Top Module Empty
Anasayfa arrow Haberler arrow Son Haberler arrow USA: AL PKK'YI VER ERGENEKON'U
USA: AL PKK'YI VER ERGENEKON'U PDF Yazdır E-posta
Yazar Zeki Bingöl   
Cuma, 01 Şubat 2008

USA; Al PKK’yı ver Ergenekon’u,

 

Tarih 1938, Atatürk öldü.

Ve bugünlere fırtınalarla geldik. 1952’de NATO’ya girdik. Bu teşkilat komünizmin yayılmasını engellemeyi hedefliyordu.

Ve de başardı.

Hatta 1970’lerde mevcut komünizmin bile yok olacağını anlamışlardı. İşte bu günlerde tasarruf etmek için düğmeye bastı. Bazı birimlerinin masraflarını karşılamaktan vazgeçti.

Bütün NATO ülkelerinde özel bir teşkilatlanma yapılmıştı. Maksat o ülkeyi komünizm tehdidinden korumaktı. Eğer o ülkede komünistler devlete hakim olurlarsa veya ülkeyi Kızıl ordu işgal ederse, işte o zaman bu teşkilat o ülkede direnişe geçecekti.

Bu teşkilat askeri bir teşkilattı.

Yasası yoktu.

Gizliydi.

Sivil uzantıları devletin her kademesine uzanıyordu.

Hatta sade vatandaşlar bile ömür boyu görevlendiriliyordu.

Adı kurulduğu ülkeye göre değişiyordu. Ama ne hikmetse kesici dürtücü aletlere meraklı olanlarca adlandırılmış olmalı ki hep kılıç ve benzeri anlamı olan isimler tercih edilmişti.

İşte bu teşkilat bizim ülkemizde de kurulmuş olmalı. Yada öyle diyorlar.

Kim mi diyor?

Tabi ki etkin ve yetkin ağızlar diyor.

Söyleyenlerin bir kısmı öldürüldü. Bir kısmı da sustu. Konuşanları duyanlar da konuşmaktan çekindi. Bir bakalım gerilere neler olmuş?

"Ergenekon" ismini ilk ortaya atan kişi emekli Deniz Binbaşı Erol Mütercimler'di. Strateji ve siyasi tarih konularında pek çok kitabı bulunan Mütercimler bu ismi, 12 Mart döneminin' sıkıyönetim komutanları'ndan Memduh Ünlütürk'ten duymuştu. Ünlütürk, Mütercimler'e, "Ben de Ergenekon'un üyesiyim. Ergenekon Türkiye'de bütün kurumların üstündedir." demişti. Mütercimler'e göre, örneğin 29 Temmuz 1992 günü bir suikasta kurban giden Deniz Kuvvetleri eski komutanlarından Kemal Kayacan suikastının arkasında bu örgüt vardı. Amaç, Kayacan'ın bazı açıklamalar yapmasını önlemekti.

(Kaynak; http://arsiv.zaman.com.tr/2001/05/12/yazarlar/FarukMERCAN.htm )

 

İşte bu örgüt önemli bir ağızdan, 1971’de 12 Mart Cuntası döneminden Ziverbey köşkünde soruşturma yapan askeri savcı tarafından böyle tarif edilmişti. Ve de öldürüldü.

Bir başka kişi de o dönemlerde siyasi polis şefi yine bu örgütten bahsetmişti ve öldürüldü.

Ankara Cumhuriyet Savcılarından Doğan Öz, o da bu örgütten Ecevit’e bahsetmişti ve öldürüldü. Ecevit’e de suikast yapıldı. Öldüren yargılandı her ne kadar mahkeme idama hükmetse de Yargıtay bozdu.

Mumcu cinayetinde araştırma yapan Akman Akyürek. Akyürek bir kazada öldü.

Acaba bu örgüt Özel Harp mi? Hep bu yakıştırmalar olmuş ve bir çok kitaba da konu olmuştu.

Asıl garip olan şudur, Ecevit başbakan ve bu Askeri Birlikten haberi yok imiş. Nasıl oluyor da Türkiye’nin başbakanından gizlenen bir birlik olabiliyor?

Peki o zaman kimin haberi var?

Kimler yönetiyor?

Bunlar bu örgütü ne zamandır yönetiyor?

Bu sorunun cevabı herhalde finansını yaptığı sürece yönetiyor diyebiliriz. Yada örgüt içindeki yerleştirdikleri adamlarının misyonunun değişmesine kadar da diyebiliriz. Belki de bu adamların örgütten kopmasına kadar da diyebiliriz. Belki de bu olasılıkların hepsi yada en makulü bir kısmı da olabilir.

27 Mayısı anlamak lazım. Acaba bu darbede de anılan örgütün payı var mıydı? Belki de vardı. Yada etkili olmak için mutlaka girişimlerde bulunulmuştur. Keza bu olay ile anti Amerikancılık artmıştır. Hatta Kore’den askerlerimiz çekilmiştir. Amerika ile ilişkiler de sorgulanmaya başlanmıştır.

Atatürk’ün tam bağımsızlık ilkesi doğrultusunda sol gelişmeler olmuş idi. 27 Mayıstan sonra 1962 ve 1963 darbe girişimi yaşanmış ve Talat Aydemir ile Fethi Gürcan asılmıştı.

Amerika’nın büyük umut bağladığı ODTÜ ve diğer üniversitelerde gençlik sol aydınların söylevleri ile etkilenerek hareketlenmeye başlamışlardı. Sonradan kendi aralarında bölünmeler yaşanmış idi.

Asıl sol örgütlenmeler başta Hava Kuvvetleri’nde ve diğer askeri birliklerde hücre şeklinde ortaya çıkmış ve bunlar tek şemsiye altında toplanmıştı.:Hava Kuvvetler Devrimci Proletarya Örgütü. Sonra bu örgüt Mahir Çayan’ın T.H.K.P. ve C.’nde birleştiler. Bir başka oluşum da özellikle askeri öğrencilerin bildirilerde kullandığı söylenen T.H.K.O. ki bu ismi beğenen Deniz Gezmiş, kendisi ve arkadaşlarının kurduğu örgüte izin alarak bu ismi seçmişlerdi.

Ama asıl cunta ise o dönem Mahir Kaynak’ın MİT adına takip ettiği elitlerin başını çektiği ve bazı kuvvet komutanlarının da içinde olduğu oluşum idi. Tabiatıyla bu oluşum ile gençlerin içinde bulduğu örgütlenme arasında mutlaka bağ var idi.

Bunların ortak tarafı anti Amerikancı olmaları idi. Yine bu oluşuma karşı da 1960’lı yıllara kadar Türk Milliyetçisi sonradan Türk İslam sentezcisi durumunda olan oluşumlar ile bu siyasi düşünceyi benimseyen akımlar doğmuş idi. Bu ülkenin insanları böylesine kutuplaşırken Amerika’nın kurduğu ve finansını sağladığı örgüt acaba hangi akımda yer almış olabilir idi?

Bu oluşum General Memduh Ünlütürk tarafından tarif edilirken Devletten, Genel Kurmay’dan ve Hükümetlerden büyük diye ifade edildiğine göre eğer bu kadar büyük ise tabi ki bir yerlerde idi. Yada her iki tarafta da vardı denilebilir.

Bazı yazarlara göre Ergenekon oluşumu Özel Harp ve sivil uzantısı olduğu yönünde idi. Buna delil olarak da Ecevit’ten para istenmiş olması idi. Başbakan böyle bir oluşumdan haberinin olmadığını söylerken daha önce Amerika tarafından finansının yapıldığı ama artık yapılmadığı söylenmekte idi. 1970’li yıllar idi.

9 Martta yapılması planlanan darbe ise yapılamış idi. Nedeni de darbenin en tepesindeki generallerin diğer generallerle 12 Mart muhtırasını vermesi idi. O zamanlar herkes tam olarak anlamamıştı bu muhtıranın manasını. 9 Marttaki oluşum bu muhtırayı önce kendilerinin arzuladığı darbe sanmışlardı.

Sonradan onlar tek tek tasfiye edilmeye başlanınca işin rengi anlaşılmış idi. 9 Mart’ta karşı darbe yapılmış idi. Hatta bu karşı darbe bizzat 9 Mart cuntasının içindeki en tepede bulunanların katılımıyla yapılmıştı.

Elit ve yüksek kısmında bulunanlar da yargılanmaya başlanmış, MİT’in ajanı olan Mahir Kaynak mahkemede tanık gösterilmiş ve ifade vermişti. Yıllarca kendisi tarafından kayda alnan bantlar delil olarak gösterilmiş idi. Mahkeme MİT tarafından toplanan bu delillerin MİT’in adli görevi olmadan toplaması nedeniyle beraat ile sonuçlanmış idi.

Ama işin garip tarafı meşhur Ziverbey köşkünde daha altta bulunan cuntacılar ve örgüt mensupları aynı kurum yani MİT’ten olanlarca sorgulanmış olması idi. Mahkeme bunu biliyor olmalıydı. Çünkü askeri savcı Memduh Ünlütürk idi. Hatta kendisi başka bir oluşumun içindeydi. Bir taraftan da Mehmet Eymür MİT’in soruşturmada görev aldığını zaten sonradan açıklamış idi. Yani cuntacıların elitleri gibi mahkeme MİT’in adli görevi olmadan elde edilen delilleri kabul etmeyebilir idi. Ama öyle olmadı.

İdamlar ve cezalar verildi.

Zaten halk da anarşist diye tanıdıkları bu insanları komünist olduklarından çok kötü olarak tanımışlardı. Yani Türkiye komünizmi de halk bazında tanımış oldu.

Bunlar bir sınıfın ki onlar proletarya diyorlardı (halen halkımız bu kelimenin kimi tarif ettiğini tam olarak da bilmemektedir) işte onların diğer halk sınıfının üstünde bir yönetim hedeflemişlerdi. Yani ülkedeki emekçiler, ülkede yaşayan diğer halk kesimi üzerine hakimiyet kuracaklardı. Tabi bu kesimin kim olduğunu yazmaya gerek yoktu. Kime sorsanız bilir.

İşte bu mahkeme elitlerin yargılandığı davada delil sayılmayan ve beraatla sonuçlanan yargılamanın aksine MİT’in topladığı delilleri kabul edip mahkumiyetle sonuçlandırması halen tartışmalıdır.

Aynı yıllar ve kısa süre önce de Türk Solu içinde olan Kürt Solu ayrıldı sonra da esasen soldan da ayrıldı sonuçta Kürt milliyetçisi ve ayrılıkçısı haline geldi. Sol Kürt oluşumlar yine sol olarak kurulan PKK eliyle tek tek yok edildi. Tek hakim olunca da ayrılıkçı bir duruma geçti. Belki de kuruluşundan beri sol değil asıl ayrılıkçı idi.

Türkiye’nin başına öyle bir bela oldu ki iliklerine kadar sömürüldü. Bu süreçte insanlar  terör dehşetinden ne soyulan bankaları ne hortumlanan milli kaynakları göremediler, oluk oluk kan aktı. Halen de ülkemizi tehdit etmeye devam etmektedir.

1960 sonrası sağ adına komünizmle mücadele dernekleri ile kuvayı milliye dernekleri ülkücü oluşumları oluşturmuş idi, o tarihlerde sol yapılanmada olan oluşumlar 12 Mart’tan sonra yer altına girdi, bugün ise soldan eser olmamak ile beraber sol adına bazı örgütler ile sağ adına olan örgütler aynı paralelde ve de ne gariptir aynı isimlerde ortaya çıkarak anti Amerikancı olmuşlardır.

Sadece PKK filizlenerek büyüdü.

Bu arada Amerika’nın kurduğu ve bütün NATO ülkelerinde ve ayrıca NATO ülkesi olmayan İsviçre gibi ülkelerde, eğer bir komünist işgal olur ise direniş yapmak üzere kurulmuş örgütler çökmeye başlamış idi. Bunun en iyi örneği İtalya’da yaşandı. P2 olayı. Detaylar basında çok açık yer aldı.

İtalya’da “Gladio”, . Avusturya’da Almanca “kılıç” anlamına gelen “SCHWERT”. Belçika’da (SDR-8). Fransa’da (Glavive). Yunanistan’da “Koyun Postu” gibi benzer örgütlerin çökertilmesi de basına intikal etmiştir.

Peki Türkiye’deki (var ise) bu oluşum ne oldu?

Madem Amerika tarafından finansı kesildi ise nasıl finansı yapıldı?

Kim yaptı?

Kim yönetti?

Halen bu oluşum varlığını koruyor mu?

Şu an ülkemizde giderek büyüyen anti Amerikancılık ve ulusalcılık diye adlandırılan akımda payı var mı?

Evet son günlerde Polisin yaptığı operasyonun adı; Ergenekon…

Acaba çetenin tamamı yakalananlarla sınırlı mı?

Eğer öyleyse Memduh Ünlütürk’ün sözleri yanlış olmalı(?!) … aslında beklenen çok ama çok büyük bir örgüt olmalı idi… bu güne kadar yapılan söylev ve itirafları  dikkate almadan, Ziverbey Köşkünde sorgucuların kimlikleri itibari ile değerlendirmeden, onların yapmış olduğu sorgulamaları diğer bir değişle  ERGENEKON’nun eylemi olarak görmeden ve faili meçhul cinayetleri bu soruşturmaya dahil edilmeden yapılan ERGENEKON operasyonu neyi ifade edeceği ise merak konusudur.

Belki de al PKK’yı ver Anti Amerikancıları denmiş olabilir mi? Diye sormak da mümkündür.

Evet…. Her şey mümkün. Zaten Başbakanımız bu operasyon idare ile yargının çok iyi koordinesiyle yapılmaktadır demiştir.

Yani siyasi bir iradenin de var olduğunu görmekteyiz. Eğer bütün yönleriyle bu olay aydınlatılırsa yakın tarihimizde yaşanan bir çok olayın da iç yüzü aydınlanmasını beklemekteyiz.

6-7 Eylül olaylarını, 27 Mayıs ve sonrası yaşanan 1962, 1963 isyanlarını, 9 Mart cuntası ve 12 Mart muhtırasını tabi ki sonrasında yapılan yargılamalar ve tasfiyeleri.

1974 Kıbrıs Harekatını, o yıllardaki genel af yasasını ve bu yasa ile tahliye edilenler ve sonrasındaki 12 Eylül öncesi olaylarını…

bunların tamamına ışık tutulacağını tahmin etmekteyiz. Yada 12 Mart sonrası yukarıdakiler bir kenara konularak belki de sadece vatanseverlik içinde olan kişilerin 1970’li yıllarda olduğu gibi yönlendirmeler sonucu ki Ecevit’in ajan provokatör dediği kişilerce bazı olaylara karıştırılanlar ile mi kalacak diye kamuoyu merakla beklemektedir.

Ayrıca bu ülkede altını çizerek söylemek gerekir ki bugüne kadar hep silahlı mücadele ile anayasal düzeni değiştirmeye teşebbüs etmekle yargılanan ve mahkum olanları hep anayasal düzeni silah zoru ile değiştirenler yargılamışlardır. Yani kendi işledikleri suçtan dolayı diğerlerini bu suça teşebbüsten  yargılamışlardır.

Gerçekten bu suçu işleyenlere ne yapılmıştır?

Bu suçu işleyenlerin yaptıkları düzenlemeler meşru mudur?

Yada şu an karşımızdakilere aynı yük yüklenirse ve gerçek faillere ulaşıl(a)maz ise o zaman da on yıl sonra Deniz’e, Mahir’e, Saffet’e, Alptekin’e, Hüseyin’e, Yusuf’a ve onların karşısına çıkarılan ülkücü, milliyetçilere verilen ceza reva mıdır diye soracak isek o zaman aynı tas aynı hamam ve bu iş de bir başka oyun demek lazımdır.

Bu konunun önemini anlamak için bir alıntıya yer vermek gerekecektir;

E.Org.Kemal Yamak yazdığı kitapta 6-7 Eylül olaylarının Harp işi olduğunu ve başarılı bir harekat olduğunu belirtmektedir.

Ankara Cumhuriyet Baş Savcı Yardımcısı Doğan Öz mesleğini ciddiye alan, demokratik düşüncelere sahip değerli bir insandı. Sayıları hızla artan siyasi cinayetlerin, yükselen terör dalgasının baş sorumlusu olarak gördüğü kontr-gerilla örgütü hakkında bir soruşturma dosyası hazırlamaya başlamıştı. Öldürülmeden önce zamanın Başbakanı Ecevit’e verdiği ve çok az bir kısmı bazı basın organlarına yansıyan raporunda, Terör örgütlerini Genelkurmay’a bağlı Kontrgerilla adlı yasadışı kuruluşun yönettiğini yazıyordu. Aynı kuruluşun sivil MİT görevlilerini ve siyasi polisi de kullandığını anlatıyordu. Kontrgerilla’nın CIA ve MOSSAD ile işbirliği içinde Türkiye’yi bir askeri darbe ortamına sürüklediğini ifade ediyordu. Böyle bir darbe ile Türkiye’nin bölgede tehlikeli serüvenlere sürüklenebileceğini, demokrasinin alternatif olmaktan çıkacağını ve ülkede faşizmin kökleşeceğini anlatıyordu.

Bu nedenle, Bülent Ecevit, kontr-gerilla konusunu ayrıntıları ile biliyordu.

“1974 yılında Genelkurmay Başkanı Sancar, bana başbakanlığa ait örtülü ödenekten bu daireye (Özel Harp Dairesi) para vermemi istedi. Hem de yüklüce bir paraydı. Bütçeye baktım, böyle bir daire yok. Ama o sırada Kıbrıs harekatı vardı. Üstüne gidemedim. Çünkü diyorlardı ki Rum tarafında da Özel Harp Dairesi’nin adamları var. Onlardan bilgi alıyormuş. Oysa bunlarla harekat sırasında telsiz irtibatı bile kuramadık. 1978’de Sayın Evren’i özel harp dairesinin tasfiyesi için sıkıştırdım. Bana hep “yapıyoruz, ediyoruz” dedi. Ama yapılmadı. Tabi bir yandan Genelkurmayı sıkıştırıyordum. Sonuç almaya çalışıyordum, bir yandan da içimizdekileri yatıştırmaya çalışıyordum. Başbakanım; bunları yapıyorum.

… Özel Harp Dairesi’nin her ilde depoları vardı. Buraya bağlı olanlar, “çok vatansever insanlar” diye alınmışlardı. Bu daire gerektiğinde bu silahları kullanacaktı....

… Sarıkamış’taydım. Birlikte yemek yediğimiz komutana kontr-gerilla (özel harp dairesi)’yı  sordum. “Var” dedi. “Hepsi çok memleket sever insanlardır” diye ekledi. O sıralar çevrede MHP İl Başkanı da geziniyordu. “MHP İl Başkanı da bu daireyle...” diyecek oldum. General “o başında” demez mi? “

 

(Kaynak;  http://www.onergurcan.org/ )

 

Saygılar sunuyorum.

 

Zeki Bingöl

Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır

http://www.zekibingol.com/

 

Son Güncelleme ( Pazartesi, 11 Şubat 2008 )
 
< Önceki   Sonraki >
© 2008 Zeki Bingöl'ün Web Sitesi