Bayrampaşa Cezaevi Gerçeği Yayınlandı Kitabın kapağında şu ilginç söz yazıyor: " Haklıların haksız, haksızların haklı olduğu ülkede mahkumların gardiyan, gardiyanların mahkum olduğu cezaevi. İşte o yer Bayrampaşa." 
İşin ilginç yanı ise şikayet edenler bu durumu düzeltmekten sorumlu idiler. Ama şikayetten başka bir şey yapmamışlardı. Yıllarca süren bu düzensizlik sonunda cezaevlerini dipsiz bir kuyu haline getirmişti. Cezaevi ile ilgili mevzuat cezaevinin dış korumasını jandarma yapacak iç düzeninden ise adalet bakanlığı personeli sorumlu olacak diyordu. Ancak cezaevi idaresi jandarmadan talepte bulunursa cezaevine jandarma girecek ve düzensizliğe el koyacak ve sonra cezaevi idaresine tekrar teslim edecekti... Cezaevi personeli adalet bakanlığı personeli adli görev olarak jandarma personeli ise mülki görev olarak icra ediyordu. Jandarma bu görevi yaparken vali adına yapıyordu.Ama hiçbir kimse cezaevi gibi bir ateşle oynamak istemezdi. Ancak adalet, içişleri ve sağlık bakanlığı tarafından bir protokol imzalanmış ve işler sanki daha iyi yürüyecek sanılmıştı. Aslında buna gerek de yoktu. Çünkü sorun kurallarda değil kuralların uygulanmasındaydı. Zira bir tutuklu kendi annesinin fotoğrafını baş ucuna asması bir ödül idi bu ödülü de cezaevi idarecileri disiplinli tutuklulara vermesi gerekirken bu kural dahil hiç bir şey işlemez hale gelmişti. Suç kimdeydi? Bayrampaşa Cezaevi Yaşanan Katliamlar ve İşkenceler Film Oluyor! Eski İstihbaratcı, yeni yazar İstanbul Bayrampaşa ilçesinde ki Sağmalcılar cezaevi'nin isyanlarını, olaylarının Senaryosunu yazdı! Haraca bağlanan zengin tutuklular, aşk yaşayan savcılar " Bu filim çok konuşulacak.. Jandarma İstaibarat Subayı Binbaşı Zeki Bingöl, büyük gürültü koparacak bir projenin sonuna geldi. Kısa bir zaman evvel emekli olan eski istihbaratcı ve B.Paşa Cezaevi'nin eski Jandarma Bölük Komutanı Bingöl'ün, yazdığı kitap şimdi de senaryo oldu. Filmin seneryasu bitmek üzere, pek çok film şirketi bu filmi çekmek için sıraya girdi. İstihbarat subayı Zeki Bingöl'ünde oynayacağı filmin adı şimdilik saklı. Ama çıkaracağı gürültü büyük olacak. 
Kitabın kapağında şu ilginç söz yazıyor: " Haklıların haksız, haksızların haklı olduğu memlekette mahkumların gardiyan, gardiyanların mahkum olduğu cezaevi. İşte o yer Bayrampaşa." İŞTE KİTAPTAN BİR BÖLÜM: Vali ise Erol Çakır.Türkiyede en önemli gündemlerden biri de cezaevi sorunuydu. İsyanlar cinayetler hep buradaydı. Bu dönemde adalet bakanı Hikmet Sami Türk, cezaevleri genel müdürü Ali Suat Ertosun idi. Cezaevlerine hakim değiliz diye açıklama yapan bakanlar devlet adamları vardı. Cezaevinde mafya hakim. Terör örgütlerin kampı.. Daha neler neler. İnsanlar cezaevine girmekten değil cezaevinde soyulmaktan öldürülmekten korkuyordu. İşin ilginç yanı ise şikayet edenler bu durumu düzeltmekten sorumlu idiler. Ama şikayetten başka bir şey yapmamışlardı. Yıllarca süren bu düzensizlik sonunda cezaevlerini dipsiz bir kuyu haline getirmişti. Cezaevi ile ilgili mevzuat cezaevinin dış korumasını jandarma yapacak iç düzeninden ise adalet bakanlığı personeli sorumlu olacak diyordu. Ancak cezaevi idaresi jandarmadan talepte bulunursa cezaevine jandarma girecek ve düzensizliğe el koyacak ve sonra cezaevi idaresine tekrar teslim edecekti. Cezaevi personeli adalet bakanlığı personeli adli görev olarak jandarma personeli ise mülki görev olarak icra ediyordu. Jandarma bu görevi yaparken vali adına yapıyordu.Ama hiçbir kimse cezaevi gibi bir ateşle oynamak istemezdi. Ancak adalet, içişleri ve sağlık bakanlığı tarafından bir protokol imzalanmış ve işler sanki daha iyi yürüyecek sanılmıştı. Aslında buna gerek de yoktu. Çünkü sorun kurallarda değil kuralların uygulanmasındaydı. Zira bir tutuklu kendi annesinin fotoğrafını baş ucuna asması bir ödül idi bu ödülü de cezaevi idarecileri disiplinli tutuklulara vermesi gerekirken bu kural dahil hiç bir şey işlemez hale gelmişti. Suç kimdeydi? Cezaevi personeli 450 yada müdür seviyesindekiler 650 milyon maaş alırken İstanbul'da bu parayla nasıl geçineceklerdi.Bu nedenle bazı memurlar bulaşıkçılık, türkücülük de olmak üzere ikinci bir iş yaparak idare etmeye çalışıyorlardı.Yada tutuklularla illegal ilişki içine giriyorlardı. Sorumlu oldukları tutuklular ise ya trilyonlar kaldırmış ekonomik güce sahipler yada siyasi temaslarıyla zaten kendi bakanlıklarının en üst seviyedeki yöneticilerine ulaşabiliyorlardı. Terör tutukluları ise çok daha vahimdi. Koğuşlarda görevli memurlar gelince tutuklular üst araması yaparak içeri alıyorlar ve onları bir yere götürüp başlarında nöbetçi dikiyorlardı. Bir önceki memurları da ondan sonra serbest bırakıyorlardı. Yani doğal rehineydiler.  Bu durum 1996 yılında ki ölüm orucunu bitirmek için verilen ödünlerden sadece biriydi. Bir de sanki arama yapıyor gibi düzenli tutanak tutuluyor ama arama yapılmıyordu. Yapılan anlaşma gereği jandarma da çağrılmıyordu.Bu anlaşmayı zamanın ve halen İstanbul başsavcısı F.Ç. yapmıştı. Gizli saklı değildi bu durum gazetelere haber konusu olmuştu. Tutukluların isteklerinin yazılı olarak verdikleri ültimatom yayınlanmıştı. Cezaevi memurları büyük tehdit altındaydılar. Jandarma personeli ise pek farklı değildi. İstanbulda yüzde onu lojmanlarda oturabiliyordu.Hele Bayrampaşa cezaevinde görevli olanlar ise sadece altı subay hariç diğerlerinin hepsi kiradaydılar. Geçim derdi bir yana tıpkı onlar da cezaevi memurları gibi zor durumdaydılar.Ama Bayrampaşa cezaevi suçlular için cennetti. Neden mi?Bir gaspçı eğer dışarıda olsa gasp yapmak için adam kovalayacak yakalayacak ve gasp yaptıktan sonra polisten ve jandarmadan kurtulacak barınacak yer arayacak yada karnını doyuracak belki de hastalanacak yaralanacak tedavi olacak işte bu zordu. Ama cezaevinde sizin gasp yapacağınız kişiyi zaten devlet sizin ayağınıza getiriyordu.Ortam da hazırdı, yakalanma derdiniz yoktu. O yüzden koğuşlar yılların ihmali yüzünden o mafyanın bu mafyanın yada o örgütün veya şu örgütün koğuşu olmuş onların adıyla anılıyordu.Siz cezaevine girecekseniz baştan bu gruplardan birine ya diyet ödüyor koruma sağlıyordunuz. Hatta hatırlı insanları araya sokarak bu koğuşları ele geçirmiş gruplara emanet ediliyordunuz. Bu hatırlı kişiler bazen bir bakan yada bir general olması hiç de garipsenecek bir şey değildi. Bazen bu cezaevindeki bu gruplar paralı bir tutuklu geldiğinde rekabet ediyorlar cezaevi idaresine bizim koğuşa vereceksiniz gibi tehditlerde ve direktiflerde bulunuyorlardı. Bazen cezaevinde nüfuz sahibi olmak için silahlı çatışmaya bile girebiliyorlardı. Bu olaylar da gazetelere manşetten giriyor ve o suç grubunun propagandası haline geliyordu. Yazar Zeki Bingöl, bir tarihe ışık tutacak, çetelerin, iş birlikcilerinin nasıl devlet kurumlarını ele geçirdiğini, kimlerin bu işe seyirci kaldığını beyaz perde de anlatacak. ( HABER: DURSUN BORAN ) Şimdi de isyan davası, "Hayata Dönüş" operasyonunda jandarmanın müdahalesine direnişle karşılık veren DHKPC ve TİKKO örgütü üyesi 167 kişi hakkında 10 yıla kadar hapis isteniyor NEZİH GÜROL İstanbul Hayata Dönüş Operasyonu sırasında, Bayrampaşa Cezaevinde jandarmanın müdahalesine direnişle karşılık veren yasadışı DHKP - C ve TİKKO örgütü üyesi 31 kadın 167 kişi hakkında dava açıldı. Silahlı ayaklanmayla suçlananan sanıkların, 10ar yıla kadar hapisle cezalandırılmaları istendi. Ercan Kartal da var Eyüp Cumhuriyet Savcısı Ali Demirin hazırladığı iddianamede, terör örgütü DHKP - C üst düzey yöneticileri Ercan Kartal ve Şadi Özpolatın da kaldığı C Bloktaki koğuşlarda yaklaşık 10 yıldır arama ve denetim yapılamadığı, F tipi cezaevlerinin açılmadığı, DGM ve Terörle Mücadele Yasasının kaldırılması talebinde bulunan örgüt mensuplarının 20 Ekim 2000den itibaren dönüşümlü açlık grevi ve ölüm orucu yaptıkları ifade edildi. Ölüm orucu eylemlerini sona erdirme çabalarının sonuçsuz kaldığı ifade edilen iddianamede, sanıkların, olası bir operasyona karşı tıbbi malzemeler, yiyecek ve içecek stokladıkları, çok miktarda delici, kesici alet, ok atan tüfek, mızrak, yanıcı ve yakıcı maddeler hazırladıkları, mutfak tüplerini lav silahı haline getirdikleri, aralarında görev bölümü yaptıklarına yer verildi. Güvenlik güçlerinden ölen ve yaralananlarla ilgili ayrı soruşturma yürütüldüğü de kaydedildi. Kitaba ulaşilabilecek adresler:
Telefon : 0(212) 518 23 28 0(212) 518 22 94 0(538) 740 22 11 Fax: 0(212) 518 22 94 E-Mail:
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
Adres: Klodfarer Cd. Memişoğlu Apt. Nu:27 K.2 D.2 Sultanahmet, Emimönü / İstanbul
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
|