|
Hani şair diyor ya; “bu sofra sizin yiyin efendiler aksırıncaya, tıksırıncaya kadar yiyin..” Evet bu sofra onların yiyorlar… Ama hala aksırmadılar, tıksırmadılar, eskiden sofradan artan kırıntılar benim cefakeş milletime yetiyordu. Kanaatkardı ve halen de öyle bu millet. O yüzden bugüne kadar hiç sormadı; neden benim evim yok, neden benim işim yok, neden benim yazlığım yok diye; inanın hiç sormadı..
Cumhuriyetin Açları ve Tokları Savaşıyor! İşte bugünlerde birileri cinayet işliyor; biz ise havanda su dövüyoruz.. Acaba şu hükümet mi, yoksa bu hükümet mi ölmesine sebep oldu? Öldürene sormuyoruz, NEDEN ÖLDÜRDÜN diye!! Cevabı ne olacak bilmiyorum ama; muhakkak bir şeyler söyleyecektir. Biz de yorumlayacağız; vay şunu örnek aldı falan sitede yazan filanın lafından etkilenmiş ya da buna benzer başka bir şey uyduracağız.. Uyduracağız diyorum çünkü gerçekleri görmezden geliyoruz.. Ülkemizde ne yükselen milliyetçilik, ne de batı düşmanlığı vardır. Benim ülkemde artık halkın tabanına etki eden bir ideoloji yoktur. Ne mi var öyleyse? Açlar ve Toklar var. Hani şair diyor ya; “bu sofra sizin yiyin efendiler aksırıncaya, tıksırıncaya kadar yiyin..” Evet bu sofra onların yiyorlar… Ama hala aksırmadılar, tıksırmadılar, eskiden sofradan artan kırıntılar benim cefakeş milletime yetiyordu. Kanaatkardı ve halen de öyle bu millet. O yüzden bugüne kadar hiç sormadı; neden benim evim yok, neden benim işim yok, neden benim yazlığım yok diye; inanın hiç sormadı.. O hep kanaat etti. Eskiden karnı doyuyordu. İyi kötü işi de vardı. Devlet okulunda çocuğunu da okutuyordu. Ama artık bu çok zor. Geçinemiyorlar. Haberlerde izlerken körüz sanki, göremiyoruz. Oysa ki tablo şudur: Bir yanda kızına okul önlüğü çalan bir ana, bacısına okul çantası çalan bir kız kardeşimizi seyrederken, bir yanda da sabah programında veya magazin haberleri adı altında Leyla’yı dün falan öptü, Fatma’nın kalçasında şu kadar yağ var veya bilmem neresi kırışık ya da filan ünlünün şu kadar genç yaşta sevgilisi var ayrıldılar, hadi milletçe yardım edelim, barıştıralım muhabbeti… Bu arada açlığımızı unutalım, çocuğumuzu unutalım, hani o okul için para istemişti ya servis için, okulun yakıt parası için, temizlik parası için, unutalım bütün bunları… O nasılsa liseyi bitirsin dershane diye bir yere gider; belki de üniversiteyi kazanır bir şey olur geçinir gider.. Unutalım hepsini!… Biz artık sanat adı altında soytarılık yapanları alkışlayalım.. Unuturuz dertlerimizi, unuturuz sigortasız çalışanımızı, unuturuz işsizliğimizi, unuturuz emekli olunca alacağımız kırk senenin karşılığı olan 24.000.YTL ikramiyenin bir işe yaramayacağını. Milletimizi acaba sadece bu dört sene içinde mi bu hale getirdiler? Hayır bu oyun Atatürk’ün ölümüyle başladı.. Emperyalistler Kurtuluş Savaşında sadece bu milletin topunu tüfeğini götürmüşlerdi.. Onlar işgalde işbirliği yaptığı kişilerle asla irtibatlarını kesmediler. Gizli gizli bu milleti bir dilim ekmeğe muhtaç ederek silah zoruyla alamadıkları güzelim Anadolu’yu küresel sermaye ile işgal ettiler ve işbirlikçileriyle milletimizi köle haline getirdiler. Onlar bu ülkeye gelecekler ve milyonlarca olacaklar ama her şey dahil günlüğü üç dolara kalacaklar; ama benim insanlarım o otellerde kalamayacak.. Hatta kalmayı bırakın orada köle misali çalışmak için perişan olacaklar ki turizmde ülkeye ne kadar para girdiğini televizyondan izleyip mutlu olsunlar, bununla avunsunlar. Ama turizmden geldiği söylenen paraların neden kendi cebine girmediğini ve bu paraların kimlerin cebine girdiğini asla düşünmesinler! Benim milletimi bir de, “ne kadar kötü bir milletiz her türlü uğursuzluk bizden çıkıyor” diye düşünmeye sevk edecek acımasız yayınları izletip kendi kendine aşağılık duygusuna kapılacak hale getirsinler. Bu insafsızlıktır. Bu büyük bir oyundur. Hadi gelin şu şekilde söyleyelim: 1966 yılında çıkarılan ve halen yürürlükte olan 775 sayılı yasa ile sadece dar gelirlilere ve fakirlere ve hiç evi olmayanlara yapılan evler, başta devlet kademesindekiler, aydınlar, hukukçular tarafından -bugün Atatürk’ün bekçiliğine soyunan ve utanmadan yalan söyleyerek halkı kandıranlarca- talan edilmemiş olsaydı; cinayet işleyen çocukların mensup olduğu ailelerin insan gibi yaşama imkanları ellerinden alınıp gasp edilmemiş olsaydı ve de bu insanlar şu an toplumda bir yer sahibi olsalardı inanıyorum ki onların çocukları da cinayet işlemezlerdi. Burada yeri gelmişken şunun altını çiziyorum. İŞLENEN CİNAYETİ KINIYOR, ileride yaşanacak ve bana göre 1980 yılında başlayan AÇLAR VE TOKLAR arasındaki savaşın önünü kesmek için hala zamanımız olduğunu anlatmaya çalışıyorum.. Ne mi yapmak lazım? Kolay bence.. Küresel hırsıları yargılayalım.. Milletin malını ve namusunu ipotek etmesine neden olan ve ahlaki değerlerimizin yok edilmesinde baş sırada etken olanlardan, ACIMASIZCA YOLSUZLUK YAPANLARDAN hesap soralım. ÇALANLARDAN çaldıklarını geri alalım.. YANİ HUKUK DEVLETİ OLALIM.. Ülkede hukuk varsa eğer; bu, bana göre sana göre hukuk olmamalı. Unutmadan söyleyeyim; bu millet 1960’lı yıllarda bir iğneyi yakasında takılı unutan ve devlet malını zimmetine geçirmekten yargılanıp senelerce hapis yatan memuruna HIRSIZ gözüyle bakarken şimdi ise bulunduğu makamı kullanarak kendisine menfaat temin etmeyeni aptal olarak görmeye başlamıştır. İşte katil, bu felsefede yatmaktadır. Katil, vergiden düştüğü paraların zekatıyla özel okullar açanları HAYIRSEVER gibi görme felsefesinde gizlidir. Bir kerhane çalıştıran vatandaş vergi rekortmeni olunca ona ödül vermeyi haysiyet meselesi sayarken, BENİM MİLLETİMİN PARASIYLA sanayi kurup bilmem ne teşviki adı altında güya şu kadar adama ekmek veriyorum diye övünenlerin, şimdilerde Romalı bir köleden daha az geçim standardına sahip olan işçimin emeğini pahalı bularak, “ben gidip Mısır’da, Polonya’da, Romanya’da, İran’da, Pakistan’da, Çin’de, Bulgaristan’da ve bilmem nerelerde fabrika açacağım, orada emek ucuz, enerji ucuz mazeretine saklananların ve buna göz yumanların felsefesinde gizlidir. Kerhane çalıştıran bir vatandaşa ödül vermemenin erdemliliğine sığınırken, asıl koca koca holdinglerin sahiplerinin neden vergi rekortmeni olmadıkları konusunda biraz olsun düşünmeyi salık veririm. Vergiden neleri düştüklerine laf söyleyecek olsam inanın hiç bitmez. Artık bu vergi meselesini de ele almak lazım. Esas olan az kazanandan az çok kazanandan çok almak iken bir kuyumcudan daha çok vergi veren işçi ve memur varsa burada ciddi sorun vardır. İşte diyorum ki, eğer bekçi hırsız olmak zorunda kalmış ise biz neden hırsızın peşine düşeriz? Öyle acıklı bir sosyal duruma düşmüşüz ki, ADALET’e güvenimiz kalmamış. Çalanların işte bu yaşanan acımasız günlerin mimarı olduklarını, çocuklarımızın geleceğini çaldıklarını görmemekte halen direniyoruz. Hani Hırant’ı vuran biziz demişlerdi ya ..evet öyle.. Malatya’da da işte böyle.. Bence bu sadece çuvala sığmayan mızrak ucudur. Milletin sağlığı bozulmaktadır. Sonunda kendini yok edecek bir noktaya gelecektir. Yüce divanı izlediğimizde bakıyoruz ki, orada da; hani “AÇLIKTAN BAKLAVA ÇALAN’ çocuklarımız için çıkarıldığı söylenen af yasasını vicdan muhasebesi yaparak teklif ettiklerini söyleyenlerin asıl amacının YÜCE DİVANDA yargılanması gereken kişilerin bu AF’tan yararlanmasını sağlamak olduğu gerçeği sırıtmaktadır? Bence yolsuzluğun meydana getirdiği yoksulluk batağında her türlü melanet yeşermeye devam edecek ve bir çığ gibi büyüyecektir. Herkes bunu bir kere anlasın ve insafa gelsin. Şehit kanlarıyla sulanan topraklarımızı fakirlere ev yapmak üzere alıp da kendi çetelerine peşkeş çeken belediyelerimizi, onların bu suçundan dolayı işlem yapmayan idarecilerimizi gördükten sonra Bayrampaşa Cezaevinde yatan bir çok insanı masum olarak düşünmekten kendimi alamamaktayım. Hadi gelin yok olmaktan kurtulalım. Sağduyulu olup gerçek katillerin peşine düşelim.. Çocuklarımızın geleceğini çalanlardan ve onların birer katil olarak yetişmesine sebep olanlardan hesap soralım. Cennet ülkemde doğacak çocuklarımız Türkiye’de doğmanın ayrıcalığını yaşasınlar. Ülkemde doğum yapmak ve çocukları Türk olarak dünyaya gözlerini açsın diye insanlar eşlerini ülkemize getirmek için sıraya girsinler. Benim okullarımda okumanın ayrıcalık olduğunu düşünen insanlar kapılarımızı aşındırsınlar. Benim yetiştirdiğim bilim adamları, her gün insanlığa bir hizmet daha verdiği haberleriyle gündem oluştursunlar. Benim bankalarım dünyanın en emin bankaları olarak bilinsin. Dünyada rüşvet ve yolsuzluk kriterleri açısından en sonda yer alalım, hatta yoktur ibaresiyle anılalım. İşte Oğuz Kağan töresinden, Orkun yazıtlarından, “aç milleti doyurdum, çıplakları giydirdim, yoksulları varsıl kıldım” diyen Bilge Kağan’dan, Cengiz Kağan’ın büyük Yasasından, engin ve sonsuz büyük Türk tarihinden bize kalan görev budur: Aç ve açıkta insan bırakmamaktır. “Aç it fırın yıkar” diye bir atasözümüz vardır, bunu aç adamın namusu olmaz diye de söyleyebiliriz. İki yüz bin dolarlık sayfiye evlerinde, villalarında oturup fildişi kulelerinden Cumhurbaşkanı kim olmalı diye ahkam kesenler, Türk milletinin gerçekte kimi aradığını elbette bilemezler. Bilseler de dile getiremezler. Biz söyleyelim: Unvanı, makamı ne olursa olsun ama; Türk milleti başına geçecek namuslu bir adam arıyor. Namuslu bir adam! |