredilmiş bir görev midir? Üç : İlk beyanınızda, Yeşil'in adresini dahi bildiğiniz, kontrol altında tuttuğunuz açıkça yer almaktadır; sonraki beyanlarınız ise, bırakınız bir bakanı, okuma yazma bilmeyen herhangi bir kişinin dahi teşebbüs edemeyeceği çelişkiler yumağı halindedir; "öyle demek istemedim, yaşıyor demek istedim" gibi. Sayın Bakan, kendisi mi doğru söylemiyor, yoksa kendisini aldatan mı var? Bu sorular net ve açık bir şekilde cevaplandırılmalıdır. Eğer bu beyanların aslî mimarı kendileriyse, Bakanlık koltuğu helal değildir. Şayet, istihbarat kaynakları kendisini aldatıyorsa, o zaman, bu koltuk kendisine müstahak değildir. (DYP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) Bürokrasinin ve istihbaratının beyanlarını, bakanların doğruları haline getiren bir zihin ve ruh, cumhuriyet hükümetinin bakanlığını yapamaz, yapmamalıdır. Kendi milletine, kendi toplumuna, süzgeçten geçmemiş, ne olduğu belirsiz, birkaç gün sonra yalanlayacağı beyanları sunma hafifliğini gösteren bu muhterem zatın, Bakanlık koltuğunu işgal etmeye hakkı yoktur. ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) - Kendi başına abuk sabuk konuşuyorsun!.. MUSTAFA KEMAL AYKURT (Devamla) - Sayın Bakan, ilk beyanlarına göre, Yeşil'in yerini bilmektedir. Bir defa daha söylüyorum; arandığı herkesçe bilinen bir sanığı yakalatmak için resmî makamlara derhal ihbarda bulunması bir ahlak ve hukuk gereği değil midir? İşte, gensorunun muhatabı olan Bakan, böyle bir suçun faili ve sanığı durumundadır. Şimdi, burayı iyi dinleyin. Ortada hukukî ve siyasî sorumluluk söz konusudur. Akın Birdal'la ilgili -altını çiziyorum- olayda faillerin bir kısmı yakalanmıştır; biliyorsunuz. Yakalananların bir kısmının daha önce kimlerle beraber olduklarını şimdi gösteriyorum, sıra oraya geldi. Değerli milletvekilleri, Akın Birdal suikastı sanıklarından birisi Semih Gülaltay'dır; bu zat, bugün, 24 Akın Birdal suikastından dolayı cezaevindedir. Bakınız, bu Akın Birdal suikast teşebbüsünün sanıkları kimlerle beraber; buyurun... Buyurun... Buna ne diyeceksiniz?! (ANAP sıralarından gürültüler) FATİH ATAY (Aydın) - Söyle kim onlar?.. MUSTAFA KEMAL AYKURT (Devamla) - Bu fotoğrafta 8 muhterem zat var: Birinci sırasında, Anavatanın Şişli Belediye Meclisi üyesi... ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) - Vay anasını b!... MUSTAFA KEMAL AYKURT (Devamla) - ...ikinci sıradaki, ANAP'ın Şişli Belediye Meclisi üyesi; üçüncü sıradaki, Semih Gülaltay -şu zat, Semih Gülaltay burada- devam ediyorum, beşinci sıradaki... NEJAT ARSEVEN (Ankara) - Kemal Aykurt!.. ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) - Sen de inanmıyorsun... MUSTAFA KEMAL AYKURT (Devamla) - ...Süleyman Yağcıoğlu, ANAP eski milletvekili, halen Merkez Karar Yönetim Kurulu üyesi; altıncı sıradaki, Sayın Mesut Yılmaz. (DYP sıralarından "Oo" sesleri, alkışlar) Buyurun... Buyurun, işte burada, beraber fotoğraf çektirmişler... (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) RÜŞTÜ KÂZIM YÜCELEN (İçel) - Seninle bile fotoğraf çektirebilir Mesut Yılmaz... BAŞKAN - Sayın Aykurt, 1 dakika içinde toparlıyorsunuz. MUSTAFA KEMAL AYKURT (Devamla) - Tamam. ...yedinci sıradaki, Mehmet Konal, il genel meclisi üyesi; sekizinci sıradaki zat, Halit Yüksel, ANAP'ın Kadıköy ilçe eski yönetim kurulu üyesi... Görüyor musunuz kim kimlerle beraber!.. (ANAP sıralarından "Vay vay vay!" sesleri) Buyurun... Buna ne diyeceksiniz, ne cevap vereceksiniz... Temiz siyaset, temiz siyaset... Bu ne; temiz siyaset böyle mi olur?! Evvela, ona inanmak lazım, yürekten inanmak lazım, gönülden inanmak lazım temiz siyasete; o, lafla olmuyor... HALİL ÇALIK (Kocaeli) - Yeşil'i göster... MUSTAFA KEMAL AYKURT (Devamla) - ...temiz siyaset, ruhun ve dilin temizliğinden geçer. Evvela, kendimize soralım... Siyaset, ahlak ve erdem işidir. Milletine böylesine önemli bir konuda doğru konuşmayan, aldatıcı ve çelişkili beyanlarda bulunan ve bundan siyasî çıkar uman bu Bakana, bu Meclisin ve bu milletin güvenmesi mümkün değildir.(Gürültüler) (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) - Sen bırak o hikâyeleri, abuk sabuk konuşma... BAŞKAN - Sayın Aykurt, teşekkür ediyorum... MUSTAFA KEMAL AYKURT (Devamla) - Bağlıyorum Sayın Başkanım. Sözlerimi bağlarken... BAŞKAN - Sayın Aykurt... MUSTAFA KEMAL AYKURT (Devamla) - Bir cümle Sayın Başkanım... BAŞKAN - Teşekkür ederim... MUSTAFA KEMAL AYKURT (Devamla) - Bu tablo karşısında, büyük milletimiz, Cumhuriyet Halk Partisinin tutumunu da ilgiyle izlemektedir. Hepinize saygılar sunuyorum, hürmetler ediyorum. Teşekkür ederim. (DYP sıralarından alkışlar;CHP ve ANAP sıralarından gürültüler) MAHMUT IŞIK (Sıvas) - Resmin fotokopisini istiyoruz. MUSTAFA KEMAL AYKURT (Devamla) - Duvarlara asacağım... BAŞKAN - Sayın Aykurt, teşekkür ederim. Gruplar adına başka söz talebi?.. Yok. Hükümet adına konuşma talebi?.. Sayın Eyüp Aşık, buyurun.(ANAP sıralarından alkışlar) Sayın milletvekilleri, lütfen salonda sükûneti sağlayalım. DEVLET BAKANI EYÜP AŞIK (Trabzon) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerimin başında hepinizi saygıyla selamlıyorum. Sayın Kemal Aykurt Beyin bütün tahrik edici gayretlerine rağmen yine de söylemem gereken bazı şeyleri söylememeye çalışacağım; çünkü, inanıyorum ki, mafya ve çetelerle mücadele, bu Meclisin bir ortak hedefidir; inanıyorum ki, Türkiye'yi çetelerden, mafyalardan temizlemek, halkı korumak, devleti korumak bütün milletvekillerinin ortak gayesidir ve inanıyorum ki, bu, bu kadar basit, adi polemik konusu yapılmaması gereken bir konudur. Onun için, Doğru Yol Grubu hakkında rahatlıkla söylemeyi hak ettiğim bazı şeyleri, bütün tahriklere rağmen söylememeye çalışacağım. (DYP sıralarından "Söyle, söyle..." sesleri, gürültüler" 25 E, gayret edin, gayret edin... Hadi bakalım... Sayın milletvekilleri, Türkiye, bir garip ülke. Herhalde, Türkiye'deki gariplikleri gelecek nesillere anlatırken örnek verilebilecek en güzel konu da şu önergedir. Milletvekilliği süresince çetelerle, mafyayla ve bu arada, tabiî ki bu Yeşil'le mücadele eden bir kişi, bu konuyla ilgili olarak suçlanmaktadır. Kim tarafından suçlanmaktadır; bir parti grubu tarafından. Hangi parti grubu tarafından; biraz sonra açıklamaya çalışacağım. Evvela, bununla kendi ilgimi söyleyeyim. Değerli milletvekilleri, 1991 yılında İnsan Hakları Komisyonu Başkanıyken, Tunceli Valiliğine bir yazı yazarak, orada "Yeşil" ya da "Sakallı" kod adlı bir kişinin halka kötü muamele yaptığını, Komisyon Başkanı olarak, bunun hesabını sormak istediğimi belirterek, bilgi istedim... TAHSİN IRMAK (Sıvas) - Takıyye yapıyorsun! DEVLET BAKANI EYÜP AŞIK (Devamla) - Takıyye makıyye değil, 1991 yılı... Sizin, daha Yeşil'i maviyi birbirine karıştırdığınız zamanlarda, ben bu işle uğraşıyordum; öyle, Devlet Bakanı olduktan sonra değil; hatta Susurluk hadisesinden sonra değil. İnsan Hakları Komisyonu Başkanı olarak Tunceli'ye gitmekle görevlendirdiğim iki komisyon üyesi -ki, birisi şu anda aramızda, Sayın Akın Gönen, birisi de Grubunuza mensup eski milletvekili Sayın Atilla İmamoğlu- Tunceli'de yaptıkları incelemede, bana getirdikleri raporda, bizim bu müdahalemiz üzerine, "Sakallı" kod adlı Mahmut Yıldırım'ın, 25 Nisan 1991 tarihinde görevine son verildiğini bana resmî yazıyla bildirdiler, (Tunceli Valiliği Olağanüstü Hal Bürosu) Daha sonra, Uğur Mumcu cinayeti dolayısıyla, Mecliste kurulan faili meçhul cinayetleri araştırma komisyonda, yine aktif olarak görev yaptım. Daha sonra, Susurluk hadisesi dolayısıyla, muhalefetteyken, yine aktif olarak görev yaptım. Şimdi, bana deniliyor ki, siz, bu konularda bildiklerinizi emniyete bildirmediniz, yardımcı olmadınız. Sabancı cinayetiyle ilgili bana gelen bilgileri, o günlerde, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına, bizzat giderek, ifade vermek suretiyle bildirdim. Yeşil'le ilgili, daha sonra Akın Birdal'a yapılan saldırıyla ilgili olayları da, bana gelen kişileri, yine Ankara Emniyet Müdürlüğüne bildirmek suretiyle, yardımcı oldum. Çeteler ve mafya konusunda... Zannediyorum, biraz evvel -kendisine müteşekkirim- Sayın Elkatmış, her ne kadar gensoru taraftarı olduğunu ve aleyhimde rey kullanacağını Grubu adına söylemişse de, burada, hakkımı teslim etmek suretiyle, komisyonuna en geniş, en yararlanabilecekleri bilgileri verdiğimi, teşekkür ederek, ifade etmişlerdir. Demek ki, bunlar, Yeşil'le ilgili veya çetelerle ilgili, benim ilk gayretlerim değildir. Gayet tabiî, bakan olmam, milletvekilliği sorumluluğunu üzerimden almaz. Ben, düşünüyorum ki, hepiniz benim kadar sorumlusunuz; çetelerin yakalanması, çeteciliğin, mafyacılığın Türkiye'den kaldırılması konusunda, her biriniz benim kadar sorumlusunuz ve hiçbirinizin, bunu, böyle polemik konusu yapmaya hakkı yoktur. Şimdi, gelelim, suçladığınız, bu Hükümet döneminde, acaba bu işler hakikaten savsaklandı mı; çetelerle mücadaleyi kendisine öncelikli amaç edinen bir Hükümet, bu dönemde, hakikaten bu işleri savsakladı mı?.. MUSTAFA KEMAL AYKURT (Denizli) - 12 ay oluyor!.. DEVLET BAKANI EYÜP AŞIK (Devamla) - Sayın milletvekilleri, bakın, şu anda, emniyetten temin ettiğim, son bir yıl içerisinde çete faaliyetleriyle ilgili elimde bir doküman var; tam 36 tane olay aydınlatılmış, 36 tane çete faaliyeti, bir yıl içerisinde aydınlığa kavuşmuştur. Bunlar içerisinde, mesela, Edirne'de TEM otoyolunda 5 kişinin ölümüne sebep veren mafya çatışması gibi, Akın Birdal olayı gibi, Antalya'da, Balıkesir'de, İstanbul'da, İzmir'de, Kocaeli'de, Gebze'de, Sakarya'da, Ordu'da, çoğu çek senet tahsilatıyla ilgili ve çoğu halen Türkiye'de bilinen, şöhretli mafya isimlerinin, ya kendilerinin ya yandaşlarının ya adamlarının karıştığı tam 36 tane olay, bir yıl içerisinde aydınlığa kavuşmuştur ve bunların failleri, şu anda, mahkeme önüne çıkmıştır. Şimdi, sormak istiyorum: Bu çete faaliyetleri, esas itibariyle, en fazla 1992 yılından 1996 yılına kadar devam etti ve 1992 yılından 1996 yılına kadar İçişleri Bakanlığını elinde bulunduran iktidara mensup partinin sayın yöneticilerine, bu gensoruyu verenlere soruyorum: O dört sene içerisinde aydınlattığınız bir tane olay var mı; meydana çıkardığınız bir tane olay var mı? (ANAP sıralarından alkışlar) Burada geldiniz hesap soruyorsunuz... İRFETTİN AKAR (Muğla) - Ne alakası var... DEVLET BAKANI EYÜP AŞIK (Devamla) - Bakınız, 36 tane olayın içerisinde, eğer yakalanmasaydı... İRFETTİN AKAR (Muğla) - Yeşil nerede? DEVLET BAKANI EYÜP AŞIK (Devamla) - Söyleyeceğim hepsini... 36 tane olayın içerisinde, eğer, güvenlik güçlerimiz başarılı olmasaydı, eğer istihbarat örgütlerimiz -geçmişte olduğu gibi, birbirlerinin önünden adam kaçırmak suretiyle- çetelere yardım etmeden, birbirleriyle anlaşmak suretiyle çalışmasaydı ve bu örgütleri zamanında ele geçirmeseydi ne olacaktı? Mesela, Cavit Çağlar -Allah göstermesin- belki, aramızda yoktu; bir tanesi ona suikast düzenleyecekti... TAHSİN IRMAK (Sıvas) - Yeşil'e gel, Yeşil'e... DEVLET BAKANI EYÜP AŞIK (Devamla) - Mesela, işadamı Mehmet Üstünkaya, belki, aramızda olmayacaktı şimdi. mesela belki size göre çok normaldir, Sayın Mesut Yılmaz anamuhalefet lideriyken saldırıya uğradığında "Allah'ın takdiri" diyebilmişsiniz; 26 ama, mesela bu çeteler yakalanmasaydı, belki de bir tanesi şu anda Özer Çiller'i öldürmüş olacaktı. Ona düzenlenen suikastı bile ortaya çıkaran bu Hükümettir. (DYP sıralarından gürültüler) MUSTAFA KEMAL AYKURT (Denizli) - Ne alakası var. TAHSİN IRMAK (Sıvas) - Yeşil'e gel, Yeşil'e. DEVLET BAKANI EYÜP AŞIK (Devamla) - Bununla biz övünüyoruz. (DYP sıralarından gürültüler) MUSTAFA KEMAL AYKURT (Denizli) - Nerede o çete şimdi, nerede? DEVLET BAKANI EYÜP AŞIK (Devamla) - Bunların hepsi, şu anda mahkeme önünde. TAHSİN IRMAK (Sıvas) - Yeşil'e gel. DEVLET BAKANI EYÜP AŞIK (Devamla) - Yeşil'e de geleceğim, tabiî. Mesela, Akın Birdal olayından sonra güvenlik güçlerinin ve istihbarat örgütlerinin koordineli çalışması sayesinde o olaya karışanlar yakalanmasaydı, siz de biliyorsunuz ki, iki gün sonra, belki de Türkiye'de yeni bir kan davası başlatacak büyük bir suikast girişiminde bulunacaklardı. Yani, bütün bunlar, bu 36 tane olay, bu Hükümet döneminde ortaya çıkmış ve iftiharla söylüyorum ki, 1.7.1997'den bugüne kadar Türkiye'de faili meçhul cinayet işlenmemiştir. Daha doğrusu işlenen cinayetler içerisinde faili meçhul kalmamıştır. (FP sıralarından "sadede gel" sesleri) DEVLET BAKANI EYÜP AŞIK (Devamla) - Bu sadet değil mi? Sizi tatmin etmiyor mu? Bu sizin için önemli değil mi? Bu fasa fiso mu? MUSTAFA KEMAL AYKURT (Denizli) - Ne alakası var... DEVLET BAKANI EYÜP AŞIK (Devamla) - Bu fasa fiso mu? (FP ve DYP sıralarından gürültüler) NABİ POYRAZ (Ordu) - Dinleyin. DEVLET BAKANI EYÜP AŞIK (Devamla) - Değerli milletvekilleri, sadece bunlar değil, 1.7.1997 tarihinden itibaren terör örgütlerinin çetelerle işbirliği yapmak suretiyle ilk sızmaya çalıştığı yer Karadeniz Bölgesi. İkinci sızmaya çalıştığı yer, özellikle turizmi baltalamak için, Antalya, Manavgat bölgesiydi. Soruyorum sizlere, ne Karadeniz Bölgesinde, ne turizm bölgesi olan Antalya'da terörden bir eser kaldı mı? MUSTAFA KEMAL AYKURT (Denizli) - Hem nasıl var. DEVLET BAKANI EYÜP AŞIK (Devamla) - Kaldı mı?.. (DYP sıralarından gürültüler) Onlar nasıl etkisiz hale getirildi, bu 36 tane çete nasıl yakalandı biliyor musunuz? Bu 36 tane çete, birbirine yardım eden istihbarat örgütleri ve birbirine yardım eden polis, jandarma, güvenlik güçleri sayesinde yakalanmıştır. Daha bir yıl evvel, birbirlerinin önünden adam kaçıran kişiler, bir yıl sonra, Hükümetin kararlı tutumu sayesinde, birbirine destek olmak suretiyle, bir yıl içerisinde, meydana gelen tüm bu olayları aydınlatmışlardır. (DYP sıralarından gürültüler) MUSA UZUNKAYA (Samsun) - Bir ay önce öldürülen Hızır Ali Muratoğlu'nun katili nerede Sayın Bakanım? BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen sessiz dinleyelim. DEVLET BAKANI EYÜP AŞIK (Devamla) - Mesela, 12 nci ayın 5'i, 1997, yer, Antalya; adam kaçırma olayından 5 kişi yakalanmış. Mesela, 1 inci ayın 19'u, yer Manavgat; çek senet tahsilatından 10 kişi yakalanmış; aynı olayda yakalanmış. Mesela, yer Balıkesir, tarih 2 nci ayın 17'si; yine, silah kaçakçılığı ve çek senet mafyası 10 kişi yakalanmış. Yer İstanbul, suikast hazırlığı, 3 üncü ayın 12'si, silahlı saldırı, adam öldürmeye teşebbüs... (DYP sıralarından "kim yakalamış?" sesleri) Efendim, güvenlik güçleri yakalamış... İstihbarat örgütleri yakalamış. İLYAS YILMAZYILDIZ (Balıkesir) - Yeşil nerede? Yeşil'e gel, Yeşil'e... DEVLET BAKANI EYÜP AŞIK (Devamla) - Değerli milletvekilleri... (FP sıralarından gürültüler) ASLAN POLAT (Erzurum) - Sayın Bakanım, sorun Yeşil; Yeşil'den bahset. DEVLET BAKANI EYÜP AŞIK (Devamla) - Konu benimle ilgili; verdiğiniz gensoruya cevap veriyorum, müsaade eder misiniz... MUSA UZUNKAYA (Samsun) - Sayın Bakan, bütün faili meçhuller... BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen... Böyle bir usulümüz yok; karşılıklı konuşmayalım. Sayın Bakan, lütfen Genel Kurula hitap edin. MUSA UZUNKAYA (Samsun) - Hani bütün faili meçhuller halledildi diyordunuz. Bir camide bir hoca efendi öldürüldü, Hızır Ali Muratoğlu, hemşehrisi, yakını, tanıyor... BAŞKAN - Sayın milletvekilim, bunu bir soru önergesi halinde verebilirsiniz. MUSA UZUNKAYA (Samsun) - Sordum... BAŞKAN - Evet; ama, konu burası değil... Lütfen... Sayın Bakan, devam edin lütfen. 27 DEVLET BAKANI EYÜP AŞIK (Devamla) - Değerli milletvekilleri, izin verirseniz, kısaca özetleyeyim: Ben, 1991 yılından beri çetelerle, mafyayla uğraşıyorum ve bunu milletvekilliğimin bir sorumluluğu, bir görevi olarak kabul ediyorum. (ANAP sıralarından alkışlar) Ayrıca, geçen yıl Türkiye'de çete ve mafyaya karşı Parlamentoyu uyandırabilmek için, 7 milyon imza toplamış bir partinin yöneticisiyim ve 7 milyon imzayı toplamada öncülük yapmış bir kişiyim. TAHSİN IRMAK (Sıvas) - O geçen yıldı, bu sene yok. DEVLET BAKANI EYÜP AŞIK (Devamla) - Şimdi, içinde bulunduğum Hükümet, 36 tane mafya olayını çözmüş ve geriye doğru, diğerleriyle olan bağlantılarını çözmeye devam etmiş ve en son Akın Birdal olayında olduğu gibi, Yeşil'le ve diğerleriyle olan bağlantılarını ortaya çıkarmıştır. Ama, ben size şunu söyleyeyim; Yeşil, ne Sayın Mesut Yılmaz'a ne Eyüp Aşık'a zimmetli değildir; çeteler, mafyalar, ne bana ne Sayın Başbakana zimmetli değildir. Çetelerle mafyayla ortak mücadele, tahmin ediyorum ki, Parlamentonun ortak sorumluluğudur. Biraz kendimize gelelim; kimi, niçin suçladığımızı iyi bilelim. Eğer, bu konuda, kendini her türlü tehlikeye karşı, her türlü riske karşı ortaya koymuş, mücadele vermiş bir kişiyi, gelir, inanmadığınız halde, sırf siyasî hırsla, hırstan da öteye, size verilmiş siyasî bir talimatla bu kürsüden suçlamaya kalkarsanız, korkarım ki bundan sonra böyle kişileri zor bulursunuz. (DYP ve FP sıralarından gürültüler) AHMET UYANIK (Çankırı) - Yeşil'e gel, Yeşil'e. DEVLET BAKANI EYÜP AŞIK (Devamla) - Değerli milletvekilleri, beni zorladınız; bakınız, benim Grubumda, geçmişte çetelere yeşil pasaport vermiş bir İçişleri Bakanı yoktur. (ANAP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar; DYP sıralarından "var, var" sesleri) Benim Grubumda, arabasıyla kaza yaptığı zaman öldürücü silahlarla, susturucularla yakalanmış bir milletvekili yoktur. (DYP sıralarından "var, var" sesleri) Benim Grubumda, mafyaya, çeteye, yurt dışına gitsin diye özel kimlik veren bir görevli yoktur. BEKİR AKSOY (Çorum) - Var, var. DEVLET BAKANI EYÜP AŞIK (Devamla) - Benim Grubumda, daha bir yıl evvel, komşumuz Haydar Aliyev'in, kendisine suikast düzenlediği, darbe düzenlediği gerekçesiyle, buradan suçladığı milletvekili yoktur. Benim Genel Başkanım, hiçbir zaman, hiçbir yerde çeteleri övmemiş, çeteler için "onlar da vatanseverdir" dememiştir. Benim Partim.... Flash-TV'ye baskın yapanlar, sonradan, kendilerinin Anavatan Partisiyle ilişkisi olduğunu söylememiştir. Türkbank'la ilgili, Türkbank'ın satışıyla ilgili adam vuranlar, bunun, benim partimden herhangi birisiyle ilişkili olduğunu söylememiştir. Beyefendiler, gidin yüzünüzü yıkayın. Beni suçlarken, evvela, gidin, yüzünüzü yıkayın. (ANAP sıralarından alkışlar, DYP sıralarından gürültüler) Beyler, kendinize gelin. Bunları, bana söyletmeyecektiniz. Ben, bu konulara girmeyecektim; ama, devamlı tahrik ettiniz. Ben, size, tavsiye ederim, çeteler konusunda beni suçlayan, gitsin, yüzünü yıkasın, gerisine baksın, iktidarlarına baksın, bağlantılarına baksın. İRFETTİN AKAR (Muğla) - Hani, bu çeteleri bulacaktınız ya! DEVLET BAKANI EYÜP AŞIK (Devamla) - Sözcünüz, buraya geliyor, dürüstlükten bahsediyor. Daha üç gün evvel... İRFETTİN AKAR (Muğla) - Sen, Yeşil'le ilgili konuşsana. DEVLET BAKANI EYÜP AŞIK (Devamla) - Bir dakika beyefendi... BAŞKAN - Sayın Akar, lüften... İRFETTİN AKAR (Muğla) - Senin Başbakanın ne diye yumruk yedi? Niye davacı olmadı? Ne işi vardı orada? BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lüften... DEVLET BAKANI EYÜP AŞIK (Devamla) - Sayın Başbakana... İRFETTİN AKAR (Muğla) - Neden affetti? BAŞKAN - Sayın Akar, söz Sayın hatibin. DEVLET BAKANI EYÜP AŞIK (Devamla) - Sayın Başbakana saldırıda bulunan kişi de bu dönemde yakalanmıştır; ciddîye alınmış, yakalanmış, adliye önüne çıkmıştır. Orada hesabını verecektir. İRFETTİN AKAR (Muğla) - Niye affetti? BAŞKAN - Sayın Aşık, lütfen, siz, Genel Kurula hitap edin. DEVLET BAKANI EYÜP AŞIK (Devamla) - Kamu davası devam etmektedir. İRFETTİN AKAR (Muğla) - Öyle çamur atmak kolay. Çamur atmayın. BAŞKAN - Sayın Aşık, lütfen, devam edin. DEVLET BAKANI EYÜP AŞIK (Devamla) - Sayın Başkan, lütfen, arkadaşları susturur musunuz. BAŞKAN - Sayın Akar, lütfen... 28 İRFETTİN AKAR (Muğla) - Aynaya bak, aynaya... DEVLET BAKANI EYÜP AŞIK (Devamla) - Buraya -biraz evvel- bir sözcü çıkarıyorsunuz; adam kalkıyor, burada dürüstlükten bahsediyor; daha üç gün evvel, müvekkilinin parasını iç etmekten, komisyonda dokunulmazlığı kaldırılmış. (ANAP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) Çıkardığınız adama bakın! Eyüp Aşık'ın karşısına çıkardığınız adama bakın! Dürüstlükten bahsediyor (!) Daha üç gün evvel müvekkilinin parasını gasp etmekten dokunulmazlığı kalkmış adamı buraya çıkarıyorsunuz. (ANAP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar; DYP sıralarından gürültüler) Beyler, ben, size bir şey söyleyeyim. Sizin yerinizde ben olsam, ne bu adamı buraya çıkarırdım, ne bu gensoruyu buraya getirirdim. Biraz daha dikkatli olun. Vereceğiniz hiçbir karar beni yolumdan döndürmez. Ben, sorumluluğum gereği, çetelerle, mafyayla milletvekili olarak da, vatandaş olarak da, bakan olarak da mücadeleye devam edeceğim; çünkü, bu, benim milletime borcumdur; Türk Devletini bunlardan temizleyinceye kadar bu mücadelem devam edecektir. Yüce Heyetinize saygılar sunuyorum. (ANAP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar; DYP sıralarından gürültüler) BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Aşık. İRFETTİN AKAR (Muğla) - Sayın Başkan, Yeşil ne oldu Yeşil?.. Yeşilden bahsetmedi. VI. - SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR 1. - Elazığ Milletvekili Mehmet Ağar'ın Devlet Bakanı Eyüp Aşık'ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması MEHMET AĞAR (Elazığ) - Sayın Başkan, şahsıma sataşma var. BAŞKAN - Sayın Ağar, sataşma iddianızı alabilir miyim; duyamıyorum oradan... BAYAR ÖKTEN (Şırnak) - Nasıl duyamıyorsun?!. BAŞKAN - Efendim, buraya çağırıyorum... Ne bağırıyorsunuz!.. Bu Genel Kurul!.. Benim bir arkadaşımı buraya çağırmam, sizin bağırmanızı mı gerektiriyor?! Talebini duyamıyorum, buraya gelir misiniz diyorum... (DYP sıralarından gürültüler) ERTUĞRUL ERYILMAZ (Sakarya) - Siz de bağırmayın Sayın Başkan. BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, oradan ses duyulmuyor. Talebini almak için bir milletvekilini insan gibi çağırmak, sizin bağırmanızı mı gerektiriyor?! Yani, burayı germek için niçin çaba harcıyorsunuz?!. AYVAZ GÖKDEMİR (Kayseri) - Sayın Başkan... BAŞKAN - Sayın Ağar'ı dinleyeceğim Sayın Gökdemir. MEHMET AĞAR (Elazığ) - Sayın Başkan "yeşil pasaport veren İçişleri Bakanı" diye, biraz evvel bir sataşma oldu; onunla ilgili söz istiyorum. BAŞKAN - Bu konuda açıklama yapmak istiyorsunuz; buyurun Sayın Ağar. AYVAZ GÖKDEMİR (Kayseri) - Sayın Başkan, ben de arz edeyim; oturacağım. Azerbaycan'da darbe yapmakla itham edilen milletvekili benim... (ANAP sıralarından gürültüler) BAŞKAN - Sayın milletvekilleri... DEVLET BAKANI EYÜP AŞIK (Trabzon) - Benim Grubumda yoktur dedim; ben, kimseyi itham etmedim. BAŞKAN - Efendim, Sayın Gökdemir'i dinleyeyim, ondan sonra müdahale edin lütfen. AYVAZ GÖKDEMİR (Kayseri) - "Sayın Haydar Aliyev'in, bu kürsüden itham ettiği milletvekili" dedi Sayın Bakan. Bu, kamuoyundaki yaygın söylenti dolayısıyla, beni hatıra getiriyor. O sebeple, doğrudan bana sataşma niteliğindedir; müsaade ederseniz, cevap vermek istiyorum. DEVLET BAKANI EYÜP AŞIK (Trabzon) - Sayın Başkan, ben, sadece, benim Grubumda yoktur dedim. Ben, ne Sayın Ağar'ın ne Sayın Gökdemir'in ismini verdim ne de kimseyi itham ettim; benim Grubumda böyle kimse yoktur dedim. BAŞKAN - Sayın Aşık, bu sözleriniz nedeniyle, sanıyorum, sataşma bağlamında bir açıklama yapma hakkı, üstüne alınan arkadaşlarımızda var. Sayın Ağar, yeni bir sataşmaya yol açmadan ve genel olarak bu kürsüde sataşma konusunda uyguladığımız 2 dakikalık süre içerisinde, lütfen, konuya açıklık getirin. MEHMET AĞAR (Elazığ) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli üyeleri; tabiî, Türkiye'de, her şey karıştığı gibi, bütün kavramların karıştığını da bu görüşmelerden anlamış durumdayız. Türkiye'de, devletin, yasal ve hukukî haklarını korumak suretiyle ve kullanmak suretiyle yasadışı terör örgütlerine karşı yapmış olduğu mücadeleyi, sanki yaşadışı yapılan eylemlermiş şeklinde takdim etmeye devam etme, maalesef, devam ediyor. Yapılan iş, terörle mücadelede devletin hukukî haklarını, kanunî haklarını kullanmak suretiyle, dünyanın her yerinde kullanılan taktikleri kullamak ve hiç kimsenin aklına gelmeyen ilave taktikleri de bizim bulmamız suretiyle yaptığımız ve sonunda muvaffak 29 olduğumuz bir mücadeleyi, iç ve dış mihrakların bilerek veya bilmeyerek oyununa gelmek suretiyle karalamak, bu Parlamento çatısına yakışmıyor. (DYP sıralarından alkışlar) Terörle mücadelede eleman kullanırken yeşil pasaport da verirsiniz, kırmızı pasaport da verirsiniz, beyaz pasaport da verirsiniz. Bunun, kınanacak hiçbir tarafı yoktur; yeter ki, gaye meşru olsun. Elbette, burada, hizmet eden veya bu süreç içerisinde görev alan insanlardan yasadışı eylemi olanlar varsa, bugün, onlar, zaten bağımsız yargıda. Bunu, ikide bir, pür amatör bilgilere dayanmak suretiyle gündeme getirmenin bir gereği yok. Bu kürsüde, kontrgerilla denilip, orduya saldırılıyor sabahtan beri; JİTEM deyip, jandarmaya saldırıyorsunuz, polis deyip emniyete saldırıyorsunuz; ama, arada, münferittir diye hiç kimse ayıklama yapmıyor. Üzülürek ifade ediyorum ki, Hükümet üyelerinden de bir kişi kalkıp buna cevap vermiyor burada. (DYP sıralarından alkışlar) Bu memlekette devlet sahipsiz değil; devletin kurumları, kuruluşları, burada cansiparane hizmet veren insanlar sahipsiz değil. Yanlış bilgiler var: "Efendim, 1996'dan beri, 1997'den beri faili meçhul olay yok..." Yahu, 1995'ten beri faili meçhul olay yok bu Türkiye'de. BAYAR ÖKTEN (Şırnak) - Daha on gün evvel oldu Silopi'de... (DYP sıralarından gürültüler) MEHMET AĞAR (Devamla) - Bu istihbaratın altyapısını kim kurmuş, üstüne bir tane tuğla ekleyen var mı; bunları biz... (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Sayın Ağar, teşekkür ederim. MEHMET AĞAR (Devamla) - Sayın Başkanım, toparlayayım müsaade ederseniz. Ben, bu konuyu, her zaman, ciddî bir devlet meselesi olarak gördüğüm için, hiçbir zaman, bir siyasî partinin istismar konusu yapmasını hoş görmedim, speküle etmeye de gerek görmedim; ama, her şeyin bir haddi var. Benim söylediğim bir şey var, bir kere daha söylüyorum: Bu ülkede, milletvekili, yüksek kamu görevlisi, bakan, başbakan, kim varsa, yirmi senedir bu görevlerde olan herkesin serveti çıkarılsın, didik didik edilsin; kim haysiyetsizse, onun sırtına binelim; kim, hakkıyla, namusuyla, haysiyetiyle bu ülkeye hizmet etmişse, onun da hakkı verilsin; haysiyetsizlik yapana da gereği yapılsın. (DYP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) Bunu söylediğimiz halde, hiç kimse oralı olmuyor; hâlâ, işin orasından burasından tutarak... Kimin mafyayla ilgili, kimin mafyayla ilgisiz olduğunu da herkes biliyor. Günü ve zamanı geldiğinde, bunların da hepsi ortaya çıkar. Biz, hayatımız boyunca, bütün arkadaşlarımızla beraber, oradan da aldığımız güçle, Parlamentodan -her zaman- aldığımız güçle, gerek bürokraside gerek siyasette, teröre ve devlet düşmanı yıkıcı faaliyetlere karşı mücadele ettik her zaman. Herkes de bu görüş içinde olmalı... (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Sayın Ağar, teşekkür ediyorum. MEHMET AĞAR (Devamla) - Bunları, artık, siyasî istismar konusu yapmaktan, lütfen, herkes bir kenara çekilsin. Saygılar sunuyorum. (DYP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ediyorum. 2. - Kayseri Milletvekili Ayvaz Gökdemir'in Devlet Bakanı Eyüp Aşık'ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması BAŞKAN - Sayın Gökdemir, buyurun. ALİ TOPUZ (İstanbul) - Bu da sataşmaysa, herkes sataşıyor. BAŞKAN - Sayın Topuz, izin verirseniz, bunun takdirini ben yapayım. ALİ TOPUZ (İstanbul) - Siz yapıyorsunuz zaten. BAŞKAN - Lütfen, Sayın Gökdemir, yeni bir sataşmaya meydan vermeden ve 2 dakika içinde... AYVAZ GÖKDEMİR (Kayseri) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; üç seneden beri, Azerbaycan'da meydana gelen bir iç hadise dolayısıyla ben itham ediliyorum; bunlara kısa cevaplar veriyorum. Kimse yeni bir delil, yeni bir karine, bir gözlem, bir şey söylemeden bu iddialar tekrarlanageldi. En sonunda, araştırma yapıldı; Sayın Kutlu Savaş'ın yazdığı rapor... O raporda, yine, bir şey görülemedi; bütün bilgiler, belgeler herkesin elinde. Ayvaz Gökdemir'in zımnî desteğiyle gibi, bir kurumdan alınmış bir yazı... Zımnî destek nasıl olursa olsun... Ama, ben, o kanaate vardım ki, artık, bu mesele aydınlandı. Bunun, bir dış komplo olduğu, bunun, Azerbaycan ile Türkiye münasebetlerini bozmak isteyenlerin bir komplosu olduğu anlaşıldı zannediyordum. Sayın Cumhurbaşkanının da, hadisenin bidayetinden itibaren bana telkini bu istikamette olmuştu. Dinim hakkı için sizi temin ederim ki, şahsen, bu hususta savunma ihtiyacı duymuyorum; ama, bu itham, biliniz ki, Türkiye'nin ithamıdır. Naçizane, Devlet Bakanı bulunuyordum o zaman. Sokaktaki Ayvaz Gökdemir'i itham etmenin, onun şuraya veya buraya karşı kabahatli olmasının fazla bir ehemmiyeti yok; ama, Devlet Bakanı Ayvaz Gökdemir böyle birşey yapmıştır demek, behemehal, Türk Devletini itham etmek manasına gelir. Nitekim, bu şaşkınlık, sonunda, bizi itham etmek isterken... (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Sayın Gökdemir, lüften toparlayalım. 30 AYVAZ GÖKDEMİR (Devamla) - Cümlemi bitiriyorum efendim. Bizim üstümüze atılmak istenilen bu çamur, doğrudan doğruya Azerbaycan ve Türkmenistan devlet başkanlarına sıçratıldı ve devletimiz, bundan dolayı pişmanlık içinde kaldı, özür dilemek zorunda kaldı; Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanının raporunun, hiç olmazsa o bölümünün, yalan olduğu, yanlış olduğu ifade edilmek zorunda kalındı. Burada, Haydar Aliyev konuşurken, isim vererek herhangi bir milletvekilini itham etmiş de değildir. O hususta, Sayın Aşık'ın hafızası kendisini yanıltmaktadır ve kolaya sarılmaktadır. Yeşil'i keşke telaffuz etmeseydin dostum; keşke o bilgiçliği taslamasaydın. BAŞKAN - Sayın Gökdemir... AYVAZ GÖKDEMİR (Devamla) - Yüce Meclise saygılar sunuyorum. (DYP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Sayın milletvekilleri.... SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) - Sayın Başkan, Sayın Aşık, konuşması sırasında, Grubumuzu itham edecek şekilde bir açıklama yaptı. Grubumuzun, talimatla hareket ederek önerge verdiğini söylediği gibi, doğrudan doğruya Grubumuzu hedef almak suretiyle, birkısım kanunsuz olayların failleri sanki bir başka yerdeymiş gibi bizi itham etti. Müsaade ederseniz açıklama yapmak istiyorum. BAŞKAN - Sayın Bedük, Grubunuza mensup bazı sayın milletvekilleri, kendilerini doğrudan hedef aldıklarını iddia ettikleri konularda açıklamaları yaptılar; ama... SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) - Sayın Başkan... BAŞKAN - Sayın Bedük, lütfen... Ben sizi dinledim. Bunu daha ileri götürme noktasında değilim. Israrlıysanız, tutanakları getirteceğim. SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) - Sayın Başkan... Lütfen... BAŞKAN - Tutanakları getirteceğim, Gruba yönelik bir itham görürsem, Grup Başkanvekili olarak size söz vereceğim; ama, benim dinlediğim kadarıyla, sayın Grubunuz üyesi, biraz önce burada konuşma imkânı bulunan arkadaşlarımız dışında, Grubu bütünüyle hedef alan, Grubu yaralayan, Grubu rencide edici bir konuşması olmadı, kendi grubuyla kıyasladı. SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) - Israr ediyorum. BAŞKAN - Efendim, ısrar ediyorsanız, tutanağı getirteceğim, bakacağım. SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) - Bakın, doğrudan doğruya grup yöneticilerine, talimat... BAŞKAN - Efendim, tamam, ısrar ettiğiniz için, tutanakları getirip bakacağım diyorum. V. - GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI (Devam) A) ÖNGÖRÜŞMELER (Devam) 1. - Doğruyol Partisi Grubu adına Grup Başkanvekilleri Ankara Milletvekili Saffet Arıkan Bedük, Denizli Milletvekili Mehmet Gözlükaya ve İçel Milletvekili Turhan Güven'in, hakkında yakalama emri bulunan ve aranan "Yeşil" kod adlı Mahmut Yıldırım'ın saklı bulunduğu yeri bildiğini açıklamasına rağmen yetkili mercilere haber vermediği iddiasıyla Devlet Bakanı Eyüp Aşık hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/16) (Devam) BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Devlet Bakanı Eyüp Aşık hakkında gensoru açılmasına ilişkin (11/16) esas numaralı önergenin gündeme alınıp alınmayacağı konusundaki görüşmeler tamamlanmıştır. Şimdi, gensoru önergesinin gündeme alınıp alınmayacağı konusunu oylarınıza sunuyorum: Gensoru önergesinin gündeme alınmasını kabul edenler... (DYP sıralarından "CHP nerede?!" sesleri, gürültüler) Kabul etmeyenler... Efendim, bir anlaşmazlık var arkadaşlarımız arasında, yeniden sayacağız; ama, yeniden saymadan önce, sadece sayın bakanların sayısını tespit edebilmek bakımından, sayın bakanlar ellerini kaldırabilirler mi. Sayın milletvekilleri, salonda, oylamaya katılmayan, çekimser kalan, ama, İçtüzüğümüzün 146 ncı maddesi gereğince yetersayıya dahil edilmeleri gereken milletvekilleri de olduğu için, sağlıklı bir tespit yapabilme bakımından, ayağa kalkarak sayımın tekrarlanmasını rica edeceğim. Gensorunun açılmasına ilişkin önergenin gündeme alınmasını kabul edenler...Kabul etmeyenler_ DEVLET BAKANI HASAN HÜSAMETTİN ÖZKAN (İstanbul) - Peki, bakanlar ne olacak? BAŞKAN - Salonda 30 sayın bakan var; 8 ilave edeceğim. Efendim, toplantı yetersayısını tespit edebilmek için, oya katılmayanları da... (CHP sıralarından "Hayır" sesleri) Efendim, oylama sırasında salonda bulunmayabilirsiniz; ama, İçtüzüğümüzün 146 ncı maddesinde "Genel Kurulda bulunup da oya katılmayanlar yetersayıya dahil edilirler" deniliyor. Anayasa Mahkemesi bu konuda bir karar verdi. (CHP sıralarından "Olmaz" sesleri) ÖNDER SAV (Ankara) - Sayın Başkan, ad okutarak oylamadınız ki, nasıl saptıyorsunuz? 31 BAŞKAN - Efendim, İçtüzüğümüze bakarsanız... ÖNDER SAV (Ankara) - Biz çıkıyoruz o zaman efendim... (CHP milletvekilleri Genel Kurul salonunu terk ettiler) (FP ve DYP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) BAŞKAN - Bu durumda, oylamayı bir kez daha yenilemek zorundayım. Kabul edenler... (FP ve DYP sıralarından gürültüler) SALİH KAPUSUZ (Kayseri) - Sayın Başkan, müsaade eder misiniz efendim... Bir şey söyleyebilir miyim... BAŞKAN - Sayın Kapusuz, oylamayı yapayım, sonra itiraz edin. SALİH KAPUSUZ (Kayseri) - Hayır... Sayın Başkan, söyleyeceğim şey oylamayla ilgili... (FP ve DYP sıralarından gürültüler) BAŞKAN - Lütfen, kabul edenler ellerini kaldırsın. (FP ve DYP sıralarından gürültüler) Sayın milletvekilleri, lütfen... Kabul edenler... SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) - Sayın Başkan... SALİH KAPUSUZ (Kayseri) - Sayın Başkan, müsaade eder misiniz... BAŞKAN - Oylamadan sonra konuşun... (FP ve DYP sıralarından gürültüler) Sayın milletvekilleri... SALİH KAPUSUZ (Kayseri) - Sayın Başkan, müsaade eder misiniz... Müsaade edin, konuşalım... BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, karar yetersayısına ulaşamadım. Karar yetersayısına ulaşabilmek için, oylamayı yenilemek ihtiyacı içerisindeyim. (FP ve DYP sıralarından gürültüler) ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) - Sayın Başkan, itirazımız var... SALİH KAPUSUZ (Kayseri) - Sayın Başkan... BAŞKAN - Gensorunun gündeme alınmasını kabul edenler... Kabul etmeyenler... Gensoru önergesinin gündeme alınması kabul edilmiştir efendim. (FP ve DYP sıralarından alkışlar) Gensorunun görüşme günü, Danışma Kurulunca tespit edilerek daha sonra onayınıza sunulacaktır. (ANAP sıralarından gürültüler) Gündemin "Seçim" kısmına geçiyoruz...(ANAP sıralarından gürültüler) ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) - Sayın Başkan, müsaade eder misiniz... Oylamayla ilgili itirazımız var; bizi dinleyin lütfen.(Gürültüler) Sayın Başkan, bir dakika dinleyin bizi... Niye dinlemiyorsunuz bizi; yani, siz, devamlı sizi tahrik edenleri, bağıranları mı dinliyorsunuz?! UĞUR AKSÖZ (Adana) - Sayın Başkan... BAŞKAN - Sayın Güney, söz talebinizle ilgili işaretlerinizi görmedim; elbette sizi de dinleyeceğim. Buyurun Sayın Aksöz. UĞUR AKSÖZ (Adana) - Sayın Başkan, biraz önce yaptığınız oylamada, oylama eylemi, işlemi tamamlanmıştı; yani, CHP'li milletvekilleri burada hazırken oylama bitmişti. Oylama bittikten sonra onların salondan çıkışı, oylama sonucunu değiştireceği için, yeni bir oylama yapılamaz efendim. Deminki oylama geçerlidir,.bu oylama geçersizdir; çünkü, onlar buradayken oylama bitmişti. Sonradan salondan çıkmaları, rakamı değiştirdiği için, bu oylama geçersizdir efendim. BAŞKAN - Sayın Aksöz, benim, oylama sonucunu ilan edebilmem için karar yetersayısına ulaşmam lazım; önceki iki oylamada da, karar yetersayısına ulaşamadık. METİN EMİROĞLU (Malatya) - O zaman, bitmiştir efendim... BAŞKAN - Karar yetersayısına ulaşamıyorsam, neye göre karar vereceğim efendim?!. METİN EMİROĞLU (Malatya) - Karar yetersayısı bulunmadığı için, gensoru reddedilmiştir efendim. KAMER GENÇ (Tunceli) - Karar yetersayısına değil de, salt çoğunluğa... BAŞKAN - Hayır... Yani, çoğunluğu, ret oyları ile kabul oylarını neye göre hesaplayacağımı... Anayasanın 96 ncı maddesine göre o sayıya ulaşamıyorum; o sayıya ulaşmak için talepte bulunduğumda, arkadaşlarım Genel Kurul salonunu terk ettiler. Buna, benim yapacağım bir şey yok; yani, ne yapabilirim?! (ANAP sıralarından gürültüler) DEVLET BAKANI BURHAN KARA (Giresun) - Sayın Başkan, Genel Kurulda oturanları dışarı çıkardınız. METİN EMİROĞLU (Malatya) - Karar yetersayısına ulaşılamamışsa, gensoru reddedilmiştir. BAŞKAN - Sayın Emiroğlu, bir sayıya ulaşmadan "kabul edilmiştir" veya "reddedilmiştir" hükmünü nasıl vereceğim?! METİN EMİROĞLU (Malatya) - İstenilen, gensorudur; yeterli sayıya ulaşılamadığı için, gensoru reddedilmiştir efendim. BAŞKAN - Sayın Emiroğlu, bir hatanız var; İstenilen, gensoru değil, gensoru görüşmesi. (ANAP sıralarından gürültüler) 32 METİN EMİROĞLU (Malatya) - Gensoru görüşmesi, evet... Aynı şeyi söylüyoruz. BAŞKAN - Gündeme alınıp alınmaması... 276 oy gerekmiyor efendim. UĞUR AKSÖZ (Adana) - Tamam... Zapta geçmesi bakımından son bir şey söylemek istiyorum. Deminki oylama ile şimdiki oylama arasında, CHP'nin salonu terki nedeniyle nisap değişmiştir; bu nedenle, artık, oylamanın açık oylama şeklinde yapılması gerekir. Bu itirazımızı arz ediyoruz efendim. BAŞKAN - Efendim, biz, oylamayı, karar yetersayısını tespit için yeniledik ve salonda bulunmadığı için oya katılmayan... DEVLET BAKANI BURHAN KARA (Giresun) - Siz Grubu etkilediniz Sayın Başkan. BAŞKAN - Affedersiniz, neye göre sayacaktım arkadaşları?! DEVLET BAKANI BURHAN KARA (Giresun) - Bulunduğu yerden sayardınız. YUSUF SELAHATTİN BEYRİBEY (Kars) - Ayağa kalkarak... (Gürültüler) BAŞKAN - Beyanda bulunmuyor efendim. DEVLET BAKANI BURHAN KARA (Giresun) - Beyanda bulunuyor; belli; çekimser kalıyor. (Gürültüler) BAŞKAN - Efendim, çekimser kaldığını beyan etmeyen insana, zorla "çekimser kaldın" deme hakkım var mı; olur mu öyle şey? ASLAN ALİ HATİPOĞLU (Amasya) - "Evet" de demiyor "hayır" da demiyor, karar yetersayısı bulunmamıştır; bu kadar basit. (Gürültüler) YUSUF SELAHATTİN BEYRİBEY (Kars) - Bir Grubu tesir altında bıraktınız. SALİH KAPUSUZ (Kayseri) - Sayın Başkan... BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, bakın, burada, sanıyorum İçtüzüğümüzü okumadan müdahale ediyorsunuz kürsüye. İçtüzüğümüz "işaretle yapılan oylamada olumlu oylar -yani, burada neyi tartıştığınızı kestiremiyorum- olumsuz oylardan fazlaysa oya konan husus kabul edilmiş..." MAHMUT BOZKURT (Adıyaman) - Tamam... DEVLET BAKANI BURHAN KARA (Giresun) - Bitti... BAŞKAN - "...aksi halde, reddedilmiş olur" diyor. SALİH KAPUSUZ (Kayseri) - Sayın Başkan, benim de itirazım ve izahım buydu. BAŞKAN - Efendim, benim ona bir itirazım yok. SALİH KAPUSUZ (Kayseri) - Benimki buydu işte. BAŞKAN - Yalnız, İçtüzüğün bir başka hükmü de... Yani, Genel Kurulda çekimserler, sonuca bir şey ifade etmiyorlar. SALİH KAPUSUZ (Kayseri) - O, açık oylamada Başkanım. BAŞKAN - Hayır efendim, işaretle oylamada; 146 ncı maddenin son fıkrası, bakın "Genel Kurulda bulunup da oya katılmayanlar yetersayıya dahil edilirler" diyor. Bunu tespit etmeye çalıştık, arkadaşlarımız "biz terk ediyoruz" dediler. YUSUF SELAHATTİN BEYRİBEY (Kars) - Etki altında bırakırsanız, terk ederler. BAŞKAN - Efendim, peki; İçtüzük gereği yetersayıyı aramayacak mıyım?! UĞUR AKSÖZ (Adana) - Sayın Başkan, biz, usulüne göre, yazılı olarak itiraz edeceğiz. BAŞKAN - Tabiî... Sayın milletvekilleri, gündemin "Seçim" kısmına geçiyoruz. MUSTAFA KEMAL AYKURT (Denizli) - Sayın Başkan... BAŞKAN - Bir dakika efendim... MUSTAFA KEMAL AYKURT (Denizli) - Sayın Başkan, söz istiyorum... BAŞKAN - Bir dakika efendim... Bir dakika efendim... VII. - SEÇİMLER A) KOMİSYONLARDA AÇIK BULUNAN ÜYELİKLERE SEÇİM 1. - Millî Savunma Komisyonunda açık bulunan üyeliğe seçim BAŞKAN - Millî Savunma Komisyonunda boş bulunan ve Anavatan Partisi Grubuna düşen bir üyelik için, Bursa Milletvekili Cemal Külahlı aday gösterilmiştir. Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir. 2. - Türkiye Büyük Millet Meclisi Hesaplarını İnceleme Komisyonunda açık bulunan üyeliğe seçim 33 BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisi Hesaplarını İnceleme Komisyonunda boş bulunan ve Anavatan Partisi Grubuna düşen bir üyelik için, Şanlıurfa Milletvekili Eyyüp Cenap Gülpınar aday gösterilmiştir. Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir. 3. - Kamu İktisadî Teşebbüsleri Komisyonunda açık bulunan üyeliğe seçim BAŞKAN - Kamu İktisadî Teşebbüsleri Komisyonunda boş bulunan ve Anavatan Partisi Grubuna düşen bir üyelik için, Konya Milletvekili Ahmet Alkan aday gösterilmiştir. Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir. 4. - (10/23, 36, 103, 173, 183, 198) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonunda açık bulunan üyeliğe seçim BAŞKAN - Ormanların ve orman köylerinin korunması, orman yangınlarının nedenlerinin belirlenmesi, yangınların önlenmesi ve itfaiye teşkilatının yeniden yapılanması için alınması gereken tedbirlerin tespit edilmesi amacıyla kurulan (10/23, 36, 103, 173, 183, 198) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonunda boş bulunan ve Anavatan Partisi Grubuna düşen bir üyelik için Çankırı Milletvekili Mete Bülgün aday gösterilmiştir. Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir. 5. - (10/219) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonunda açık bulunan üyeliğe seçim BAŞKAN - Kadının statüsünün araştırılarak kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesinin yaşama geçirilmesi için alınması gereken tedbirleri tespit etmek amacıyla kurulan (10/219) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonunda boş bulunan ve Anavatan Partisi Grubuna düşen bir üyelik için, Bolu Milletvekili Abbas İnceayan aday gösterilmiştir. Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir. VI. - SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam) 3. - Denizli Milletvekili Mustafa Kemal Aykurt'un Devlet Bakanı Eyüp Aşık'ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması BAŞKAN - Sayın Aykurt, bir talebiniz vardı galiba, buyurun. MUSTAFA KEMAL AYKURT (Denizli) - Sayın Başkan, Sayın Eyüp Aşık cevabî konuşmasında, benim ismimden bahsederek, hakaret edici bir üslupta ve tarzda sataşmada bulunmuştur. İçtüzüğün 69 uncu maddesine göre cevap hakkımı kullanmak istiyorum. BAŞKAN - Sizin dokunulmazlığınızın kaldırıldığını söyledi... MUSTAFA KEMAL AYKURT (Denizli) - Kaldırılmadı ve bir müvekkilimden de para aldığımı, bu yüzden sahte işler yaptığımı söylemiş. BAŞKAN - Sahte iş yaptığınızı söylemedi de, müvekkilinizden aldığınız para nedeniyle dokunulmazlığınızın kaldırıldığını söyledi; böyle olmadığını söylüyorsunuz, açıklama hakkı istiyorsunuz; buyurun. Lütfen, diğer arkadaşlar gibi, 2 dakika içinde toparlayın Sayın Aykurt. MUSTAFA KEMAL AYKURT (Denizli) - Sayın Başkan, biraz evvel cevabî konuşmasında Sayın Eyüp Aşık, her zaman olduğu gibi, karakterine, siciline, çizgisine, vicdanına uygun şekilde bir iftirada, bir bühtanda bulunmuştur. YÜKSEL YALOVA (Aydın) - Siz hakaret ediyorsunuz. MUSTAFA KEMAL AYKURT (Devamla) - Benim dokunulmazlığım kaldırılmadı. YÜKSEL YALOVA (Aydın) - "Kaldırılması isteniyor" dedi. MUSTAFA KEMAL AYKURT (Devamla) - Evvela, dokunulmazlığın nerede, nasıl kaldırılacağını bilmesi lazım; burada kendi cehlini ortaya koymuştur, cehaletini sergilemiştir; onu bir öğreteyim. MEHMET KEÇECİLER (Konya) - Zaten, dokunulmazlık komisyonda kaldırılır; öyle demedi. MUSTAFA KEMAL AYKURT (Devamla) - Bizim dokunulmazlık dosyamız, komisyondan geçmiştir, Genel Kurula gelmemiştir; Genel Kurula geldiği zaman da ben kendi dosyam hakkında, kendi aleyhimde oy kullanacağım. HALİL ÇALIK (Kocaeli) - Sebebi nedir? MUSTAFA KEMAL AYKURT (Devamla) - Göreceksiniz ve o zaman, yargı kararını getirdikten sonra da bu iftirasını bir ilam olarak çiviyle alnına çakacağım; bunu ifade edeyim! Evet, 1993 yılında ben bunu söyledim; dosyalarda var. Araştırmadan, düşünmeden, dağarcığında bir şey olmayan herkesin yaptığını yapmış Sayın Aşık, Yeşil'de olduğu gibi. 1993 yılındaki olay, müvekkilimle benim aramda geçen bir alacak-verecek münasebetidir. Bu olay, yargıya intikal etmiştir, hukuk mahkemelerinde sonuçlanmıştır; benim hakkımda, benim lehimde kararlar, ilamlar; dosyaya sevk edilmiştir. Müvekkille benim aramdaki hukukî ihtilaf, senelerce evvel zail olmuştur; ben, müvekkilden alacaklı çıkmışım; buna dair belge de dosyada vardır. Şimdi, burada, bunları bilmeden, düşünmeden, ne cevap alacağını bilmeden, Sayın Eyüp Aşık uluorta konuşmak suretiyle, kendi cehaletini, kendi bilgisizliğini sergilemiştir. 34 BAŞKAN - Sayın Aykurt... Sayın Aykurt... HASAN EKİNCİ (Artvin) - Gensoru kabul edildi; istifa etmesi gerekiyor zaten. MUSTAFA KEMAL AYKURT (Devamla) - Ben, zaten, Eyüp Aşık'a baktıkça... BAŞKAN - Sayın Aykurt, lütfen, başka sataşmaya meydan vermeyelim. MUSTAFA KEMAL AYKURT (Devamla) - Tamamlıyorum. Ben zaten... (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) MUSTAFA KEMAL AYKURT (Devamla) - Bitti mi Başkanım... BAŞKAN - Lütfen, 1 dakika içerisinde toparlayın. MUSTAFA KEMAL AYKURT (Devamla) - Sayın Başkanım, değerli arkadaşlarım; ben zaten, Eyüp Aşık'a baktıkça, Allahıma şükrümü artırıyorum beni öyle yaratmadığı için; beni öyle yaratsaydı, -Allah korusun- daha acıydı; onun için şükrediyorum. BAŞKAN - Sayın Aykurt... MUSTAFA KEMAL AYKURT (Devamla) - Teşekkür ederim. BAŞKAN - Sayın Aykurt, sizden, özellikle başka bir sataşmaya meydan vermemenizi istemiştim. MUSTAFA KEMAL AYKURT (Devamla) - Efendim, zabıtları okumadım; zabıtlarda çok çirkin şeyler olduğu söylenildi... BAŞKAN - Efendim, o zaman, okuyup söz talebinde bulunsaydınız. YÜKSEL YALOVA (Aydın) - Sayın Başkanım, müsaade buyurur musunuz. BAŞKAN - Sayın Yalova, buyurun. YÜKSEL YALOVA (Aydın) - Sayın Başkan, eğer sayın konuşmacı biraz dikkat buyursaydı, Sayın Eyüp Aşık, konuşmasında "dokunulmazlığının kaldırılması isteniyor" dedi; fakat, dokunulmazlığı karma komisyonda kaldırıldı, Genel Kurula gelecek. "Allahım beni öyle yaratmadığı için..." sözünü de kendisine iade ediyorum. BAŞKAN - Ben de kendisine gerekli müdahaleyi yaptım. Gündemin "Sözlü Sorular" kısmına geçiyoruz. http://www.tbmm.gov.tr/develop/owa/tutanak_b_sd.birlesim_baslangic_yazici?P4=398&P5=B&page1=15&page2=36 |