|
Amerikancılık: Damıtılmış Yahudi ruhu
Werner Sombart’ın “Kapitalizm ve Yahudiler” adlı çalışmasını yayımlamak oldukça güç bir iş. Güçlüğüne gelince... Son dönemde ülkemizde Yahudiler, İsrail ve Sabetayizm üzerine çokça yazılıyor, çiziliyor, konuşuluyor. Daha ziyade “komplo teoriciliği” içinde değerlendirilmesi gereken bu tartışmanın eksenini, Yahudilerin ve Yahudilere ait bir elit tabakanın tüm dünyayı yönettiği oluşturuyor. Teoriye göre; Yahudiler ABD’yi avuçlarının içine almış, Müslüman ülkelere saldırtmaktadır. Yahudi elitin bu gücüne paralel olarak, bizim ülkemizde de devleti gizli Yahudiler yönetmektedir. Nerede etkili bir insan görürseniz bilin ki, o aslında gizli bir Yahudidir, yani Sabetaydır. Teori, kendisine ispat yöntemi olarak gazete ilanlarından mezar taşlarına, internet sitelerinden piyasadaki kitaplara kadar pek çok “gizli” veriye başvuruyor. Bir kimsenin Sabetay olup olmadığına karar vermek için soyadına bakmak bile yeterli olabiliyor. Tam da bu teorilerin ortalığı kapladığı, özellikle “milli” denilen kesimler üzerinde önemli bir hakimiyet sağladığı dönemde, Sombart’ın eseri, bu teorilerin ispatı gibi bir şey olabilir. Bu nedenle yayınlarken bu noktaya özellikle dikkat ediyoruz. Bir diğer yandan ise Sombart’ın eseri, tüm bu komplo teorilerinin “bilinç altına” yerleştirdiği, Yahudi üstünlüğünün bir ispatı da olabilir. Kısacası iki ucu keskin bir kılıç. Sombart’ın önemi Kitabın önemi ve tezlerini bu önsözde kısaca da olsa belirtme ihtiyacı özellikle duyuyoruz. Sombart, Alman “Tarihselci Okul”a bağlı bir iktisatçı. Tarihselci Okul’un, List, Weber gibi önemli isimlerinden, etkili isimlerinden biri. Ancak Tarihselci Okul’un kalıplarını da belli ölçülerde aşmış biri. Gençliğindeki Marksist dönemi ve daha sonra gittikçe başat hale gelecek olan “romantik nasyonalist” çizgisi arasında, aslında kesinlikle özgün bir örnek. 1863 yılında doğan Sombart’ın ilk çalışması, 1895 yılında yayınlanıyor: “Friedrich Engels”. Bu çalışmadan hemen bir yıl sonra “Sosyalizm ve Toplumsal Hareket”, 1909 yılında ise “Karl Marks’ın Yaşamı ve Eserleri” yayınlanıyor. Elinizde tuttuğunuz “Kapitalizm ve Yahudiler” ise O’nu özellikle önemli kılan iki eserinden birisi. Orijinal adıyla “Modern Kapitalizm ve Yahudiler”, üç ciltlik “Modern Kapitalizm” ile birlikte O’nun bakış açısındaki orijinaliteyi yansıtıyor. Genç diyebileceğimiz dönemde Marksist metoda bağlı kalsa da, Alman Tarihselci Okulu’nda ve sonrasında Alman Romantik Sosyalistleri’nde görülen toplumsal ve iktisadi sistemi, iktisadi ilişkelerin dışında toplumsal yapı ve insanın belirleyiciliği ile açıklamaya başlıyor. Bu ise, klasik Marksist üretim şemaları ve altyapı-üstyapı şablonunun dışına çıkarıyor Sombart’ı. Yahudiler üzerine çalışmasını da aslında böyle bir itkiyle yazıyor. O, Yahudilerde modern kapitalizmin yaratıcı genlerini görüyor. Ancak bu görüş, daha sonra kendi çalışmasında da özellikle belirttiği gibi, Yahudileri ne yermek ne de övmek için kullanılıyor: O sadece bir durum tespiti yapıyor. Yahudilerin izinde kapitalizmin analizi Kitapta tespit edilen olgular ise son derece önemli. Sombart, modern kapitalizmin oluşumunu incelerken her önemli olayda mutlaka Yahudilerle karşılaşıyor. Bunu incelemeye başladığı andan itibarense Yahudilerin peşinde iz süren bir dedektife dönüyor. Modern dönemde, 1500’lü yıllardan itibaren ticaretin ve para piyasasının geliştiği tüm kentlerde, bu işin başında Yahudilerin olduğunu tespit ediyor. Ticaret ve borsanın oluşumunu incelerken, Yahudilerin dışındaki unsurları da incelemeye aldığı zaman, bu kişilerin de büyük çoğunlukla, gizli Yahudiler olduğunu görüyor. İspanya Sürgünü’nden itibaren göç etmek zorunda kalan Yahudiler; Almanya’ya, İtalya’ya, Hollanda’ya ve İngiltere’ye yayılıyorlar. Göç yollarını izlediğimizde ise, bir kente Yahudiler yerleştiği andan itibaren, o kentin ticaret ve para merkezi haline, hem de kısa bir sürede, geldiği görülüyor. Bu durum, bir yandan kentin Hıristiyan yerlilerinde Yahudi düşmanlığını arttıyor ve büyük çoğunlukla bu düşmanlık Yahudilerin yeniden sürülmesine yol açıyor. Ancak enteresandır, Yahudilerin sürülmesi ile birlikte terk edilen kentler birden çöküşe geçiyor. Ama Yahudilerin yerleştiği yeni kentler canlanmaya başlıyor. “Kapitalizm ve Yahudiler” 1500’lü yıllardan 1900’lere kadar, kent kent bu izi sürüyor. İz sürmekle kalmıyor, dönemin fermanlarına, kent meclisi kararlarına ve yazılı eserlerine gönderme yaparak, durumu kanıtlıyor. Kanıtlar hiç de boş değildir; her bir Yahudi ailenin, adıyla sanıyla, çoluğuyla çocuğuyla, yaptıkları işler, uğraştıkları ticaret, borsadaki payları belgeleriyle ortaya koyuluyor. Örneğin Hollanda’nın Antwerp kenti buna bir örnek. Yahudilerin gelişi ile birlikte para ve ticaret merkezi haline geliyor. Ancak Yahudilerin bu gücü, Hıristiyan yerlileri ürkütünce Yahudiler sürülüyor. O andan itibarense Antwerp düşüşe geçiyor. Modern kapitalist tarihte, İspanya, İtalya, Hollanda, Almanya ve İngiltere’deki gelişmeler son derece önemlidir. Bir ülkenin düşüşü ve peşi sıra bir diğerinin yükselişi çokça incelenmiştir. Braudel, Wallerstein, Arrighi gibi bilimadamlarının kapitalizmin döngüsel gelişimi içinde açıkladığı bu yükseliş ve düşüş olgusu; Sombart’ta çok erken bir tarihte, doğrudan Yahudilerin hareketliliği ile açıklanıyor. Ve yine Sombart, diğer iktisatçıların başvurmadığı, gerçek bilgi ve belgelerle açıklama yolunu seçtiği için gerçeklik payı son derece yüksek. Halbuki, Marksist iktisatçıların oluşturduğu iktisat eliti, bu durumu özellikle gözlerden uzak tutmaya, olayı sadece soyutlama düzeyinde ele almaya çalışıyor. (Tabii, Prof. Dr. Şener Üşümezsoy’un da Yahudiler ve dünya ticaret ve para döngüsü arasındaki bağlantıyı ortaya koyan tek bilimadamı olduğunu da belirtelim.) Amerikancılık: Damıtılmış Yahudi ruhu Modern kapitalizmin oluşumundaki ikinci etken olarak sömürgeciliği de incelemeye alan Sombart, burada da Yahudi etkisini tespit ediyor. Avrupalılar, özellikle Amerika kıtasına fetihler başlatırken burada Yahudilerin önemli bir payı vardır. Kalkan gemilerin finansörü kesinlikle Yahudilerdir, fatihlerin bir kısmı zaten Yahudidir -ya da en azından dönme Yahudidir- ve Amerika kıtasına yerleşenlerin büyük çoğunluğu yine Yahudidir. Örneğin, Amerika kıtasında başlayan plantasyon üretiminin de, maden ticaretinin de, sanayinin de başında yine Yahudiler vardır. Hatta Sombart bizzat Kristof Kolomb’un gizli bir Yahudi olduğu tezini de ortaya atıyor. Ancak bu iddianın doğru olmasa bile, “aslında Kolomb ve diğerleri İsrail’in idare müdürleri gibidir”. Buradan, Avrupa dışındaki, yani ABD’deki, kapitalizmin gelişimine geçildiğinde Yahudi etkisi gittikçe artmaktadır. Bugünkü ABD’yi kuranların, büyük çoğunluğunun Avrupa’dan gelen dönme Yahudiler olduğu ortadadır. Ve ABD’nin hızla gelişmesinde, bu dönme Yahudilerin getirdikleri paralar büyük rol oynayacaktır. Bugün, modern kapitalizmin tartışmasız en önemli örneği olan ABD’nin incelenmesi, Yahudilikle Amerikancılık arasındaki bağlantıyı da ortaya koyar. ABD’ye Yahudilerin yerleşmesinin 250. yıldönümünde, ABD Başkanı Roosevelt “Yahudi ırkı ve inancından gelen kimselerin geliştirmiş olduğu harika yurttaşlık niteliklerini” vurgular. Eski Başkan Cleveland ise “İnanıyorum ki, bugünkü Amerikancılığa şekil ve yön vermekte dolaylı ya da dolaysız olarak katkıda bulunan milletler arasında böylesine etkili olmuş başka bir millet bulunmadığı güvenle öne sürülebilir.” der. ABD ekonomisinin kurulmasını inceledikten sonra, günümüz için de çok önemli tespiti yapacaktır Sombart: “Yahudi etkisinin Birleşik Devletler’i olduğu şey, yani Amerikan, kıldığını söylemek için başka ne eklemek gerekir? Çünkü Amerikancılık dediğimiz şey, deyiş yerindeyse, damıtılmış Yahudi ruhundan başka birşey değildir.” Paraya hükmeden millet Kitabın özellikle ilk bölümlerinde art arda sıralanan bu olgulardan sonra, Yahudiler ve modern kapitalizm arasında büyük bir bağ olduğu hemen ortaya çıkıyor. Sombart bu bağın nedeninin Yahudilerin dini olduğunu içten içe düşünüyor ve bunu ispatlamaya çalışıyor. Bu noktadan sonra, modern kapitalizmle bir tuttuğu Yahudi ruhunun peşindedir. Burada temel yönlendiricilerden biri ise Weber’in kapitalizmle Püritenlik arasındaki bağı ortaya koyduğu eseridir. Sombart, bir adım daha ileri gidiyor, Weber’in Püritenlerinin aslında gizli Yahudilerden başkası olmadığını ispatlıyor. Bir sonraki aşama ise, Yahudi dininin incelenmesidir. Sombart, Yahudilerle Hıristiyanları karşılaştırırken birkaç önemli tespitte bulunuyor. Birinci tespit, Yahudiler’in ortaya çıkışlarından itibaren, kol emeğinden ziyade kafa emeği ile geçindiğidir. Ortadoğu’daki kuruluş günlerinden modern döneme kadar geçen süre içinde, Yahudiler genellikle, tarım ve zanaat işleri ile uğraşmamıştır. Onlar daha ziyade organizatördür. Bu organizasyon yeteneği, kapitalist girişimciliğin mayasıdır. Ancak bu entelektüel faaliyetin kapitalizme yol açması için, başka bir şeyle daha birleşmesi gerekir ki, o da paradır. Yahudiler tarihlerinin her döneminde doğrudan para işi ile uğraşmışlardır. Bu, hem ticaret kârlarıdır, ama bir yandan da tefeciliktir. Yahudi dininin temel metinlerini incelemeye koyulan Sombart, burada Hıristiyanlıkta yasaklanan tefeciliğin Yahudilerde serbest olduğunu tespit ediyor. Dinsel metinler, Yahudi milletine, “Borç ver, ama asla borç alma” buyurmaktadır. Yahudilerin, tarihi de aslında bu değil midir? Çok yakın dönemde bile, bizim ülkemizde dahi, Yahudiler hep kuyumcu, tefeci değil midir? Tabii, paraya hükmeden Yahudiler bir yandan da büyük tepki çekmektedir. Sombart, bu tür bir tepki ile yazmasa da, daha bu eserinde, Yahudilerin Almanya’daki nüfusun ancak %1’i olduğunu, oysa sanayi ve ticarette neredeyse %30’luk bir güce sahip olduğunu ortaya koyar. Bu tespit, toplumdaki Yahudi düşmanlığının nedenidir. Almanya’da 20 yıl sonra bu tür tespitlerin, Nasyonal Sosyalizmin teorisi olması ise işten bile değildir. Nitekim o dönem geldiğinde de, Sombart yaşamdadır ve şunları yazacaktır: “Yahudi kanından olanların, Almanya gibi bir ülkede ve yönetici mevkilerde bulundukları vakit, cumhuriyetin öbür yurttaşlarına tanınan tüm haklara sahip olmaları gerekli midir? Hiçbir mantıksal nedene dayanmaksızın hayır cevabını veriyoruz bu soruya: Çünkü bunun (hatta ve özellikle Yahudilerin çıkarı bakımından) böyle olması gerekmektedir.” Yahudi düşmanlığı her ne kadar Hitler’in ideolojisine dönüşse de, aslında Hitler de bir süre sonra Yahudilerin en iyi temize çıkma argümanı olmayacak mıdır? Bu noktada, Sombart’ın 1934 yılında “Alman Sosyalizmi” eserini yayınladığını belirtelim. Hitler iktidardır, Sombart ise Hitler iktidarına karşı çekimser kalmıştır. Dediğine göre özel bir karşıtlık beslemese de, angaje olmak istememektedir. Yahudilik ve Hıristiyanlık Sombart’ın Yahudilerle ilgili gözlemlerinde üzerinde önemli durulması gereken başka bazı noktalar da var. Sombart’a göre, Kuzeyli toplumlar ile Güneyli toplumlar arasında belli bazı davranış farklılıkları vardır. Yahudiler ise ona göre, kesinlikle Doğu toplumudur. Bir Doğu toplumu olarak da göçebedir. Sombart burada göçebeliğin, o gün yaygın olan kanının tersine, aslında modern bir iktisadi sistem olduğunu ve ticaretin de aslında göçebeliğin türevi olduğunu ileri sürüyor. Buradan da, ticaretin Doğu toplumlarına özgü olduğunu, tam bir Doğu toplumu olan Yahudilerin de iyi tüccar olduklarını söylüyor. Daha sonraki Yahudi göçleri üzerine incelemesinde ise, dünyada pek çok ulusun göç ettiğini ama bu kadar farklı ülkeye ve bu kadar dağınık bir şekilde göçün sadece Yahudilere has olduğunu belirtiyor. Bunun basit bir Yahudi sürgünü ile açıklanamayacağını da özellikle ortaya koyuyor. Bunun altında ise Yahudi dinini arıyor. Yahudi dini ile Hıristiyanlık arasında yaptığı karşılaştırmalar da oldukça ilginçtir. Mesela gizli Hıristiyanlık yoktur, ama gizli Yahudilik vardır. Çünkü Yahudiler için dinleri, gerekirse gizli sürdürülecek kadar, bağlayıcıdır. Hıristiyan dini, yoksulluğa, keşişliğe, çileciliğe övgü yaparken Yahudi dini, zenginliğe, akılcılığa övgü yapmaktadır. Ve yine Hıristiyanlık için reklam günahken, Yahudilerde serbesttir. Kısacası, kapitalizmi ortaya çıkartacak nitelikler Yahudilik dininde serbestken Hıristiyanlıkta yasaktır. Böyle olduğu için de Yahudi dini kapitalizme uygun bir dindir. İncelemeler devam ettikçe çok enteresan başka gerçekler de ortaya çıkmaktadır. Örneğin, Yahudiler açısından başka din ve ırkla evlilik yasaklanmıştır. Böylece soy temiz kalmaktadır. Cinsellik çok sıkı denetim altındadır. Sombart buradan da kapitalizm için iki önemli güdü çıktığını tespit eder. İlki, dizginlenen cinselliğin iktisadi girişimciliğe kanalize olduğudur. İkincisi ise, ırk evliliğinin Yahudilere bir aşiret yapısı kazandırdığıdır. Bu aşiret yapısı bir süre sonra, her ülkede serpiştirilmiş Yahudilerin, uluslararası bir ekonomik şebekenin temsilcileri olmasına yol açacaktır. Bu, Yahudiler açısından, dünya ticaret ve para piyasasına hakimiyet için önemli bir avantaj olacaktır. Bu noktada, Yahudilerin gayrimenkule değil de menkul değerlere yatırımı önem kazanır. Bu, bir bakıma sürgün korkusu nedeniyledir. Yahudiler sürülecekleri kentlerde gayrimenkul almazlar. Ama bir noktadan sonra, elde hazır tutulan menkul değerler, onlara herkese hükmetme gücü verir. Tarihte, pek çok Avrupa hükümdarının Yahudilerden borç alarak savaşabildiğini, iktidar olabildiğini biliyoruz. Ve yine elinde hazır parası olan Yahudi, borç vererek her şeyi satın alabilmektedir. Üstelik tefeci kârı ile de bu menkul değerlerini hızla arttırabilmektedir. Tüm bu incelemelerden sonra Sombart son sözünü söyler: “Homo Judeus=Homo Capitalisticus”. Sosyalist Yayınları ve İleri Yayınları’nın işbirliği ile Sombart’ın kitabı okuduğunuzda göreceksiniz, kesinlikle önyargılardan uzak bilimsel bir çalışmadır. Belki de bu nedenle ülkemizde yazıldıktan ancak 85 yıl sonra yayınlanmaktadır. Bu kitap, pek çok Yahudi düşmanının tezlerini çürütmektedir. Ama aynı zamanda pek çok Yahudi taraftarının tezlerini de çürütmektedir. Bizim açımızdan, Yahudi karşıtlığı Batı karşıtlığının dışında bir akım olarak geliştiği için tehlikelidir. Doğrusu, Yahudiler bugün Batı emperyalizminin üç unsurundan biridir: ABD, Avrupa ve İsrail. ABD ve Avrupa’dan bağımsız bir Yahudi düşmanlığının sonu, bugünkü Şeriatçı akımın yaptığı yanlıştır. Dinsel mücadele zemini her zaman için tuzaklarla doludur. Bu tuzağa düşmekse, Yahudilere değil, bizim gibi ezilen milletlere zarar verir. Kitabı bu amaca hizmet edeceğini umarak yayınlıyoruz. Tabii, bu kitabın yayınlanmasında en önemli katkı Hasan Basri Gürses’e aittir. Sosyalist Yayınları’nın sahibi ve editörü Hasan Basri Gürses, bundan sonra hazırladığı ve yayınladığı kitapların, İleri Yayınları tarafından yayınlanmasına izin vererek, iki yayınevi arasındaki dostluk ve işbirliğini başlattı. Bizler de aynı fikirleri paylaştığımız Sosyalist Yayınları ile bu tür bir yayın ve mücadele birliğinin ülkemizdeki ezilen kitlelerin fikri gelişimine katkı sunacağını düşünüyoruz. Kitabı yayınlarken Hasan Basri Gürses’e bir kez daha teşekkür ediyoruz. http://www.turksolu.org/78/firat78.htm |