|
Ergenekon’un "Sağı" Hapiste "Solu" İş Başında.. Mustafa Yürekli Doğu Perinçek, İlhan Selçuk ve Kemal Alemdaroğlu.. Bu ünlü simalar da dahil edilince, 'Ergenekon Operasyonu'nu yeniden ülke gündemine geldi. İstanbul Ümraniye’deki bir gecekonduda 27 adet el bombası ve TNT kalıpları ile fünyelerin ele geçirilmesinin ardından açığa çıkartıldığı belirtilen “Ergenekon Çetesi” ile ilgili soruşturma, İstanbul Cumhuriyet Savcılığı’nca sürdürülüyor. Soruşturma kapsamında aralarında emekli Tuğgeneral Veli Küçük, “Susurluk Davası” hükümlüsü Sami Hoştan, Avukat Kemal Kerinçsiz, Türk Ortodoks Patrikhanesi Basın Sözcüsü Sevgi Erenerol ve emekli subay ve astsubaylar, avukat ve gazeteci, yazar ile doçentlerin de bulunduğu 39 kişi tutuklanmıştı. Soruşturma, Susurluk hükümlülerine, Danıştay saldırısına, Cumhuriyet gazetesine ve emekli generallere kadar uzandı. 12 Eylül öncesindeki sağ-sol kavgasının, 1990'lardaki faili meçhul cinayetlerin, Şemdinli'de patlayan bombaların, Hrant Dink ve Rahip cinayetlerinin birileri tarafından kurgulandığını dair genel izlenimlere sahip değil miyiz? Böyle girift bir hadiseler yumağı karşısında, savcı Zekeriya Öz, delilleri toplamakta elbette zorlanır. Çünkü yakın tarihimizdeki olağanüstü dönemlerde bu illegal ve karanlık yapılanmayı görüyoruz. Ergenekon’un arka planı özellikle karartılıyor. Geriye doğru gidip Türkiye’nin yakın tarihini de gözden geçirmemiz gerekiyor.... KONTRGERİLLA, SUSURLUK, ERGENEKON
Ergenekon, devlet içinde devlet. Başlangıçta, “NATO üyesi ülkelerde komünizmle mücadele etmek için kurulduğu” belirtiliyor. Sözkonusu illegal ve karanlık yapılanma ta 1945'te gerçekleştiriliyor. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Türkiye, Batı bloğunda yer aldı. En büyük korku, Sovyetler Birliği'nin Türkiye’yi işgal etmesiydi. Bu örgüt, NATO üyesi tüm Avrupa ülkelerinde kurulmuştu. ABD'nin yönlendirmesiyle alternatif bir güvenlik yapısı oluşturuldu. Muvazzaf veya emekli asker ve çeşitli mesleklere sahip "vatansever" sivillerden beslenen bu örgüt, her ülkede, yerel adlar alıyor. İtalya'da Gladio, Türkiye'de Özel Harp Dairesi ya da Kontrgerilla.. Zamanla Susurluk ve Ergenekon isimleriyle de anılır olmuş. Sert ulusalcı, militarist, demokrasi karşıtı, otoriter bir ideolojiye sahip olan ‘Kontrgerilla’, ‘Susurluk’ ve 'Ergenekon' adı verilen illegal ve karanlık örgüt, iki bombacı, üç maceracıdan ibaret değil. 'Bu ideoloji' normal şartlarda aynı masaya oturup çay içmeyecek simaları bir araya getiriyor. Zirve yönetiminde bazı emekli generaller olduğu tahmin ediliyor. Aşağıya doğru kadro zenginleşiyor: Akademisyenler, gazeteciler, eski subaylar, işadamları, küçük parti yöneticileri, dernek/vakıf yöneticileri, avukatlar, siyasetçiler, mafya ... Kimi örgüte para sağlıyor... Kimi fikri katkıda bulunuyor... Kimi eylem düzenleyip, tetikçilik yapıyor... Kimi dernek ve vakıf kurarak yeni elemanlar buluyor... Üniversite, ordu ve medyadaki uzantıları sayesinde Türkiye’yi 27 Mayıs 1960 askeri müdahalesine sürüklediler; daha sonra da sırasıyla 12 Mart müdahalesine, 12 Eylül müdahalesine, 28 Şubat müdahalesine ve en son 27 Nisan müdahalesine sürüklediler. İşte sözkonusu gizli örgütlenme, bu şartlar altında sürekli Türkiye'ye yeni bir yön vermek için çalışıyor. Bu örgütlenme, Meclis'in bilgisi, Yargı'nın denetimi dışında; üstelik ilk kurulduğu günkü amaca bağlı ve onunla sınırlı kalmamış, kimi zaman, "devletin çıkarı" ile "şahsi menfaat" birbirine karışmış. Dönem dönem, problem su yüzüne çıkıyor; bir tartışma başlıyor; sonra bir kenarda unutuluyor. PSİKOLOJİK HAREKAT Ben yazının burasında sözkonusu karanlık örgütün akademisyenler, aydınlar ve gazetecilerle ilişkilerine ilişkin birkaç hususa dikkatleri toplamak istiyorum: Her müdahalenin hazırlık sürecinde, kapsamlı ve geniş çaplı psikolojik harekat yapılıyor.. Bu aşamada karanlık örgüt, üniversitedeki ve medyadaki yöneticileri dost/düşman şablonuyla algılıyor. Akademisyenler, aydınlar ve gazeteciler ya yanlarına geçerek destekliyorlar, ya da en azından bir köşeye çekilip sus pus oluyorlar. Desteklemediği halde ortalıkta görünenler canlarından oluyorlar.. Çetin Altan, Halit Esendir’in "Kendi Anlatımlarıyla Babıali'nin Meşhurları" adlı kitabında Kontrgerilla’nın akademisyenler, aydınlar ve gazetecilere konusundaki bu yaklaşımını Çetin Emeç’e ilişkin şu ilginç tespitiyle ortaya koyuyor: "Allah bilir ama Abdi İpekçi bildiği bir şeyi yazmak yerine, söyleyip düzeltmeye kalkınca 'Bunun haberi var, aman yazmasın!' diye susturdular. Bunu bana Sezai Orkunt Paşa anlatmıştı. Ben de biraz sezmiştim. Kontrgerillanın talim alanları var. Geniş alanlarda askerî gayelerle yapılıyor. Eğitilen kişileri subaylar eğitiyor. Bu eğitilenler askerî personel değil. Genelkurmay'ın haberi olmadan mümkün mü? Abdi İpekçi bu bildiklerini Ankara'da Amerikalıya anlatmış. Abdi, zannımca bundan dolayı susturuldu. Gladio türü çalışmalar Türkiye'de yapılıyordu.” Çetin Altan, rahmetli Turgut Özal’ın sözkonusu karanlık güç karşısında ‘aciz kaldığını’ itiraf ettiğini de anlatıyor: “İzmir'de Turgut Bey ile arabada baş başaydık. 'Kartal Demirağ suikastını neden araştırmadın?' dedim. Turgut Bey, 'Çetin Bey, bazı şeyleri bir yere kadar götürebiliyorsunuz, gerisini getiremiyorsunuz' demişti. Bunun sebebi, bazı şeyler kamuoyundan gizli tutulduğu için Türkiye'de tam bir özgürlük ortamı olmamasıdır." Gazeteci var, kontrgerilla tarafından öldürülüyor; Çetin Emeç, Uğur Mumcu gibi.. Gazeteci var, Ergenekon Operasyonu’nda göz altına alınıyor. Göz altına alınanlar arasında en ilginç gazeteci, kuşkusuz İlhan Selçuk. Herkes, İlhan Selçuk’un yaşını, sağlık durumunu ve gözaltına alınış şeklini konuşuyor. Kimse bir gazeteci olarak böyle bir operasyonda isminin geçmesi üzerinde durmuyor. İlhan Selçuk, kontrgerilla ile nasıl bir ilişki içinde acaba? Karanlık örgüte destek mi veriyor? Gerçek sorular niçin sorulmuyor? Burada üzerinde durulması gereken bir başka husus, kontrgerillanın sağ sol ayırımı yapmadan her kesimden akademisyen, aydın ve gazeteciyi yanına alarak yürüttüğü psikolojik harekata destek vermelerini sağlaması. ERGENOKONUN SAĞI HAPİSTE SOLU İŞ BAŞINDA Sovyetler dağılınca, bütün dünyada gizli örgütlerin " amacı, hedefi, mantığı " kalmadı. Avrupa bunları tasfiye etmeye başladı. Ama tasfiye hiç de kolay olmadı. Çünkü 'yarı-özerk' hale gelmiş; toplum içinde dal budak salmış olan örgütler direniyor; maddi ve manevi çıkarlarından vazgeçmek istemiyordu.
Türkiye'de ise köklü bir tasfiye yapılmadı. Eski yapı, yeni şartlara göre düzenlendi, sadece “başıbozuklar” tasfiye edildi. Görünen o ki Ergenekon Operasyonu’yla gerçekleşen de yapıdaki sağ unsurların tasfiyesi.. Çünkü Ergenekon’un sağ kanadı hapse tıkılırken, sol kanadı ise hala iş başında çalışıyor görünüyor. Kontrgerilla’nın sol kanadı, bazen ‘çatışma’ ilişkisi, bazen ‘yandaşlık’ ilişkisi içinde sağ kanadı kullanıyor olmalı. ‘Ulusalcılık’ postu altında sağa yine büyük kazık atmış görünüyor. Üniversitelerde, medyada ve kültür/sanatta iktidarı sol kontrgerilla elinde tuttuğu için milletin gözünü boyamakta da zorlanmıyor. Hasan Cemal, cuntacı İlhan Selçuk’un 12 Mart sonrasında nasıl demokrat olarak sunulduğunu ayrıntılarıyla anlatmadı mı? http://www.milliyet.com.tr/Default.aspx?aType=YazarDetay&ArticleID=509167&AuthorID=63&Date=25.03.2008&ver=74
Yükselen Kürt hareketi, kent nüfusunun ağırlık kazanması, dünya ekonomisi ile bütünleşme... Avrupa Birliği süreciyle gelen şeffaflaşma, demokratikleşme, insan hakları ... Kendini İslami kavramlarla ifade eden yeni orta sınıfların yönetime talip olması... İşte ' Ergenekon' denilen gizli örgütlenme, bu şartlar altında Türkiye'ye yeni bir yön vermek için çalışıyor. Psikolojik harekat, bu kez başarısız oluyor. Kürt/Türk çatışmasını denediler, başarısız oldu. Alevi/Sünni çatışması çıkarmak istediler, başaramadılar. Laik/Antilaik çatışmasına da sürükleyemediler milletimizi. Ne var ki kontrgerillanın sol kanadı hala çalışıyor.. http://www.haber7.com/artikel.php?artikel_id=142071 |