Top Module Empty
Anasayfa arrow Haberler arrow Son Haberler arrow Karanlığın sol eli
Karanlığın sol eli PDF Yazdır E-posta
Yazar admin   
Pazartesi, 21 Ocak 2008

Karanlığın sol eli


3 Kasım 1996 gecesi, şarjör şakırtıları, makinalı tabancalar, tevkif müzekkereleri, susturucular, özel operasyonlar, sigaradan dumanaltı olmuş izbe odalar, yeşil pasaportlar,

 


sahte kimlikler, sahte silah kullanma ruhsatları ve bir ülküye adanan sevda şiirleri ile geçen bir ömür, ansızın ve sorgusuz çıkagelen bir kamyonun ölümü haber veren elleriyle sona erdi. Bu motiflerlerle dolu koskoca bir yaşam, o kasım gecesi, Balıkesir�in Susurluk ilçesinde noktalandı. Son model bir Mercedes, efsane ülkücü Abdullah Çatlı ile beraber kader yoldaşları Kocadağ ve Gonca Uz�a mezar oldu.

Olayın üstünden yarım saat geçmemişti ki medya nasıl olmuşsa Abdullah Çatlı�nın Mehmet Özbay sahte kimliğiyle dolaştığını ve birtakım suçlardan ötürü de arandığını öğrenmiş, bir süredir çatışma halinde olduğu hükümete karşı eline müthiş bir koz geçirmişti. Muhalefet partilerinin de bu konuda sessiz kalması düşünülemezdi. Anavatan Partisi Genel Başkanı Mesut Yılmaz üstelik eski ülkücülerden oluşan kurmaylarıyla olayın üstüne gitti.

Bir süre sonra Meclis Araştırma Komisyonu�nda konuyla ilgili bilgilerine başvurulan MİT Kontr�Terör Dairesi Başkanı Mehmet Eymür, Abdullah Çatlı�nın MİT tarafından ASALA�ya karşı yapılan eylemlerde kullanıldığını kabul etti ancak, Çatlı�nın daha sonra Emniyet Genel Müdürlüğü�nün kontrolüne girdiğini belirtti. Eymür bununla birlikte MİT görevlisi Tarık Ümit�in Abdullah Çatlı tarafından sorgulandığını, bunun sona ermesi için Mehmet Ağar ve İbrahim Şahin�i aradığını belirterek ucu 1980�li yıllara kadar giden devlet içindeki klikler çatışmasının da ipuçlarını veriyordu. MİT, Abdullah Çatlı ile ilişkisini üst düzey bir memurunun ağzından kamuoyuna duyuruyor, böylelikle devletin sağ eli ortaya çıkıyordu. Ancak bu konuları dikkatle takip edenler biliyordu ki, sağ eli olan bir devletin sol eli de olmalıydı.

Onlar üç kişiydiler

1978 yılıydı ve onlar üç kişiydiler: Dursun Karataş, Bülent Uluer ve Paşa Güven... O yıl, Dev�Yol�un İstanbul örgütlenmesindeki bu üç devrimci kafadar, ünlü Askı Bildirileriyle, Dev�Yol�u revizyonistlik ve pasiflikle suçlayarak, örgütle ilişkilerini askıya aldıklarını açıkladılar. Hepsi Alevi ve Kürt olan bu üç kişi THKP�C lideri Mahir Çayan�ın politikleşmiş askeri savaş stratejisini savunuyordu. Dev�Yol ise bunu maceracılık olarak değerlendiriyordu. Tartışmalar öylesine hararetlenmişti ki; iki örgüt Dev�Genç isminin kullanılması konusunda neredeyse birbirine girecekti. 12 Eylül sonrasında bir çok örgüt yurtdışına kaçarken Dev�Sol Türkiye�de kalmayı yeğledi. 1980�li yıllarda eylemlerine hız veren örgüt, kilit isimlere yönelerek dikkat çekti. İşte her şey burada başlıyordu.

29 kez polisin elinden kurtuldu

1980 yılında Nihat Erim suikastından Gün Sazak�a, Hiram Abas�tan Emekli Orgeneral Hulusi Sayın�a ve Emekli Oramiral Kemal Kayacan ve Özdemir Sabancı cinayetine değin bir çok şaibeli suikastın emrini veren ve tamı tamına 29 kez polisin elinden kurtulmayı başarabilen Dursun Karataş�ın bu suikastları devrim adına mı yoksa birtakım güçlerin veya karşı olduğu sermaye çevrelerinin adına mı gerçekleştirdiği belli değildi.

Bugün özellikle Hiram Abas, Emekli Orgeneral Hulusi Sayın ve Sabancı cinayetinin yıllarca karanlıkta kalan gerçekleri bir bir gün yüzüne çıkıyor. Nitekim eski bir deniz subayı olan araştırmacı yazar Erol Mütercimler dergimize yapmış olduğu açıklamalarında, yıllar süren araştırmalarına göre herşeyin üstünde, içinde askerlerin, emniyetçilerin, gazetecilerin, profesörlerin bulunduğu 1960 yılında kurulan ERGENEKON adlı bir örgütle karşı karşıya olduğumuzu söylüyor. Mütercimler, Dursun Karataş�ın da bu örgüt tarafından kullanıldığını, bu örgütün gerekirse PKK�yı bile kullanabileceğini iddia ediyor. Emekli Deniz Binbaşı Erol Mütercimler yıllar önce Memduh Ünlütürk Paşa ile yapmış olduğu bir görüşme sırasında, Ünlütürk�ün kendisine bu örgütten bahsettiğini, duyduğu şeyler konusunda adeta şok olduğunu belirtiyor.

Nitekim Emekli Deniz Binbaşı Erol Bilbilik de aylar önce 12 Mart�tan 12 Eylül�e insanların nasıl kullanıldığına ilişkin birtakım açıklamalarda bulunmuştu. Bilbilik, kamuoyunda çok tartışılan iddialarında Orhan Kabibay, İrfan Solmazer gibi askerlerin Dursun Karataş gibi birçok ismi kullandığını, İrfan Solmazer�in 12 Mart�a 24 saat kala Almanya�ya uçurulduğunu, Almanya�dan filolar sahibi milyarder bir işadamı olarak döndüğünde ise kılına bile dokunulmadığını belirtmişti. Orhan Kabibay�ın da 12 Eylül�de Kenan Evren� e yardımcı olduğunu, Evren�in Danışma Meclisi�nin hazırlanmasını da Orhan Kabibay�dan istediğini belirtiyordu. Bilbilik herşeyin 12 Eylül darbesinin gerçekleştirilebilmesi için yapıldığını söylüyordu.

MİT nasıl özelleşir

Başbakan Turgut Özal gazetecilerin �MİT�te sivilleşme nasıl gerçekleşecek?� sorusuna �Metanet ve cesaret lazım� demişti o kendine has üslubu ile, sözcükleri tane tane vurgulayarak. MİT�in sivilleşmesi, dolayısıyla Hiram Abas�ın müsteşarlığı anlamına geliyordu ki bu apaçık bir savaş demekti. Hiram Abas, Özal�ın Suriye gezisinde ilk kez, protokolde, hem de bir dış gezide 5. sıraya dahil ediliyor, gazeticilerin yoğun ilgisinden, uçaktaki Dışişleri Bakanı ve Müsteşarı Nüzhet Kandemir adeta gölgede kalıyordu. Nitekim 17 Temmuz 1987 tarihli Sabah gazetesi büyük puntolarla �Abas�ın büyük şovu� şeklinde başlık atıyordu. Projektörler Hiram Abas�a çevrilirken Mehmet Ali Kışlalı bile Abas ile ilgili övgü dolu bir yazı yazıyordu. Özal�ın kafasında ne vardı ve neden projektörler Hiram Abas�a çevrilmişti? O günlerde herkes kendisine bu soruyu soruyordu.

Üç askeri darbeye maruz kalan hükümetlerin, darbeden önce kendilerine istihbarat gelmemesi büyük sıkıntı meydana getiriyordu. Aksini düşünmek mümkün değildi, çünkü MİT müsteşarının rütbesi en fazla korgeneral olabiliyordu ve bir korgeneralin, rütbesi orgeneral olan genelkurmay başkanını hükümete rapor etmesi düşünülemezdi. Askerler, sağ ve sol eğilimli olabilecekleri kanaatiyle MİT görevlilerine güvenmiyor ve basına bilgi sızdırabileceklerini düşünüyorlardı. Diğer taraftan MİT'te asker çocukları da köşe başlarını tutmuşlardı. İşte tam bu hengamede Hiram Abas sivilleşmenin simgesi haline geldi. 1986 yılında Burhanettin Bigalı 4 yıldır başında bulunduğu MİT müsteşarlığından ayrıldı, yerine Korgeneral Hayri Ündül getirildi. Müsteşar yardımcılığı makamı ise 3�4 ay kadar boş kaldı. Sonunda, Konsey�den bazı isimlerin karşı çıkmasına, Doğu Perinçek, Mehmet Ali Birand, İlhami Soysal gibi bazı gazetecilerin karşı propagandasına rağmen; Özal, Hiram Abas�ı ikinci adamlığa getirdi. O yıllarda bir gazeteci �Evren�in Özal�a ilk teslim olduğu olay budur� diyordu. Böylece MİT�teki sivilleşme hareketinin birinci ayağı tamamlanıyordu. Özal, Hiram Abas�ı ikinci adam yapar yapmaz, Abas�ı Suriye�ye götürerek, amacının ne olduğunu belli etmişti. Şöyle diyordu bir gazeteci: �Hiram Abas engellenmeseydi Özal MİT�i tepeden tırnağa sivilleştirecekti.�

Özal�ın Hiram Abas tutkusunun bir başka sebebi de Abas ile Kürt meselesine olan yaklaşım tarzlarının yakınlığı idi. Hiram Abas, Özal�a, Kuzey Irak�taki Kürt grupları karşısına almaktansa bu gruplara birtakım imtiyazlar vererek Kürt sorunuyla ilgili inisiyatifi eline almasını salık veriyordu. Bununla birlikte Kürt sorununu sadece askeri yöntemlerle çözmenin mümkün olmadığını, bazı sivil�siyasi yöntemlerin de denenmesi gerektiğini belirtiyordu. Abas, PKK ile mücadelenin bazı çevreler için rant haline geldiğini, silah tüccarlarının bu işin içinde olduğunu, devlet içerisindeki bir kanadın da bu mücadeleyi körüklediğini belirtiyordu. Daha da ilginci Abas, Dev� Sol örgütünün bazı mafya babaları, emniyet müdürleri ve siyasilerle bağlantılı olduğunu düşünüyor ve konu ile ilgili en önemli iki kurmayı Mehmet Eymür ve Atilla Aytek�e rapor hazırlatıyordu. O günlerin canlı tanığı Mahir Kaynak, bombanın Hiram Abas�ın elinde patladığını ve bu raporların basına sızdırıldığını söylüyor: �Bu olay patlak verdiğinde devlet içerisindeki klikler savaşı doruk noktasına ulaşmıştı. Aslında bir çok siyasi cinayetin arkasında da bu kanatların egemenlik mücadelesi vardı. Hiram bir odaktı. Raporu Mehmet Eymür�e hazırlatan da oydu. Hiram�ın Dev�Sol tarafından öldürülmesi çok şaşırtıcı değildi. Çünkü Dev�Sol�un uyuşturucu ve silah ticareti yapan bazı Kürt işadamları üzerinden bu grubun kontrolüne girdiği biliniyordu. Dev�Sol gibi bir örgütün tek başına hareket edebilmesi mümkün değildir. Dev�Sol özellikle 1980�li yılların ortalarında bazı uyuşturucu kaçakçısı Kürt işadamlarıyla ilişki kurdu. Diğer taraftan çoğu kimsenin gözardı ettiği bir başka mesele de Dev�Sol�un ordu içindeki bağlantılarıydı.�

Bununla birlikte MİT�in yeni binalarının bulunduğu caddeye Ahmet Cem Ersever isminin verilmesinin, Ersever�in devletin Kürt politikasını eleştirdikten sonra Abdullah Çatlı ve arkadaşları tarafından öldürülüğü iddiasını güçlendirdiği belirtiliyor ve bu olayın devlet içindeki klikler savaşıyla ilgili olduğu iddia ediliyor.

Abas; Atilla Aytek ve Mehmet Eymür tarafından hazırlanan MİT raporunun Aydınlık dergisi tarafından yayınlanması üzerine görevinden istifa etti. Raporda Emniyet Müdürü Şükrü Balcı�nın Dündar Kılıç�tan rüşvet aldığı belirtiliyor, Mehmet Ağar�dan Ünal Erkan�a kadar bir çok ünlü isim ve girmiş oldukları bir çok ilişki en ince ayrıntılarına kadar gözler önüne seriliyordu. Hiram Abas 26 �9 � 1990 tarihinde bir daha geri dönmemek üzere bu hayatı terketti. Ölüm emrini Dev� Sol lideri Dursun Karataş vermişti. Amaç emperyalistlerin yerli işbirlikçilerini cezalandırmaktı. Ancak buna hiç kimse inanmadı. Raporda en ilgi çeken bölüm ise kuşkusuz mafya babası Dündar Kılıç�ın, Mehmet Ağar ve Ünal Erkan�a olan yakınlığı ile bilinen Polis Şefi Şükrü Balcı ile ilişkisiydi.

Dündar Kılıç ve Paşa Güven elele

Paşa Güven 70�li yılların ortalarında İstanbul�un en popüler devrimci gençlik liderlerinden biriydi. Tıpkı Dursun Karataş gibi Aleviliği Kürtlüğünden önde gelen boykotlarda, işgallerde, mitinglerde, cenaze törenlerinde kimi zaman elinde megafonu, kimi zaman kolunda görevli parti pazıbenti, safları sıklaştıran, ajitatif konuşmalar yapan, kortejlerin hep önünde yürüyen bir devrimciydi... 1 Mayıs 1976 gecesi silahla yakalandığında ünlü karikatürist Turhan Selçuk�un Paşa�General esprisine konu olmuştu.

Paşa Güven bu kez bambaşka bir sima ile karşılaşacaktı hapiste. Güven, yeraltı dünyasının ünlü ismi ve Emniyet Genel Müdürlüğü�nden bazı polis şefleriyle kurmuş olduğu inanılmaz ilişkilerden ötürü şu an MİT Kontr�Terör Dairesi Başkanı Mehmet Eymür�ün yıllar önce kaleme aldığı ünlü MİT raporuna konu olan Dündar Kılıç ile birlikte kalıyordu cezaevinde. Nitekim Dündar Kılıç, yıllar sonra bile, kendisinden ne zaman sorulsa �Delikanlı Çocuk� diyecekti onun için. Ve bu iki liderin hapishane dostluğu Dev�Sol�un uyuşturucu ticaretine girmesinden, devlet içindeki bir kanat adına bazı eylemler gerçekleştirmesine kadar devam eden inanılmaz olaylar zincirinin başlangıcını teşkil etti.

Paşa Güven, MHP�li Gümrük ve Tekel Bakanı Gün Sazak ve Nihat Erim suikastının hemen ardından Lübnan� a geçmiş, Dev� Sol�un yurtdışı sorumlusu olmuştu. Bu sırada Filistin Demokratik Halk Kurtuluş Cephesi lideri George Habbaş ile yakın ilişkiye de geçmişti.

Ne ki 1983�te Lübnan�ı terkederek siyasi mülteci olarak Fransa�ya yerleşen Paşa Güven, Hiram Abas�ın kanı henüz kurumadan, Abas�ın ölümünden tam 15 gün sonra, 9 Ekim 1990 tarihinde, kendisine usulca yaklaşan saldırganın silahından çıkan kurşunlarla öldürüldü. Herkes bu eylemin parti içi bir çatışma olduğunu zannededursun aslında durum çok farklıydı. Çünkü Dev�Sol Paşa Güven�in öldürülmesi eylemini hiç bir zaman üstlenmedi. Hiram Abas�ın, emekli Binbaşı Erol Mütercimler�in Ergenekon isimli olduğunu iddia ettiği özel harp gücünün kuyruğuna bastığını kimse görmemişti. Bunun devlet içindeki bir klikler savaşı olduğunu hiç kimse düşünmemişti. Oysa uyuşturucu dünyasının ünlü ismi Hüseyin Baybaşin de 15 Nisan 1996 tarihinde PKK�nın Avrupa�da yayınlanan Özgür Politika gazetesinde Paşa Güven�in Kontr�Gerilla (aslında Özel Harp Dairesi diyor) tarafından yetiştirildiğini söylüyor ve Dev�Sol�un bir çok hedefinin aslında Kontr�Gerilla�nın hedefi olduğunu belirtiyordu. Nitekim Emekli Korgeneral İhsan Gürkan dergimize yapmış olduğu açıklamada devletin sol örgütleri de kullanabileceğine dikkat çekerek Kenan Evren�in Meclis Araştırma Komisyonu�nda yapacağı açıklamalarla bir çok şeyin su yüzüne çıkabileceğini söyledi.

30 Ekim 1991 tarihli eylem, Dev�Sol�un gerçekleştirmiş olduğu diğer önemli hadiselerden biri. Bu eylem de, Dursun Karataş�ın Mehmet Ağar�ın İstanbul Emniyet Müdürlüğü sırasında hapisten kaçmasından tam 4 ay sonra gerçekleşti.

Avrupa�da yayınlanan Özgür Politika gazetesinde 15 Nisan 1996 tarihli röportajda Hüseyin Baybaşin�in Türk basınının dikkatinden kaçan açıklamalarında, Beyti Et Lokantası�nda emekli Orgeneral Hulusi Sayın�ı Özalcı kanatta yer aldığı ve Kürt sorununa siyasi çözüm önerdiği için sorguladıkları iddia ediliyordu. Baybaşin, bu sorgulamadan kısa bir süre sonra da Emekli Orgeneral Hulusi Sayın�ın öldürüldüğünü belirtiyordu. Asıl ilgi çeken açıklamaları ise Paşa Güven ile ilgili olarak söyledikleriydi. Bir süredir Hollanda�da hapiste olan Hüseyin Baybaşin�in tam da Susurluk olayının ardından hapisten çıkıp Türkiye�ye dönmesi kimi çevrelere göre kuşkusuz bir tesadüf değildi.

Dev- Sol bölünüyor

Dursun Karataş en büyük darbeyi, 13 Eylül 1992�de kendi içinden çıkan muhalif gruptan yedi. Bu bölünme Dev�Sol lideri Dursun Karataş�ın girdiği ilişkilerle ilgili son derece önemli ipuçlarını da veriyordu. Darbenin lideri Bedri Yağan, Dursun Karataş�ın mafyatik bazı ilişkiler içinde olan devlet içindeki bir kadro ile ilişki içerisinde olduğu, bu yüzden Merkez Karar Komitesi�nin işlemediği, örgüte yeni bir APO�nun dayatıldığı gerekçesiyle liderliği ele geçiriyordu. Yaklaşık 20 yıldır örgütün en ön saflarında çarpışan Bedri Yağan, Dursun Karataş�ın bu kadro tarafından yönlendirildiğini ve kendi hedeflerini ortadan kaldırmada kullandığını düşünüyordu. Ne var ki bu darbe girişimi çok fazla uzun sürmeyecekti.

Kayacan�ın öldürülme sebebi örgütü bilmesi

Bu konuyla ilgili olarak görüştüğümüz eski THKP�C�li Halit Özkul, Bedri Yağan ile bu konuyu ilk önce kendisinin konuştuğunu, Dursun Karataş�ın devlet içindeki birtakım güçler tarafından kullanıldığını en ince ayrıntılarına kadar anlattığını söylüyor. Halil Özkul tıpkı Erol Mütercimler gibi Ergenekon adlı özel bir gücün ipuçlarını veriyor: �Eroin gelirinden Türkiye ekonomisine yıllık milyarlarca dolar para giriyor. Dursun Karataş da bu örgütün bir üyesidir. Karataş tutuklu bulunduğu sırada 38 kişinin ismini vermiş biridir. Mahkeme tutanaklarında bunların hepsi mevcuttur. Dursun Karataş�ın avukatı eski 27 Mayısçı Nebi Barlas�ın bürosunu bastırmasının sebebi budur. Tayfun Özkök de tıpkı Dursun Karataş gibi Ergenekon�un adamıydı. İbrahim Seven� de Dev�Yol�un içindeki ajanlarıydı. Onu da ben deşifre ettim. İbrahim Seven 1980 yılında başka bir örgüt kurdu. Emekli Oramiral Kemal Kayacan�ın öldürülmesinin sebebi de Ergenekon�un varlığından haberdar olmasıydı. Gün Sazak�ın öldürülme sebebi de kaçakçılığın Edirne noktasını engellemeye çalışmasıydı. Ergenekon�un bir ucu da Mason locasıdır.

Eski THKP�C�li, �Emperyalizm, CIA, Türkiye�, �Yeni Dünya Düzeni�, �Gizli Ordular� adlı kitapların yazarı Halil Özkul�un bu şok açıklamaları Bedri Yağan ve arkadaşlarının tasviye edilmesinin nedenlerini anlamamızı sağlıyor.

Dev�Sol�a yapılan bu operasyonların başında bulunan isim ise iddiaları daha ilginç hale getiriyor: �Hüseyin Kocadağ�!

Nitekim 1995 yılında Mehmet Ağar�ın Emniyet Genel Müdürlüğü sırasında, Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığı tarafından Milli Güvenlik Kurulu�nda, Cumhurbaşkanlığı�na sunulmak üzere hazırlanan raporlar olayın ciddiyetini daha da artırıyor. Raporda örgütün yaşadığı bu bölünmenin devlet tarafından gerçekleştirildiği ve darbeci kanadın faaliyetlerinin bitme aşamasına geldiği vurgulanıyor. Demek ki darbe başından beri kontrol altındaydı ve güdülen amaç örgüt içindeki kontrol edilemeyen tarafı tasviye etmekti.

Kendilerini Devrimci Sol Güçler olarak tanıtan bu muhalif grup, Dursun Karataş�ın Hollanda�da bulunmasının bir tesadüf olmadığını, Hollanda�nın uyuşturucu trafiğinde son derece önemli bir nokta teşkil ettiğini ifade ederek Karataş�ın devlet içinde bazı üst düzey yetkililerle irtibat halinde olduğunu, Türkiye�nin ne Fransa�dan ne de Hollanda�dan Dursun Karataş�ın iadesi konusunda ısrarlı olmadığını, iadesi konusundaki belgelerin kasıtlı olarak hep eksik gönderildiğini, NRC Honders Belot gazetesinde konu ile ilgili bazı haberlerin de çıktığını belirtiyorlar. Kısa bir süre önce de PKK ile DHKP�C�nin eylem birliği kararı almasını değerlendiren muhalif grup, bu anlaşmanın uyuşturucu pazarının paylaşımı için yapıldığını söylüyorlar. Daha da önemlisi kamuoyunda MİT raporu olarak bilinen belgelerde Sami Hoşnav adlı şahsın örgütün Dev�Sol bağlantısını yürüttüğü belirtilirken, hiç kimse bu son derece önemli ayrıntı üzerinde durmak istememişti.

Emekli Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Kemal Kayacan�ın 29 Temmuz 1991 tarihinde yine Dursun Karataş�ın emriyle öldürülmesi ise iddiaları daha da güçlendiriyor. Hatırlanacağı gibi eski THKP�C�li araştırmacı yazar Halit Özkul, Emekli Oramiral Kemal Kayacan�ın Ergenekon ile ilgili bazı bilgilere sahip olduğu gerekçesiyle öldürüldüğünü söylemişti. Konu ile ilgili olarak görüştüğümüz Kemal Kayacan�ın 40 yıllık arkadaşı ve aile doktoru Memduh Eren şunları söylüyordu: Bütün bir hayatımız neredeyse birlikte geçti. Aynı zamanda aile doktoruydum. Bir gün kendisine ne olduğunu sordum, bir şeylerin ters gittiği belliydi. Bu ülkeyi biz yönetmiyoruz dedi. Kim yönetiyor peki diye sordum. Cevap vermedi. Ancak onun kimler tarafından ve neden öldürüldüğünü çok iyi biliyorum. Askeriyeden 70�li yılların başında tasviye edilen şu anda kamuoyunda da iyi bilinen bazı isimler Kemal Kayacan�ın bilgisi dışında birtakım işlemler yapıyorlardı. Kemal bunları tasviye etti. Öldürülme sebebi budur.�

Emekli Oramiral Kemal Kayacan�ın 40 yıllık arkadaşı ve aile doktoru Dr. Memduh Eren�in bu tarihi açıklamaları Dev�Sol�u ve Dursun Karataş�ı ve şu ana kadar karanlıkta kalmış bir çok gerçeği gün yüzüne çıkartıyor.

Nitekim Dursun Karataş�ın Interpol tarafından 174 ülkede yaklaşık 150 ayrı suçtan aranmasına rağmen bir türlü yakalanmamasının, 29 kez polis baskınından kurtulmasının ancak bazı güçlerin göz yummasıyla mümkün olabileceğini söyleyen muhalif grup bu bağlantının Paşa Güven�den daha önce kurulduğunu belirtiyor. Daha da ilginci ileride Dursun Karataş�ın da yeşil pasaportu olduğu ortaya çıktığında kimsenin şaşırmaması gerektiğini belirten grup bu ilişkilerin yakında ortaya çıkacağını iddia ediyor.

Sabancı Center cinayeti

9 Ocak 1996 günü saat 11�de herkes gözlerini Sabancı Center�ın 25. katına çevirdi. Sabancı iş merkezinin 25. katı bu suikastın kilit noktasıydı. Sakıp Sabancı, sermaye piyasasındaki inanılmaz yükselişi ve Kürt sorunuyla ilgili hazırlattığı raporlarla sürekli gündemdeydi. Türk sermayesinin en büyük ismi Sabancı�nın hazırlattığı bu raporlar bazı çevreler tarafından farklı algılanmış olabilirdi. Gazeteci yazar Cengiz Çandar bu ihtimale işaret ederken Emekli Yargıç Albay Ümit Kardaş konu ile ilgili şunları söylüyor: �Karşımızdaki güç kesinlikle yüzeysel bir konu olmayıp ucu 70�li yıllara giden, devlet içerisindeki çekirdek kadro ile ilgili bir konudur. Şurası bir gerçektir ki bugün devlet içerisinde feodal güçler oluşmuştur. Kimi zaman Türkiye bu feodal güçlerin çatışmasına sahne olmaktadır. Ben açıkçası Sabancı cinayetinin de devlet içerisindeki bu çekirdek kardo tarafından DHKP�C�ye havale edildiğini düşünüyorum. Çünkü Sabancı Kürt sorunuyla ilgili olarak açıkça bir barıştan bahsetti. Sabancı bu yüzden uyarılmıştır. Bu kadronun her kesim içerisinde ideolojik farklılıklar gözetmeksizin kullandığı insanlar bulunuyor.

25. kat ve özellikle ikinci adamın öldürülmesinin anlamı buydu, çünkü devrimci mantık açısından 25. kat ile evinin kapısında gerçekleştirilecek bir eylemin hiç bir farkı yoktu.

Nitekim Emniyet Müdürlüğü yapmış olduğu çelişkili açıklamalarla Emniyet�te konuyla ilgili bir karışıklığın ipuçlarını vermişti. İlkin binaya D kapısından girdikleri açıklanan eylemcilerin 25. kata ulaştıkları söylenmiş, ardından D kapısının olmadığı ve parmak izlerinin tutmadığı açıklanmıştı. Bazı devlet görevlileri bu iş DHKP�C�nin işi olamaz derken, bazıları da suikastın bu üç kişi tarafından gerçekleştirildiğini kanıtlamak için ellerinden geleni yapıyordu. Çelişkiler bununla da kalmıyordu. Terörist diye tanıtılanlar, bu denli iyi organize ettikleri eylemde kapıya niçin gerçek kimliklerini bırakmıştılar? Çelişkileri bununla da kalmadı. Suikasttan üç buçuk ay sonra Sabah gazetesi, İstanbul Valilisi�nin konuyla ilgili açıklamalarını manşetten büyük puntolarla verdi: �Son anda kaçtılar�. Habere göre üç eylemci Romanya�da kaldıkları bir otelden son anda kaçarak yakalanmaktan kurtulmuşlardı. Oysa bu olaydan tam 4 ay sonra İstanbul Emniyet Müdürü Kemal Yazıcıoğlu eylemcilerin aylarca Sabancı Center�ın birkaç yüz metre ötesinde bir evde barındıklarını, eylemcilerin son fotoğraflarını ele geçirdiklerini bir basın toplantısı ile duyurdu.

Bundan birkaç gün önce suikastçılardan Mustafa Duyar�ın Suriye�de Türk Büyükelçiliği�ne teslim olması olayı daha da ilginç hale getirdi. Elçiliğin olayı derhal Milli İstihbarat Teşkilatı�na bildirmesi ile Türkiye�ye apar topar getirilen Musafa Duyar�ın silahını Türkiye�nin en sıkı korunan binası Sabancı Center�a pantolonunun paçasında soktuğunu iddia etmesi de dikkatlerden kaçmadı. Çünkü Emniyet Genel Müdürlüğü�nün daha önce yapmış olduğu açıklamada Mustafa Duyar�ın silahı bond çantasının içinde soktuğu belirtilmişti. Mustufa Duyar�ın tam da Susurluk Skandalı�nın basının tek konusu haline geldiği bir sırada teslim olması kuşkusuz daha da ilgi çekici. Örgütün kendisini öldüreceğinden korktuğu için teslim olduğunu söyleyen Mustafa Duyar�ın bu sözleri de pek inandırıcı bulunmadı, çünkü DHKP�C�nin en acımasız infazlarının cezaevlerinde gerçekleştirildiği biliniyor.

İşte tüm bu çelişki ve soru işaretleri ne Sabancı cinayetinin ne de DHKP�C�nin işlemiş olduğu bir çok cinayetin sadece DHKP�C ile açıklanamayacağını daha da belirginleştiriyor. İdeolojik ayrım gözetmeksizin hemen her örgüt ve kurumda yapılanarak örgütlenen, kimi zaman devrim aşkı ile yanıp tutuşan Paşa Güven�i, Dursun Karataş�ı; kimi zaman da kalbi vatan sevgisi ile dolu Abdullah Çatlı gibi ülkücüleri kullanabilen, içinde askerlerin, emniyet müdürlerinin, profesörlerin, gazetecilerin bulunduğu bir güç bu. Adı ile ilgili rivayetler muhtelif: Gladio, Kontr� Gerilla ya da yeni ismiyle �ERGENEKON�.

 

 

http://www.aksiyon.com.tr/detay.php?id=18854
 
< Önceki   Sonraki >
© 2008 Zeki Bingöl'ün Web Sitesi