Top Module Empty
Anasayfa arrow Haberler arrow Son Haberler arrow Sunalp beni de gözaltına alacaktı
Sunalp beni de gözaltına alacaktı PDF Yazdır E-posta
Yazar admin   
Cumartesi, 08 Aralık 2007

Sunalp beni de gözaltına alacaktı


12 Mart muhtırasından sonra emekliye ayrılan 5 generalden Emekli Tuğamiral Vedii Bilget, Turgut Sunalp"in kendisini de gözaltına almak istediğini ancak bu girişimin dönemin Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk"ün karşı çıkması ile sonuçsuz kaldığını açıklıyor.

 


12 Mart muhtırasından birkaç gün sonraydı. 15 Mart 1971 tarihli ve altında Genelkurmay Personel Başkanı Korgeneral A. Fehmi Başar"ın imzası bulunan yazı beş generale ulaştırıldı. Yazıda cunta faaliyetlerinde bulundukları gerekçesi ile beş general ve çok sayıda subayın emekliye ayrıldığı bildiriliyordu. Zorunlu emekli edilenler arasında Genelkurmay Merkez Daire Başkanı Tümgeneral Şükrü Köseoğlu, Kara Kuvvetleri Plan Prensipler Başkanı Tümgeneral Celil Gürkan, Milli Savunma Bakanlığı Teftiş Daire Başkanı Tuğgeneral M. Ali Akar, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Teknik Başkanı Tuğamiral Vedii Bilget ve Hava Kuvvetleri Komutanlığı Harekat Daire Başkanı Tuğgeneral Ömer Çokgör bulunuyordu. Bu beş generalin yanı sıra Hidayet Ilgar, Bahattin Taner, Nedim Arat, Ömer Şamlı, Kadir Tandoğan, Cavit Bayer, Kadir Ok ve Mehmet Namlı adlı albaylar da emekli edildi.

Emekliye ayrılan beş paşadan Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Teknik Başkanı Tuğamiral Vedii Bilget, 12 Mart Muhtırası ile ilgili hatıralarını "Girdap" adı altında kitaplaştırdı. Hatıraların yer aldığı kitap Kastaş yayınları arasında çıktı. Bilget Paşa ile zorunlu emekliye ayrıldığı o zaman dilimini Aksiyon"a anlattı.

-16 Mart 1971"de emekli olduğunuzu nasıl öğrendiniz?

16 Mart günü karargah kapısından içeri adım atınca Personel Başkanı Amiral Erdoğan Yazıcı ile karşılaştım. Koluma girdi, birlikte yürümeye başladık. Kelimeleri özenle seçerek ordudan uzaklaştırıldığımı söyledi.

-Şaşırdınız mı?

Hiç şaşırmadım. Hatta o şaşırdı. Daha önceden haber almıştım.

-Nereden haber aldınız?

Genelkurmay Başkanlığı"nda, Harp Akademileri"nde sınıf arkadaşlarım var. Deniz Kuvvetleri"nde sınıf arkadaşım yoktu ama kara ve havacılardan vardı. 12 Mart Muhtırası radyodan saat 13.30"da okunduğunda haberim vardı emekli edileceğimden. Benim sınıf arkadaşım yoktur. Sıra arkadaşım vardır. Yan yana oturduğum insanlar vardır. Geçenlerde Altınkum"da idik. Sınıfımızdan dört beş kişi vardı. Biriyle dahi konuşmadım.

-Sonra...

Önüme emeklilik kararı konuldu ve tebellüğ etmem istendi. Daha sonra da Deniz Kuvvetleri Komutanı Celal Eyiceoğlu"na çıkmam ve karargahı terk etmem istendi.

-Siz ne dediniz?

"Bana hiçbir güç bunu yaptırımaz. Bunca yıl birlikte çalıştığım arkadaşlarımla tek tek vedalaşmadan karargahtan adım atmam. Denemeye var mısın Yazıcı?" dedim.

-Yazıcı Paşa ne dedi?

Gözlerimin içine baktı. Afallamış gibiydi. Yeniden koluma girdi. "Sen nasıl istersen" dedi. Yazıcı tam geriye dönüp gidiyordu ki, yeniden yanıma geldi. Bir kez daha koluma girdi ve fısıltıyla konuştu: "Erol Bilbilik"i İskenderun"a Akdeniz Bölge Komutanlığı"na atadık." İşte buna sevinmiştim.

-Emekliliğiniz size bildirildikten sonra ne yaptınız?

Akşama kadar karargahta kaldım. Odaları tek tek gezip, herkesle vedalaştım. Veda gezilerim bitmemişti. Ertesi gün yeniden geleceğimi ve Eyiceoğlu ile de o zaman görüşeceğimi bildirerek karargahtan ayrıldım.

-Sakıncalıdır diye sizi takibe aldılar mı?

Karargahtan ayrıldıktan sonra eve gittim. Evde tam bir sessizlik hakimdi. Eşimin ve çocuklarımın ağzını bıçak açmıyordu. Akdeniz Caddesi"nde, Amiral Lojmanlarındaki konutumuzun telefonu kesilmişti. Lojmanın önüne nöbetçi askerler konulmuştu. Alışveriş için Ordu Pazarı"na, Ordu Kooperatifi"ne ya da bakkala ve fırına giden kızlarım bile izleniyordu. Akşam haberlerinde emekli edilenlere ilişkin saldırgan ve usdışı suçlamalarda bulunuluyordu. Bunun ardının geleceğini düşündüm. Ama yağma yoktu. Gereken yanıt verilecekti. Sonra balkona çıktım. Lojmanların giriş kapısına konulan nöbetçiler yerlerindeydi. Az ileride ise siyah bir Renault araba duruyordu. İçinde iki gölge, dışında ön kaputa dayanarak sigarasını içen bir sivil vardı. MİT görevlileriydi.

-Peki sabah olunca tekrardan gittiniz mi karargaha?

Gittim ve vedalaşma gezilerini sürdürdüm. Ama düne oranla belli bir çekingenlik oluşmuştu çoğunda. Bunda da özellikle bazı gazetelerin emekli edilenlere karşı giriştikleri saldırı kampanyası etkendi.

-Eyiceoğlu ile ne zaman görüştünüz?

En son onun yanına gittim. Arkasına yaslandığı koltuğundan doğruldu. Ayağa kalktı. Gözleri nemliydi. Bir kaç adım attı. Geldi sarıldı. "Çok üzgünüm Vedii, büyük bir yanlışlık yapıldı" dedi. Anlamadığımı söyleyince, yutkundu, sanki daralmış gırtlağından sözcüklerin çıkması için kendini zorluyordu. Dedi ki: "Erçıkan bizi kandırdı. Senin hakkında MİT raporları dün akşam geldi. Sen harekete karşı çıkıp ayrılmışsın." O öyle deyince bir an kendimi denetleyemedim bağırdım ve dedim ki: "Siz ne diyorsunuz? Biz hep birlikte idik. Mustafa Kemal Türkiyesi"nin daha esenlikli bir toplumsal yaşama ulaşması yolunda çaba harcadık. Kandırılan siz değilsiniz. Batur ve Gürler kandırdı bizi. Arkadaşlarla aramda bir fark varsa o da benim çok daha kökten devrimci olmamdı belki. Sizi MİT kandırmış asıl. Ben hep birlikte idim onlarla. "Eyiceoğlu oturttu. Birer sade kahve söyledi. Gözlerinde inanmaz bir bakış vardı. Sesi mırıltıdan farksızdı. Güçlükle işitebiliyordum.

-Eyiceoğlu hata yaptığını hatta kandırıldığını söylüyor ancak iş işten geçmişti.

Bana orada otururken yine dedi ki: "Böyle olmasını hiç istemedim. Sana bir başarı ve teşekkür beratı hazırlattım." Yerinden kalktı. Masasının üzerinden bir belge alıp uzattı. Deniz Kuvvetleri"ndeki başarılı çalışmalarıma teşekkür eden bir yazıydı ve Eyiceoğlu imzalamıştı.

-Aldınız mı belgeyi?

Hayır, bu teklifine gülümsedim. Belgeyi yırttım. "Bağışlayın ama bunu kabul edemem. Hem sizin kararınızla çelişir, hem de bunu alırsam kendimi MİT ajanı gibi hissederim" dedim. Eyiceoğlu"nun yüzü sarı bir kağıt gibi ifadesizdi. Gözleri doldu. Arkasını dönüp pencerenin önüne gitti. Bir süre durduktan sonra döndü. "Çocuklarının okulu var Vedii. Okullar sona erinceye değin lojmanı boşaltma, kal" dedi. Sonra yeniden yanıma geldi ve beni kucakladı. Ben de onu kucakladım.

-Karargahla ilişkiniz böylece kesilmiş oldu...

Karargahtan ayrıldıktan bir gün sonra evimizin telefonu çaldı. Hatları açmışlardı. Karşımda Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Personel Başkanı Amiral Yazıcı vardı. Eğer uygunsa eve ziyarete gelmek istiyordu. Olumlu karşıladım. Az sonra geldi. Çok üzgün olduğunu, beni çok sevip saydığını söyledi. Kahvesini içtikten sonra da cebinden bir kağıt çıkardı. Bu, birçok genç deniz subayının adı sıralanmış bir listeydi. "Acaba sizinle ilke birliğinde bulunanların hangileri olduğunu öğrenebilir miyim?" dedi. Böyle deyince Amiral Yazıcı"ya kapıyı gösterdim.

-12 Mart sonrasında sizinle birlikte emekli olan bazı arkadaşlarınız, örneğin Celil Gürkan, tutuklandı. Siz ise oldukça şanslınız, tutuklanmadınız...

1 Nisan 1972 akşamına doğru beklenmedik konuklar vardı evin karşısında. Bir süredir ortadan yitmiş olan MİT arabası ve içindekiler yeniden yerlerini almışlardı. Evin zilini çaldığımda eşim anında açtı kapıyı. Evde Turan Çağlar beni bekliyordu. Bana, "Bak Vedii, seninle on yıldan fazla tanışıklığımız vardır. Seni severim. Mert insansın. Bu aralar kimselerle görüşme ve konuşma" dedi. Ben ne demek istediğini sorunca da, "Boş ver ne demek istediğimi. Başınıza bir çorap örülüyor. Eyiceoğlu, senin bu işlere karıştırılmaman için direniyor. Ama onun da suyu ısındı. Kendine dikkat et." deyiverdi. Ben "Sen nereden biliyorsun?" diye sorunca da "Ben bilirim. Sen kendini sakın" dedi.

-Turan Çağlar bunu nasıl haber almıştı?

Gözaltılardan yaklaşık bir ay önce Dr. Memduh Eren gelmişti. Onu da yakın izlemeye almışlardı. Adnan Arabacıoğlu ve İbrahim Artuç da izleniyordu. Birkaç gün önceki Turan Çağlar"ın ziyaretini anlattım. Gözlerini kıstı. "O herif bilgileri Selma Ashwort"dan alıyordur" dedi. Birden aklıma geçtiğimiz şubat ayında Çağlar"ın Deniz Kuvvetleri"ndeki odamda bu kadından söz etmiş olduğu geldi. Eren"e bu kadının kim olduğunu sordum. "CIA ajanı" diye cevap verdi. "Çağlar nereden tanıyor?" dediğimde ise gözlerimin içine baktı. Saflığıma inanamıyordu sanki. "Yapma Amiralim, Turan"la Selma aynı kaba ederler" dedi.

-Siz ve arkadaşlarınız cuntacılık ile suçlanıyordunuz. Peki emekli edilen ve cuntacılıkla suçlananların üzerine neden bir yıl sonra gidiliyordu?

O tarihlerde dönemin Sağlık Bakanı Dr. Kemal Demir bana, Orhan Kabibay"ın, CHP"den ayrılıp Kemal Satır"ın kuracağı partiye gireceğini, benim de partiye katılmamı önerdi. Bakan Demir"le Ankara"da yüz yüze görüştüm. Bana Adalet Partisi"nin, Silahlı Kuvvetler içinde önemli bir operasyon başlatma kararlılığında olduğunu ifade etti. Bu konuda kimi üst düzey general ve amiralden destek de alıyordu. 12 Mart sürecindeki tüm kadrolar tasfiye edilecekti. Tağmaç, Gürler ve Eyiceoğlu"nun görev süreleri sona ermişti zaten. Muhsin Batur Askeri Şûra"ya kaydırılacaktı. Semih Sancar Genelkurmay Başkanı, Faik Türün Kara Kuvvetleri Komutanı, Emin Alpkaya Hava Kuvvetleri Komutanı yapılacaktı. Kemal Kayacan da istenmiyordu. Bir formül bulunup Hilmi Fırat"ın Deniz Kuvvetleri"ne getirilmesi sağlanacaktı. İşte o zaman İstanbul"daki gözaltıların nedenini ve cunta faaliyeti içinde bulunmak iddiasını şimdi açıkça anlamıştım. Topyekün bir tasfiye eylemi planlanıyordu. Aramızda ne denli görüş, tutum, davranış, kişilik ayrımı bulunursa bulunsun, 27 Mayısçı tüm unsurlar yok edilmeye çalışılıyordu. Bunda AP"nin etken olması, salt 12 Mart"ın değil 27 Mayıs"ın hesaplaşması içinde olunduğunun açık kanıtıydı.

-Dr. Demir"in teklifine ne cevap verdiniz?

17 Mart 1971 günü Celal Eyiceoğlu"na verdiğim cevabın aynısını verdim. Biz hep birlikte idik. Sonuçlarına hep birlikte katlanırdık.

-Daha sonra cunta faaliyeti içinde bulunmak suçlamasıyla dava arkadaşlarınızın bir kısmı Ziverbey"de sorgulandı. Siz nasıl gözaltına alınmaktan kurtuldunuz?

Birkaç gün sonra 4 Haziran"da Amiral Bahattin Özülker"den (Daha sonra MİT Müsteşarlığı yaptı) bir haber geldi bana. Celil Gürkan"ın gözaltına alındığını duyar duymaz Fahri Korutürk, Genelkurmay İkinci Başkanı Turgut Sunalp"i çağırmış.

-Neden?

Korutürk, Sunalp"e demiş ki; "Neler çevirdiğinizi biliyorum. Bilget Amiral"e dokunursanız karışmam." Tabii şaşırdım kaldım. Bu arada Özülker de rahat durmam konusunda beni uyardı.

 

 

http://www.aksiyon.com.tr/detay.php?id=2996 

 
< Önceki   Sonraki >
© 2008 Zeki Bingöl'ün Web Sitesi