Top Module Empty
Anasayfa arrow Haberler arrow Son Haberler arrow Bayar, "Laiklik dinsizlik değildir
Bayar, "Laiklik dinsizlik değildir PDF Yazdır E-posta
Yazar admin   
Pazar, 20 Ocak 2008
CHP'nin din atağı

 

Celal Bayar, "Laiklik dinsizlik değildir. Şunu da söyleyeyim ki Türk ulusu Müslüman'dır, Müslüman kalacaktır" diyor, İnönü de Kur'an Kursları, İmam Hatipler ve İlahiyat Fakültesi'nin açılmasına izin veriyordu.

 

CHP'nin genç kurmayları olan Nihat Erim, Tahsin Banguoğlu, Cemil Said Barlas ve Sadi Irmak'tan da bir sonuç alamayan CHP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, bu sefer de Şemseddin Günaltay'ı dinî atmosferin havasını almak için Başbakanlığa atıyordu.

Kur'an kursları ile İmam-Hatip Okulları'nın yanında, bir de Ankara Üniversitesi'ne bağlı bir İlahiyat Fakültesi'nin kurulması, CHP'nin 27 yıllık saltanatının yıkılmasına yetmemiştir.

Fakat, CHP'nin ürettiği sol çevreler ile basın da, DP'nin seçimi kazanmasını bir türlü hazmedememişti.

"Ezan"ın aslına dönmesi, Kore'ye asker gönderip, gidişle ilgili devletin radyosunda mevlid-i şerif okutulması, dinî bir atmosferin doğması, tansiyonu yükseltmişti.

Statükoyu savunanlar, hemen "irticaî hareket" diye tepkisini göstermiş oldu.

Eşref Edib de, "irtica" konusunu üç kategoriye ayırıp yazı yazdığından dolayı, 6 ay hapse mahkum olmuş, yaşı 65'i geçtiğinden, cezası 5 aya indirilip tecil edilmişti:

Tehlikeleri Eşref Edip üçe ayırıyordu:

"1) Kara irtica: Türkler'i Hristiyanlaştırmak'tır.

2) Sarı irtica: Masonluk ve Yahudilik'tir.

3) Kızıl irtica: Komünizm ve dinsizliktir."

Falih Rıfkı Atay ise, "irtica"ya başka bakıyordu: "...Din meselesi yok, o Türkiye'de hiçbir zaman olmamıştır. Vicdan serbestliği var, din ve mukaddesat hürriyeti var. İrtica şeriatçılıktır. İrtica Batı düşmanlığıdır. İrtica, müsbet ilim, hür düşünce düşmanlığıdır."

CHP, kaybettiği 27 yıllık iktidarın bitikliği içinde, saldırıp dururken, DP de, gereken ve beklenen iktidar olma nimetinin hazımsızlığı içinde, yeni kurulan muhalif partilere hayat hakkı vermek istemiyordu.

İslam ön plana çıkıyor

Millet Partisi, rayına oturamamıştı. Kurulan "İslam Demokrat Partisi" ne, "Hür Adam" ve "Büyük Cihad" gazetelerindeki yazılardan, parti ile ilgili "aşırı telkin"lerden dolayı, dava açılmış, sadece "İslam" kelimesinden dolayı da, birçok rakibin tepesi atmıştı.

"Yeşil Bursa" ile Samsun'da çıkan "Büyük Cihad" adlı gazetelerdeki yazılar ile partinin propaganda silahları, Cevat Rıfat Atilhan ile 19 kurucusu hakkında açılan kapatma davasında, genç bir avukat olan Abdurrahman Şeref Laç (1908-16/9/1982), genel başkan ve kurucuların vekili olarak mahkemede şu gerekçeleri ileri sürmüştü:

"İslam kelimesi sıfat olmayıp, isimdir. Tıpkı "Millet Partisi", "Halk Partisi" gibi cemiyetlerdeki "millet" ve "halk" isimleri gibi... Nasıl ki, gerekse "millet" ve gerekse "halk" tabirleri Türk milletine yönelik bulunmaktadır. "İslam" tabiri de yine Türk milletini ifade eder. Türk milleti asla şüphe götürmez ki "İslam" ismiyle maruf ve herkesçe müsellem ve hatta iktidar partisinin Başbakan'ı tarafından resmen beyan edilmiş bulunmaktadır. Şu halde böyle bir isimle bir parti kurulması ve Türk'e İslam isminin verilmesi neden kanuna aykırı olsun. Başbakan Adnan Menderes, geçen sene İzmir'de şöyle demişti:

'Türk milleti Müslüman'dır, Müslüman olarak kalacaktır. Biz hükümet olarak İslamiyet'in bütün icablarını yerine getireceğiz.'

Bu beyanat gazete koleksiyonlarında aynen mahfuzdur. Ve hiçbir tekzîbe uğramamıştır. (...) Adnan Menderes'in bu beyanatı üzerine niçin herhangi bir Türk savcısı "Demokrat Parti"nin din esasına göre kurulduğunu, gayesinin kanuna aykırı olduğunu ileri sürerek, feshini mahkemeden talep etmemiştir."

Bu tür savunmalar işe yaramamış ve 2 Mart 1952'de İDP'nin faaliyetine son verilmiştir. Siyasal tansiyon bu kapatma ile bitmemiş, milliyetçi ve muhafazakâr çevreler, siyonist ve masonik gelişmelere karşı bir kampanya başlatıp, Sebilürreşad, Büyük Doğu, Büyük Cihad, Hür Adam gibi gazete ve dergilerle saldırıya geçince, başta "Vatan" olmak üzere diğer gazeteler de "mürteci" veya "yobaz" yakıştırmaları ile ortamı karmaşık bir hale getirdiler.

Çünkü, Samsun'da haftalık çıkan "Büyük Cihad" adlı dergide Cevat Rıfat Atilhan'ın "Bir daha bu milletin başına siyonist ve farmasonu hakim kılmayacağız" manşetlik yazısı ile "Büyük Doğu"nun Necip Fazıl'dan kaynaklanan "sivri üslubu"ndan sonra, "dönme" diye üstüne gidilen Ahmet Emin Yalman'ın tepkisi "Vatan"a yansıdığından, Malatya'da, lise öğrencisi Hüseyin Üzmez'in kurşunlarına hedef olması ile, işler tamamen karışmıştı. Ahmet Emin Yalman da "nizamın ve rejimin düşmanları ve irticaın elebaşları" olarak, Sadi-i Nursi'ye, Eşref Edib'e, Necip Fazıl'a, Mustafa Bağışlayıcı'ya, Osman Yüksel'e cephe almıştı.

Artık DP'nin iktidarında, milliyetçiler sorgulanıyor, dergileri kapatılıyor, Nurculuk üzerine sindirmelere gidilip, "külliyat" üzerine dava üstüne dava açılıyordu. "Halbuki sen, bizzat bir 'dönme'nin bana, dediği gibi, "Başı hiçbir vincin kaldıramayacağı kadar boynuzla dolu" meşhur ve müseccel bir deyyussun! Deyyusluk vesikalarına Elhamra Sineması'nın locaları, Büyükada Yat Kulübü'nün bütün abdesthane ve yatakhaneleri, bütün Bab-ı Ali'nin yüksek ve adi şahısları ve dünya âlem şahittir. Öyle ise bütün hüviyet ve mahiyetinle apaçık tanınmaya razı ol ve bu teşhirden sonra kenef ruhunda zerre miktarı haysiyet varsa bir fare zehiri içerek intihar et!" (Büyük Doğu, 54, 30, 3.51, 8)

Orhan Veli'den CHP eleştirisi

Şair Orhan Veli (Kanık) bile, bir yapraklık, "Yaprak"ta bile, işin içine karışmış ve "seçim bitti" yazısında, (15/5/1950) "irtica"ya birtakım "hak"lar tanındığını ifade ediyordu:

"Seçimler bitti. DP, Halk Partisi'ni korkunç bir bozguna uğrattı. Oysa ki Halk Partisi halkı kazanacağını umarak fikirleriyle, prensiplerinden son zamanlarda ne fedakarlıklar etmişti. Bütün yayınlarına göz yumulan din dergileri, okullara konan din dersleri, yeniden açılan İlahiyat Fakülteleri, İmam-Hatip Kursları, türbeler, şahsî sermayeye sağlanan imtiyazlar, her türlü irticaa tanınan haklar. Hiçbiri kâr etmedi. Zavallı Halk Partisi!" (Yaprak, 2/26, sh: 2)

Basındaki çekişme

Bir de Ahmet Emin Yalman'ın ABD'de İngilizce bastırdığı bir kitapta "Turkey in my tame", Nurcular'ı, Büyük Doğu'yu, İslam Demokrat Partisi'ni, Milliyetçiler Derneği'ni; "Moskova ajanı, kızıl ajanlar, mürteci, tarikatçı, yıkıcı unsurlar vs." diye nitelemesi ile, hakkında dava açılmış ve kitabın Türkiye'de satılmasının engellenmesi istenmişse de bir sonuç alınamamıştır.

Masonik basına karşı pek fazla güç getiremeyen "milliyetçi basın"a her ne kadar, Menderes tarafından bir destek vaki olmuşsa da, kadro azlığından, cılız bir "dinî basın"dan ses çıkıyordu. Hele, bir kumarhane olayı ile Necip Fazıl'ın üstüne gidilince, o da Vatan, Hürriyet, Cumhuriyet, Ulus, Yeni İstanbul ve Son Telgraf gazetelerine; "İslam ve Türk yurdunda manevî müstemleke matbuatı temsilcisi, ekfer ve erzel mana ve hakikat kalpazanlarından bir grup" diye saldırıyordu.

Necip Fazıl'dan Yalman'a

Ama Necip Fazıl'ın asıl hedefi Ahmet Emin Yalman'dı. Ta mütareke döneminden beri "Müslümanlar"la uğraşıyordu. "Mandacı"ların başını çekiyordu, amma DP'nin iktidarı ile, 1935'de Mustafa Kemal'in kapattığı Mason Derneği'nin başındaki Fuat Hulusi Demirelli, mebus olmuş ve "Mason Dergisi" ile, Yalman ve dönmelerin "hamisi" olmuştu. Ona takılan Necip Fazıl da, Yalman'a şöyle saldırıyordu:

"Ey cihanın baş çıfıtı, çıfıtların çıfıtı, Allah'ın, Kur'an'da "belhum adall" diye tarif ettiği hayvanlardan ve necasetten adi, insanlık yüz karası Ahmet Emin Yalman!.." "Sana murdar ismin ve cisminle apaçık hitabtan kasdım, herhangi bir ithamın teselli perdesi altına çekilmeye mani olmak ve elinden ne gelirse göstermeye seni zorlamak içindir."

"İrtica yalanını sen uydurursun, Konyalı Müslümanlar'ı sen iftira çamuruna bularsın..."

 http://www.yenisafak.com.tr/diziler/siyasi/siyasi15.html

 
< Önceki   Sonraki >
© 2008 Zeki Bingöl'ün Web Sitesi