Top Module Empty
Anasayfa arrow Haberler arrow Son Haberler arrow Darbeler Türkiye'yi nasıl etkiledi? ABD ne kadar Türkiye'nin içinde?
Darbeler Türkiye'yi nasıl etkiledi? ABD ne kadar Türkiye'nin içinde? PDF Yazdır E-posta
Yazar admin   
Salı, 18 Aralık 2007

5. Boyut

Merdan Yanardağ



5. BOYUT'TA (07.03.2006) NELER KONUŞULDU? / ÖZET


Darbeler Türkiye'yi nasıl etkiledi? ABD ne kadar Türkiye'nin içinde?

Gazeteci Merdan Yanardağ'ın hazırlayıp sunduğu tartışma analiz programı 5. Boyut'ta 7 Mart Salı akşamı, Türkiye'nin yakın tarihinde yaşanan askeri darbelerin perde arkası mercek altına alındı. Programda, Türkiye'nin son 40 yılında rotasını belirleyen 12 Mart darbesi ve 9 Mart sol darbe girişimi, olayın aktörlerinin katılımıyla tartışıldı..

Askeri darbelerin Türk ordusunun yapısını nasıl etkilediği ve ABD'nin rolünün de sorgulanacağı proğramda, 12 Mart 1971 darbesine ilişkin çok özel bilgiler ilk kez kamuoyuna açıklandı.

Programa, Gazeteci-Yazar Turan Yavuz, E. Binbaşı-Yazar Erol Bilbilik, Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi, Anayasa Hukukçusu Prof. Dr. Zafer Üskül stüdyo konuğu olarak; E. Tuğgeneral Ömer Lütfi Erol telefon bağlantısı ile katıldı.

Programda ağırlıklı olarak aşağıdaki sorular üzerinde duruldu:

- Askeri darbelerde ABD nasıl rol oynadı?

- AKP liderlerinin ABD yöneticileriyle gizli görüşmelerinde ne konuşuldu?

- Sol darbe girişiminde bulunan hangi subaylar kuvvet komutanı oldu?


MERDAN YANARDAĞ

Mart ayı Türkiye'nin yakın siyasi tarihi açısından önemlidir. 12 Mart 1971 darbesi 12 Eylül darbesini hazırlayan bir operasyondur. Sol eğilimli subayların 9 Mart 1971 darbe girişimi de aynı döneme damgasını vuran bir başka olaydır. 1 Mart Tezkeresi olarak bilinen ve ABD'nin Irak'ı işgal operasyonunun Kuzeyden, Türkiye'den başlatılması ve Türk Ordusu'nun da bu perasyonda yer almasını öngören girişimin TBMM'de 2003'ün başında reddedilmesi de bu ay kaydadilmesi gereken bir başka önemli olaydır.

Evet, bugün askeri darbeleri konuşacağız.. İlginç bir güne, tam da asker-sivil ilşkilerinin tartışıldığı, zirve yaptığı bir güne denk geldi programımız. Van Cumhuriyet Savcısı Ferhat Sarıkaya'nın hazırladığı Şemdinli İddianamesi de yine tam bu günlerde, gazetecilerin kullandığı moda deyimle gündeme "bomba" gibi düştü.

Geçen hafta bir televizyon programına katılan 12 Eylül Cuntasının Şefi emekli general Kenan Evren, "aynı şartlar olsaydı bugün yine darbe yapardım" dedi. İşkencede onlarca kişinin öldüğünü, yüzlerce kişinin kaybolduğunu, idam kararlarını elleri titremeden imzaladığını söyledi. Açıkça suç olan fiili övdü..

İşte bu günlerde, Gazeteci Turan Yavuz'un "Çuvallayan İttifak" isimli kitabı çıktı. Çok ilginç bir kitap. Başta Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere önde gelen AKP yöneticilerinin henüz iktidara bile gelmeden ABD'de yürüttüğü faaliyetleri, yaptıkları gizli görüşmeleri ve bugün Irak'ı işgal ederek bir imparatorluk projesi yürüten Yeni Muhafazakar ekibe ki Amerikayı yöneten ekiptir bunlar- verdikleri sözleri anlatan çok öneml bir kitap bu.

Dolayısıyla bugün sdece askeri derbelerde ABD'nin oynadığı rolü değil, Washington'un bazı siyasi parti ve sivillerle yürüttüğü karanlık ilişkileri de mercek altına alacağız.

Mart Türkiye açısından önemli bir yeri işgal ediyor. Mart ayı 2006 Türkiye'sin de de hayli hareketli geçti. Üst üste karşılıklı hamlelerin yapıldığı bir döneme tanıklık ediyoruz. Bu gün irdelemeye çalıştığımız şey şu; Amerika, Türkiye'de ki askeri darbelerde nasıl ve ne ölçüde yer aldı? 9 Mart neydi ve 12 Mart'la ilişkisi nasıldı? Bu konuda hiçbir yerde açıklanmayan özel bilgileri ve isimleri de bu progrmda gündeme getireceğiz.

Sayın Bilbilik, isterseniz bizden ve bu konudan başlayalım..

EROL BİLBİLİK:

Amerika Türkiye'de ki bütün darbelerde birinci derece rol almış bir ülkedir. Yalnız Türkiye'de ki darbelerde değil dünyada ki bütün darbelerde... Türkiye'ye gelince neden böyle darbelerde rol alıyor?

Tekelci kapitalizmin Türkiye'de ki gelişimi normal bir gelişim değil çünkü Türkiye'de milli burjuvazi yok ne var? Emperyalist tekellerin uydusu bir taşeronluk yapan, işbirliği yapan bir burjuvazi var. ve bu burjuvazi taşeron olmanın yükünü üzerinde taşımak mecburiyetinde. Vurguncu anadolu sermayesi de o feodal kalıntılar tabanına dayalı bir sermaye, bu iş birlikçi kapitalin uydusu olmak durumunda. Bu durumda Amerika zaten Türkiye'nin ulusal ekonomisinin gelişmesini isteyen bir durumda değil, istediği şey, bugün de bütün dünyaya dayattığı şey pazarının büyümesi. Yani kapitalist ekonomi modelini seç, o pazarını büyütsün.

Pazar büyürken burada demokrasiyi 'figüran osman' olarak bulunsun. Yani o demokrasi, pazarı büyüten bir demeokrasi olsun. İnsan hakları denilen şeyde pazarı büyütme de yardımcı olacak bir diplomatik araç olsun.

Biz 9 Martçılar olarak, Doğan Avcıoğlu kadrosunda yer alıyoruz. Avcıoğlu hareketin lideri ve Yön dergisini çıkarıyor. Burada (yön dergisinde) Türkiye'nin ulusal kurtuluş yönü keşfedildi. O yön keşfedilince de devrimin yönü tespit edildi. Burada asıl amaç sivil, asker ve aydınlar önderliğinde kemalizmin en solunda ki bir hareketle, anti-emperyalist, anti-oligarşik ve tam bağımsızlıkçı bir iktidar oluşturmak ve bu iktidarla da ulusal evrimi gerçekleştirmek.

MERDAN YANARDAĞ:

Milli Demokratik Devrim tezine çok yakın bir nlayış bu..

EROL BİLBİLİK:

Bu zaten Milli Demokratik Devrim tezi...

MERDAN YANARDAĞ:

9 mart 1971'de ne oldu? Yurtsever ve solcu subaylar, gençlikle buluşarak, aydınlarla birleşerek bir devrim gerçekleştirmek istiyor. Anti- Amerikan, emperyalizmin karşıtı ulusal bir iktidar kurmak istiyorsunuz. Kimler vardı burada ve niye yenildiniz? Amerika nasıl bu işin içindeydi ve sizleri tasfiye eden 12 Mart nasıl gerçekleşti?

EROL BİLBİLİK:

27 Mayıs 1960 iktidarı ile 12 Mart 1971 ve 12 Eyülü 1980'in farklılığı çok açık ve net. En azından 27 Mayıs'ta ulusal güçler eliyle bir iktidar gerçekleştirilmiştir. Ve bütün gençlik kesimi, halk kesimi ve aydınların ezici bölümü bu hareketin içindedir... Hepsi bu hareketin arkasında bulunmuşlar. Tabii ki onların getirdiği anayasa çok güzel bir anayasadır. Ulus devletin inşasını ve halkın refahını sağlayacak, demokrasisiyi geliştirecek bir anayasadır.

Genellikle anayasalcılar bütün dünyada tutucudurlar. Kitaplarda öğrendiklerini tekrarlayıp dururlar. Bugün dünyada bir demokrasi tanımı daha var. Militan demokrasi tanımı var. Kavgacı ve mücadeleci demokrasi tanımı var. üstelik bu tanım yeni de değil. Bu tanım Alman anayasasının 22. maddesinin 2 fıkrasına girmiş bir tanımdır. Ben buradan da çıkış noktası aramak istemiyorum. Bugün Amerikan anayasası militan anayasayı savunan bir anayasa. Türkiye'de bu tabirlere alışmamış bir sürü insanlar buna karşı çıkarlar. Bunun yanı sıra Amerika'da anayasaya uyan hiç bir iktidar olmamıştır. Amerika'da anayasa delik deşik edilmiştir. Kimse bunu görmez çünkü bir Amerikancılık tutturmuş gidiyorlar.

1970'lere gelindiği günlerde Türkiye CIA nın tehditi altındadır. Ankara'da, Adana'da, İncirlik üssünde yapılanma ortadadır. CIA işgal üsleridir oralar. Ankara'nın göbeğinde Amerikan Yardım Kurulu var. Türkiye oradan yönetiliyor. Ben orada çalıştım çoğu da aktif CIA ajanıdır. Deniz, kara subayı, sivil olarak karşınıza çıkar. Şimdiki adıyla ODS buradadır. Adana'ya gidin böyledir. 12 Mart zamanında dönemin dışişleri bakanı İhsan Sabri Çağlayangil, "CIA her yerde var, nerede ne yapacağını kestirmek mümkün değil" diyor. En deneyimli dışişleri bakanı. Aynı dönemde Paul Hanze var Ankara'da, sonradan Başkan Carter'in ulusal güvenlik danışmanı. Ve ne diyorlar 12 Eylül'den sonra Başkan Carter'e verdikleri raporda; "Bizim çocuklar yaptı"...

Türkiye dünyanın en stratejik coğrafyası üzerinde. Buradan Avrupa, Ortadoğu, Asya'ya bütün petrol ve enerj kaynaklarının geçtiği yer. Çok stratejik bir konumda yani.. Türkiye gittiği vakit Amerika 20. Yüzyılı kaybederdi. Şu anda da aynı şey geçerli, ABD Türkiye'yi kaybettiği vakit, 21. Yüzyılı da kaybeder. Çünkü burada 700 milyar varillik bir petrol servetinin geçiş yolu üzerindesin.

MERDAN YANARDAĞ:

Siz neden başarısızlığa uğradınız?

EROL BİLBİLİK:

Biz Madonoğlu Grubu olarak anılıyorduk. 27 Mayıs'ın önderlerinden E. Korgeneral Cemal Madonoğlu var. Onun hemen altında ve yanında Doğan Avcıoğlu var. İstanbul'da İlhan Selçuk var.. Ekipte Şevket Süreyya Aydemir, İlhami Soysal, özel harekatçı subay Yılmaz Akkılıç var.

Bu grupta esas olarak hareketin sivil lideri ve fikir önderi Doğan Avcıoğlu'dur. Yön dergisinden sonra 1969'da Devrim gazetesini çıkardı. Bu gazete devrim fikrinin merkezi organı... Daha önce de Yön'dü. Görev dağılımı ise Doğan Avcıoğlu Ankara'da faaliyette bulunuyor, İstanbul'da da ilhan Selçuk bulunuyor. Ve bu şekilde çalışıyorduk. Alt kademelerde de askerler var. Generaller, Albaylar...

Bu örgütte yer alan ve adlarını ilk kez kamuoyuna açıklyacağım önemli askerler katıldılar. Birincisi, orgeneralliğe kadar yükselen ve 28 Şubat döneminde görev yapan Güven Erkaya var. Deşifre edilemedği için sonradan Deniz Kuvvetleri Komutanı oldu. Güven Erkaya'yı binbaşıyken örgüte ben aldım. Benim iki sınıf altımdaydı. Eşref Bitlis'i de örgüte aldık. Biliyorsunuz sonradan o da Jandarma Genel Komutanı oldu.

Güven'e sen ölene kadar bu durumu açıklamam dedim. Ve senin yanına da uğramam dedim. Çünkü onun başındaki adam Korgeneral Arif Erçıkan'dı ve bu kişi MİT ajanı, kanıtlandı. Ve zaten aynı zamanda amerikancı ve CIA ajanı. Amerika'ya giden pazarlıklar yapan bağlantılar yapan bir adam. Zaten ben Tümgeneral Celil Gürkan'a ve lider kadroya dedim ki bu adam ajan. Bu adamın dedesi Atatürk devrimine karşı çıkmış, Gerede dağlarında çarpışmış adam. Bunun sicili de belli.

İkinci kişi de Orgeneral Eşref Bitlis.. Bitlis Paşa, Körfez Savaşı'ndan sonra ABD'nin Kuzeyden Keşif uçuşlarını engellediği için öldürülen kişidir, bu suikasta uçak kazası dediler.. En az 4-5 defa Eşref Bitlis rapor yazdı Amerika için. Bize bunları Celil Gürkan aktarmıştır.

Üçüncü kişi ise Kurmay Albay Bülent Türker'dir. Bülent Türker'de general oldu. Bülünt Türker, Bahattin Özülker'den sonra MİT başkanı olan çok değerli bir askerdir. Sıradan bir adam değildir, Nurettin Ersin gibi falan değildir.

Biz özel yerlerde tolanıyoruz; orada Altan Öymen, Cemal Reşit Eyüboğlu, Tümgeneral Celil Gürkan, Amiral Vedi Bilget ve bir sürü general, amiraller var.

Hasan Cemal o dönemde Uluç Gürkan ile Devrim Gazetesinin dönüşümlü olarak yazı işleri müdürlüğünü yapıyordu. Biz toplantı yaparken Hasan Cemal'de gözcülük yapardı. Hasan Cemal, krizi derinleştirme amaçlı çeşitli bombalama eylemlerini, verilen görev sonucu gerçekleştiriyordu.

Biz bir toplantı sırasında adeta basıldık. Bir de baktım ki CIA arabası Çankaya'da bizi dinliyor. Aynı şekilde Rus ve İngiliz ajanları da bizi izledi. Ama en çok CIA yaptı.

Amacımız, ulusal, halkçı ve toplumdan yana bir devrim yapmak. Sol'da yer alıyoruz, aydınlanmacı ve laik bir çizgiye sahibiz. Türkiye'yi çağının en önemli güçlerinden biri haline getirmek istiyoruz.

MERDAN YANARDAĞ:

Sayın Bilbilik, çok önemli ve özel bilgiler veriyorsunuz. Bu konuyu biraz daha açacağız. Şimdi biraz günümüze doğru gelirsek şu tespiti yapmak harhalde yanlış olmaz; günümüzde, özellikle 1990 sonrasında bir makas değişikliğinin söz konusu olduğunu görüyruz. Amerika günümüzde artık daha çok iktidar mevkiindeki sivillerle ilişki kuruyor.

Şimdi Sayın Turan Yavuz'la dvam etmek istiyorum. Sayın Yavuz, kitabınız ilginç ve çarpıcı bilgilerle dolu. Kitap bu hafta (Mart ayı başında) Ankara'da Destek Yayınevi tarafından çıkarıldı.. Özellikle ikinci bölümde adı geçen Amerikalı "Çizmeli Adam" bu kitabın esrarengiz kahramanı denilebilir. Çizmeli Adam'la Recep Tayyip Erdoğan milletvekili olmadan önce bir dizi gizli görüşme yapıyor. Bu adam Erdoğan'ı ABD'yi yöneten önemli isimlere ulaştırıyor, gizli toplantılar, görüşmeler gerçekleştiriliyor.

Kitabınızda anlatıyorsunuz; bu görüşmelerde bazı sözler veriliyor.. Amerika'nın Irak politikasını destekleme sözü gibi.. Kitabın 46. sayfada diyorsunuz ki; Recep Tayyip Erdoğan Washington'a ayak bastığında gündemi yüklüydü, çünkü köylerden gelen bilgiler önünün açık olduğunu gösteriyordu. Köylerden bilgiler de CIA in ve diğer istibarat birimlerinin aktardığı bilgiler. Önce Stratejik Araştırmalar Merkezinde bir knuşma yapacak ve ardından da Washington bürokrasisinin karşısına çıkacaktı. Gizli görüşmeler yapılıyor, sözler veriliyor. AKP'nin iktidara geleceği belirtiliyor ve destek isteniyor. Bir anlamda AKP iktidar için "vize" istiyor.

Nasıl oluyor bütün bunlar, anlatır mısınız?

TURAN YAVUZ:

Amerika bilhassa 1980'lerden itibaren sivillere yönelmeye başladı. Turgut Özal'la birlikte birinci Körfez Savaşı sırasında (baba George Bush'un ön ayak olduğu Körfez Savaşında) asker yine ikinci plandaydı. Dönemin Başbakanı Turgut Özal'la (sonradan Cumhurbaşkanı Özal), direkt ilişkiler onunla yürütüldü ve bu yüzden örneğin dönemin Genelkurmay Başkanı NecipTorumtay'ın istifası buna bağlanır...

MERDAN YANARDAĞ:

Çünkü Körfez Savaşına karşı çıktı Türkiye'nin önemli kesimi, askerler de karşı çıkanlar arasındaydı...

TURAN YAVUZ:

Aynı yöntemi 1995'lerden itibaren de uygulamaya başladılar. Recep Tayyip Erdoğan İstanbul Belediye Başkanı olarak Amerika'nın radarına girdi. Ve çok yakın bir takibe alındı. O dönemin ABD Büyükelçisi R.Tayyip Erdoğan'la sık sık birlikte oldu. Gerek büyükelçi, gerekse İstanbul konsolosu Erdoğan'ı sürekli ziyaret etti. ABD Yahudi Lobisi'nin önde gelen isimleriyle gizli görüşmeler yapıldı. Ve bu takip 1999 yılında Amerika'nın önüne köylerden gelen bilgiler.. burada "köylerden gelen bilgiler" derken, Amerikalıların Anadolu'da yaptığı araştırmaları kasdediyorum.. Bunlar Amerika'nın büyükelçilik yetkilileri de olabilir, ajanlar da olabilir, gazeteciler de, işadamları da... Yani kısacası Amerika belli başlı yerlerden gelen bilgiler doğrultusunda hareket eder. Ve bu gelen bilgilerdeki rakamlar T.Erdoğan'ın genel seçimleri kazanacağı yönündeydi...

Amerika 1999'dan itibaren şu kararı verdi; madem rakamlar R.Tayyip Erdoğan'ı gösteriyor, o zaman biz bu şahısta ikinci bir Özal yaratabilir miyiz? Erdoğan ve ekibi üzerinden İslamla demokrsiyi uzlaştıran ılımlı bir model yratabilirmiyiz?.. Amerika Irak Savaşına girerken de Türk Silahlı Kuvvetleri bir kenarda bırakıp işi iktidara gelecek olan R.Tayyip Erdoğan'la yürütmek istedi.

Bu yüzden de Ocak 2002 tarihinde Washington'a yapılan ziyaret çok önemli. Kağıt üstünde o tarihte gerçekleşen ziyaretin nedeni, R. Tayyip Erdoğan'ın Ocak ayının sonunda NewYork'ta yapılacak olan Davos toplantılarına katılması olarak belirtiliyordu. 11 Eylül'den dolayı simgesel bir destek olarak Davos'taki (İsviçre'de ki) toplantılar NewYork'a alınmıştı. Çizmeli Adam dediğimiz Grenville Byford aracılığıyla, R.Tayyip Erdoğan AKP genel başkanı olarak Washington'a uğraması ve Washington'da da partisini ve kendisini anlatması planlandı. Byford'u Erdoğan ve diğer AKP liderleryle tanıştıran kişi ise Cüneyt Zapsu.. (ABD yönetiminin, özellikle Paul Wolfowitz'in AkP ve Erdoğan'la ilişkilerde kullandığı iki kanaldan birincisi Byford, ikincisi ise onun ilişkili olduğu Zapsu'dur.) Washington'da çeşitli düşünce kuruluşlarında konuşmalar, ikili temaslar ayarlandı. Basından saklanan bir görüşme oldu. Bu görüşme Pentagon'un Savunma Konseyi başkanı ile yapıldı... Richard Perle ile gizlice birarya geldiler.

MERDAN YANARDAĞ:

Şunu biliyoruz ki Richard Perle, 1960'lardan itibaren Neocons olarak bilinen bu yeni muhafazakar ekibin içinde, onun beyin takımında ve önemli fikir önderlerinden biri... Karanlıklar Prensi olarak biliniyor...

TURAN YAVUZ:

Evet ve Tayyip Erdoğan ilk defa orada görücüye çıktı. Bush yönetimi Ocak 2002'de Tayyip Erdoğan'la görüşmek istemedi. Çünkü 10 gün önce Başbakan Bülent Ecevit Washington'daydı. Amerika Ecevit'e bir takım sorular sormuştu ve Ecevit'te Türkiye'ye dönünce kendi içinde görüşmeler yapıp cevaplar verecekti.

Bu yüzyüze tanışma tarihine kadar, Neocons ekibin önemli isimlerinden P. Wolfowitz, ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld, Başkan Yardımcısı Dick Cheney ve Marc Grossman, Erdoğan ve AKP lider kadrosuyla aracılar yoluyla sürekli haberleşiyor, hatta Ecevit hükümetiyle yapılan görüşmelerin tutanakları bu kanallardan kendilerine iletiliyordu.

MERDAN YANARDAĞ:

Peki AKP Başkanı'nın bu ziyaretinin amacı neyde sizce? AKP bir tür iktidar vizesi mi istiyordu burada?

TURAN YAVUZ:

Burada iktidar vizesi hazırlanmış durumdaydı bence... Sadece bir tanışma yapılıyordu. Turgut Özal döneminde olduğu gibi nasıl Körfez Savaşında Özal Amerika'nın yanındaysa, AKP hükümeti de iktidara gelirse Amarika'nın Irak savaşında izlediği politikaların yanında yer alacağını söyledi.

MERDAN YANARDAĞ:

1980'li yılların ikinci yarısında başlayan, 1990'lı yılların sonundan itibaren de AKP'ye iktidar yolunu açan bir dizi görüşmeden, ilişkiden, verilen sözlerden bahsettik. ABD'nin özellkle Soğuk Savaş'ın bitiminden sonra, askerlerle ilişkilerinin yanısıra ağırlıklı olarak sivillere yöneldiğini görüyoruz. Bu değişikliği siz nasıl yorumluyorsunuz?

ZAFER ÜSKÜL:

Amerika Birleşik Devletleri'nin Sovyetler Birliği'nin ilk kurulduğu dönemde dünyada kendi egemen olduğu bölgelerde yer alan devletleri sürekli denetimi altında tutma isteği bilinmeyen bir şey değil. Oradaki yönetimler bu denetime biraz karşı çıkar gibi olduklarında Amerika Birleşik Devletleri'nin desteği ile darbe girişimleri olduğunu, darbelerin olduğunu ve yönetimlerin değiştiğini de biliyoruz. Aslında benzer durum Sovyetler Birliği açısından da geçerli. Çünkü, onun da hakim olduğu bir bölge var. Ve her ikisi de bölgelerini genişletmek istiyorlar, diğer yandan da ellerinin altındakileri tutmak istiyorlar.

Berlin Duvar'ı yıkıldıktan sonra Amerika Birleşik Devletleri dünyanın tek başına jandarması oldu. Tabi bu arada teknolojik alanda olan gelişme yeni bir küreselleşme olgusu oluşturdu. Kitle iletişimdeki değişiklikler, teknolojideki müthiş sıçrama bir çok işi kolaylaştırdı ve hızlı hale getirdi.

Türkiye'de iktidarlar seçimle geliyorlar seçimle de gidiyorlar. Darbelerde oluyor ama Latin Amerika'da ve Afrika'da ki darbelere benzemiyor. Bu nedenle ABD Türkiye'de darbelerin yanısıra, seçimle gelebilecek bir iktidarı da önceden görüp, onunla ilişki kurarak yönlendirme ilişkisi içine giriyor. Amerika Birleşik Devletleri'nin o kaba darbe gişimleri tepki doğuruyor. Eğer buna ihtiyaç duymadan seçilmiş bir iktidarla bizi yönetebilecekseniz niye darbe yapacaksınız ki?

MERDAN YANARDAĞ:

Seçim kazanamayacakları yerlerde, örneğin Venezuella'da olduğu gibi günümüzd de askeri darbeleri deneyebiliyorlar.

ZAFER ÜSKÜL:

Tabii ki deneyebiliyorlar. Irak'ta da bırakın darbe yapmayı, işgal bile ediyorlar. Dolayısıyla Türkiye'de böyle bir ihtiyaç yoktu muhtemelen o dönemde. Yalnız bir şeyi gözden kaçırmamak gerekir. Burada her şeye rağmen Amerika Birleşik Devletleri'nin rahatça at oynatabilmesi için iç dinamiklerin de ona uygun olması gerekir. Yani demek ki iktidara gelme olasılığı yüksek olan Adalet ve Kalkınma Partisi'nin, Amerika Birleşik Devletleriyle belirli politikalarda uyum sağlayabileceğine ilişkin öngörü var. Ve bu öngörü de, anlatıldığı kadarıyla yanlış çıkmıyor.

MERDAN YANARDAĞ:

G. Fuller, CIA Ortadoğu İstasyon Şefliği yapmış, büyükelçilik görevlerinde bulunmuş bir isim. Fuller'in 2000'de yazdığı bir rapor var, diyor ki; İslamcı parti parçalanacak, yenilikçi bir kanat çıkacak, merkez sağın şöhretli politikacılarıyla buluşacaklar ve güçlü-etkili bir muhafazakar parti kuracaklar. Ve bu parti tek başına iktidara gelecek. Merkez sol bir parti de barajı şacak ve İki partili bir Meclis oluşacak deniliyor. Bir siyasi analistin yapmış olduğu bir değerlendirme bu. Ama bu bir stratejistin öngörülerinin ötesine geçen bir durum. Yani ancak falcılık denilebilir. Çünkü, söyledikleri aynen gerçekleşiyor. İlginç...

ZAFER ÜSKÜL:

Ama buradan hareketle Adalet ve Kalkınma Partisi'nin iktidara gelişini Amerika Birleşik Devletleri'nin desteklediği ve teşvik ettiğini söyleriz ama, tasarladığını ve teşvik ettiğini de söyleyemeyiz. Önceki dönemin siyasi parti ve siyasilerine karşı toplumda varolan bir tepki var. Bu tepki olmasaydı, halk da böylesine mevcut siyasi partilere çok yoğun bir tepki olmasaydı Amerika Birleşik Devletleri gelip seçim propagandası da yapsaydı AKP'ye seçim kazandırması mümkün olmazdı.

Burada AKP'nin böyle bir ilişki içine girmesine neden olan nedir diye sorulursa o zaman şunu söylemek lazım; Türkiye ve dışarıda da belli kesimlerde Adalet ve Kalkınma Partisi islamcı bir parti olarak tanınıyor. Ve şeriatı Türkiye'de iktidara getireceği, belki hemen olmasa bile ilerde bu yönde çalışabileceği yönünde bir kaygı var.

Dolayısıyla bu kaygı karşısında AKP'nin iktidara geldiğinde kendisini meşrulaştırma ihtiyacı var. Ve bu meşruiyeti bir yerlerden sağlamak durumunda. Nerden sağlayacak? ABD ile ilişkilerden sağlayacak, Avrupa Birliği'nden sağlayacak. AK Partinin Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girmesini istemesinin başlıca nedeni bu meşruiyet arayışıdır. AB için yanıp tutuşmaktan değildir...

İktidara gelindi ama, iktidara gelmek sorun değil önemli olan iktidarda kalmaktır. Bunun için de demokratik meşruiyete ihtiyaç var. böyle bir durumu ben büyük ölçüde meşruiyet arayışına da bağlıyorum.

Darbeler oldu, fakat TSK'da hiç bir zaman siyasetin dışında olmadı ki. Bir de böyle bir gelenek var. İttihat ve Terakki'den beri devam eden bir gelenek. TSK bu Cumhuriyet'in kurucusu olarak kendisini görüyor. Ve toplumun bütün kesimleri bir yana, Cumhuriyeti koruma kollama görevini kendisinde görüyor. Bir ülkenin silahlı kuvvetlerinin o ülkenin demokratik cumhuriyetini korunması gerekir. Ama tek güç o değildir. Demokratik bir sistemde yargı da, ünüversiteler de, siyasi partiler de bunu sağlamak için vardır. Sivil toplum bunun için geliştirilir. Bizim son iki anayasamız askeri darbelerin ürünüdür. Ama her ikisinin de giriş bölümünde anayasalar halka emanet edilir. Demokrasiye aşık vatan evlatlarına emanet edilir.

Kısacası her darbeden sonra TSK daha da kuvvetli bir biçimde rejimin içinden çıkıyor. 1961 Anayasası temel hak ve özgürlükler bakımından ileri bir anayasa. 82 anayasasına göre karşılaştırılmayacak kadar ileri ama, Milli Güvenlik Kurulu'nu kuran da 1961 anayasısıdır.

Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz; sorunlar ve sıkıntılar ne kadar büyük ve ağır olursa olsun, çözüm demokrasi içinde aranmalıdır. Hiçbir maazeret darbelere haklılık kazandırmaz diye düşünüyorum.

Tel bağlantısı:

MERDAN YANARDAĞ

Şimdi telefon hattımızda 9 Mart 1971'de sol cunta içinde yer alan, döneme ilişkin "Asker-Darbe-Devrim" isimli bir kitabı bulunan, 12 Mart sağ darbesinden sonra da ordudan uzaklaştırılan Emekli Tuğgeneral Ömer Lütfi Erol var.. Sayın Erol, sizin siyasi programınız neydi, önünüze nasıl bir hedef koydunuz?

ÖMER LÜTFİ EROL:

Atatürk ilke ve devrimleri süreklidir. Biz buradan hareket ettik. Ben 9 Martçıyım evet, 9 Mart'a kadar geldim ama 70'te terfi ettim 30 Ağustos 'ta .. İstanbul'u toparlamak üzere Rahmaetli Faruk Gürler tarafından Brüksel'e tayinim çıkmışken durduruldum ve İstanbul Garnizon Kurmay Başkanlığına atandım. Hareketin içinde doğrudan yer aldım.

MERDAN YANARDAĞ:

Sizin amacınız ulusal çıkarları önceleyen halkçı bir rejim kurmaktı. Bunu gerçekleştiremediniz. Bu durumu neye bağlıyorsunuz?

ÖMER LÜTFİ EROL:

Bizim ki darbe değil, Mustafa Kemal ilke ve devrimleri esas olmak üzere toplumun istemlerine yanıt verecek devrimleri yapmaktı. Bu nedenle 'Devrim' di bizim hereketimizin ismi. Bizim bir programımız vardı. Bizim bazı ilkelerimiz vardı. Bu ilkelere uygun hareket ettik. Örneğin, Güney Doğu Anadolu Projemiz vardı bizim. Anadolu Projemizde değişik çiftlikler kuruyorduk. Ve oralardaki halkı o toprakların sahibi yapıyorduk. Böylelikle biz feodaliteyi tasfiye etmeyi düşünmüştük. İkinci olark da eğitim sisteminde değişillik yapmayı amaçladık. Orada da bölge yatılı okullarını kurmak ve Köy Enstitülerini yeniden açmak istiyorduk.

Halkçı bir ekonomi programı uygulamayı, sanayileşmeyi, işçilerin durumu düzeltmeyi amaçlıyorduk. Aydınlarla içiçeydik. Halkın çıkarlarını esas alıyorduk. Tam bağımsızlıktan yanaydık, ulusal çıkarlarımızı savunuyorduk.

Amerikanın desteklediği 12 Mart darbesi ile biz tasfiye edildik. Nedenlerini Erol Bilbilik orada anlattı. Aydınlara, gençliğe ve halka karşı bir darbe yapıldı. Kemalist ve devrimci subaylar ordudan tasfiye edildi. Böylece gericiğin ve 12 Eylül'ün önü açıldı. Bu nedenle başarıya ulaşamadık.

Biz darbe değil devrim yapmak istiyorduk.

Nitekim bugün bir kırmızı çizgi çizildi o kırmızı çizgi neyin kırmızı çizgisidir iyi değerlendirmek, tahlil etmek gereklidir..

-------------------

Programda, "Türkiye'deki askeri derbelerde ABD'nin rolü var mı?" diye bir de anket sorusu soruldu. Ankete yaklaşık bin kişi katıldı. Yanıtların dağılımı şöyle:

Evet: % 90

Hayır: % 10

 

 http://www.hayirsizlarboard.com/thread_24364_Bu-yaziyi-lutfen-usanmadan-okuyun.html

 
< Önceki   Sonraki >
© 2008 Zeki Bingöl'ün Web Sitesi