BA'DE HARABÜL BASRA İttihat ve Terakki Cemiyeti, İstanbul Askeri Tıbbiye'de Dr.Abdullah Cevdet, Dr.İshak Saükuti, Dr.İbrahim Temo tarafından meşrutiyetı iade gayesiyle 1890'larda kuruldu. Tıbbiye, Harbiye, Mülkiye mekteplerinde yayıldı. 1897'de Yıldız Sarayına karşı geniş bir gösteri hazırlığında iken haber alındı, elebaşıları Taşkışla Harb divarına verildi. Yurt dışındaki teşkilatları da Sultan'ın başhafiyesi Ahmet Celalettin Paşa'nın çabasıyla büyük ölçüde dağıldı, sadece Paris'te Ahmet Rıza ve Sultan Hamid'in öz hemşiresi Seniha Sultanla damat Mahmut Paşa'nın oğlu Prens Sabahaddin Bey dönüşü kabul etmediler. Yurt içinde gizli teşkilatlanma devam etti ve 1897 Osmanlı Yunan savaşından sonra genç subayların toplandığı, Rumeli'ndeki üçüncü Ordu'da yayıldı ve büyüdü. Büyük devletlerin ve Balkan hükümetçiklerinin düşünce ve eylemde açık alanı haline gelen Makedonya'da yurdun diğer bölgelerine göre Rumeli'nde daha serbest ve rahat faaliyetlerine devam ederek Meşrutiyeti ilan davasına taraftar buluyordu...Ve nihayet 23 Temmuz 1908 Perşembe günü Meşrutiyet ilan edildi.(262) Osmanlı devletinin parçalanmasına sebep olan İttihad ve Terakki komitesi Masonlukla iç içeydi. Muhalifler İttihatçıların devleti Yahudilere sattıklarından şikayet ediyorlardı.(263)
Yabancılara toprak satışını yasaklayan Sultan'a karşı İttihad ve Terakki komitesinin ilk icraatlarından biri Filistin de dahil olmak üzere bütün memleket topraklarından Yahudi olsun diğer millletlerden olsun herkesin toprak alabilmesini sağlamak oldu. Filistin arazisinin statüsünü değiştirip, satılabilir hale getirdiler.
İlk zamanlarda İttihad ve Terakki komtesi üyesi olan ve daha sonra onlara karşı cephe alan Miralay Sadık Bey, İttihadçıların safında olduğu dönemde İttihad ve Terakki komitesinin kongresine gönderdiği raporunda şunları dile getiriyordu: "Bugün Yahudilikle masonluk dünya iktisadiyatına hakimdir. Teşkilatları ile cihan matbuatına sahip olmuşlardır. Dünya umumi efkarını istedikleri tarafa çevirmektedirler. Her millet içinde bulunan mevki, şöhret, menfaat ve şeref sahibi hırslı kişileri kendi taraflarına çekerek. Masonluk ve diğer teşkilatları yardımlarıyla onları devlet idare eden meclislere, yüksek mevkilere geçirmek yolunu buluyorlar. Üniversitelere kadar sokulmuşlardır. Biz ihtilal ve inkılap yaptık. Biz ümmeti ve milleti sukut-u ahlaktan kurtarmak istiyoruz.
Sultan Abdülhanıid'i hal' ettik ama, bunun birkaç türedinin sivrilmesi ve halkın da yeni baştan bu türedilerin esiri olması için yapmadık. Bugün Siyonistler nazarında Osmanlı Devleti'nin çökmesi, hiç değilse Kudüs'ün ve Filistin'in bizden kopması istenmektedir. Masonlar da onlarla beraberdir. Buralarda bir Yahudi hükümeti kurmak istiyorlar" (264)
İttihad ve Terakki komitesine kabul sırasında tatbik edilen usul ve son merasim yahut cemiyetin son aldığı şekildeki merasim, farmasonluk usulundan aynen alınmıştı. Bu gizli Masonluk cemiyetinin son icraatı: İran'da Şuray-ı Milli'yi ve Selanik ve Manastır'da İttihad ve Terakki cemiyet'ni yayarak Osmanlı memleketleri için Ka-nun-i Esasi'nin getirilmesinden ibaret olmuştur. (265)
Yahudilerin Osmanlı Devletinde en çok bulunduğu yer Selanik idi. 180 bine yakın nüfusun 80 bini Yahudiler oluşturuyordu. Masonluk teşkilatı da buradan Osmanlı içlerine yayılmıştı. İttihad ve Terakki Cemiyeti içinde masonluğun yanında Siyonist olduklarını gizlemeyenler de vardı ve bu kimseyi rahatsız etmiyordu. Nitekim 1908 seçimlerinden sonra ünlü İttihatçılardan olan Emanuel Karaso, Nesim Ruso, Nesim Mazliyah, Meclis-i Mebusan'a seçilmiş Siyonist ittihadçılardandı. Ve bu kişiler Siyonistlerin Osmanlı şubesini de açın kişilerdi. İttihat ve Terakki hareketinin başım çeken Ahmet Rıza, Enver Paşa, Talat ve Nazım Beyler Filistin'e Yahudi göçünün Osmanlı'ya yararlı olacağı kanaatindeydiler. (266)
1945'te Londra'da İsrail Kohen tarafından neşredilen kitabın 77. Sayfasında şunlar dile getiriliyordu:
" 23 Temmuz 1902 tarihinde Theodor Hertzel Filistin'i Yahudiler için Sultan Abdülhamid Han'dan istemiş, Sultan Abdülhamid Han da memalik-i şahanemin her yerinde Yahudiler'in ikamet etmekte olduklarını, eğer İsrailoğulları'nın yeryüzünde barınacak bir yerleri yok da Türklüğün asaletine iltica ediyorlarsa Irak, Suriye hatta Anadolu'da bile oturabileceklerini, fakat Yahudilerin Filistin'e yerleşmelerinin söz konusu bile olamayacağını bildirmesi üzerine, Sultan Abdülhamid Han'a beş milyon altın teklif etmiş, bunun üzerine derhal huzurundan kovulmuştu." (267)
Emanuel Karasu, Selanik'teki Mason locasının Üstad-ı A'zamı, İtalyan tabiiyetine bağlı bir Yahudi ve Osmanlı mebusu idi. (18) (268) Talat Paşa, Cavid ve Cahid Beyler ve benzeri kişileri mason usulü vaftizleyerek masonlaştıran adamdır. Siyonizm'e hizmet etmiş ve Osmanlı mebusluğu maskesi altında icra-ı faaliyet göstermiştir. (269)
Avram Galanti'yi şunları anlatıyor;
"Emaneul Karasu, Jön Türkler hareketine ilk iştirak edenlerden biri olmuştur. En mühim vazifesi, Selanik ile İstanbul arasındaki haberleşmeyi temin etmekti. Hükümetin hiçbir şekilde dikkatini çekmeden bunda muvaffak oldu ve cemiyete en çok hizmet edenlerden biri olmuştu. Nissim Ruso Jöntürkler ile münasebette bulunarak Siyonizm için çok büyük faydalı hizmetler ifa etmişti. Ruso, ahaliyi ihtilale devam etmek için ilan yaptırılanlardan biri, 23 Temmuz 1908'in sabahında, bir kahveye giderek ahaliyi Abdülhamid aleyhine isyan etmeye açıkça davet eden ilk isyancıbaşı ve o günün akşamında ihtilal komitesinin arzularını tebliğ etmek için Hüseyin Hilmi Paşa'ya giden heyetin sözcüsü idi." (270) "Rafael Benuziyar, bir Yahudi olup, Selanik'te eczacı idi. Onun eczahanesi Jöntürkler'in mülakat yeri idi. Nitekim bu kişi vasıtasıyla haberler gelirgiderdi. Sonra 22 Temmuz akşamı yani Meşrutiyet'ten birgün evvel duvarlara bildiri yapıştıranlardan biri olmuştur" diyerek Selanik Yahudiler'in Jöntürkler üzerinde ne derece tesirli olduğunu ortaya koymuştu. (271) Avram Galanti bizzat kendi çalışmaları neticesinde Mısır'da Jöntürk hareketine destek verdiğini, bu cemiyetin İstanbul'dan kaçan Yahudiler'den teşükkül ettiğini ve isminin Mısır cemiyet-i İsrailiyesi olduğunu anlatıyor (272)
II. Abdülhamid Han döneminde herkes kendi devletini kurma yolunda mücadele verirken, birbirlerini tanımayan Ermeni, Yahudi, Arnavut ve Bulgar zümreleri, Sultan Abdülhamid Han'ın tahttan indirilmesinde ittifak etmişlerdi (273) Yahudiler Para ile satın alamadıkları topraklara, İttihad ve Terakki'nin kanunlarıyla burunları dahi kanamadan sahip oldular. (274)
II. Abdülhamid Han'ın en sevmediği cemiyetlerden biri Masonluk teşkilatı idi. Şehzadeliği döneminde masonluğu, yabancı devletlerin emperyalist emellerini gerçekleştiren bir kuruluş olarak gördü ve hiç sevmedi. Hele masonların Abdülaziz Han'ı tahttan indirmeye yönelik planlan ve gizli faaliyetlere karışmaları Sultan'ın büsbütün nefretini kazanmasına sebep oldu. Türk Masonluğu üzerinde bir araştırma yapan Kemalettiıı Apak'a göre, Türkiye tarihinde 2. Abdülhamid han kadar masonluğu şiddetle takip ve tazyik altında bulunduran bir devlet adamı yoktur.
Masonlar, Sultan'In iktidarı zamanımda Avrupa'dan bir taklitçilik eseri olarak gelen ve halkımızın yabancı olduğu "hürriyet" fikrini yaymak ve ordu içinde ayrılık ve itaatsizlik çıkarmakla İngilizler'in hesabına çalışıyorlar, müstebit adım verdikleri Abdülhamid Han'ı devirmek için Yunanlılar ve Bulgarlılar'la işbirliği yapıyorlardı. (275)
Mason locaları, İngilitere, Fransa, İtalya gibi emperyalist devletlerin elinde yeni sömürgeler kazanmak veya mevcut sömürgeleri aide tutabilmenin bir aletleri haline gelmiş, Osmanlı devletindeki ayrılıkçı unsurların da bu emellerine hizmet eden yuvalara dönüşmüşlerdi.
İşgal edilen yerleri çok az bir kuvvetle elde tutmak ve başka yerleri rahat bir şekilde işgal için emperyalist ülkeler masonluğu ilmi, insancıl gibi gösterir, böylece o maske ile toprakları elde ederlerdi. İngilizler, Hindistan'a girer girmez, hükümdarı, raca, prens gibi ileri gelenleri mosunluk taşkilatına aldılar. İngilizler'in haricinde. İtalyanlar, Fransızlar da bu teşkilatı siyasi emelleri uğruna elverişli olarak kullandılar. (276)
II. Abdülhamid Han, Masonluğun Türk milleti için felaket olduğuna inanarak bu teşkilatın faaliyetlerini yasakladı. Buna rağmen Mosonluk gizli olarak faaliyetlerine devam etti.
Kardeşi V. Murat'a, masonların temiz ve saf kalpliliğinden istifade ile kendisini rehin aldığını, masonların kardeşlik iddialarının safsata olduğunu, geleceğin halifesi olacak Veliaht'a masonluğun yakışmadığını söyleyerek gerçek bir Osmanlı şehzadesi olmayı tavsiye etmiştir. (277)
İngilizler Tanzimat devrinden itibaren masonluğu kullanmaya asın ehemmiyet gösterdiler. Almanlar da Sultan'a karsı Jön Türkler'le işbirliği yapıyordu. II. Abdülhamid Han'ı Makedonya'da faaliyet gösteren yabancı devletlere bağlı mason locaları devirdiler. İttihat ve Terakki Cemiyeti, mason localarının koruyuculuğu altında Sultan Abdülhamid rejimine karşı gizlice organize olmuştu. Hareketin gerçek beyni Yahudiler ve Yahudi Müslümanlar (Dönmeler) idi. Onlar, Selanik'in zengin Yahudileri ve Dönmeler'den, Viyana, Budapeşte, Berlin'in milletlerarası veya yarı milletlerarası kapitalistlerinden ve belki de Paris ve Londra'dan bile para alıyorlardı. Hareket tedricen ordu içindeki subaylarla birleşiyordu.
Abdülhamid Han'ı tahttan indirmek gayesiyle Makedonya'da ortaya çıkan ihtilal, 1906'da Selanik'e Paris ve Cenevre'den transfer edilen ittihat ve Terakki Komitesi ve bunları hareketle destekleyen Selanikteki mason çevreleri ve Yahudiler'in yardımları sonucu kendisini gösterdi. (278)
Selanik Yahudileri Mason locaları vasıtasıyla Jöntürkler'e destek veriyordu. Bu desteklerde Emanuel Karasu önemli bir sima idi. Devlete sadık olanlar, Selanik'teki Yahudi kolonisinin İttihad ve Terakki Cemiyeti ile olan ilişkilerini son derece manalı bularak endişe ile taki ediyorlardı. Balkanlar" ve Ermeniler gibi Yahudiler de Sultan Abdülhamid'e muhalif olup, devlet dahilinde Sultan'a karşı ihtilal hareketlerini teşvik ediyorlardı. Bu teşviklerin daha çok ittihad ve Terakki cemiyeti yoluyla olduğu biliniyordu. (279) 1861 yılında okumuş Ermeniler tarafından Fransız büyük Maş-rık'ına bağlı olarak İstanbul'da kurulan Ser Mahfil'in hürriyet tarihimizde büyük bir rolü vardır. Sadrazam Mithat Paşa, Sadullah Paşa, Namık Kemal, Şair Ziya Paşa, Şinasi, Ali Suavi ile Ali Haydar Bey hep bu mahfilde olmuş birer önlüklü masondular. (280)
1876'da Sultan Abdülaziz'i hal' ederek önce Sultan V. Murad'ı sonra da Sultan Abdülhamid'i tahta geçiren l. Meşrutiyet erkanı hep bu loca mensuplarıdır. 1892'ye kadar çalışabilen Şer locası da Sultan Abdülhamid'in baskısına dayanamayarak kapanmıştı. 2. meşrutiyet erkanı da Selanik localarına mensup biraderlerdi. (281)
İttihad ve Terakki komitesi, İhtilalden sonra da geniş ölçüde Mason ve Yahudi karakterini muhafaza etmişti. Meclis'i Mebusan reisi Ahmet Rıza Bey'in yemin sırasında, anayasının koyduğu "Allah" lafzını kullanmayı reddetmesi bunun tezüharüdür (282) Kazım Karabekir'den dinleyelim; "İstanbul, Selanik ve İzmir gibi büyük şehirlerde o maksatla (İslam camiasını yıkmak için) mektepler açılmaya başlandığı ilk devirlerde mason locaları da kurulmaya başlandı. Şark siyasetinde Kırım Seferi'nden sonra (1854-1856) tekrar rekabete kalkışan İngiltere, Fransa ve İtalya Osmanlı şehirlerinde loca açmak hususunda birbirleri ile adeta yarış ediyorlardı. Her biri kendi nüfuzunu genişletmek için Türk olmayan unsurları aralarına alıyorlar ve onlara ihtilal fikirlerini aşılıyorlardı. "
II. Abdülhamid Han, Masonluğun ve ardından gelen siyonizm tehlikesinin farkında olarak, mümkün mertebe faaliyetlerini takip ettirip, tahribatına mani olmaya çalıştı. Meşrutiyetin ilanını müteakip Masonluk, Osmanlı memleketlerinde yeniden bir hız aldı.(283)
1909 yılının Mayıs ayında, II. Abdülhamid han tahttan indirilmesininin hemen akabinde İtalyan Masonluğu üstad-ı Azamı Jön Türkler'e daha sonra Roma'da "Rivista Massonica" dergisinde tamamı yayınlanacak bir kutlama mesajı göndermiştir. O zamanın İtalyan Mason Locaları üstad-ı azamı Ettore Ferrari, Osmanlı İmparatorluğu'nda meydana gelen değişimi büyük bir hayranlıkla izlerken şu sözleri sarf etmekteydi: "Selanik ve İstanbullu sevgili kardeşlerim, Masonlar'm misyonunu fevkalade bir şekilde yerine getirirken, isminizi tarihe yazdınız." (284)
II. Abdülhamid Han'ın tahttan indirilmesinden sonra İttihat ve Terakki ileri gelenleri Filistin'e Yauhdiler'in yerleşmelerinden rahatsızlık duymuyor ve hatta onlardan istifade edilmesi açısından iyi olacağını düşünüyorlardı. Ahmet Rıza "Rusya'dan olsun, Romanya'dan olsun Yahudileri karşılamaya hazırız; yeter ki onlar sermayelerini alarak ülkenin ekonomisine katkıda bulunsunlar" diyordu. (285) Bu düşünce istikametinde Filistin'de Yahudiler için konan yasaklar kaldırıldı. Sultan'ı en ağır şekilde tenkit eden hükümet, dizginleri ele alınca, gerçekleri görmüş ve itiraf etmeseler bile, beğenmedikleri Padişah'ın uygulama ve politikalarına sarılmak durumunda kalmışlardı. Fakat iş işten çoktan geçmişti.(286) Sultan yoktu ve karşılarında Avrupalı destekçileri ve muazzam servetiyle yahudiler vardı.
"Türk masonları o kadar gafildiler ki, her masonun kendi milletine hizmet ettiği gerçeğinden habersizdiler. Mesela Yahudiler Filistin'de bir Yahudi devleti kurmak için masonluğu bir alet olarak kullanıyorlardı. Bunların başı Emanuel Karasso idi. Rumlar da En-var-ı Şark=Doğu'nun ışığı isimli Bizans Devleti'ni canlandırmaya yönelik bir loca kurmuş ve siyasi faaliyete girmişlerdi. Ermenilerin kurduğ Şer Locası ise , Bağımsız Ermenistan için çalışıyordu. Beyrut'taki mason localarına gelince: buradaki localar, Hıristiyanlar'in yönetiminde idi. Arap ayrılıkçı hareketini tahrik eden bunlar, Araplar'ı Hiristiyanlar'la birlikte Türk hakimeyiti ve despotizmine karşı mücadeleye çağırıyordu. (287)
Fethi Okyar hatıratında şunları yazar: "Memlekette okur yazar azlığına, vilayet, sancak ve kazalarda doktorluk, eczacılık, veterinerlik, hatta sınırlı olmakla beraber mühendislik meslekleri Türk ve Müslüman olmayan Rum Ermeni-Musevilerin elinde olmasına, bi-im; din, ırk, mezhep, milliyet farkına bakmaksınız Osmanlı olduğumuzu ısrarla ilanımıza rağmen, teşkilat için müracaat edenler arasında, hemen hemen Türklerden gayrisi yoktu. Bu intibaımı Ta-lat'a söylediğim zaman içini çekti: "Onları Türklüğe bağlamanın zamanı da, fırsatları da heder olmuş. Şimdi hepsi kendi ırk, din, milliyet ve cinsi için didiniyor, bunu da bizlerin sırtından yapıyor. Biliyorum amma elden ne gelir? ...Dur hele bakalım. Şu köprüleri geçelim. Bizden önce onlar bizi Terkedecek..." (288)
Meşrutiyet ilan edilince, göstericilerden bir grup, Şeyhülislam'ın vazife gördüğü Süleymaniye'deki binanın önüne giderek Şeyhülislam Cemaleddin Efendi'nin Kanuni Esasinin korunacağına ve karşı gelen kim olursa olsun din bakımından merdud ve mücrim (red edilmiş ve suçlu ) olacağının ilanını istemişlerdi. (289)
» VATAN TOPRAGI SATILAMAZ » II. MESRUTIYET http://home.arcor.de/abdulhamidhan/liderlik/badeharabuelbasra.html |