|
Bayrampaşa Cezaevi Gerçeği isimli kitabımdan bazı bölümleri sunmayı istedim; 1998 yılında cezaevinde yaşamlarını yitirenler Siyasi Kısım 1. Fikri Baygeldi: Çanakkale, 26 Mart. Protesto amacıyla kendini yaktı. 2. Adem İnce: Çankırı, 27 Nisan. İntihar etti. 3. Sema Yüce: Çanakkale, 21 Mart. İntihar etti. 4. Serpil Yılmaz: Sakarya, 5 Ocak. Beyin kanaması. 5. M. Halit Oral: Kahramanmaraş, 15 Ekim. Kendini yaktı. 6. Bülent Bayram: Adıyaman, 29 Ekim. Kendini yaktı. 7. Mehmet Çakar: Bursa, 18 Ekim. Örgüt içi infaz. 8. Adem Yeşildağ: Malatya, 27 Ağustos. Örgüt içi infaz. 9. Ayhan Yılmaz: Bingöl, 1 Eylül. İntihar etti. 10. Mehmet Aydın: Çanakkale, 13 Kasım. Kendini yaktı. 11. Kadir İlhan: Siirt, 17 Kasım. Kendini yaktı. 12. Cemil Özalp: Diyarbakır, 27 Kasım. Kendini yaktı. Adli Kısım 1. Emre Doğan: Ankara, 15 Ocak. Silahlı çatışmada öldü. 2. Cheresi Cyracuz: Bayrampaşa, 15 Şubat. Astımdan öldü. 3. İshak Tekin: Nazilli, 26 Mart. İntihar etti. 4. Mehmet İşcan: Bayrampaşa, 30 Mart. Ülkücü gruplar arasında çıkan silahlı çatışmada öldü. 5. Ecevit Yıldız: Ankara, 29 Nisan. Mafya içi hesaplaşma. 6. Halil Gice: Ankara, 28 Nisan. Mide kanamasından öldü. 7. Erol Kabak: Bayrampaşa, 14 Temmuz. Çete hesaplaşması. 8. Yıldıray Kezer: Atabey, 9 Temmuz. Firar sırasında öldü. 9. Adem Sarıkaya: Bayrampaşa, 30 Haziran. Epilepsi krizinde öldü. 10. Kurtuluş Parlak: Bayrampaşa, 12 Aralık. Kurşunla öldürüldü. 11. Hüseyin Kan: Bayrampaşa, 14 Temmuz. Behçet hastalığı. 12. Halit Yıldırım: Burdur. Hücrede kendini asarak intihar. 13. Durmuş Kılınç: Ermenek. 14. Recep Selefoğlu: Bayrampaşa, Muhbirlik gerekçesiyle vuruldu. 15. Erhan Akkurt: Bayrampaşa, 14 Eylül. Koğuşta silahlı çatışma. 16. Dursun Arık: Pınarbaşı, 9 Eylül., Su yerine çamaşır suyu içti. 17. Bilal Turan: Gemlik, 28 Kasım. Tuzruhu içerek intihar. 18. Hasan Sırrı: Bayrampaşa, 24 Aralık. Koğuşunda kurşunlandı. 19. Metin Güngör: Bayrampaşa, 1 Aralık. Şişlenerek öldürüldü. 20. Salim Geçmez: Bayrampaşa, 7 Ekim. Bileklerini keserek intihar. ....... Kapalı devre deneme yayınındaki CNN-Türk'ün haberine göre Bayrampaşa cezaevindeki koğuş perakende fiyatları iştah kabartıyor: Telefon görüşmesi: Dakikası 10 milyon lira. Cep telefonu: 500 milyon lira. Esrarın bardağı: 30 milyon lira. Kokainin gramı: 300 milyon lira. Silah taşıma: 10 bin mark. TV veya buzdolabı: 20 bin dolar. ......... 20 Eylül 1999 günü hemde müdür odasında yaşanan çatışma ve bu çatışmada 8 kişinin ölmesi, 3 kişinin yaralanması tek kelime ile acizliğin ifadesi idi. Alaattin Çakıcı'nın sağ kolu Kenan Ali Gürsel, Hakan Çillioğlu tarafından öldürülüyordu. Organize Suçlar Bürosunun talebi ve İstanbul 2 nolu DGM'nin 1999/415 sayılı kararıyla 9 Eylül tarihinden bu yana dinlemeye alınan 212 61* ** ** nolu telefondaki görüşmeler tek kelime ile ibretlikti. İşte konuşma kayıtları: 14 Eylül 1999 Saat: 13:18 Telefon: 0 212 615 ** ** Karşı telefon: 0 532 776 ** ** Telefondaki kişi Kenan Ali Gürsel'in tanıdığı Nusret isimli birisi. Nusret; Hakan Çillioğlu'nun öldürülmesini talep eden kişi. KENAN: Kimle bunun problemi var? NUSRET: Ya, orda birisiyle, gelip orda konuşacak. K: Burda cezaevinde mi? N: He, he. K: Kim o? Sen söyle bir bakayım tanıyor muyum onu ben? N: (Yanındaki İsmet'e soruyor. O kişinin adı ne? diye.) Hakan, Hakan. K: Ha, haa, o... çocuğunun teki Hakan Çillioğlu mu? N: He, Hakan Çillioğlu. H: Hayrola mevzu ne? N: Yav gelip konuşmamız lazım Kenan. K: Kiralığın teki bu. N: O, he he he. K: Terso yalnız bu. Onu söyleyeyim sana. N: Yav yok. Öyle bir şey değil. Vurduğu çocuk bizim arkadaşımızmış. Yani güzel bir oğlanmış. K: Mehmet mi Oflu Mehmet'i mi diyor? N: Yok, yok Gürol. K: Ne zaman öldürtültü? N: Bir hafta olmuş. K: Ne iş yapıyordu o? N: Seymenlerdenmiş. Tekel bayii varmış. K: Ha anladım. Bundan bir s.. olmaz. Çakal'ın tekidir bu. N: Yok, alacak verecek değil ya. K: Ne yapmak, kopartmak mı istiyorlar? N: He. K: Ha valla, o işe ben sana söyleyeyim, öyle işe ben bakamam, öyle bişi ben burda yaptırtmam, anlıyor musun? N: İyi işte ben sana söylüyorum işte. K: Ama buradan yol veririz, başka yerde kopartsınlar anlıyor musun? N: E, tamam işte. Biz sana sormadan, etmeden bu şey olur mu? K: Sen ne zaman gelmek istiyorsan oturur konuşuruz tamam. TARİH 15 EYLÜL 1999 SAAT 17.42 Telefon: 0 212 615 ** ** Karşı telefon: 0 212 567 ** ** Bayrampaşa cezaevi ikinci müdürleri olan Enver Peker, Recep Şensoy ve Müslüm Teke, Enver Peker'in makamında. Santralı arayan Kenan Ali Gürsel nöbetçi müdürü sorar. Enver Peker cevabını alınca da telefonun bağlanmasını ister. Telefona çıkan Recep Şensoy'la konuşmaya başlar. K: Aldırdılar mı bu Hakan Çillioğlu'nu? R: Alacaklar, onlarla suç ortaklarını alacaklar. K: Ne zaman alacaklar? R: Şimdi alacaklar, Müslüm Bey ilgileniyor o işle. K: Hakan'ı çıkarmadılar mı? R: Çıkardılar onu da alacaklar. K: Nerde o? R: Avukat görüş mahallinde. K: Yav be kardeşim. Size de bir şey söyledik. Adam oradan mazgalı açar avukatlara ateş eder be kardeşim. R: Yok yok, ordan çıkaracaklar. Şeye koyacaklar.. K: Neye? R: C—19'a çıkaracaklar herhalde. K: Abi hücreye koyun. Hücreye C—19'a koymayın. Dinleyin beni. Düşürürler onu orada. Abi beni dinle. Öbür tarafta da onların adamları var. R: Tamam. Ben Müslüm Bey'e söylerim. Müslüm Bey: He, Kenan. K: Bak beni iyi dinle. Şimdi bak. Ben bugün burada kurulu tezgahı bozdum. Yoksa bugün Hakan kopuyordu. Burhanettin Saral'ın adamları tarafından tamam mı? M: Hı. K: Kurulu tezgahı bozdum. Sen şimdi C—19'a gönderiyorsun. Müdürüm orda da onların adamları var. Alın hücreye, alın ben size bir şey söylüyorum bak. M: Kenancığım hücrede de onun kavga ettiği adam pazartesine kadar orda, yer yok. K: O zaman kardeşim dinle beni. M: Ali, bize bırak Allah aşkına. Bizi çok bunalttın bugün, vallahi yer bulamıyoruz. K: Ben mi bunalttım? M: Hayır, hayır şöyle. K: Şimdi küfür ederim senin ..... haa. M: Ali. K: Ben mi bunalttım seni ulan? M: Seni demiyorum, seni demiyorum. K: İb.......a......k senin gibi müdürün a.... ....... senin müdür kere. M: Ali. K: Gavat! M: Ali. K: S..... lan, a... k.. senin müdür kere! TELEFON GÖRÜŞMESİ 3 KENAN ALİ GÜRSEL, MAHİR ÖZDAĞ'I ARIYOR Tarih: 18 Eylül 1999 Saat: 17.50 Telefon: 0 212 615 ** ** Karşı telefon: 0 532 454 ** ** M: Kenan'cım merhaba K: Saygılar abi. M: Nasılsın canımcım? K: İyiyim abi, hamdolsun yaramaz bir şey yok. Sen nasılsın abi. M: Moralini niye bozdun ya? K: Abi bir dakka anlatayım, bir dinle abi. M: O çakalı yeni mi tanıyorsun?( Müslüm'ü kastediyor) K: Ama bir anlatayım, bana söylediği bir kelimeye bak bir anlatayım abi. M: He canım. K: Şimdi bu bizim biliyorsun burda bir piç vardı, Hakan Çillioğlu. M: He biliyorum. K: Burda bir tezgah kuruldu. Anlıyor musun? 3 tane kiralık burada geziyor. M: Evet. K: Ben şimdi bir Kenan Ali Gürsel'im, bir delikanlıyım ve benim olduğum yerde, Allah'ın oğluna mermi arttırmam. Ben delikanlıyım, adam sattırmam. M: Evet. K: Neyse falan filan. Aradım o sırada Müslüm Bey'i, dedim ki bu adamı şeye verin, dedim yani onu hapishaneden dışarı alın anlıyor musun? Bana böyle dedi. Müslüm, "Ya Ali" dedi, "Senin yüzünden çok yorulduk" demesi üzerine küfür ettim. M: Yav sen o hapishanenin dengesisin. K: Dengesiyim de abi, bu kelimeyi hak ettim mi? M: O aptal eşek bunu bilmiyor mu? K: Abi ben o kelimeyi hakettim mi? Ben, bunlar burada karı satıyordu. Engelledim. Eroin satıyorlardı, silah satıyorlardı. Engelledim. M: Şerefsizler. K: Ondan sonra abi, bu müdürler var ya abi. Bak şimdi C—19'a soktular adamı. Anlıyor musun? Adamı sokarken beline silah verdiler, telefon verdiler. O tarafa Müslüm verdi. M: Allah'ına mı? K: Yav ben sana bir şey söyleyeyim mi, demek ki Müslüm'e aç ulan a.. k... kavatı, aç git başsavcıya şikayet et, Ferzan bey'e aç, seni dedim, makamında vuracağım, ona göre kendinden kolla beni dedim. M: Bi aptallık daha yaptılar. Benim yanıma göndermeye kalktılar. K: Abi bak, ben burada kurulu düzeni dün bozdum. Bozulduktan sonra Burhanettin beni aradı. Bozuldu Abi. Tezgahı ben bozdum M: Yukarda demek ki tezgah yukarda olacaktı. Tesadüf ayıktım. Tesadüfen aradım, ne var ne yok diye. Kapalıdan biri geliyor kim? Ben oraya emir vermişim. Kim gelirse gelsin benim haberim olsun. K: Anladım. M: Dediler ki Hakan Çillioğlu. Sakın dedim almayın. Dediler başsavcının emri var. Başsavcıyı aradım. Kusura bakmayın, ben o adamı alamam onu tanıyorum. O adam oraya gelirse oradan battaniyeye sarılı çıkar, dedim. Tamam Mahir, dedi. Söyle Kapalıcılara (Kapalı bölüm yetkilileri) onu Topal'ın olduğu yere koysunlar. Topal'ın oğlu yattı ya bir ara orda. K: Evet, evet.. M: Ya ben sana, bak Allah'ıma kitabıma sana net bir şey söylüyorum. O Bayrampaşa var ya. Allah'ına dua etsin orda bir Kenan Ali Gürsel var, bir delikanlı var K: Evet, evet. M: Ben bunu açıkça söylüyorum. Her yerde de söylerim. Gerekirse Ferzan Çitici'nin önünde de söylerim. K: Evet. M: Yani o cezaevini idare mi yönetiyor. B.k yönetiyor idare! Ne idaresi var! K: Maaşı alanlar onlar, cezaevini yöneten benim abi! M: Yani memleket biliyor, bu çakal bilmiyor. Onun için onun o hareketini bana sayacaksın. Ben onun yüzüne tükürmezsem namerdim. K: Ben sana bir şey söyleyeyim mi abi; vallahi Mahir abi yeminle konuşuyorum kurulu tezgahı bozdum, yoksa bugün Hakan Çillioğlu geberecekti. M: Bak orda bozuldu. O çakallar farkında olmadan aşağı teslim edecekler. K: Tabii onlar başından atsınlar. Halbuki aşağıda daha çabuk kopacak. M: Tabii, yani Mahir Özdağ'ın yanında ölsün. K: Zaten sana kuruluyor tezgah, sana. M: Siz de bir şey duyarsanız bana alo deyin. K: Sana kimse bir şey yapamaz. Rahat ol sen, anladın mı? Senin arkanda Allah var, Allah. M: Sen hiç kafanı yorma. TELEFON GÖRÜŞMESİ 4 Müdür Müslüm Teke ile Kenan Ali Gürsel arasındaki son konuşma Tarih: 18 Eylül 1999 Saat: 18 13 Telefon: 0212 615 ** ** Karşı telefon: 0 212 567 ** ** M: Ben senden özür dilerim. K: Benden özür dileme. M: Benim lafımı bana söyleme, benim kötü bir niyetim yok. K: Beni dinle, ama beni bir dinle. Benden özür dileme. Kimi aradıysan, hangi abiye beni arattırdıysan (diğer müdür Mahir Özdağ) git ve o abi, ondan özür dile. Ben sana bir şey söyleyeyim mi ben sana ne yaptım kardeşim bu zamana kadar? Sen bana diyorsun ki "Ali bıktım diyorsun senden", karı mı satıyorum ulan ben burada! M: Sana demedim Ali, sana demedim. K: Siz karı satıyorsunuz ulan, ben burada... M: Ben inan ki onları kastettim. Seni demedim abiciğim. K: Beni, beni dinle. Ben sana inanmıyorum, seni adam yerine koymuyorum. Seni Mahir Bey için affettim. Seni adam yerine koymuyorum. İsmimi ağzına alma. M: Sen beni tanımamışsın be, ben inan bak seni şu cezaevinde tüm mahkumlardan çok severim ben, Hakan Çillioğlu'nun neyini sevmeyeyim? K: Nerden soktu Hakan silahları, telefonu oraya? M: Ne bileyim, buradaki ortamların nasıl olduğunu sen biliyorsun. K: Sen aldın ulan onları oraya. M: Dinle bir senin ayrı yerin var. Onun ayrı yeri. K: Onun için benim ayrı yerim var ya, onun için karı getiriyorsunuz bana. Millete karı getiriyorsunuz. Ama odaya bacağında mini etekli sokuyorsunuz. Anladın mı ne demek istediğimi yalan mı? M: Anladım, Ali anladım. K: Sen bana iyi davranırsan ben de sana iyi davranırım. M: İnan bak ben sana söylemedim, seni nasıl inandırayım ki söyle bana? K: Getir bana iki silah inanayım sana. M: Yahu Ali olur mu? K: Niye! Getir bana bir silah, niye ki biz delikanlı değil miyiz. Biz, a.. k..m yakışmıyor mu bize ? M: Hayatta yapmadım ben. K: Yok yapmadın. Kime yapmadın! Yalancının ecdadını ..., yapmamış! M: Hayır kardeşim vallahi yok. K: Bir dakika, delikanlı gibi cevap ver bana. Bir şey soracağım. Sen mi daha çok görev yapıyorsun burada, ben mi daha çok görev yapıyorum? M: Sen daha çok görev yapıyorsun, bizim bildiğimiz bu. K: Tamam Allah'a emanet ol. Maaşını bana getir bu ay. Tamam mı? M: Hı, hı. Oldu tamam. K: Ben sana diyorum ki bana kağıt gönderin, dediğim anda zıp gelecek kağıt. A... koyayım yok senin benim öyle böyle vala vila yok. Öyle oynamak yok. Kağıt gelsin dediğimde imzalayacaksın, hemen göndereceksin (Revir kağıdını kastediyor). M: Benim imzamla olur mu ki hemen? K: Fark etmez sen müdürsün. 20 tane imzalı kağıt al, cebine koy benim için tamam mı? Ben karı satmıyorum burada. ....... Bilmeyenler için yorumsuz olarak durumun örgütlerin bakışından ve tuttukları kayıtlardan durum aşağıdaki gibiydi: Bu büyük direnişte 12 şehit verildi. Ama devrimci tutsakların ödedikleri bedel bununla sınırlı değildi. Şu anda cezaevlerinde ölüm orucunda sakat kalan onlarca tutsak var. Hala tedavileri engelleniyor. Hala düşman bu büyük direnişin kazanımlarını gasbetmeye, zaferini gölgelemeye çalışıyor. Ve onlar sakatlıklarına, bozuk sağlıklarına bakmadan hala direnişten direnişe koşuyorlar. Bir yıl önce yüzlercesi ölüme yatmıştı. Büyük bir iradeyle ölüme koştular. Yeryüzünde eşine rastlanmayacak bir direnişin yaratıcısı oldular. Onlar şehitleriyle, gazileriyle ülkemiz halklarının kahramanlarıdır. Oligarşinin tüm halka yönelik saldırısının önüne bedenleriyle, fedakarlıklarıyla, kahramanlıklarıyla barikat olmuş, halklarına bu büyük direnişi, bu büyük kahramanlığı armağan etmişlerdir. Halkımız onlara borçludur. BU BORÇ, TÜRKİYE HALKLARININ NAMUS BORCUDUR, ONUR BORCUDUR, VEFA BORCUDUR. Ölüm Orucu Direnişinin Kabul Ettirdiği Talepler 1.Tutsakların en vazgeçilmez olarak ilan ettikleri gibi Sağmalcılar Merkez Koordinasyonu ile, bakanlığın yetkilendirmiş olduğu İstanbul Başsavcısı ve beraberindeki İstanbul RP milletvekili Mukadder Başeğmez arasında çeşitli kurum ve kuruluş ve vekillerin tanıklığıyla tutsakların talepleri anlaşmaya bağlanmıştır. Bu anlaşmaya göre talepler kabul edilmiş, Ölüm Orucu direnişine son verilmiştir 2. Eskişehir Tecrit-tabutluk cezaevi siyasi tutsaklara tamamen kapatılmıştır. 3. Bundan böyle İstanbul ilinde tutuklanan ve yargılanmaları yapılan siyasi tutsaklar Üsküdar E Tipi (Ümraniye) cezaevine konulacaktır. (Bu madde kabul edilmediği için heyetteki RP Milletvekili Mukadder Başeğmez tarafından bizzat Başbakan Necmettin Erbakan'a telefon yoluyla ulaştırılmış olup, bizzat başbakanın kabulüyle anlaşma tutanaklarına geçmiştir.) 4. Bütün cezaevlerinde yasal, meşru ve kazanılmış hak olarak devam edegelen tutsaklar arasında sosyal ilişki, koğuşlar arası ziyaret ve temsilcilerin koğuşlar arası ziyaret hakları aynen uygulanmaya devam edilecek bu konuda sorun çıkaran baskıcı cezaevi idareleri sürekli olarak bakanlık kontrolüyle düzenlenecektir. Mektup ve yayın alımında hiçbir engel çıkarılmayacaktır. 5. Tutsakları tecrit etmek ve ailelerini yıldırmak amaçlı son bir yıldır gündeme gelen aile ve yakınlarının haksız yere gözaltına alınması, tehdit edilmesi ve görüş yapmasının engellenmesi şeklindeki keyfi uygulamaya son verilecektir. Bunun sürekli olarak takibi için İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı özel önem ve itina gösterecektir. 6. Cezaevlerinde uygulanagelen baskı, zor ve işkenceye bağlı yasadışı ve meşru olmayan itirafçılık dayatmasına son verilecek; önemli bir kısım cezaevlerinde devam edegelen hastaneye ve mahkemeye götürülürken işkence yapma ve zorbalık uygulamalarına son verilecek, İçişleri Bakanlığı nezdinde girişimler sürdürülerek önlenmesi yolunda samimi adımlar atılacaktır. 7. Tüm cezaevlerinde insani yaşam koşullarına uygun ortak ve tek bir statünün oluşturulması talebi aynen kabul edilmiştir. 8. Dış güvenlikten kaynaklı keyfi uygulamalara bakanlık bizzat kendisi önlem alacaktır. Anlaşma metni imzalanırken, devletin kabul etmek zorunda kaldığı talepleri sürekli olarak ihlal etmesi nedeniyle anlaşma metnine uyulup uyulmamasının kontrol edilmesi ve gerekse de çıkabilecek acil sorunlara müdahale edebilmesi için hemen orada bir komitenin kurulmasının zorunlu olduğu dile getirilerek ilk adım o gün atıldı. Cezaevleri İzleme Komitesi adını alan bu komitede yazar Yaşar Kemal, sanatçı Zülfü Livaneli, sanatçı Halil Ergün, Çağdaş Hukukçular Derneğinden avukatlar, MAZLUM-DER, İHD'liler yer aldılar. Ancak bütün hapishanelerde bine yakın müvekkili olan Halkın Hukuk Bürosu avukatları bu komitenin dışında bırakılmak istendi. İzleme Komitesi'nin tavrı, yaklaşımı aslında daha ilk akşamdan bir yanıyla ortaya çıkmıştı: Taleplerin kabul edilmesinin ardından arabulucu heyet, "anlaşmanın sağlandığı ve Ölüm Orucu'na son verildiği" açıklamasını yapacaktı. İçeride bu açıklamayı Halkın Hukuk Bürosu avukatlarının yapması konusunda anlaşmışlardı. Çünkü Halkın Hukuk Bürosu tüm hapishanelerin kesin itibar edeceği bir kurumdu. Ve bu hayati önemdeydi, çünkü her an yeni ölümler olabilirdi. Televizyondan tüm hapishanelere bu haber geçikmeksizin ulaşmalıydı. Ne var ki, "Arabulucu" heyetin şöhretleri cezaevi önüne çıkıp da medyayı karşılarında görür görmez verdikleri sözü unutup, ölümlerin an meselesi olduğu bu anda, açıklamayı kendileri yaptılar. Sonraki günlerde hapishanelerde yaşanan sorunlar nedeniyle, aileler tarafından, tutsaklar tarafından İzleme Komitesi'ne defalarca çağrılar yapıldı. Ama birkaç üyesi hariç, diğerleri değil çağrılara cevap vermek, toplantılara bile gelmediler. Kimi tatildeydi, kiminin "işleri" vardı. Kamuoyunda epeyce prim toplamış, epeyce de reklam yapmışlardı. Artık hapishaneler onları fazla ilgilendirmiyordu. Cezaevleri İzleme Komitesi, o günlerde aydınların nihayet sorumlu davranmalarının bir göstergesi olarak değerlendirilmişti. Ama Komite'nin sonraki pratiği, aydınlar açısından olumsuz bir sınav daha oldu. Ne kendilerine gösterilen güvene, ne de yüklendikleri misyona layık olamadılar. Devletin Yalancılığının, İkiyüzlülüğünün Bilançosu 13 Ağustos'ta Bayrampaşa cezaevinde kalan 21 tutsak çıkarıldıkları mahkemeden sonra hapishaneye götürülürken jandarmanın azgınca saldırısına uğradılar. Dövülen tutsaklardan Ölüm Orucu şehidi Ali Ayata'nın kızkardeşi ağır yaralı olarak Bakırköy Devlet Hastanesine kaldırıldı. Ancak tedavisi yapılmadı. Bunun üzerine hapishaneye dönen tutsaklar maltayı üç saat boyunca işgal ettiler. 16 Eylül'de mahkemeye giden bir grup DHKP-C davası tutsağına insanlık dışı ve onur kırıcı arama dayatıldı. Tutsakların onlarca asker tarafından feci şekilde dövüldüğü saldırıda DHKP-C davası tutsaklarından Yüksel Yılmaz ağır yaralandı. Tutsak aileleri, her ziyaret sonrası gözaltına alınmalarına ilişkin Eyüp Cumhuriyet Savcılığı'na suç duyurusunda bulundular. 27 Eylül'de tutsak yakınları ziyaret sonrası gözaltına alındılar. Antakya cezaevinde Erzurum cezaevinde yaşanan vahşetin ve Ümraniye katliamının sorumlularından cezaevi Müdürü Hüseyin Atakan'ın Antakya'ya atanmasıyla baskılar da arttı. Olağanüstü Hal bölgesindeki cezaevlerinde toplama kamplarını aratmayacak uygulamalar yapıldı. Özellikle Erzurum, Elbistan ve Diyarbakır cezaevleri tamamen dışı dünyadan yalıtılmıştı. Bu hapishanelerde işkence günlük, rutin bir uygulama olarak sürüyordu. Bu nedenlerden dolayı tutsaklar hemen tüm hapispanelerde açlık grevleri yaptılar. 16 Aralık 2000 (Aydınlar, Meclis İnsan Hakları Komisyonu, Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesi, Meslek Örgütleri ile Tutuklu Temsilcileri arasında yapılan görüşmelerin tutanakları) Ölüm orucu direnişçileri ne istediler, talepleri neydi? Görüşmeler neden tıkandı? Kim ne dedi? Aydınlar, meslek örgütleri, Adalet Bakanlığı, Tutuklular ne dediler? Tüm bunlar bugün herkes tarafından tartışılıyor. Tutuklular daha operasyondan önce bu görüşmelerin neden kesildiğini başlıklar halinde anlatan bir açıklama yapmışlardı. Görüşmelerin neden tıkandığına, Katliam sonrasında Mehmet Bekaroğlu'nun neden "kullanıldık" dediğine cevap olabilecek görüşmelerin tutanaklarını kamuoyuna sunuyoruz. TAYAD'lı Aileler ÖLÜM ORUCU DİRENİŞİNİN TALEPLERİ: 1- Bugüne kadar yapımı süren, esas olarak devrimci tutukluları tecrit, yalnızlaştırma, işkence yöntemleriyle teslim alma, kişiliksizleştirme politikaları çerçevesinde gündeme getirilen F Tipi Hücre hapishaneleri kapatılmalıdır. 2- Bütün bir halkı "terörizm" demagojisi ile suçlayarak "zanlı" haline getiren; işkence, katliam ve infazları yasallaştıran, bunları gerçekleştiren işkenceci-katilleri koruyan 3713 sayılı Anti-Terör yasasının sadece F Tipi hücrelerin yasal dayanağını oluşturan 16. maddesi değil, tamamen anti-demokratik olan ve sonuçları artık iyice görülen bu yasa bütün sonuçlarıyla birlikte kaldırılmalıdır. 3- Kamuoyunda "Üçlü Protokol" olarak tanınan, Adalet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Sağlık Bakanlığının ortak imzalarından oluşan, tutukluların savunma hakları ve tedavi hakları başta olmak üzere hakgasplarına yönelik, avukatlara onursuz arama dayatmasını içeren protokol iptal edilmelidir. 4- Kuruluş amacı ve 1984'ten beri uygulamalarıyla özel-olağanüstü mahkemeler olan Devlet Güvenlik Mahkemeleri kaldırılmalı, verdiği cezalar bütün sonuçlarıyla kaldırılmalıdır. 5- Hapishaneler, belli periyotlarla ilgili kentin Barosunun atayacağı avukatlar, Tabipler Odasının belirleyeceği hekimler, tutukluların belirleyeceği avukatlar, tutukluların belirleyeceği tutuklu aileleri, Tutuklu ve Hükümlü Aileleri ile insan hakları ihlalleri ile ilgili DKÖ'lerin atayacağı temsilciler ile Tüm Yargı-Sen'in atayacağı temsilcilerinden oluşan bir heyet tarafından belli periyotlarla denetlenmelidir. Bu denetim keyfiyete bırakılmamalı, yasal güvence altına alınmalıdır. 6- 21 Eylül 1995 tarihinde BUCA hapishanesinde üç arkadaşımızın katledilmesinden; 4 Ocak 1996 tarihinde ÜMRANİYE hapishanesinde dört arkadaşımızın katledilmesinden; 24 Eylül 1999 tarihinde DİYARBAKIR hapishanesinde on arkadaşımızın katledilmesinden; 26 Eylül 1999 tarihinde ULUCANLAR hapishanesinde on arkadaşımızın katledilmesinden ve tüm bu saldırılarda onlarca arkadaşımızın yaralanmasından sorumlu olanlar kamuoyuna açık bir şekilde hızla yargılanıp cezalandırılmalıdır. 5 Temmuz 2000 tarihinde BURDUR hapishanesinde arkadaşlarımıza saldıran, kolları kopartan, yaralayan, tecavüz edenler ve bu operasyonun emrini verenler, kamuoyuna açık bir şekilde hızla yargılanıp cezalandırılmalıdır. 7- Çeşitli hastalıkları sabit olan, 1996 Ölüm orucu sonrası rahatsızlıkları süren, çeşitli operasyonlarda yaralanan ve tedavileri yapılmayan arkadaşlarımız derhal salıverilmelidir. 8- Değişik tarihlerde ve yerlerde gözaltındayken bizlere işkence yapanlar açığa çıkartılmalı, kamuoyuna açık bir şekilde hızla yargılanıp cezalandırılmalıdır. Bu işkenceciler hakkında gerek savcılıklara gerekse de TBMM komisyonlarına başvurularımız vardır. "Takipsizlik kararları" ile işkencecilerin korunmasından vazgeçilmelidir. 9- Halkların demokrasi ve özgürlük mücadelesi önündeki tüm anti-demokratik yasalar iptal edilmeli, Kürt Ulusu ve diğer Ulusal azınlıklar üzerindeki baskılara son verilmelidir. TUTUKLU TEMSİLCİLERİ İLE HEYETLER ARASINDA YAPILAN GÖRÜŞMELER AYDINLARLA YAPILAN GÖRÜŞME 9 Aralık 2000 Öğle saatlerinde Orhan Pamuk, Yaşar Kemal, Oral Çalışlar, Can Dündar, Zülfü Livaneli, Enver Nalbant, Mehmet Bekaroğlu'ndan oluşan heyet Bayrampaşa'da direnişdeki tutuklularla görüşmeye geldi. Tutuklular adına görüşmeye Şadi Özbolat, Ercan Kartal ve Aydın Hanbayat katıldı. Yaşar KEMAL; Şimdi siz konuşacaksınız biz dinleyeceğiz. Oral ÇALIŞLAR; Prosedür ne olacak diye konuşacağız. (Bu arada tek tek gelenleri tanıttı. Enver Nalbant'ın avukat olduğunu söyledi.) Tutuklu Temsilcisi: Yani direnişimizle kuşakları bütünleştirdik... Nasılsınız? Oral ÇALIŞLAR; Bu arada yanımızda Meclis İnsan Hakları Komisyonu üyesi Mehmet Bekaroğlu'nu da getirdik. Yaşar KEMAL; Bakana, "Güvencemiz nedir?" diye sordum. Yani yarın hücrede ne olacak?.. 500 kişi içinde bu saldırılar yaşanıyor, bunlar yapılıyorsa, hücrede neler yapar. Evet Şadi... Tutuklu Temsilcisi: O zaman biz önce taleplerimizi bir kez daha sıralayalım... (F tiplerinden başlanarak madde madde direnişin talepleri sıralandı.) Yaşar KEMAL; (Araya girip) soru sorabilir miyim? Somut olarak kaç kişilik, üç-beş-on... Orhan PAMUK; Ben Adalet Bakanıyla görüşmelerimizi anlatacağım. Tutuklu Temsilcisi: (Üçlü protokolü detaylandırıyor.) Yaşar KEMAL; (araya girip, Üçlü protokol için) bu nedir? (Kendisine anlatılıyor) Ama bu yasalara aykırı. (Talepler anlatılırken tüm heyet üyeleri not alıyor. Tutukluların talepleri arasında yer alan, Cezaevleri denetleme Kurulu detaylandırılıp anlatılıyor. Başta '96 Ölüm Orucunda sakat kalanlar, hastalıklar genel olarak tutuklu ve hükümlülerin genel durumu anlatılıyor.) Zülfü LİVANELİ; Somut cevap istediğiniz F Tipi değil mi? Tutuklu Temsilcisi: Öyle demeyelim. Hepsi birbirini tamamlayan taleplerdir. Dikkat ederseniz talepler içerisinde siyasi içerikli talepleri sıralamadık. Normalde direnişlerimizde bir konuyu tartıştırmak, bir gerçekliğe vurgu yapmak isteriz. Şu anda ortaya koyduğumuz talepler halkın, devletin herkesin gündeminde. Yaşar KEMAL; Yani en önemlisi F tipi... Ne isteyebiliriz F Tipi için? Can sen dikkatle dinle, not et bunları Bakana bildir. Sonra da sizle konuşacağız. Can DÜNDAR; Ben değil de Bakan beyle asıl Bekaroğlu görüştü. Onun konuşması daha doğru olur. Mehmet BEKAROĞLU: Aslında ortaya konulan isteklerden bazıları gerçekten gündemde. Örneğin DGM konusunda yapılacaklar var. Tabi yapılacaklar yanında yapılamayacaklar da var. Tutuklu Temsilcisi: DGM'ler konusunda isterseniz düşüncelerimizi anlatalım. (DGM'leri, yapısını, adaletteki çifte standardı, bunun geniş kesimlerin sorunu olduğunu vb genişçe anlattı.) Mehmet BEKAROĞLU: DGM'ler kaldırılsın talebini kabul ediyoruz. Meclisin gündemine alacağız. Bu arada TMY 8. ve TMY 16. Maddeleri de gündemde. Tutuklu Temsilcisi: TMY'nin bunların dışında 2. ve 17. maddeleri de bizim için önemli. Mehmet BEKAROĞLU: Yakın ve orta vadede 8. ve 16. Maddeler gündeme alınacak. (İzleme Komitesi, bunların Adalet Komisyonu tarafından atanacağı gibi detaylardan bahsetti.) Bakan'a bu tarz bir atamayla komisyon olmayacağını, kurulacak izleme komitesinin sivil olması gerektiğini ve bunun kanuna bağlanması gerektiğini söyledim. Oral ÇALIŞLAR; Böyle bir taslak hazırlanıyor. Örneğin sağlıkla ilgili yapılacaklar hızlandı, bakan mecliste de anlattı. Mehmet BEKAROĞLU: '96'da ölüm orucuna katılanlar ve sağlık durumu kötü olanlar "özel af" durumunda yararlanacaklar. Elimize raporu ulaşanlar çok. Ama dışarı çıkabilecek olanlar daha az olacak. Hapishanelerde yaşanan sağlık sorunları konusunda bakana sürekli bilgi veriyoruz. Özellikle Ulucanlar ve diğer hapishanelerde askerden kaynaklanan sorunları anlattık. Bakan da bunun karşısında protokolü düzenleyeceğiz dedi. Barolar devreye girip teknik olarak yardım etmeli. İşte TMY, Üçlü protokol vb. hepsi iç içe protokol yasal olmayan her şeyi kurala bağladı. İşte işkencecilerin yargılanması konusunda Ulucanlar katliamına katılan jandarmalar için suç duyurusunda bulunduk ve çıkardığımız kitaba da suç duyurularını ekledik. Yani Ulucanlar konusunda suç duyurusu savcının önünde. Diğerleri de (Talepler arasında yer alan diğer hapishane katliamlarının sorumlularının yargılanması...) bunun gibi takip edilmeli. Ama temel mesele F tipi. Bu ne olacak? Yaşar KEMAL; Avukat Enver NALBANT'a bir ricam var; bakanla konuşmanın metni var elimizde. Onu versin. Enver NALBANT; Tamam veririz. Orhan PAMUK; Uzun süredir bakana baskı yapıyoruz. Ölüm oruçlarının ciddi bir noktaya geldiğini, ölümlerin olacağını söyledik. Bakan özellikle kamuoyuna "devlet pazarlık yapıyor yansımasın" istiyor. Gerekirse gizli yaparız. Detaylarını kamuoyuna anlatmayız dedik. Bunun üzerine kabul etti. Bakan sizin talepleriniz konusunda "afaki" dedi. Hatta beni bu tür anlatımlarla etkilemeyeçalıştı. Bakan dün gece beni aradı. Heyetinizi kabullendim. Hatta yanınıza bir milletvekili vereyim mi diye sordu. Ben, sivil gitmek istiyoruz dedim ama yine de Bekaroğlu'nu kabul ettik. Bakana, gidip yalnız görüşmekle olmaz dedik. Sizin de bir şey vermeniz lazım diye vurgu yaptık. Bakanla konuşmamda, F tipinde odaklandı. Bakan önce "F tipinden vazgeçmeyiz" dedi. Ama bir anlamda pazarlığa açık olduğunu da ifade etti. Bakanla hücre üzerine de konuştuk. Bakan altı ay var, üç kanun çıkacak, F tipleri insan haklarına uygun hale getirilecek dedi. Ben de, bunun pazarlık yanı da vardır, ölüm orucu yapıyorlar, sonuç almaları lazım, bu iş böyle olur dedim kendine. Oral ÇALIŞLAR; Biz bu heyeti kendi inisiyatifimizle oluşturduk. '96 Ölüm Orucu'nda bir taahhüt altına girdik, işin gerçeği yeterince gerekenleri yapamadık, bizlere eleştiriler getirdiniz, bunların tamamında haklıydınız. (Oral Çalışlar'ın bu sözlerine hapsi evet dedi.) F Tipi konusunda haklı tepkiler var. Yaşar KEMAL; Ama geçen sefer ('96'yı kastederek) bize söz vermişlerdi. Oral ÇALIŞLAR; DGM, TMY gibi tüm bunlar Ölüm orucuyla çözülecek şeyler değil. Bu talepler, bu mücadele elbette bizleri de ilgilendiriyor. Söylediğiniz izleme komitesi de doğru. (Devleti kastederek) F tiplerini danışmadınız, inşa ettiniz, şimdi de ortaya çıktınız izleme komitesi diyorsunuz. Yaşar KEMAL; (96'da kurulan İzleme Komitesinden bahsedilince) Bu komitede ben de vardım. Sonra İsveç'e gittim. Sorumluluğu Yağmurdereli aldı, sonra biliyorsunuz o da içeri girdi. Komitenin bağımsız olması haklı bir taleptir. Ya da yarı resmi olmalı. Mehmet BEKAROĞLU: Komitenin yasal güvencesi mutlaka olmalıdır. Yaşar KEMAL; Bakanlık Avrupa'dan heyetler getirecek. F Tipini onlara kabul ettirecek. Mehmet BEKAROĞLU: Avrupa, Türkiye hapishane geleneğini anlamaz. İtirazları anlamaz. Avrupa İşkence Önleme Komitesi gelecek, onları iyi bilgilendirmeliyiz, anlarlar ama... Oral ÇALIŞLAR; "Araya girelim" dedik istemediler. Ama biz başından itibaren özel ısrarda bulunduk, devlet pazarlık yapıyor havası vermek istemiyorlar. Daha dün bakan bize "basın beni zor duruma düşürüyor" dedi. Aslında biz biraz da onlara rağmen gelmiş olduk. Hem Can, Hem Orhan bizzat temasta ısrar ettiler. İkincisi, izlenimim, ki, bunu ERCAN'la da konuşmuştuk, F tipine nakil ve sevk ne olacak? Siz "F tipinin önünü kesmek istiyoruz" demiştiniz. (Tutuklular asıl meselenin elbette F tipi olduğunu ama bunun diğer taleplerin önemsiz olduğu anlamına gelmediğini söylediler.) Yaşar KEMAL; Korkuyorum hapishaneleri ölümevlerine, işkencehanelerine dönüştürecekler. Hatırlayın Diyarbakır örneği var. Oral ÇALIŞLAR; Somutlama niyeti ile hepsini, bütün talepleri bir protokol haline getirelim. (Hasta olanların durumu konuşuldu.) (Yaşar KEMAL tekrar izleme komitesine döndü. Kendilerinin Avrupa'dan gelenleri de izleyeceğini, Avrupa'ya tüm gelişmeleri duyuracağını, Can Dündar'ın, Livaneli'nin kendisinin olanakları olduğunu takip edeceklerini kendisinin sağlık sorunları olduğunu ama yine de kalkıp geleceğini söyledi. Oral Çalışlar araya girip somut adım atılmasını sağlayalım dedi.) Tutuklu Temsilcisi: "Ne düşünüyoruz" diye bakan bize soruyor da bakan ne düşünüyor onu anlatsın, bunu anlamış değiliz, taleplerimizi çözecekler mi, ne diyorlar yani. Çözeceğiz ama koşullarımız şunlar şunlar demeliler. (DGM'ler konusu örnek verildi. Örneğin altı ay sürer desinler ama somut konuşsunlar, somutlanmalıdır.) Koşulları neyse bakanlık tek tek ortaya koymalı, olabilir, değerlendirebiliriz laflarıyla olmaz. Yol bulsunlar biz de görüş oluşturalım. Mehmet BEKAROĞLU: (Görüşmelerde bakanın kendilerini dinlediğini, ama neticede maddelerin tartışılabileceğini, olayın gelip F tipine dayandığını söyledi. Meclis komisyonunun diğer üyelerini kastederek onlardan bağımsız ne konuştuysak anlatamam dedi.) Tutuklu Temsilcisi: (Bunun üzerine tutuklular komisyondaki MHP'linin zaten görüşmeye gelmemesini, kavga etmek istemediklerini söyleyip, oturup yaptıkları icraatları konuşmayalım dediler. ) Gebersinler diyen adamlarla ki, bu MHP adına söyleniyor, konuşmayız.... Zaman da önemli değil. Önemli olan F Tipi nasıl bir sistem olacak. (Uzun uzun Treadman anlatıldı, sistem vurgusu yapıldı. Bu değişmeli denildi.) Hepsinin garantisi olmak zorunda. 3 yada 5 kişilik yerde kapılar açık kalsın demek bizi ikna etmez. Asker girer yine kapatır, ne yapacağız yeniden ölüm orucuna mı başlayacağız, mimari yapı kesinlikle değişmelidir. F tipi 16 Madde mevzuatına göre kuruldu, dolayısıyla 16. Madde kaldırıldığında F tipi zaten değiştirilmek zorunda. Mehmet BEKAROĞLU: Hükümet işin ciddiyetinin farkında. Liderler önce kendi aralarında sonra da bizimle görüştü. Liderler zirvesinde bize "biz çalışmaları durdururuz ama projeden vazgeçtik diyemeyiz." dediler. Oral ÇALIŞLAR; (F Tipi için) Hükümet biz durduruyoruz sözünü veriyor mu? Mehmet BEKAROĞLU: Evet. Tutuklu Temsilcisi: Bunun bizim için bir anlamı yok. Mehmet BEKAROĞLU: (Bakana ortak kullanım alanlarını anlattığını, insanların her şeyi paylaşabildiği, yemekhane vb. şeylerin olması gerektiğini, Türkiye'deki mapushane geleneğini, dayanışmayı bozmayacak bir sitem kurulmasını anlattığını söyledi.) Tecridi siyasi irade de kabullenmiyor. Ama siyasi irade Türkiye'de her şeyi halletmiyor. Tutuklu Temsilcisi: Ne yapalım genelkurmayla görüşelim mi? Tutuklu Temsilcisi: Üç ay sonra yeniden direnişe başlamak istemiyoruz, bu ülkede demokrasi yok, özgürlük yok. Can güvenliğimizi biz sağlıyoruz, bu anlamda koğuşlar önemli. (Bu sözlere hepsi katıldıklarını ifade ettiler.) Oda ya da koğuş farketmez, bu tür söylemler sizin kafanızı karıştırıyor, elbette örgütleneceğiz, elbette eğitim yapacağız, bizler devrimciyiz, ülkeyi konuşuyoruz, ülkeyi tartışıyoruz. NATO kararı ortada. "ya düşünce değişikliği ya ölüm" diyor. Ulucanlar'ı hatırlayın Ulucanlar ortada. Tutuklu Temsilcisi: Devlet politikası uygulanırken kişiler belirleyici olmaz, bu nedenle bakanın iyimserliği vb anlamsız. F tiplerinde mevcut haliyle can güvenliği yoktur. Sözlerin bir anlamı kalmıyor, "tartıştırırız" diyor bakan ama ne çıkacak tartışmadan belli değil. Hiçbir şeyin garantisi yok. Zülfü LİVANELİ; (tartışmayı kast ederek) bu da bir kazanım değil mi? Tutuklu Temsilcisi: Tamam anlamlıdır ama biz sorunu çözmek istiyoruz. Örneğin bakan sık sık BM standartlarından söz ediyor, referanslar gösterip "F tipini onaylattık" diyebilirler. Hatta itirazlar da giderilebilir vs. bunlar aşılmalıdır. "Erteleyelim" demek kesinlikle çözüm demek değildi. Bu tür yaklaşımlarla (erteleme gibi) sizleri de rahatlatmayı amaçlıyorlar, bunun farkında olmalısınız. Mehmet BEKAROĞLU: İç mimari ve alt yapısını oluşturan yasaları düzenleriz diyorlar bu somut değil mi? Tutuklu Temsilcisi: F tipini açarken niye kimseye sormadılar? Mehmet BEKAROĞLU: Tamam sormadı ama şimdi bu noktaya geldi. Tutuklu Temsilcisi: Yetmez. '96'da da anlaşılmıştı ama sonra ne oldu, yaşananları unutmayın, Türkiye'de politika nasıl yürüyor biliyorsunuz. Oral ÇALIŞLAR; Diyelim ki, bakan kaldırıyorum dedi o zaman ne olur? Tutuklu Temsilcisi: Hepiniz bizden daha deneyimli daha birikimli insanlarsınız, şu tuzağa nasıl düşelim; F Tipini inşa ederken herkesten saklıyor, dayatıyor, biz karşı çıkıyoruz ve o zaman bize "katlederim" tehdidi yapıyor. Ertelemeci yaklaşımda altı ay-bir yıl sonra ne olacağının garantisi var mı, yok. Ölüm orucu sonrası (bitirirsek) tüm anlaşılan noktalar unutulur. Biz ölüme takıntılı insanlar değiliz. Somut sonuç almalıyız, altı ay sonra daha ağır bedel ödememiz gerekmemeli. Durduralım, erteleyelim tuzağına düşmeyelim. (Hepsi haklısınız diyerek onayladılar. '96'da da öyle oldu, bitince rahatlayacaklar bu doğru dediler.) Zülfü LİVANELİ; Peki ne yapalım? Tutuklu Temsilcisi: Hücreler yıkılsın, yeniden F tipi iç mimarisi düzenlensin, garantisi odur. '91'de Eskişehir'i kapattık ama '96'da yine Eskişehir için 12 şehit verdik. Bunlar gerçekler. Tutuklu Temsilcisi: TMY 16. Madde zaten tartışılıyor, hapishaneler de tartışılıyor. Yasal güvenceler sağlanmalıdır. Siyasi tutukluların hakları yasal düzenlemeyle somutlanmalıdır. Taleplerimiz garanti altına alınmalıdır. F tipleri yasal düzenlemeyle yeni bir şekle sokulmalı, mimarisi de bu hale getirilmeli. Baro, Aydınlar, tabipler, tutuklular, tutuklu aileleri bunların hepsinden görüş de alsın bakanlık. Bir yılda mı somutluyor bu biçimi, hangi sürede somutluyorsa tartıştırsın, yani yasal dayanağı olsun, bu güvenceyi versinler. Can Dündar: F Tipi insanlık dışı bir projedir ama "koğuş" adını kullanmayalım, somutlar mısınız kaç kişiyi kastediyorsunuz? Tutuklu Temsilcisi: En az yirmi kişilik mekanlar olmalıdır. Birbirleriyle bağlantılı, sosyal-kültürel sportif ortak kullanım sağlanmalı, yeni düzenlemeye de böyle geçmeli. (Ecevit'in CNN'de yaptığı açıklama hatırlatıldı. Kararlılık gösterisi yapıyorlar dedi tutuklular.) (Aydınlar konuşmaları Bakanlığa ileteceklerini söyleyip ayrıldılar) MECLİS İNSAN HAKLARI ALT KOMİSYONU İLE YAPILAN GÖRÜŞME 9 Aralık 2000 (Aydınların hemen arkasından saat: 15:00'da Meclis insan Hakları komisyonu üyeleri, komisyon sekreteri ile birlikte geldiler.MHP'li üye toplantıdan tutukluların itirazı üzerine ayrıldı. Heyette Kamer Genç, Mehmet Bekaroğlu, Tunay Dikmen ve komisyonun sekreteri vardı. Tutuklular adına yine aynı temsilciler katıldılar.) Kamer GENÇ; Dolamaya gerek yok. Akşam komisyon üyeleri olarak parti liderleriyle görüştük. Gelişmeleri anlatıp çare bulalım dedik. Liderler, affı çıkardık, cezaevleri boşalıyor, şimdi onların da sorunu kalmayacaktır dediler. Mehmet BEKAROĞLU: Başbakan şu anda F tipi cezaevlerine sevk gereğinin kalmadığını söyledi. Mimari yapı ve hukuki düzenlemeler olmadan da geçilmeyeceğini belirtti. Ecevit uygulamaları durdurduk dedi. Mimari yapı ve hukuki düzenleme üzerine konuşabiliriz. TMY 16. Madde ve diğer detaylar (üçlü protokol gibi) konuşalım, detaylandıralım. Önce biz liderlere anlattık. Sonra liderler kendi aralarında konuştular. Daha sonra yeniden bizimle konuştular. Tunay DİKMEN: (araya girerek) dün Tabipler Birliği ile bir konuşma yaptık. Ben, barolar, tabipler, Mimarlar, bakanlık yetkililerinden oluşacak bir kurulla F tipinin mimari olarak nasıl değiştirileceğinin detaylandırılmasından yanayım. Sonra bunu size sunarız. Kafa yorarsak ortak nokta buluruz. Tutuklu Temsilcisi: (Aydınlara sunulan talepleri yeniden anlattı. Mimari yapıdan başlanarak madde madde anlattı.) Kamer GENÇ: Dün akşam Ecevit F tipi uygulamasından vazgeçiyoruz dedi. Mehmet BEKAROĞLU: Ne diyorsun yoksa yıkılacak mı? Tunay DİKMEN: Yapabilirim, edebilirimlerle bu iş olmaz. Mehmet BEKAROĞLU: (Kamer Genç'e) Ya abi yanlış anladın, zaten şu an buna da ihtiyaç kalmadı. Bundan sonra mimariyi, hukuki düzenlemeyi tartışabiliriz. 1991 Eskişehir ve 1996 örnekleri ortada hükümet yanlış yaptık, yanıldığımız kanaatına vardık deyip düzenleme yapmalıdır. Tutuklu Temsilcisi: Tartışılsın da ne olacak bir somutluk olmalı, "örneğin en az 20 kişi, 18 kişi, 16 kişi..." denmeli. Tunay DİKMEN: Madde madde tartışma yapılmalı, üç aşağı beş yukarı yapmayalım somut öneri çıkaralım. Mehmet BEKAROĞLU: Talepleri yazın bize verin. (Daktilo edilip verildi.) Tutuklu Temsilcisi: Söz veriyoruz TMY'yi şuna dönüştüreceğiz demeliler örneğin bu maddeler kaldırılınca TMY'nin zaten bir anlamı kalmıyor (bu maddeler dediği 2. 8. 16. 17. Maddeler.) Asıl olan bunlar. Bu noktada bize bir irade beyanında bulunmalılar. (16. maddede yapılacak değişiklikte zorlanılabileceği üzerine konuşuldu.) Dörtte üçü kaldırma konusunda üç parti rahatlıkla anlaşıp bir irade oluşturabilir. TMY, Üçlü protokol ve F tipi iç içe, hepsinin bir arada tartışılması gerekir. Kamer GENÇ: Bakan vazgeçtim derse her şey bitmiş Açlık Grevini oluşturan nedenler ortadan kalkmış olacak mı? Tutuklu Temsilcisi: Somut önerilerimiz var. Bu öneriler üzerinden konuşulsun. (Bakanla görüşmek için ayrıldılar.) AYDINLARLA YAPILAN GÖRÜŞME Orhan PAMUK: (Bakanla 45 dakika görüştüklerini, bakanın hemen Ecevit'e gittiğini-geldiğini Ecevit'in F tipinden vazgeçtik tek kişilik hücrelerden de vazgeçebiliriz sonuç olarak F tipini yıkmayacağız, tek kişilik ihtiyati tedbir olarak (disiplin suçları vb için) açık tutacağız. Dediğini söyledi. İşin bağlandığına dair ipucu verir gibiydi diye anlattı.) Oral ÇALIŞLAR: Ecevit ve bakan bu işi çözmek istiyor. Ama Türkiye'de var olan statükoyu korumak isteyenler de var. Yüklendikçe alırız duygusuna kapılınmaması gerekir. Rest de olabilir. Örneğin MGK'da da değerlendireceğiz de diyebilirler. Tutuklu Temsilcisi: Yüklendikçe alırız şeklinde, bizim böyle hesabımız olmaz. Zülfü LİVANELİ; '96'da da biz buradaydık. Daha fazla kararlılık var diye anlattım Bakan'a. Heyetler geliyor gidiyor kamuoyu tüm bunları izliyor, ölümler başlayınca hükümetiniz zor duruma düşer dedim. Bakan nakil yapılmayacak toplumsal mutabakat sağlanana kadar demiş. Mutabakat nedir bunda anlaşalım, ortaklaşalım. İzleme komitesi oluşsa, yasası hazırlansa, kamuoyu önünde açıklansa olur mu? Tutuklu Temsilcisi: Hiç o tür biçimlere girmeyelim. (Direniş ve somut olarak nedenleri bir kez daha anlatıldı.) Mutabakat tek başına somutlamaz, yasal dayanakları olmalı, kişilikli davranmayacaklardır. Ulucanlar konusunda Bakan'ın tutumu ortadadır. Kişiliksiz davrandı. Yarın yine yapacaklardır. Geldiğimiz noktada işi kesinlikle belirsizliğe itmeden sonuç almalıyız. Bedel ödedik ama şu şu somut sonuçları aldık diyebilmeliyiz. Hayatımızı ortaya koyduğumuzu anlamalı bunu hesap etmelidirler. (Heyetdekilerin hepsi, biz de bunları Bakan'a söyledik dediler. Talepler daktilo edilmiş haliyle hepsine verildi.) Tutuklu Temsilcisi: Bu işe başlarken uzun süre tartıştık. Nasıl, hangi biçimde yapalım, nasıl geri adım attırırız diye. F tipinin Eskişehir'den farklı olduğunu biliyorduk. Stratejikti, kolay vazgeçmeyeceğini düşündük, gerçekçiyiz, ne pahasına olursa olsun bu politikayı geri püskürtmeliyiz. Cezaevlerinde örgütlü güç durumundayız. Devlet de bunu parçalamaya çalışıyor. Erteleme gibi tartışmalar bunun için yapılıyor. Yücel Sayman bizzat savcının yanında devlet için "bunlar F tipine geçmek için iki yüz kişinin ölümünü göze almış" dedi. Ölüm orucu ve tepkiler başlayınca şimdi zamana oynamaya başladılar. Şimdiki oyunlarının nedeni de budur. Afla yüzde 70 çıkacak, yüzde 30 kalacak. "Katliam büyük olmaz" deyip hesaplar yapılıyor. Nasılsa içeride idamlıklar kalacak. Anayasa mahkemesine gidiş-geliş de 2-3 ay sürer bu arada inşa tamamlanır, suça göre de tasnif yaparız diye düşünüyorlar. (Tutuklular, İktidarın muhalefeti yok etmek, tasfiye etmek istediğini anlattı. Taleplerin öz olarak demokrasi mücadelesi olduğunu anlattı.) (Oral Çalışlar'ın "kanatlar meselesi" sözleri üzerine, tutuklular; onlar halka saldırıda her zaman çıkar birliği yaparlar dedi. Ecevit'in istikrarı sağlamanın yolu cezaevi hakimiyetidir sözlerini hatırlattılar.) Tutuklu Temsilcisi: Biz devrimciyiz, tabi ki, örgütlü olacağız. tabi ki, tartışacağız, halkımızı vatanımızı ilgilendiren her sorun bizim sorunumuzdur. Orhan PAMUK: (araya girerek) Kararlılığınız biliniyor Ecevit 5 dakikada bir kişilik hücreden vazgeçti. Bence bu çok önemli. Şu anda da Bakan'la görüşüyor. Tutuklu Temsilcisi: Taleplerimiz ortada. Ayrıca bu direniş öyle bitmeli ki, yarın yeniden ölüm orucu yapmak zorunda kalınmamalıdır. Bu önemli. Bu görüşmeler tıkana da bilir. Tıkandığı yerde tıkayan biz olmayız, çözüm arayan da biz olmamalıyız. Çözüm arayan Bakan olmalıdır. Oral ÇALIŞLAR: Bir de diyelim ki, en iyi tavizler alındı. Üç gün sonra sıfır mertebesine inebilir. Diyelim ki, 20 kişilik koğuşları kabul ettiler, duvarları yıktılar. Tartışma koğuş mu, hücre mi tartışması. Tutuklu Temsilcisi: İnsan ölmesin demek tek başına çözüm değil. Demokrasi mücadelesi hakları elde etmek, hele Türkiye koşulları düşünüldüğünde bedellerle kazanılır. Oral ÇALIŞLAR: Diğerini kabul etmediler ne yapacağız? Tutuklu Temsilcisi: Böyle olmaz, biz asgari taleplerimizi size sunduk. Geri adım atılarak sonuç alınamaz. Şehitler çok olabilir. Bunu göze de alabilirler. Ama şunu anlamalısınız geri adım atılarak sonuç alınamaz. Siyasi hesaplarla Ulucanlar'da olduğu gibi defalarca katledildik. Türkiye'de karşı koyma dinamiği yok edilmeye çalışılıyor. Bunu ölüm tehditleriyle yapıyorlar, korkutmaya çalışıyorlar. Yaşar KEMAL: (Araya girip) Bu demokrasi sorunudur, hapishane sorununun Türkiye demokrasisi ile yoksullukla, elbette bağlantısı var. Can DÜNDAR: İzleme Komitesi'ni dile getiriyorsunuz. Aslında bu güzel bir şey bu sayede sorun da bu anlamda kitleselleşmiş oluyor. Bunu öne alsak ve F tipi meselesi bu sayede kitleselleşse nasıl olur? Adalet bakanlığı da kuruluşlarla arasında mutabakat sağlanıncaya kadar F tipi açılmayacaktır dese? Tutuklu Temsilcisi: Devlet yarını bağlamak istemiyor. Örneğin koğuş dememesi bunun bir örneği. Erteledim diyor, örneğin vazgeçtim demiyor. Can DÜNDAR: Tecritten vazgeçmeye, bu sayede herkes zorlamış olacak. Tutuklu Temsilcisi: Ölüm orucunu bıraksak Adalet Bakanı, tabiplere, barolara telefona bile çıkmaz, erteleme çözüm değildir, Bakanlık dışında Ulucanlar'ı savunan biri yok. (Veli Saçılık örneği anlatıldı; Haymana'da hücreye konulduğu, tedavisinin engellendiği anlatıldı.) Ulucanlar'da Adalet Bakanı yine Hikmet Sami idi. Sordukları soruya bakın "teslim mi olacaksınız ölecek misiniz" diye soruyor, yani arada seçenek yok. Bu anlamda sizin dediğiniz önerilerin yaşama geçmesi garantisi var mı? Zaman kazanmaya çalışıyorlar. Biz yasal güvence istiyoruz ve kamuoyuna deklare edilsin istiyoruz. İki yıl sonra yine ölüm orucu yapmamalıyız. Orhan PAMUK: Devlete hem inanıyor hem de inanmıyorsunuz. (Bu arada tutuklular, dışarı çıkınca açıklama yapacak mısınız diye sordu.) Oral ÇALIŞLAR: Düşüncem şu, iki tarafı da zora sokmak istemiyorum. Zülfü LİVANELİ: Bu görüşmenin devamını isteyelim, bunun bir baskı oluşturacağını düşünüyorum. Mehmet BEKAROĞLU: Ecevit ne diyecek bir de ona bakalım, sonuç alalım. Tutuklu Temsilcisi:Heyetlerin gelmesi beklenti yarattı, hatta devlet tansiyonu düşürmek için bunu kullandı. Bu anlamda dışarıda yapacağınız açıklama önemli. (Bunun üzerine Bekaroğlu toparlayıp, Bakan'a kararlılığın devam ettiğini, en az 20 kişilik koğuş istendiğini anlattıklarını söyledi.) Oral ÇALIŞLAR: Konuşmaya devam edeceğimizi anlatırız, erteleme değil somut çözüm istiyorlar deriz. Biz bu tartışmayı devam ettirelim mi? Mehmet BEKAROĞLU: Bakan'la bizzat görüşeceğim. Eğer olumsuz cevap alırsam yapacak bir şeyin kalmadığını söyleyeceğim, süreci anlatacağım, insanlar ölecek bu bir sorumluluk olayıdır diyeceğim. Sonuç alamayacağımız halde gereksiz beklenti yaratmamamız gerektiğini anlatacağım. (Bu sözlerin ardından görüşme bitti ve aydınlar çıktılar. Aydınların çıkmasının ardından kısa bir süre sonra Meclis heyeti tekrar geldi. Bu arada TV'de bakanın yaptığı basın toplantısı veriliyordu. Tutuklular dinlemişti bu açıklamayı.) MECLİS İNSAN HAKLARI ALT KOMİSYONU İLE YAPILAN GÖRÜŞME Kamer GENÇ: Düşüncenizi alalım istedik, bunun için geldik. Bakan'ın açıklamasına ne diyorsunuz? Tutuklu Temsilcisi: Açıklamayı dinledik. Sizin aktardığınız çerçevede şeyler. Yani yeni bir şey yok. Mehmet BEKAROĞLU: Ama herkesi tatmin edecek ölçüde sistematikti Bakan'ın anlatımı. Söylenen şeyleri şöyle özetleyeyim; 1- İhtiyaç kalmadı, ertelendi diyor. 2- Mutabakat sağlanıncaya kadar uygulamaya geçilmeyeceğini söylüyor. 3- Uluslararası kurumların onayına sunulacağını söylüyor. 4- Özellikle mimari yapıya çok özel vurgu yapıyor. Baroları mimarları kast ederek kuruluşlarla ortaklık sağlanacak diyor. Bakan bu noktaya kolay gelmedi aslında. Bütün bunları açık deklare etmesi önemli. Bakan mimariden söz ediyor. bence bu ileri bir adımdır. Tutuklu Temsilcisi: Eğer bu bir geri adımsa bunu netleştirin. Daha somut olsun Bakan hızlı davransın, örneğin hemen barodan, tabiplerden görüş alsın nasıl bir düzenleme yapılacağı netleşsin. Garantiye alınsın, sonra daha fazla tartıştırmak istiyorlarsa, isterlerse bir sene tartıştırsınlar. Biz mimari yapı ve sayı konusunu kendi irademizle netleştirmek istiyoruz, diğer kuruluşlar mesleki olarak ortaya koysunlar düşüncelerini, bir sonuç çıkarsınlar. (Bu arada komisyonun sekreteri diye tanıtılan kişi, F tipinin mimarisini anlattı. Kağıt üzerinde çizerek duvarlar kalktığında tek ve üç kişilik koğuşlardan 24 kişilik, çift ranzalı olursa 48 kişilik koğuşlar elde edilebileceğini söyledi mimari olarak da kolonların vb şeylerin bunu engellemeyeceğini söyledi. Sorun ara kapıları kırıp, duvarları kırıp birleştirme sorunudur dedi. Ayrıca Bakan'ın mimari yapı diyerek politik bir üslup tercih ettiğini söyledi.) Kamer GENÇ: Bu aşama iyidir, güvensizlik iyi değildir. (Komisyon sekreteri tekrar söze girerek, kurumsal olarak birine güvenmelisiniz. Mesela İnşaat Odası ya da Mimar odası, yada meclis komisyonu. O zaman biz gereğini yerine getiririz. Çünkü mimari düzenleme yapılması zor değil dedi.) Tutuklu Temsilcisi: Bakan bir-üç kişilik hücreleri yıkıp şu biçimde değiştiriyoruz derse o zaman bir adım olur. Sorun bu anlamda karmaşık değildir. Mehmet BEKAROĞLU: Bakana söyleyelim, yarın hemen harekete geçilsin, Barodan Yücel Sayman, tabiplerden Metin Bakkalcı, mimarlardan da bir isim (bunu Metin Bakkalcı da önerebilir) belirlensin, bir kurul oluşturulsun. Tutuklu Temsilcisi: Ama biz onlarla ayrıntıları konuşmadık. Mehmet BEKAROĞLU: Önce Bakan'la sonra da Pazartesi günü onlarla konuşuruz. Tutuklu Temsilcisi: En son kamuoyuna açıklama yapmasa da olur. Örneğin ayrıntılarla uğraşıyoruz diyebilir. Ama bize somut şeyler söyleyip mimari yapıda şöyle değişiklik yapıyoruz vb derse yani somut konuşursa yerinde olur. (Konuşma böylece sona erdi.) AVRUPA İŞKENCE VE KÖTÜ MUAMELEYİ ÖNLEME KOMİTESİ İLE YAPILAN GÖRÜŞME 11 Aralık 2000 SAAT 10:30 (Heyet saat 10.30'da geldi. Trevor ve Slyvia isimli biri bayan biri erkek iki kişiden oluşan heyetin yanında iki de tercüman vardı. Görüşmeye tutuklulardan Ercan Kartal, Şadi Özbolat ve Aydın Hanbayat katıldı. Görüşme devam ederken daha sonra, saat: 12:00 gibi Avukat Behiç Aşçı da geldi ve görüşmeye katıldı.) Heyet; Türkiye'ye bu hafta geldiklerini, amaçlarının ortak noktada buluşmak olduğunu, bu aşamada mevcut durumu anlamak istediklerini, dün akşam aydınlarla da görüştüklerini, bilgi aldıklarını söylediler. Dinlemek, anlamak, daha sonra da bir dizi görüşme yapmak istediklerini belirttiler. Tutuklu Temsilcisi: Öncelikle, örgütlerin ve Ölüm Orucu'ndaki siyasi tutuklu ve hükümlülerin temsilcisiyiz. Türkiye gerçeğini öncelikle anlatmalıyız ki, hapishane gerçeği de daha iyi anlaşılabilsin. Ayrıca Avrupa gerçeği ile düşünüldüğünde Türkiye'yi ve Türkiye hapishanelerini anlamanız mümkün olmaz. Bizi iyi anlamalısınız. (Hapishaneler ve son yıllara ağırlık verilerek hapishane uygulamaları detaylarıyla anlatıldı. '91 yılı TMY'nin çıkarılışı ve arkasından devletin 'terörist' edebiyatıyla hem içerde hem de dışarıda nasıl terör estirdiği, Eskişehir'in açılışı ve buna karşı sürdürülen direnişte iki tutsağın katledildiği anlatıldı. TMY'nin, kapsamı detaylı anlatılarak, devrimciler ve devlete yönelik en küçük bir muhalefeti bastırmak amaçlı kullandığı anlatıldı. Her türlü hukuksuzluğun buna sığınılarak yapıldığı belirtildi. Örneklerle somutlandı. TMY'nin aynı zamanda F tipi hapishaneleri ve hücre uygulamalarını kurala bağlayan yasa olduğu söylendi. Uzun uzun F tipi hapishanelerin devrimciler için yapıldığı ve devletin amacının kişiliksizleştirmek, siyasi tutukluları siyasi kimliğinden soyundurmak ve teslim almak olduğu anlatıldı. İçeride 'terörizm' aldatmacasıyla yaptıkları katliamları Buca, Ümraniye, Diyarbakır, Ulucanlar ve Burdur örnekleri anlatıldı. Dışarıda da yazan, düşünen, devlete karşı en ufak muhalif bir içerik taşıyan kişilere, eylemlere saldırdığı, işkence ve katliamla bastırdığı örneklerle anlatıldı. F tiplerine dönülerek...) Şunu anlamalısınız, bu hücre hapishaneler biz devrimcileri teslim almak için inşa edilmiştir. Devlet adli blokları ve koğuşları, içinde bulundukları kötü koşulları, kalabalık oluşlarını ve zaman zaman da çete ve mafya olaylarını bahane ederek hücrelerin biz devrimciler için yapıldığı gerçeğini örtmeye çalışıyor. Biz devrimci insanlarız, düşüncelerimizi koruyacak, yaşatacak ortam istemek hakkımızdır. Direniş içerisindeyiz, ölüm orucu eylemimizi ve taleplerimizi anlamak Türkiye gerçeğini anlamakla mümkündür. Heyet de belki bunları biliyordur ama bizzat yaşayanlar bizleriz. Bizler gibi hissedemezler. Bu ülkede biz yaşıyoruz. (Siyasi iktidarın sisteme muhalif olan herkese yönelik uygulamaları anlatıldıktan sonra, aslında daha çok örneğin sıralanabileceği ama buna gerek olmadığı, Hapishanelerde yaşananların ve bundan sonra yaşanacakların yeterli olduğu anlatıldı.) Hapishanelerde hiçbir hak ve özgürlüğümüz yok, bunlar kurala bağlanmadı. Şu anda sahip olduklarımızı da can bedeli kazandık. F tipleri yalnızlaştırma ve tecrit ederek teslim alma hedeflidir. Can güvenliğimizi ancak bir arada yaşadığımızda sağlayabiliriz, birarada yaşıyor, düşünüyor, tartışıyoruz, bizler devrimci insanlarız ve koğuş sistemini de bu yüzden savunuyoruz. Koğuşlardayken, bizleri 4-5 saatte katledebilenler tecrit koşullarında bunu çok daha hızlı yapabileceklerdir. Avrupalıların birey yaşamını daha fazla önemsediğini biliyoruz, ama burası Türkiye... Buradan çıkıp hükümetle görüşecektir delegasyonunuz, hükümet sizi yönlendirmeye, birey özgürlüğü gibi yalanlarla iknaya çalışacaktır ve daha sonra sizlerin söyleyeceğiniz sözleri referans olarak da gösterecektir. Katillerimizin ortağı olmayın. Demokrasiden, adaletten, insan hak ve özgürlüklerinden yanaysanız böyle davranmalısınız. Geleneklerimizi, dayanışma kültürümüzü anlamaya çalışın. Adaletin, demokrasinin olmadığı bu ülkede kimse, "can güvenliği sorunu yoktur" diyemez. Birarada oluşumuz direnme dinamiğimizdir, saldırıları en aza indirmenin de yoludur. Taleplerimizi sizlere aktaracağız. Bunlar demokratik taleplerdir ve ülkemizde geniş bir kesimin dünden bugüne dile getirdiği ve kavgasını verdiği taleplerdir. Şu anda F tiplerine karşı geniş bir tepki var. Ama devlet bunun kararını MGK'da aldı. Gelinen aşamada da tepkilerimizin içeride ve dışarıda dikkate alınmaması sonucu ölüm orucuna başladık. Ölüm Orucu taleplerimiz demokratik taleplerdir. Sadece F tipleri değildir mesele ve dolayısıyla bunların kabulü asgari düzeyde de olsa demokratik adımların atılması demektir. (Ardından tek tek talepler ayrıntılandırıldı) (Delegeler, "Bunlar çok önemli" deyip detaylarıyla notlarını aldılar. Ayrıca yazılı olarak kendilerine verildi.) (F tipleri, amaçlanan, TMY, üçlü prokokol, DGM'ler, sağlık sorunları, katliam ve işkencecilerin yargılanması anlatıldı. Gerekçeleri ve nedenleri somut örneklere dayanılarak anlatıldı. Sormak istedikleri varsa cevaplanabileceği söylendi.) Siz F tipi konusunda ne düşünüyorsunuz? Slyvia: ... Açıklamalardan tatmin olduk. Açık ve aydınlatıcı bulduk. Tarafsız bir kurum olarak önce anlamaya çalışıyoruz. Düşünecek ve anladıklarımız doğrultusunda bir görüş oluşturacağız. Temsil ettiğimiz kurumun niteliği gereği gerçekleri biliyoruz. Genel prensiplerimiz açısından biz buraya taraf olmak için gelmedik. Genel prensibimiz; insanların hakları vardır ve biz bunlara sahip çıkmak için varız. Tutuklu Temsilcisi: Ölüm orucu içindeyiz, belki yakında ölümler olacak, bu delegasyonun söyleyeceklerinin referans olacağını hiç bir zaman unutmamanız gerektiği için bunları anlatıyoruz. Sizleri ve görüşlerinizi devlet kendi lehine kamuoyu oluşturmak için kullanacaktır. Bunun aracı olmayın. Yeni deneylerin yaşanmasına gerek yoktur, Türkiye ve hapishaneleri gerçeği ortadadır. Trevor: ... sizi temin etmek istiyorum, bizim için taraf olmak söz konusu değildir. Açıkça görüşlerinizi anlattınız, dinledik. F tipi konusunda gezdikten sonra düşüncelerimizi ifade edelim. Ama Bakan'la konuşurken biz; Türkiye cezaevi sisteminde izolasyon, yalıtma fikrine karşı olduğumuzu belirttik. Biz şimdi dinlemek, görüş oluşturmak istiyoruz ve söyleyeceklerimizin devlet tarafından manipülasyon malzemesi olarak kullanılabileceğinin de farkındayız. Tutuklu Temsilcisi: F tipi için devlet "çağdaş", "Avrupa standartlarında" diyor. Biçimden ziyade uygulamalara bakılmalıdır. (Treatman anlatıldı.) Bununla kastedilen "teslim olun, pişman olun" demektir. (Gelişmeler ve gelinen aşama anlatılıp, bakanlığın "Tartışalım" dediği, zamana yaymak istediği, ertelemenin hiç bir anlamı olmadığı, belirsizliklerin hakim olduğu söylendi.) Temel nokta, hücre mi-koğuş mudur. Bu noktada biz hücre duvarlarının yıkılarak yapılacak bir düzenlemeden yanayız. Koğuşlar arası sportif, sosyal ve kültürel ilişkiler de olmalıdır. (Bu noktada, araya girip "kastedilen, aynı koğuş içinde mi, yoksa koğuşlar arası mı" diye sordu delegasyon.) Elbette koğuşlar arasında. Talepleri de bitirdikten sonra delegasyonunuz bu taleplerin yaşama geçmesini sürecini denetlemelidir. Av. Behiç AŞÇI: Pratik en iyi öğreticidir. (Buca, Ümraniye ve en son Ulucanlar üzerinde durdu. Ulucanları, katliamın nasıl yapıldığını, devletin katliamın ardından katliamına nasıl gerekçeler yarattığını, mağdurların yargılandığını, katillerin serbest dolaştığını anlattı.) Heyet: Ulucanları ve yaşananları detaylarıyla biliyoruz. Bu konuda müdahalelerimiz de oldu. Yaşanan son olaylarla ilgili kafamız açık. (Bakan'ın son söylediği "mimari-hukuki düzenleme" üzerinde duruldu. Anlatıldı.) Tutuklu Temsilcisi: Bir kurul oluşturulsun ve bu bağımsız olsun. Baro, tabipler, mimarlar, aileler, avukatlarımız, sanatçı ve aydınlar vd. Hepsi biraraya gelsin ve öncelikle bizimle görüşsünler, bizler de bu çalışma içinde bizzat yerimizi alalım. Heyet: Böyle bir sorunda temsilcileri biraraya getirmek ve sorunu çözmek fevkalade ilginç. Önerilerinizi not ettik, algıladık... Kurul geniş tabanlı olmalı elbette. Siz de katılmalısınız sorunun bir tarafı olarak buna da katılıyoruz. Bu istişare sürece hemen başlamalı. Ne kadar sürer? Tutuklu Temsilcisi: Ölüm orucunun 53. Günündeyiz. İlk 100 kişi ölüm sınırında. Zaman çok önemli. Hızlı olunmalı. Bize somut güvenceler verildiği durumda ona göre davranacağız. Devlet bu iradeden çıkacak karara saygılı olduğunu kabul ve beyan ederse, sonucuna uyacağını garanti ederse ek olarak hücre-tecrit politikasından vazgeçtiğini söylerse bu çalışma zamana da bırakılabilir. Netleşme sağlamalıyız, belirsiz hiç bir şey kalmamalı. Kurulun görevi işkence görüp görmeyeceğimizi denetlemek olmayacaktır. Görevleri yeni düzenlemenin nasıl yapılacağına karar vermek, proje oluşturmaktır. Yani yeni düzenlemeyi devlet yalnız başına yapmamalıdır. Zamanla yarıştığımızı unutmamalısınız. "Erteleme" "bırakın, biz de görüş alalım" gibi oyalamaların anlamı yok. Heyet: En son açıklamalarınız için teşekkür ederiz. Özümsemek, üzerinde düşünmek istiyoruz. İtirazınız yoksa yeniden geleceğiz. Tutuklu Temsilcisi: Örgüt baskısıyla ölüm orucu yaptırılıyor deniliyor, zaman ayırabilirseniz ölüm orucu yapan arkadaşlarımızla görüşün, konuşun. (Başka bir koğuşa geçip direniştekilerle konuştular. Bayan ölüm orucu savaşçıları da oradaydılar. Hepsi ile selamlaşıp, neden geldiklerini, amaçlarını anlattılar. Direnişçiler de neden ölüm orucu yaptıklarını, örgüt baskısı söyleminin devletin bilinçli yalanı olduğunu anlattılar. ) (En son yeniden, tepkilerle hükümetin attığı geri adımların olduğu ama belirsizliklerle dolu olduğu. Somut adımlar, somut çözümler istendiği söylendi ve görüşme bitti....) BAKANLIĞIN YETKİLENDİRDİĞİ TTB TEMSİLCİSİ VE M. BEKAROĞLU İLE YAPILAN GÖRÜŞME 12 Aralık 2000 Saat 16:20 (Adalet Bakanı'nın bizzat yetkilendirdiği Tabipler Birliği'nden Metin Bakkalcı ve FP'li milletvekili Mehmet Bekaroğlu görüşmeye geldi. Görüşmeye tutuklular adına Ercan Kartal, Şadi Ozbolat ve Aydın Hanbayat katıldı. Tutuklular, önce Avrupa komitesi ile gündüz yapılan görüşmeyi özetleyerek anlattılar... Daha sonra, "bağımsızlığına güven duyacakları bir heyetin oluşturulması" önerilerini anlattılar.) Metin BAKKALCI: Bakan benimle ve Bekaroğlu ile bizzat görüşmek istediğinizi söyledi doğru mu? Tutuklu Temsilcisi: Doğru ama eksik, oluşturulacak heyete dair bazı isimleri telaffuz ettik, ama isimler elbette asıl olarak kurumların kendileri tarafından belirlenebilir... "Erteleyelim" ya da "tartışılsın" tavrı, oyalamacadır, somut değildir, belirsizliğe tahammülümüz yoktur. Bu nedenle kurumlar biraraya gelmeli ve önce bizimle görüşmelidir, daha sonra ortaklaşa görüş oluşturulacaktır ve bir proje halinde protokole bağlanacaktır. "Mekan"lar nasıl olacak meselesinde, adı "koğuş" olmuş ya da olmamış, önemli olanın, mekan meselesinde nasıl bir düzenlemede netleşileceği sorunudur. Tüm bunlar garantiye alınır ve güvence oluşturulursa, ve bu protokol devlete onaylatılır, basına açıklanırsa, ancak bu durumda zamana yayılan bir tartışma anlaşılır olabilir. Yapılacak bu protokolün kurumları da bağlayıcı niteliği olur, onların tanıklığında ve ortaklaşa altına imza atılan protokolün daha sonra takipçisi de olurlar. Bu koşulda kurumlar "devletin verdiği sözlerin bizler takipçisi olacağız" derse ve protokol devlete kabul ettirilirse direnişi bitirebiliriz. Metin BAKKALCI: Sizler için bu kurumlar arasında olmazsa olmaz olanları hangisi? (Tutuklu temsilcileri, düşündükleri kurumları ve isimleri yeniden söylediler) Bir araya gelinip fikir birliği sağlanır ve kamuoyuna açıklamayla duyurulur. Mehmet BEKAROĞLU: (Bakanlığın ve tutukluların ne dediğini yeniden özetleyerek...) Bu durumda, siz güvenlik endişenizi dile getiriyorsunuz, ayrıca toplumsal varlığımızı ve siyasi kimliğimizi devam ettirmemiz için bir arada olmalıyız diyorsunuz. Kurumlar bir araya gelir ve bu işin takipçisi olacağız derler ve son güvenceyi bakanlık verirse "tamam" diyorsunuz... Olmaz ama peki bu kurumlar "hücreler, F tipi iyidir" derse ne olacak? Tutuklu Temsilcisi: Bu kurumlar bizim hücrelerde kalıp kalmayacağımıza karar verecek durumda değiller, onların sorumluluğu mimari ve hukuki düzenlemeleri somut hale getirmek ve bunun kefil ve takipçisi olmaktır. Eğer yerine getirilmezse yeniden direnişe başlayacağımızı da açıklarız. Mehmet BEKAROĞLU: Bakanlık şu kadar genişlemez derse ne olur? Tutuklu Temsilcisi: "Mutabakat" isteniyorsa bu kurul ve onun belirleyeceği görüş kabul edilmelidir. Mutabakatın gereği yerine getirilmeden nakil yapılmayacak garantisi de verilmeli. Bu talepler sadece bizlerin talepleri değildir, burada ortaklaşıldığı noktadan itibaren birlikte savunulması gereken talepler durumundadır. Ancak oluşturulacak heyette Barolar Birliği başkanı gibi isimleri kabul etmeyiz, Eralp Özgen gibi isimler olmaz. Yücel Sayman olabilir. Metin BAKKALCI: Somutlama ve güvence altına almak çok önemli. Cumartesi günü Bakan'ın yaptığı açıklamada Türkiye'de ilk defa iktidar, toplumsal muhalefeti dikkate alarak buna karşı geri adım atıyoruz diyor. Açıklama bence önemli ama, yine de kritik bir noktadayız. Yönetim olarak iki gündür tartışıyoruz, bu meselenin kefili olmak bizim için hayati önemdedir, hatta bunu deftere kayıt edip, Tabiplerde yönetim değişse bile bağlayıcı kılmak istiyoruz. Bu toplumsal bir tanıklıktır ve bunu önemsiyoruz. Ama bu kefaletin gereklerini yapmak için bakanlığın 1-3 kişi sınırını aşması gerek. Daha siz ölüm orucuna başlamadan biz raporlarımızda, sosyal izolasyonun minimum alt sınırı 10-15 kişidir diye açıklamıştık... Hafta sonu bakanlıkta Mimarlar Odası, Tabipler Birliği, Türkiye Barolar Birliği biraraya getirildi. Daha kimler olsun tartışmasında işçi konfederasyonları da olsun diyenler oldu. Sayın Bekaroğlu, Türk-İş vb. kesinlikle olmasın diye itiraz ettiler. Toplantıya TBB adına Eralp Özgen değil, Barolar Birliği sekreteri katıldı. ... TTB ve Mimarlar Odasının temsilcilerinin söylediğini kabul ettiler. Bugün de saat 14:00'da Füsun Sayek, Mimarlar Odası ve TBB Bakanlık'ta biraraya geldiler... Mehmet BEKAROĞLU: Oluşturulacak heyetten zaten F tipi çıkmaz. Ama dikkat ederseniz bazı yayınlar (Hürriyet gibi) bu işi kaşıyor, gerginlik yaratmaya çalışıyor. Ama bence mutabakattan iyi bir sonuç çıkacak... Tutuklu Temsilcisi: Devlet ileri gideceğim diyorsa, Türkiye ileri gitmek istiyorsa taleplerimiz asgari demokratik adımların atılmasından başka bir şey değildir. Katılımcılık sağlanacak, demokratik adımlar atılacaksa kırılması gereken irade, devletin iradesidir. Mehmet BEKAROĞLU: Bakan'ın açıklamasından sonra şunu mu diyorsunuz şimdi; "madem mutabakata varalım diyorsunuz, işte, heyeti oluştur ve mutabakata var"... Liderler zirvesinde parti başkanlarına yanlış yaptıklarını söyledim, "ideolojik diyorsunuz, Stalinist diyorsunuz ama, siz de '80'lerden kalma bir projeye trilyonlar harcıyorsunuz" dedim. Metin BAKKALCI: Dışarıda, sizin şunlar gelsin şunlar gelmesin dediğiniz söyleniyor, mesela Yücel Sayman. Bir sürü yanlış bilgi yansıtılıyor. Tutuklu Temsilcisi: Yok, bu doğru değil. Ayrıca daha önce konuştuklarımız için başa dönülmesin, başkaca heyete ya da heyetlere gerek yoktur. Mimarlar Odası dünkü -bakanlıkta yapılan toplantıda- bir proje sunmuş, duvarların yıkılarak yapılacak bir mimari düzenlemenin mümkün olduğunu belirtiyor. Bakan söz veriyor, belki açıklama yapıyor, adım atmış görünüyor... ama belirsizlik var. Muğlaktır, dolayısıyla bu sözler belli kurumlar aracılığıyla garanti altına alınmalı. Mehmet BEKAROĞLU: Bakana bunu ileteceğiz, tutukluların ifade ettiği kurum ve isimler şunlar şunlardır diyeceğiz, taleplerini bu heyetle görüşmek ve mutabakata varmak istiyorlar diyeceğiz. Tutuklu Temsilcisi: Tamam. Heyete dayatma yapılacak kaygısını da gidermeliyiz. Tartışılacak, görüşler sunulacak ve ortaklaşma sağlanacaktır. "En az 20" diye de konuşmaya oturmayabiliriz. F tipine ilişkin ortak bir formül bulmaktır önemli olan. Diğer talepler için de (TMY, DGM, üçlü protokol vd.) ne olması gerektiği konusunda ortaklaşılır ve bakanlığa sunulur. Talepler kabul ettirilirse, hayata geçirilmesi zamana da yayılabilir. Metin BAKKALCI: Önce kamuoyuna biz açıklama mı yapalım çıktığımızda, yoksa önce bakanlığa mı bildirelim, sizce hangisi uygun? Bence açıklamayı önce yapmamızda yarar var. |