Top Module Empty
Anasayfa arrow Haberler arrow Son Haberler arrow Ziya Gökalp - Turhan Feyzioğlu akrabalığı
Ziya Gökalp - Turhan Feyzioğlu akrabalığı PDF Yazdır E-posta
Yazar admin   
Cuma, 18 Nisan 2008
Ziya Gökalp - Turhan Feyzioğlu akrabalığı

Erkekler Dünyasında Bir Kadın Yazar - Cahit Uçuk
Sayın Savaş Dost, Cahit Uçuk hakkında gazetede çıkan bir röportajı foruma aktarmiştı. Burada okuduklarımdan bu yazarın hayatından öğrenilecek çok şey olabilir diye düşündüm. Cahit Uçuk’un asıl adı Cahide Üçok. 1909 Selanik doğumlu, anne tarafı Selanikli. Mübadele sonucu verilen ikibin dönüm arazi için Selanik’teki arazimizin ancak üçte biridir demiş. Annesi Selanik’te Atatürk’le aynı mahalleden, aileler birbirini tanıyor. Babası kaymakam, Diyarbakırlı kaymakam baba Ziya Gökalp’le akraba. Halasının oğlu Turhan Feyzioğlu. Turhan Feyzioğlu’yla Ziya Gökalp’in akraba olduklarını bilmiyordum. Gökyüzü, Kayseri çok önemlidir diye yazmıştı. Şişli’ye yerleşiyorlar. İki erkek kardeşi Şişli Terakki’de okula başlıyor. Amcasının iki oğlu da aynı okulda okuyor. Bu iki kardeşten biri öldürülen Bahriye Üçok’la evleniyor. Kitapta, Kürt Yahudileri ve şabatiler hakkında, ailenin yakınları, dostları olarak da bu gizli zinciri anlayacak pek çok bilgi bulunuyor. Konuyla ilgilenen arkadaşlara tavsiye ederim. Forumda yazılanların bir modeli yazarın hayat hikayesinde yaşanmış.

Cahit Uçuk’un babası Osmanlı döneminde Siverek milletvekili, cumhuriyet gelince kaymakam oluyor. Diyarbakır’da çok büyük arazileri olan bir aile. Parti Başkanı, Başbakan yardımcısı Prof. Dr. Turhan Feyzioğlu okula Saint Joseph’te başlıyor sonra Galatasaray’a geçiyor, ablası Ümit Feyzioğlu Amerikan Kız Koleji mezunu. Cahit Uçuk'un Bahriye Üçok'la evlenen amcaoğlu Çoşkun Üçok. Cahit Üçok'un kızkardeşi Kaya Üçok, diş hekimi Ethem Ağva'yla evlenmiş. Cahit Üçok, ilk evliliğini yaptığı kişinin adını yazmamış, ikinci evliliğini yazar Mahmut Yesari'yle yapmış. Üçüncü kocası devrin ünlü futbolcusu Galatasaraylı Cici Necdet (Kayral). Kürt yahudileri Diyarbakırlı olsalarda Selanikli Şabatileri tanıyorlar. Aynı soydan geldikleri için birbirlerini biliyorlar. Türk partilerinin başına Şabatiler geçerken, Kürt partilerinin başına da Yaşar Kaya gibi Kürt yahudileri geçiyor. Türk, Kürt bu durum değişmiyor.
***********************************************************************************

Prof. Dr. Turhan Feyzioğlu (1922 - 1988)
1922 yılında Kayseri”de doğdu. İlköğretimini burada, orta öğrenimini Galatasaray lisesinde tamamladı. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirdi. Doktorasını İngiltere de yaptı ve 1955 yılında Türkiye'nin en genç Profesörü unvanını aldı. Daha sonra Hukuk Fakültesi'ne dekan oldu. Turhan Feyzioğlu, bir süre sonra Üniversite'deki hocalığını bırakarak CHP'den politikaya atıldı. Öğrencilerine ''Nabza göre şerbet vermeyin'' tavsiyesiyle tanınan Feyzioğlu Sivas'tan Milletvekili seçildi. Çeşitli bakanlıklarda bulundu. Başbakan yardımcılığı yaptı. Ancak CHP'nin 'Ortanın Solu'' sloganını benimsemesi üzerine Genel Sekreter olduğu bu partiden ayrılarak Cumhuriyetçi Güven Partisi'ni kurdu. MC Hükümetlerinde görev aldı. 12 Eylül 1980 ihtilaline kadar bu partinin Genel Başkanlığın yürüttü. Daha sonra siyasetten çekilerek siyasi faaliyetlerini partiler üstü kalarak yürütmeye çalıştı. Uzun bir süre çalışmalarıyla Kayseri'yi temsil etti. Çok sayıda hukuki ve siyasi eser yazdı. 26 Mart 1988 yılında Ankara'da vefat etti ve burada toprağa verildi.
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
Kitaptaki sır çözülmedi
Profesör Bahriye Üçok, postayla gelen kitaptaki bombanın patlaması sonucu can vermişti.
Örsan K. ÖYMEN

BİLEMEZDİ, ölümünün bir kitapla geleceğini. Türkiye'nin hem "okuyan", hem de "yazanlarındandı". Ölüm, 6 Ekim 1990'da bir kitabın içine gizlendi, evine girdi. Bomba, kitabın içine profesyonelce yerleştirilmişti. Kitabın kapağı açıldığı anda, aydınlanma arayışında yeni bir kapı değil, ölüm çıktı karşısına. Ertesi gün gazeteler, Profesör Bahriye Üçok'un, İstanbul'dan postaya verilen bir bombalı paketle katledildiğini yazdı.
Üçok, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nde yıllarca öğretim üyesi olarak ders vermiş, önemli bir İslam uzmanıydı. Akademik düzeye sonradan taşınacak olan Kur'an- ı Kerim ilgisi dört yaşında başlamış, altı yaşına geldiğinde Kur'an'ı hatmetmişti. Ölümünden iki yıl önce yapılmış bir söyleşide, her gün namaz kıldığını belirtiyor ve "Elhamdülillah Müslümanım" diyordu. Ancak, İslam dininin yanlış yorumlanmasına karşı çıkıyordu. İslam'a göre oruç tutmanın zorunlu olmadığını, İslam'da başörtüsü kavramının bulunmadığını söylüyor, buna rağmen kadınların tümüyle kapatılmasının yanlışlığını vurguluyordu.
Bahriye Üçok'un, avukat kızı Kumru Üçok, Aralık 1988'de annesinin TRT'de bir tartışma programına katıldığını ve bu programdan sonra iki ay boyunca sürekli tehdit aldığını söylüyor.
Üçok, annesinin ölümünün öncesindeki ilginç bir ayrıntıyı da şöyle aktarıyor:
"Ölümünden birkaç ay önce, bir gazeteci annemi arayıp, polis telsizinde adının geçtiğini söylüyor. Annem şüphelenip, Ankara Emniyet Müdürlüğü'nden koruma istiyor. Bunun üzerine anneme koruma veriliyor. Polis telsizinde adı neden geçiyor tam bilemiyorum, ama herhalde yaşamı tehlikede ve korunması gereken kişiler arasında sayıldığı için olmalı."
İnsanın aklına, "Madem Emniyet, Bahriye Üçok'un yaşamının ciddi bir biçimde tehlikede olduğunu biliyordu, neden kendisine koruma önermedi? Neden Üçok'un bunu tesadüfen öğrenip bir koruma talep etmesi gerekti?" sorusu geliyor. Üçok, cinayetin çözülmesi konusunda hiçbir umut taşımadığını belirtiyor. Üçok'a göre çözüm devletin istihbarat birimlerinin etkin çalışmasından geçiyor.
Cinayeti, Turan Dursun, Çetin Emeç, Muammer Aksoy cinayetlerinde de olduğu gibi İslami görüşlü olduklarını söyleyen kişilerin üstlendiğini anımsatıyoruz. Üçok, annesini şeriatçı şiddet örgütlerinin hedef aldığına inanmakla birlikte, cinayeti üstlenen "İslami Hareket" adlı bir örgütün varlığından emin değil. "O zaman DGM Başsavcısı Nusret Demiral 'İslami Hareket' diye bir örgütün bulunmadığını, Hizbullah'ın uzantılarının cinayeti işlemiş olabileceğini söyledi" diyor. Kumru Üçok, annesinin ölümünden önce eve gelen tehdit telefonlarında, "Cehennemdeki yerinizi ayırttık" dendiğini aktarıyor. Ölümü postaya verenler, düşüncenin karşısına yine bir düşünce koymayı seçseydi, bugün aramızda olacaktı. Olmadı...
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
Atatürkçü ilahiyatçı

1919'da Trabzon'da doğdu. Kandilli Kız Lisesi'nden sonra, Ankara Üniversitesi "Ortaçağ Türk İslam Tarihi" bölümünden diploma aldı. Üniversitede okurken aynı zamanda Ankara Devlet Konservatuarı şan bölümüne devam etti. Mezuniyet sonrasında, 11 yıl öğretmenlik yaptı. Ankara Hukuk Fakültesi öğretim üyelerinden Prof. Coşkun Üçok'la evlenerek, Ankara'ya tayin edildi. Mezun olduğu üniversitenin ilahiyat fakültesine 1953 yılında asistan olarak girdi. Doçent unvanını ise 1964'te aldı. Cumhurbaşkanı kontenjanından atanarak, 1971 - 1977 yılları arasında senatör olarak görev yaptı. CHP'ye 1977 yılında girdi. 12 Eylül sonrasında, Halkçı Parti'nin kurucuları arasında yer aldı. HP Ordu Milletvekili ve SHP Parti Meclisi üyesi oldu. Yazdığı kitaplar arasında; "İslam'dan Dönenler ve İlk Yalancı Peygamberler", "İslam Devletlerinde Kadın Hükümdarlar", "İslam Tarihi, Emeviler, Abbasiler", "Atatürk'ün İzinde Bir Arpa Boyu", "İslam'da Tesettür" ve "İslam Tarihinde Moda" yer alıyor. Öldürüldüğünde, SHP'nin hazırladığı "Laiklik Raporu"nun çalışmalarını yürütüyordu.

Vedat llllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllll

Ziya Gökalp'in kuzeni Süleyman Nazif

Süleyman Nazif (1869 Diyarbakır - 1927 İstanbul)
Tarihçi Diyarbakırlı Sait Paşa'nın oğlu, Faik Ozansoy'un kardeşidir. Diyarbakır İl Gazetesi başyazarıyken 1897'de Paris'e kaçtı. Paris'teyken Meşveret'e istibdat aleyhine yazılar yazdı. Namık Kemal'i öven kitapçık yazdı. Abdülhamit'in rüşvetini kabul ederek, vilayet mektupçusu oldu. İbrahim Cehdi takma adıyla yazılar yazdı. Meşrutiyet sonrası, Ebuziyya Tevfik'le yeni Tasvir-i Efkar'ı çıkardı. Vatan sevgisini öven şiirler, yazılar yazdı. Basra, Musul, Trabzon, Bağdat ve Kastamonu valiliği yaptı. Mütareke'de işgale karşı çıkan sert yazıları nedeniyle Malta'ya sürgün edildi.

Mavera-Gökyüzü *********************************************************************

Ziya Gökalp'in teyzesinin oğlu Faik Ali Ozansoy

Zincirlikuyu A Adası’nda gömülü. A Adası çok önemli. Zincirlikuyu Mezarlığı A Adası bizzat Mustafa Kemal’in emriyle açılmış ve Mustafa Kemal’in gömülmesine ilk izin verdiği kişi de şair Abdülhak Hamit Tarhan. Faik Ali Ozansoy’un çocukları olan H. Fahri Ozansoy ve M. Fahri Ozansoy da Zincirlikuyu L Adası’nda gömülmüşler. Ziya Gökalp'in diğer teyzesinin oğlu Cahit Sıtkı Tarancı, Numune-i Terakki mezunu. Bu okul, Selanikli iki Sabetaycı tarafından Sabetaycı okulu olarak açılmış, ilk deöneminde Sabetaycılar okumuş, daha sonra bu niteliğini yitirmiş ve İstanbul Erkek Lisesi'ne dönüşmüş. Bu aienin baba tarafından gelen Rana Pirinçcioğlu'nun anne tarafından Selçuk Yaşar (Yaşar Holding) ile yakın akrabalığını yazmıştık. Pirinçcioğlu ailesi Diyarbakır'da Ermeni Kırımı'nı bizzat yöneten ailedir. Rana Pirinçcioğlu'nun annesi İnci Pirinçcioğlu Halide Edip'in asistanı, İnci Hanım'ın teyzesi Selçuk Yaşar'ın annesi. Munis Faik Ozansoy, Sabetaycılara tahsis edilmiş Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü görevinde de bulunmuş. (http://www.byegm.gov.tr/BASIN-YAYIN/genelmudur.htm)

Mavera-Gökyüzü lllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllll


DÜNDAR TAŞER (TAŞAR)

Dündar Taşer 1925 yılında Gaziantep’te doğdu.

 
Bu Sitede Ara powered by FreeFind

 

Türk milliyetçiliğinin siyasi bir hareket olarak gelişmesinde 27 Mayıs 1960 askeri müdahalesi sonrasında liderliği üstlenen Alparslan Türkeş’in yakın çalışma arkadaşlarından biriydi. Köklü bir aileye mensup olup, ailesinin TAŞAR olan soyadı her nasılsa TAŞER olarak kaydedilmiştir (C.C.Güzelbey, 1988).
1944 Kara Harb Okulu mezunu; 27 Mayıs’a tankçı binbaşı olarak katıldı; 13 Kasım 1960’ta askeri müdahalesine tankçı binbaşı olarak katıldı ve tasfiye edilen 14’ler arasında yer aldı. Fas ve İsviçre büyükelçiliklerindeki sürgünlerin ardından 1965 yılında MHP’nin önpartisi CKMP’ye 14’lerden 10’yla birlikte katıldı.
Türkeş’in yanından asla ayrılmamış ve ölene kadar partinin genel başkan yardımcılığını yapmıştır.
Taşer, Ülkü Ocakları’nın ve sonradan komando kampları olarak bilinen eğitim kurumunun kurucularındandır ve ülkücülük ismiin bir anlamda isim babalığını yapmıştır.
Taşer, o zamana kadar farklı ekole ve teşkilatlarda yer alan milliyetçi gençliğin ve aydınların anti-komünist bir misyonla merkezi bir teşkilat ve ideoloji disiplini altında ‘birlik’ içinde toplanmasına çalışmış ve Soğuk Savaş ortamının tesiriyle büyük ölçüde başarılı olmuştur.
Bir çok makalesi ve bir kitabı yanında, ayrıca Hüseyin Sabahattin müstearıyla Devlet gazetesinde yayımlanmış siyasi mizah yazıları da vardır (kaynak: Modern Türkiye’de Siyasi Düşünce, cilt 4:Milliyetçilik, Murat Yılmaz, s.668-677, İletişim Yy, İst, 2002).

(Taşer’in bütün olumsuz yönlerine rağmen tutarlı, sağlam mantığı bulunan bir ideoloji adamı olduğu görülüyor. Örneğin, “CHP’yi , inkılabın yarattığı iktidarı kullanmış vatandaşların üçte birini partiye alarak bunlara Ermeni ve Rum göçlerinden kalan em'v’li milliye mülklerini dağıttığını; banka kredileri ve ithalat-ihracat permileri, imtiyaz ve devlet imkanlarını tahsis ettiğini; karşısında oluşan DP’nin ise bu yağmadan pay alamayanların partisi olarak acele yatırımlara girişen, inşaat, nakliyat, ticaretle kaynak dağıtan bir parti olduğu” yorumu kendisine aittir. ‘Türkiye’nin zaten sanayileşmiş Avrupa’ya değil ABD’nin nüfuz alanı olan güney komşularına ticaret yapabileceği; bu durumda Rusya tehlikesine karşı NATO’daki konumunu öne sürerek ABD’nin bu pazarda ikna edilebileceği’ iddiası da yine kendisine aittir. Bu görüşünün hala taraftar bulan klasik bir görüş olduğunu herhalde belirtmeye gerek yok.)

Sonuç olarak; Soyadı Taşar olan bir Gaziantepli ile karşı karşıyayız. Bu durumda, adı geçen C.C.Güzelbey’in kitabına sahip forum takipçisi varsa daha detaylı bilgi edinebiliriz. Çünkü, anlaşılan ANAP’lı Mustafa Taşar’la akraba çıkıyor. Bunun anlamı Turizm Bakanı Güldal Akşit ve Eşref Bitlis’le de akraba çıkmasıdır! Önemli bir detay olarak üzerinde çalışmak gerekiyor. Ayrıca, müstear isim olarak Hüseyin Sabahattin’i kullanmasının bir anlamı olabilir mi?

Ve ilginç bir not daha; kendisi 1972 yılında ekmek kamyonunun çarpması sonucu hayatını kaybetti. Bu kaza, ülkücüler arasında hala şaibeli kabul edilir ve üstü örtülü olarak bu kazadan Türkeş’i sorumlu tutarlar. Artık ne kadar spekülasyon, orası belirsiz ancak ölümünden sonra Türkeş ve Orhan Kebibay, cenazenin 27 Mayıs’ta teşekkül ettirilen Şehitlik’e gömdürmeye çalışmıştır.
                                                                                                                                          
Ramazan Sekiz

 http://www.sabetay.50g.com/Irk/irk.html

 

 
< Önceki   Sonraki >
© 2008 Zeki Bingöl'ün Web Sitesi