 Belki de tüm Yahudi tarihi boyunca yaşanmış en büyük mesihi hareket olan Sabetaycılık konusunda yapılan araştırmalar genellikle bu hareketin yaratıcısı olan Sabetay Sevi'nin düşün celerinden çok onun kişiliği üzerinde yoğunlaşmaktadır.Sabetay Sevi bir megaloman veya bir ruh hastası olarak görülmekte,başlattığı harekette böylesine dengesiz bir kişinin peşinden giden bir avuç insanın kandırıldığı bir eylem olarak nitelenmektedir(1)Bu yazıda genel olarak mistik kişiler ve onların ruhi durumları bu konuda yazılan eserlerden verilen örneklerle ele alınacaktır. 1 Mistisizm ya da gizemcilik kelimesinin kökenleri İ. 5.yy'a dek uzanmaktadır.Kelimenin varolduğuna inanılan pek çok anlamı üzerinde durulmuşsa da temelde sezgilere dayalı ve elde edilemeyen bir şuur tipini ifade ettiği kabul edilmektedir.Seroya mistisizmi içgüdünün dumanlı tutkusu,duygunun bedeni cehennemi zevklere kadar götüren heyecanı olarak ele almaktadır(2) Peyami safa ise mistisizmin insan ruhuyla varlığın esası arasında birleşme imkanına inanmayı temel aldığını belirtmektedir(3) Görülüyor ki konu hakkında otorite sayılabilecek bu kişilerin hepsi temelde bir duygu hareketini ele almaktadırlar.Tabii bu durum en başta rasyonalistlerce reddedilecektir,örneğin Russel akıl ile duygular arasındaki çelişkileri ileri sürerek,duyguların oluşturduğu inançların akıl tarafından sonradan çürütüldüğünü belirtmektedir(4)Bu yazı genel olarak bir duygular ve sezgiler dünyası olarak ele aldığı mistisizmin en başta ussal felsefe ile çeliştiğini kabul etmektedir.Bu nedenle ilerki bölümlerde işlenen konulara salt mantıksal açıdan yaklaşılması halinde de anlatılmaya çalışılan düşüncelerin kavranamıyacağını ileri sürmektedir. 2 Dinsel düşünceler genellikle kurucularının ölümü sonrasında oldukça bunalımlı dönemler yaşamışlardır.İlk tek tanrılı din olan ve beşbinyıllık geçmişe dayanan(5) yahudilikte de genelde iki akım gelişmiştir,bunlardan biri Tora-Talmud ekolü,ikincisi de Kabbala'nın mistik evreni(6).İlk akım rabanutların egemenliği altında gelişen statik ve baskıcı bir ortamın simgesi olmuştur, desteğini ise diasporada sıkıntı içinde yaşayan yahudinin umutsuzluğundan almıştır,onun birlik için tekses olma ülküsüne bağlanması zorunluğu ile güçlenmiş,tüm bunlara eklenen siyasi baskılarla da son şeklini almıştır. Yalnız,itilmiş,cılız bir tek ses uğruna susturulmuş bir insanın artık gidebileceği tek bir nokta vardır,o da gizli bir öğretinin içinde,dini bir örtü altında özgürce düşünebilmektir.Do ğunun ve Batı'nın kültürel evreninde mistisizmin ortak olduğu bir noktadır bu...Aynı hareket islam ve hıristyan mistiklerinde de benzer karakterler göstermektedir.Kabbala işte bu ortamda Endülüs uygarlığında şekillenmiş,Akdeniz yahudi toplumlarının bir ortak eseri olmuştur,ama tüm yahudi dünyasına ait olmasını belki de Polonya'dan Zfat'a gelip yerleşen büyük din adamı İsak Luria Aşkenazi'ye(Rav Ari) borçludur.Kabbala'ya belki de en önemli unsuru getiren Rav Ari mesihi kutsiyetin felsefi yorumcusudur, o kadar ki kendisinden sonra yetişecek diğer bir Kabbalist bilgin olan Sabetay Sevi de bu ışığın izleyicisi olmuştur.Fakat Kabbala içerdiği öğeler açısından oldukça problemler yaratmıştır ortodoks Rabbanizme,bu yüzden sanki yahudiliğin dışındaymış gibi yorumlanmış,özellikle Sabetay Sevi hareketi sonrasında adeta unutturulmaya çalışılmıştır.Halbuki Kabbala içeriği,konusu,yorumu kısaca karakteriyle diaspora insanın ümitlerinin ve coşkusunun bir aynasıdır sadece... 3 Mistik evrene girmek öncelikle mistik bir kişiliğin kazanılmasıyla olabilir.Çünkü mistisizm okulu sadece hakedenlerin sahip olabilecekleri bir bilgiyi öğrencilerine vermektedir, öyle ki bazen bu okula kabul edilebilmek için yaşam ile ölüm arasında geçen bir mücadelenin varlığına bile gereksinim duyulabilir.Mistik kişiliğin kazanılması için ruhun bedenden ayrılarak Bir ile bütünleşmesi gerekir,işte bu anda ortaya çıkan mistik şuur bütünleşmeside bir köprü vazifesindedir.Bu köprünün üzerinde ilerleyebilmek karakterin tamamıyla ortadan kalkmasına bağlıdır.Artık bununla yeni bir aleme girilecektir,bizlerin algılama olanağı olmayan bir alemdir bu,gizli,acıların hissedilmediği tümüyle teslimiyet duygusunun egemen olduğu bir alem...Mistik kişi bu yeni ortam için şu merhalelerden geçmektedir(7) -Öncelikle zevk ve heyecan hisleriyle dolu olan nefsin "İlahi Realite Şuuruna" karşı uyanması gerekmektedir. -Uyanan nefsin Bir'e ulaşabilmesi için önüne çıkacak engellerin bir disiplin altında aşılması zorunludur ki bu tasfiye olgusudur.Tasfiye aşamasında nefs duygular dünyasından sıyrılarak transandan alem şuuruna yükselmelidir.Tasfiyede özellikle gururun yenilmesi,istek ve arzuların baskılarından sıyrılma esastır,karakter gerçeğe uygun olarak yeniden yapılanmaktadır. Ayrıca bu mistik ayırma ile nefs reel olmayan etkilerden tamamıyla temizlenecektir. -Üçüncü aşamada mutlak artık belli ölçüler dahilinde mistik tarafından kavranabilmektedir.İlizyon(vehim) dan illiminasyona(i rake) yükselme sözkonusudur.İşte bu anda Bir'in sezgisel bilgisine ulaşılır,karakteristik yapıda ilahi huzur duygusu,şuurun bağımsızlığı,nefsin dünyanın sırrın anlaması gibi bulgular ortaya çıkar.İlliminasyonun araçlar zikir ve sükundur.Hemen hemen tüm mistik gruplar dans,müzik ve benzeri ritmik öğeleri de kullanmaktadırlar.Rasyonalistler içinse bu aşamadaki kişinin ruh hali "Histeri" dir. -Son aşama gelip çatmıştır artık;nefs tümüyle tasfiye olmuştur, tüm ikilikler yerini kişiliğin Bir'e ulaşmasıyla huzura bırakmıştır.Artık herşey Bir'in elindedir,O'na ulaşılmış,onunla bütünle- şilmiştir. 4 Sabetay Sevi yaşadığı dönemin en önemli Kabalistlerinden biriydi,herşeyden önce de Kabalistik bir kişiliğin gerektirdiği gibi Tanrı ile birleşme,O'na ulaşma "Adam Kadmon" olma çabasındaydı.Ne büyük mutluluk!İlahi ışık O'na göründüğünde henüz yirmibir yaşındaydı,ızdırap dolu,uykusuz, gecelerin sonrasında Nur'la aydınlanmıştı.Genellikle mistik şuurun kazanılmasından bi haber olan yazarlar Sabetay'ın kendi arzusuyla çektiği ızdırapları O'nun kişiliğinin bir hastalığına bağlamaktadırlar,halbuki genç Sabetay'ın amacı zevk ve arzularla dolu olan ruhunu bedeninin etkisinden kurtararak İlahi Varlık Şuurunu algılayabilme yetisini kazanmaktı.Kabul edilmelidir ki genç mistiklerin yaşadıkları bu zorluklar sonucu girdikleri yeni ruh yapısının rasyonalist bir bakış açısıyla anlaşılamayacağı aşikardır.Bu konuya değinen Serouya dahilerin ve mistiklerin deli kabul edilemeyeceklerini savunmaktadır(8) bunu şu şekilde ifade ediyor:"...Tanrı sevgisi ve yaratıklara duyulan sevgi büyük mistiklerin zihninde bir bakıma birbirine karışır,halbuki deliler peşlerini hiç bırakmayan sabit fikirlerden ,daima korku ve endişelerden kendilerini bir türlü kurtaramazlar(...)Şurası muhakkaktır ki mistikler hayali vizyonlarını cismani vizyonlarından kesinlikle ayırt etmeyi başarmışlardır,onları basit akli tasvirlerden de çok büyük kesinlikle ayırt ederler." Mistik Sabetay Sevi'nin işte delilik olarak adlandırılan davranışlarının ardında bu özellikleri yatmaktaydı.Onun her hareketi hem mistik olgunluğunun verdiği etkilerden ve hem de Zohar'ın sırlarından kaynaklanmaktaydı.Nitekim bu sırlar daha sonra sadece müritlerine aktarıldığından insanlara ulaşamamış,Mesihi hareket bir gizemler bütünü olarakta etkisini giderek yitirmiştir. Sabetay Sevi'nin mistik gelişiminin son aşaması Arnavutluk'ta ki sürgün günlerinde yaşanmıştı,burada bir tek yahudinin bile bulunmadığı deniz kenarındaki bir kasabada yalnızlığın ve yoksulluğun verdiği sıkıntılar içinde giderek Tanrı'ya daha da yaklaşan Sabetay Sevi en sonunda Bir'e ulaşarak kaybolmuştur,nitekim bu gün hala mezarının bulunamaması ve müritlerinin her sabah O'nu deniz kenarında beklemeleri de bunun bir işaretidir. Sabetay'ın Tanrı'ya yaklaştığı anlarda -ki genellikle inzivaya çekildiği anlardır bunlar- gösterdiği ruhi hareketler müritlerince dini biçimde açıklanmıştır.Genellikle "aydınlanma,düşüş,Tanrı'nın yüzünü Ondan saklaması"gibi hallerden söz edilmiştir(9).Yine Seraouya "Dehaya Bağlı Mistik Belirtiler" adlı bölümde bunu şu şekilde açıklıyor:"Mistiklerin inzivaya çekilme hareketler enerjisi ve akli kaynaklar toplum hayatının karışıklığına göğüs germekten aciz olan psikastenik hastanın yalnızlık araması hareketine benzetilemez.Bu Leuba'nın yerinde bir müşahedesidir" (10)Yine aynı kaynakta mistik kişilerin çektikleri acılarla evrensel sonu amaçladıklarına işaret edilerek,Rahibe Theresa'nın isteri nöbetlerinden sağladığı faydalar örneklenmektedir(11) Tüm bu örnekler mistiklerde görülen ruhi hezeyanların bir akıl hastalığı belirtisi olduğu sonucuna varılmaması gerektiğine işaret etmektedir.Belirtiler arasındaki benzerlikler vakaların aynı olmasını gerektirmez.Heyecan derecesindeki derin iniş-çıkışlar,esrime halleri ve hatta isteri nöbetleri bir ruh ve ahlak sefaletine bağıl olmak şöyle dursun,dehanın belirtisi olan mizaç örnekleriyle pekala bir tutulabilir(12)Görülüyor ki yaşadığı çağın en önemli kabalistleri arasında yeralan Sabetay Sevi(13) tarihçilerin iddialarının aksine bir deli değil aksine mistik kişiliğinin verdiği etkiyle Bir'e ulaşmış bir din adamıydı.Böylelikle sabetaycılığı "Bir delinin peşinden giden topluluğun dini" olarak göstermeye çalışanların iddialarının da gerçek dışı olduğu anlaşılacaktır. DİPNOTLAR 1-Sabetay Sevi ve hareketi konusundaki en önemli eserleri yazan Galante ve Scholem bile Sevi'nin kişiliğindeki dengesiz davranışları birer ruhi hastalığa bağlamaya çalışmışlardır. 2-Henri Serouya / Mistisizm Varlık Yayınları s:7 3-Peyami Safa / Mistisizm / Babı- Ali Yayınları 1961 s:1 4-Bertrand Russel / Mistiklik ve Mantık / Maarif Vekaleti 1935 5-Bu günlerde beşbinyediyüzellibeşyılını dolduran yahudilikte kutsal kaynak Torah'ta belirlenen sayıların kabbalistik olarak birer simge oldukları ve sadece temsil ettikleri gerçek sayıların sembolü oldukları inancı vardır. 6-Bu konunun tarihi seyri ile ilgili olarak değerli araştırmacı Moşe Grosman'ın Dr.Markus eserine konu aldığı büyük aşkenaz rabbisi Dr.Markus'un "Yahudi Tarihinin Üçbinyılı" adlı eserinin kitaptaki 139. sayfasından yararlanılabilir. 7-Bu bölüm Prof.Cavit Sunar tarafından Underhill'den yararlanılarak hazırlanan "Mistisizmin Ana Hatları" adllı çalışmanın 56-57 sayfalarından özetle derlenmiştir. 8-Henri Serouya / Mistisizm / Varlık Yayınları / 1967 s:53 9-Haluk Derviş/ Sabetay Sevi Olay ve Dönmeler / Tarih ve Toplum 1986 / 5. cilt s:330 10-Serouya a.g.k s:69 11-b.ö.k s:70 12-b.ö.m 13-Scholem / Gizli Yahudi Cemaati:Türkiye Dönmeleri / Çev:A.Küçük / A.Ü.İ.F. Yay.  İzmir'li haham Sabetay Sevi'nin başlattığı ve yaşandığı onyedinci yüzyılda tüm yahudi cemaatleri üzerinde derin etkiler bırakan Sabetaycılık daha sonra gizliliği prensip edinen yapısı nedeniyle giderek unutulmaya başlandı. Sabetaycılar müslüman dini görüntüsü altında ortodoks yahudilikten farklı olarak Tora-Kabbala ekolüne bağlı bir sistemi geliştirdiler.İlk zamanlarda İbranice ve Ladino dillerinde yazdık lar ilahilerde günlük dualar dışında da Mesih'i bekleyen melankolik ve aşırı kuralcı bir sistem kurdular(1)Fakat zamanla islamiyetin etkisiyle de bu dinin bazı kurallarının kendi sistemlerine girmesine engel olunamadı.Özellikle Yakubi Cemaati içinde ki dini otoriteler bu konuda oldukça serbest davranmışlardır, zaten bizzat Yakov Qerido'nun da hac sırasında ölmesi bunun bir nedenidir.Burada yapılmak istenen aslında Rabbe inanan ve onun gerçek kuralları(2) doğrultusunda hareket eden bir cemaati yaratmaktı.Mesih'in tekrar geri gelmesiyle beraber Sabetaycılar vaadedilen topraklara kendilerinin gideceklerine ve oradaki gerçek İsraeli kuracakları na inanmaktaydılar. Sabetaycılık hareketinin karakteri ve hedefi açısından kısa sürede Talmudistler tarafından reddedilerek çok sert şekilde cezalandırılmasına şaşırmamak gerekiyor.Ancak bir süre sonra hereketin dinsel bir hayal kırıklığına ve içe kapanıklığa dönüşmesinin kabul edilemezliği dönemin dinsel otoritelerince belki de o ana dek yahudi tarihinde hiç görülmedik bir şekilde cezalandırıldı.Yahudilerin Sabetaycılar ile konuşmaları ve hatta temas etmeleri yasaklandı.Hahamlar tıpkı Tanrı'nın günahkar İsraeli Tanah'ta anlatıldığı şekliyle cezalandırdığı gibi cezalandırdılar bu cemaati ... Selanik şehrine yerleşen Sabetaycılar tüm dini topluluklardan bağımsız kendi aralarında iş bölümüne dayalı bir dini ve sosyal hayatı Osmanlı otoritelerinin hoşgörüsü içinde yaşama çabasına giriştiler.Fakat yahudi sosyodini hayatına bağlılıkları aralarında ki kan bağı,ortak lisan gibi unsurlar nedeniyle de tam olarak bu yasaklamalara uyamadılar ve tarihi belgelerinde destek- lediği gibi her dönemde yahudi topluluklar ile ilişkilerini sürdürdüler.Hahamlar arasında dini tartışmalar gizliden gizliye devam etti.Hernekadar dışarıya karşı bu gizlendiyse de özellile gelişen ticari hayatın doğal bir sonucu olarak bu ilişkiler hep varoldu. Ondokuzuncu yüzyılla beraber Osmanlı toplum dinamiğinde ortaya çıkan faklılıklara paralel olarak değişmeye başlayan siyasi ortamda da bir kimlik arayışına girdiklerinde de hep yahudiler yanlarında olmuştur.Nitekim İttihat ve Terakki hareketi ve bununla beraber o dönemde etkenlik kazanan masonluk içinde kurulan dostluklarda sabetaycıların ve yahudilerin ayn amaçlar altında birleşmeleri de bu nedene dayanmaktadır.O kadar ki dönem içinde doğan ve fakat İstanbullu yahudilerce benimsenmeyen siyonizm hareketine sabetaycılar daha fazla karşılık vermişlerdir.Dönemin etkili isimlerinden Cavid Bey'in ve gazeteci Ahmet Emin Yalman'ın İsraelin kuruluşunu destekleyen fikirleri acaba bir raslantı mıdır? 1924 mübadelesi sonrasında Selanik'ten Türkiye'nin değişik yerlerine gelip yerleşen sabetaycıların özellikle yahudilerin yoğun olarak yaşadıkları semtlerde oturmaları ve onlarla ayn kültürel değerleri paylaşmaları o kadar dikkat çekici olmuştur ki hükumetin çok sonraları ortaya çıkan varlık vergisinde kendilerini bir hedef olarak seçmesine yol açmıştır.Ayrıca ikinci dünya savaş sırasında ve sonrasında Filistin'e göç eden Sabetaycıların varlıklarından haberdarız. 1948 de İsrael'in bir devlet olarak resmen kurulması sonrasında egemen olan dini yapı yine Talmud-Torah ekolüne dayanmaktaydı.İsrael kendisini yeryüzündeki bütün yahudi kültürlerinin birleştirici bir temsilcisi olarak görmekteydi ve bu amaçla da ihtilaflı cemaatleri bile -Falaşalar ve Karaylar gibi- kabul etmişti.Fakat ne yazık ki kuruluşu sırasında oldukça etkileri olan Sabetaycılar bu kapsamın dışında tutuldular.Sadece ikinci reisicumhur İzak Ben Zwi zamanında baz çalışmalar yapıldı ise de bunlarda çok etkisiz kalmıştır. Bugün İsrael'de ve dünyanın tüm yahudi cemaatlerinde sabetaycılık sanki yahudi kültüründen doğmamış gibi adeta hiç bir şekilde yokmuşcasına ele alınmaktadır.Nitekim Osmanlı topraklarına gelen Sefarad musevilerinin beşyüzüncü geliş kutlamalarında da Türkiye ve İsrael'de sabetaycılardan hiç sözedilmemesi de dikkat çekicidir(3) Özellikle tarihin her döneminde hoş görüye en çok ihtiyaç duyan musevilerin kendi içlerinden doğan bir konudaki bu katı tutumla rını değiştirmeleri gerektiği gerçeği ile karşı karşıyayız.Bu konuda son derece medeni bir çaba gösteren Sayın Moşe Grosman,Gad Nassi gibi değerli araştırmacıların da katkılarını şükranla belirtirken gerçekten yahudi dünyasına ait olan böylesine bir akımın - hem de yahudi dininin temel kaynaklarından doğan - gözardı edilmeden baskı ve hurafalerden uzak tutularak yeniden ele alınması gereği bilimsel bir zorlama olarak karşımıza çıkmaktadır. DİPNOTLAR 1-Sabetay Sevi'nin yaşadığı döneme kadar varolan baz dini kuralları ihlal ettiği bilinmektedir.Ancak burada ki amaç Mesih' in geldiği anda her şeyi yeniden düzenleyeceği emrini uygulamaktı.Zaten kayboluşu sonrasında da bu kuralların pek çoğunun farklı şekillerle de olsa Sabetaycı gruplarda benimsenmesinin nedeni de budur.Bilindiği gibi Talmud Torah'ın kurallarını açıklayan bir rehber niteliğindedir.Fakat çağlar boyunca da İspanya mistisizminin ana kitabı Zohar ile çelişkiler içinde olmuştur.O kadar ki bizzat Rambam "Aklı Karışanlara Rehber" adlı eseriyle adeta Zohar ekolüne karşı savaş açmıştır.İşte Sabetay Sevi aslında Luria tarafından başlatılan bir hareketin takipçisi olarak Talmudistlere karşı bir harekete girmiştir.Fakat olaylar onu beklenmedik sonuçlara götürmüştür. 2-Bilindiği gibi Kabbalistler Torah'ın aslında sadece özel bir takım metodlarla ulaşılabilecek gizli bir manası olduğuna inanmaktadırlar.Onlara göre bu gerçek Torah'ı anlamak üstün bir bilgi ve kudreti gerektirmektedir.Nitekim daha sonra doğuve batı mistik akımlarında doğan gizli örgütlerde de hep bu bilgi aranmıştır. 3-İsrael'de sadece Morit adlı teşkilatın bir kutlama programında ele alınan konu daha sonralar tamam ile unutulmuştur. 
Bir noktayı da burada yeniden ele almak ve sizlere bu konuda bazı açıklamalarda bulunmak bir görev olarak karşımıza çıkıyor.Çok uzun bir süreden beridir gerek Türkiye'de ve gerekse batı ülkelerinde sabetaycılık konusunda birtakım araştırmalar yapılıyor.Ancak maalesef özellikle benimde içinde bulunduğum araştırmacıların elde ettikleri bilimsel sonuçların yayımlanması hususunda belirli çevrelerin engellemeleri sözkonusudur.O kadar ki neredeyse sabetaycılık geçmişin derinliklerinde yaşanmış ve orada kalmış bir vakıa olarak gösterilmeye çalışılmaktadır.Fakat şu açıklıkla bilinmelidir ki,güneş balçıkla sıvanamaz ve ne olursa olsun bilimsel çalışmalar engellenemez.Ümid ediyorum ki kısa bir süre zarfında konuyla ilgili kitabım yayımlandığında pekçok bilinmeyen ve aileler içinde gizlilikle saklanan bilgiler,ritüeller,objeler ortaya konacaktır.Böylelikle de bu çok gizli ama önemli topluluğun üçyüzyıllık serüveni anlaşılacaktır. Çalışmalarım sırasında bana her konuda destek olan ve yayınlarında sayfalarını açan değerli dostlarım,öğretmenlerim Moşe Grosman ve Prof.Dr.Mete Tunçay'a minettarlıklarımı bir kez daha bildirmek isterim. Temelini insanın mistik olgunluğa ulaşması ilkesinden alan yahudi tasavvufunun temeli Kabbala'dır.Ortaya çıktığı yer ve zaman konusunda derin tereddütler bulunan bu felsefe aslında başlangıcı da tamamıyla kesin olmayan bir dizi sırların biraraya gelmesine dayanmaktadır.Çok uzun yıllar boyunca kabbala bir ekol olarak ortadoks dini inancın ilerisinde ondan bağımsız olarak yaşamıştır.Çoğu kez içerdiği derin anlamların tamamıyla belirlenememiş olmasından dolayı da rabbilerin tepkisini üzerine çekmiştir.Fakat bu yola gönül veren dindarların olağanüstü yeteneklerinden kaynaklanıyor olsa gerek,her zaman büyük ve reddedilemez bir ilginin odağı olmuştur.Rav Abulafya,Rav de Leon gibi ona yeni anlamlar kazandıran mistiklerin yanısıra Luria gibi bir dehanın yoluna başkoyması bir anda onu Tora ile beraber incelenebilir hale getirmiştir. Yahudi mistik inancına göre Torah'ın iki anlam vardır.İlki Moşe'ye Sina'da inen ve herkesin anlayabileceği Bereşit Torah'ıdır.Burada anlatılanlar onu okuyanların bakarak edindikleri izlenimlere dayanmaktadır.Fakat ikinci bir Torah daha vardır ki bunun adı Atzilut (yükseliş) Torah'ıdır.İşte aslında sadece onu görebilecek insanlara inen bir kitaptır ve Rabb onu anlayabilecek gerçek dindarlara yollamıştır.Bir sırlar bütünüdür o,anlayabilmek önce mistik ve katı bir hayatın yaşanmasıyla olasıdır.Kabbalistler bu ikinci kitabında aslında ilk kaynaktan doğduğunu kabul etmektedirler. Kabbala diğer bütün tüm mistik ekollerden farklı olarak bir dengeye dayanmaktadır ve öznelliği ile dikkat çekicidir.Örneğin genel olarak doğu kökenli mistik topluluklarda temel felsefe hep verme esasına dayanmakta,bunun sağlanabilmesi içinde nefsin yok edilmesinin gerekliği benimsenmektedir.Batlı mistik akımlarsa daha maddesel unsurlara sahiptir özellikle Gülhaçlar ve Templier şövalyeleri ve bunların adeta en mütekamil uzantısı olan masonlukta bir felsefe etrafında toplanan ve genel olarak siyasi ve ekonomik alanda radikal hedefler belirleyen gruplar mevcuttur.Bu topluluklar doğu toplumlarının bilgi birikimlerini genellikle batı mantığına uyarlamakla birtakım sonuçlara ulaşmaktadırlar.Halbuki yahudi mistsizmi bu iki genel ekol arasında bir köprüdür,nitekim kabbalistik ekol temelde alma-verme dengesine dayanmaktadır ve bu esas dahilindeki bir yaşam biçimini benimsemektedir.Vermek için almak prensibi böylelikle bambaşka bir ekolün yaratılmasına yol açmaktadır.Genel olarak kabbalistik yapı pek çok mistiğin ortak bir ürünü olmuşsa da özellikle 16. yy. ile beraber Rav Luria'nın etkileri göz ardı edilemez.Aslında belki de tüm bu kişilikler içinde en çok dikkat çekenidir de denilebilir.Luria Zfat'ta yaşamış bir din adamıydı ve Polonya'dan sonra uzun yıllar yaşadığı Mısır'dan buraya gelmişti.Bu nedenle her dönemde yahudi mistisizminde önemli bir yeri olan Mısır düşüncesinin de çok önemli bir temsilcisiydi(nitekim yaşayan tüm mistiklerin hayatlarında Mısır'ın çok özel bir yerinin olduğu bilinmektedir). Onun kabbalistik yapıya soktuğu en önemli etken aslında kırılma teorisiyle beraber şekillenen ve bambaşka bir karakter kazanan mesihi kurtuluş inancıdır.Nitekim kendisinden sonra gelen ve onun devamcısı olan fakat kabbalaya bambaşka bir yorum getiren Sabetay Sevi'de bu fikrin bir uzantısı olmuştu. Luria ve Sevi ilişkisini bir sonraki yazıya bırakarak biraz kabbalanın genel yapısını tanıtmakta fayda var,kabbala iki ana kitaptan oluşmaktadır.Bunlar Sefer ha Zohar (İhtişamın Kitabı) ile Sefer ha Yetzirah (Yaratılışın Kitabı)dır.Bu kaynaklar apokrif olmakla beraber kökenlerini yahudilerin Altın Çağ adı verilen dönemlerinde görmekteyiz.Her ikisi de anonimdir ve çeşitli bölümlerden oluşmaktadır,bunlar yazılı kabbalayı teşkil ederler.Bir de özellikle bugün Amerika Birleşik Devletleri'nde ki cemaatlerde giderek önem kazanan sözlü kabbala vardır ki bu da daha çok geleneksel olarak büyük ravların talebeleri tarafından günümüze kadar getirilen kaynakları ihtiva etmektedir.Temelde meditasyona dayalı olan bu pratiklerin doğu gizemciliğinden etki- lendikleri açıktır ve yahudi kaynakları konusunda da baz kuşkuların varlığı bilinmektedir. Zohar genel olarak üç hahamın başından geçen karmaşık ve mistik öykülere dayalı bir kaynak olarak arami dilinde yazılmıştır.Burada özellikle dini konular sohbetler şeklinde ve farklı bir açıdan ele alınmıştır.Tabiatıyla da çağlar boyunca ortodokslar tarafından reddedilegelmiştir.Benim İsrael'de bulunduğum 1991-92 yıllarında genel eğilim kabbalanın sadece bir fikir olarak Tora,Talmut ve Gamara'dan sonra ele alınabileceği şeklindeydi.Nitekim din adamları ile tartışmalarımızda da adeta kabbala yok farzedilerek içindeki bilgiler ehemmiyet kespetmemekteydi. Halbuki her nekadar Mısır kökeni konusundaki iddialar varolmuşsa da özellikle Zohar'ın hiçte gözardı edilmemesi gereken bir kaynak olduğu özellikle son otuzyıldaki araştırmalarda belirlenmiştir.Bu nedenle kabalizmin altın çağını yeniden yaşamaya başladığı şu sıralarda Türkiye'deki musevi din adamlarınca da dikkatle ele alınması ve incelenmesi gerekliliği kuşku götürmez bir gerçek olarak karşımızda duruyor. • KABBALA'DA LURİACI AKIM VE MAŞİAH  KABBALA'DA LURİACI AKIM VE MAŞİAH Mesih konusu aslında belki de yahudiliğin en karmaşık ve üzerinde de ençok tartışmalar yaratacak konularından biridir.Kavramın özünde yeralan esrarengizlikten dolayıdır ki yahudilikten sonra gelen hıristyanlık ve müslümanlık hep bu kavramdan hareketle inançlarını ortaya koymuşlardır. Özellikle hıristyanlar İsa'nın yahudilerin beklediği Mesih olduğu iddiasında bulunmuşlar , bunu yaparken de hep Tanah'ı örnek olarak göstermişlerdir.Nitekim gerek İsa , gerekse onun takipçileri özellikle İşaya ve Mezmurlar bölümündeki ayetlerin yardımı ile dinsel temellerini ortaya koymaktaydılar,zaten İsa da bir yahudiydi. Mesih konusu Tanah'ta ilk olarak Mezamirler'de görülmektedir. David Mesih olarak belirtilmektedir ve peygamberi de Natan'dır. Zaten mesihin David'in soyundan geleceği inancının kaynağı da budur.I.Samuel 2/35-36 da da Rabbin kendisi için bir mesih çıkaracağı yazmaktadır.Fakat kurtarıcı mesih doktrininin ençok üzerinde durulan,daha sonra yahudi inancında tartışmalara olan olem-haba(ölümden sonraki hayat) konusuna ilişkin ipuçları da yine bu bölüm kaynak alınarak elde edilmeye çalışılmıştır.İşaya 11/6-10 da mesihi dönem hakkında açıklamalar yapılmaktadır;"...Ve kurt kuzu ile beraber oturacak ve kaplan oğlakla beraber yatacak;ve buzağı ve genç aslan ve besili sığır bir arada olacak ..."Tüm bunlara ilave olarak Daniel kitabının 12.bölümünde gayet esrarengiz ifadeler yer almaktadır;"Fakat sen Ey Daniel,sonun vaktine kadar bu sözleri sakla,ve kitabı mühürle;birçok adamlar araştıracaklar ve bilgi çoğalta caklar"şeklindeki açıklamaları okumaktayız.Görülmektedir ki sonun vakti olarak nitelen dirilen bir an vardır ve bu anda da kurt kuzu ile kardeş olacaktır.Tanah'ta tamamen kapalı,mistik ve gizli biçimde ele alınan bu konu tabii olarak kabalistlerin dikkatini çekmekte gecikmedi.İşte kabbalizmin doruğuna ulaştığı onaltıncı yüzyılda Safed aslanı olarak bilinen büyük Rabbi İsac Luria Aşkenazi kurtarıcı mesih fikrini doktrine ederek bir ümid olarak yahudi tasavvufunu şekillendirmiştir.Luria'ya göre dünyanın ilk oluşumu sırasında çok büyük bir enerji olan Tanrı dünya üzerine direkt olarak gelmemiş gönderilen ve onun yansıması olan bir ışık olarak gelmiştir.Fakat bu ışık o kadar kuvvetlidir ki madde bu ışığın kudretini taşıyamadığından bu ışık bir büzülme ve kırılmaya sebebiyet vermiştir.İşte o anda ışığın bir kısmı ilk kaynağa geri dönmeyi başarmışsa da 268 tanesi maddeye yapışmış ve kabuklaşmaya yol açmıştır.Bu kabuklar klipalardır,işte bu klipaların içindeki tanrısal enerjinin yeniden ilk kaynağa dönebilmesi için tikun(=tamir)olayının meydana gelmesi gerekmektedir.Bunu ise sağlayacak olan Mesih yani kurtarıcıdır.Dikkat edilmesi gereken bir nokta şudur ki,kabalistik kurtarıcı anlayışı Tanah'ta yeralan kurtarıcı anlayışından oldukça farklıdır,hernekadar kabalistler Atzilut Torah'ı olarak adlandırdıkları ve apokliptik metinlere sayısal değerler vererek yeni yorumlara ulaştıkları kaynaklarda bu inancı Tanah'a dayandırıyorlarsa da yine de ortadoğu toplumlarına ait birtakım inançların museviliğe kabbala yoluyla sokulduğunu söyleyebiliriz.Genel olarak gerek Yunan mitolojisinde,gerek uzakdoğu metinlerinde hep dikkat çeken nokta Mısır uygarlığının önemli etkilerde bulunmasıdır.Nitekim Luria,Pithagoras ve daha pekçok teorisyenin uzun süreler bu ülkede gizemli eğitimler aldıklarını da tarihçiler belirtmektedirler. Luria musevilerin diasporada dağılmış olmalarını bu kutsal ışığı klipalardan kurtarma amacına dayandırmaktadır.Kutsal Bet-Ha Mİkdaş'ın ikinci kez Romalı'lar tarafından yıkılması sonrasında yahudiler tüm dünyaya dağıldılar ve diaspora dönemi de böylelikle başlamış oldu. Diaspora, yahudilerin acı ve ızdıraplarla dolu olduğu kadar kültürlerinin en üst seviyeye çıktığı bir dönemdir.Tanah sonrasındaki tüm yazılı kaynaklar gerek Talmud gerek Mişna ve gerekse Kabbala hep bu dönemde sefarad kültür evreninde yazılmıştır. Fakat Rabble imzalanan o aktin sonucu olarakta ne zaman yahudiler kimliklerini ve özelliklerini kaybetmişlerse her zaman bir felaketle karşı karşıya kalmışlardır.Progromlar,katliamlar hep birbirini kovalamış,salgınlar ölümler tıpkı Tanahta anlatıldığı şekliyle daima yaşanmıştır. Luria Polonya'da doğmuş ve daha sonra Ortadoğu'ya gelmiş bir aşkenaz rabbi olduğu için özellikle Orta Avrupa ve Rusya'da yahu- dilere karşı yapilan katliamlara tanık olmuştu.Bu yüzden onun kabbala literatüründe öne çıkardığı mesihi hareketin kurtuluş ümidini taşıması gayet doğal olarak algılanmalıdır. Luria'ya göre Maşiah geri gelmeden evvel yahudilere karşı soy kırım ve düşmanlıkların arttığı bir mesihi dönem yaşanacaktır,bunun sonucunda da Tanrı israiloğullarının dualarına cevap verecek ve eşek üstünde doğudan gelecek kurtarıcı kutsal İsrael Krallı'ğını yeniden kuracaktır.Böylelikle de sonun başlangıcı gerçekleşmiş olacaktır.Mesih konusunun bu denli esrarengiz olması tabiatıyla yahudi halkının inançlarını istismar eden çeşitli sahte mesihlerinde or taya çıkmasına yolaçtı.Yahudi tarihinde bunların özel bir yeri vardır.Ancak hıristyan inancınında temelinde İsa'nın beklenen Mesih olduğu iddiası ortaya konmuştur.Fakat incelenirse görülür ki hıristyanlar İsa'yı Kutsal Ruh-Baba-Oğul bağlamında ele almakta- dırlar,Yeni Ahid'de zaman zaman ona Rab da denmektedir.Tabii bu inan yahudiliğin Mesih anlayışına tamamen terstir.Çünkü sonuçta David'de bir insandı ve Tanrı'nın buyruklarına göre yaşamaktaydı. Mesihi harekete ilişkin en son gelişmelerden biri bundan kısa bir süre evvel A.B.D de yaşamakta olan hasidik bir hareket olan Lubavitch'lerde görülmüştür.Bu topluluğun yaşlı liderlerinden bir haham olan Schnierson'un mesih olduğuna inanan müritleri sık sık onun için gösteriler yapmaktaydılar,hatta pekçok hahambaşılık bu konuda karar vermekten kaçınmaktaydı.Son olarak bu rabinin ölmesi üzerine yeniden büyük bir umutsuzluk dindar yahudiler arasında egemen olmaya başladı. Yahudiliğin her döneminde etkili olan mesihçi akımların içinde belki de en etkili olanı Sabetay Sevi'nin başlattığ harekettir.Bu konudaki yazımızı bir sonraki bölümde ele alacağız. • SABETAYCILIKTA MAŞİAH VE SABETAY ZWİ  SABETAYCILIKTA MAŞİAH VE SABETAY ZWİ Büyük kabbala tarihçisi ve araştırmacısı Prof.Gershom Scholem’in ifadesiyle 2.Tapınak'ın yıkılışı sonrasında yaşanan en büyük mesihlik hareketi Rav Sabetay Sevi tarafından 17.yy da vücuda getirilmiştir. Sabetaycılık konusunun ve Sevi'nin hayatı daha önceki makalelerimizde ele alındığından burada bir kez daha bu konuya değinmeyeceğiz.Bu nedenle şimdi direkt olarak Mesih kavramının musevilikteki evrimini ele alalım.Kabbalistik teoriye Luria tarafından getirilen kurtarıcı mesih kavramı bir süre sonra ister istemez yahudi halklarının içinde bir ümid haline dönüşmüştü.Pekçok kişi Luria'yı bir haberci olarak algıladı ve onun ölümü sonrasında da maşiahı beklemeye başladı.Tam bu sıralarda kabbalanın belki de altın çağını yaşadğı yıllarda Aşkenaz Diasporası çok büyük katliamlara sahne olmaktaydı,yüzbinlerce yahudi Polanya ve Rusya'da kazaklar tarafından öldürülmekteydi.İşte tam bu sırada kendisi de kabalist bir haham olan İzmir'li Sabetay Sevi Maşiah olduğunu ifade etti.Bir anda tüm yahudi dünyasına egemen olan bu inanç oldukça taraftar buldu ve büyük bir dinamizm yarattı.Fakat daha sonra Maşiah'ın din değiştirerek müslüman olmasıyla da yerini derin bir melankolinin egemen olduğu hayal kırıklığına bıraktı.Bu hareket doğduğu ilk andan itibaren algılanamamıştır ve kendi yapısı içinde hep gizli olarak kalma prensibi nedeniyle de giderek yahudilikten ayrılarak ama tamamen onun kültür evrenine paralel bir hareket olarak yaşamını idame ettirmiştir.Burada bundan sonra açıklanacak olan tüm bilgiler üç asırdır gizlice tartışmalarını sürdüren sabetaycı kabalistlerin kendi aralarındaki bilgi teatilerine dayanmaktadır dolayısıyla çoğu kez anonim olarak kulaktan kulağa gelen bu bilgilere bir kaynak göstermekte imkansızdır. Sabetaycı inanca göre yahudiler her zaman Rabbe karşı günahkar ve asi olmuşlardır.Tanah bu konuda anlatılan menkıbelerle doludur.Bu yüzden de hastalık ve felaketler hiçbir zaman yahudi toplulukları üzerinden eksik olmamıştır.Bu yüzden Rab Sina'da altın buzağıya tapan kavmi yoketmek istediğinde Moşe O'na yalvararak kendisine inanan ve daima O'nun yolundan gidecek bir bakiyeyi ayırmasını istemiştir.Burada bir noktayı belirtmekte yarar var;sabetaycı din adamları genel olarak Atzilut Torah'nı esas alıp,harflere sayı değeri vererek Tanah'taki bölümleri kabalistik metodlarla yorumlamaktadırlar(Kabbalistik bir yorumlama tekniği olarak Tanah'taki harflere sayısal değerler verme metodunun ilk uygulayıcısı Rav Abulafya'dır.O ve öğrencileri tarafından geliştirilen harf permitasyonu daha sonraları da diğer kabbalistlerce kullanılmıştır.Tüm kabbalistler gibi sabetaycı kabalist lerde bu metodu genellikle kullanmayı büyük ve değerli bilgilere sahip din adamlarına bırakmaktadırlar,çünkü tamamen Rabbin Israel oğullarıyla konuştuğu lisanda ve sözlerde oynamalar yapacak kişinin dini akideleri bilmesi ve uygulaması gerekir,aksi takdirde Rabbin vereceği cezalara maruz kalmak sözkonusu olacaktır.O kadar ki bu cezalar sadece permütasyonu uygulayana değil aynı zamanda onun ailesine de ve hatta bütün cemaata karşı olacaktır)Bu nedenle burada sizlere aktarmaya çalıştığım olayların ortadoks inançla çelişecek olması konusunu anlayışla karşılayacağınızı ümid etmekteyim.Bu bakiye konusunda ki temel ipuçları Tanah'ın İşaya bölümünün 10/22-23 ayetlerinde şu şekilde belirtilmektedir:"Çünkü kavmın İsrael denizin kumları gibi olsa da, ancak onlardan bir bakiye dönecek;"İşte sabetaycılar bu bakiyenin kendileri olduğuna,David'in Maşiah olarak geldiğine ve Mezamirlerin'de kendilerine indiğine inanmışlardır.Luria Maşiah'ın habercisidir ve Sabetay Sevi'nin geleceğini bildirmiştir(benim bizzat görme şansını elde ettiğim ve aile arşivlerinde özenle saklanan,Luria'ya ait olduğu iddia edilen aramice metinlerde Sevi'nin geleceği bildirilmektedir)Fakat kabalistik teoriye göre Mesih geldiğinde yahudiler tarafından reddedilecektir,bundan dolayı da başka bir dine girecek,fakat Rabbin emirlerini sonbirkez daha yenileyecek ve dünyanın son gönünde son kez gelmek üzere kaybolacaktır.Nitekim dikkat edilir se İsa'da geldiğinde yahudiler tarafından reddedilmiş ve tıpkı Sabetay Sevi'nin 4.Mehmed'e şikayet edilmesi gibi Romalı komutan Pilatus'a ihbar edilmişti.Tabii İsa'nın kabalistik anlamda Mesih olmadığının pek çok kanıtı vardır.Fakat Sevi hareketinin başlangıcından itibaren olayların aldığı garip ve kabalistik son inananlar arasında derin münakaşalara yol açmıştır.Sevi'nin mesihliğine karş oluşan kesin inanç tamamen Zohar'da yer alan bölümlerin ve Tanah'ın kabalistik metodlarla yorumlanmasına dayanmaktadır. Fakat yine inananlara göre Sabetay Sevi'nin bizzat gelmesi bir sırdır(kabalistlerde de gizlilik esastır) ve bu yüzden tekrar Maşiah'ın geri geleceği ana kadar ona iman edenler susacak ve gizleneceklerdir.Burada da yine Rambam'ın da kabul ettiği bir metod "benzet-benzeme" prensibi esas alınmaktadır. Torah'ın gizli anlamlarının olduğu konusundaki kabalistik inanç genel olarak Tora-Talmud ekolüne inanan yahudilerce reddedildiğinden kabalistik bulgulara hahamlarca pek fazla rağbet edilmemiştir,hatta daha önce de ifade ettiğim gibi bugün bile hala İsraelli Rav'lar bu konuda tereddütler taşımaktadırlar.Kabbala'nın Torah'ın gizli anlamlarına ilişkin iddialarının en önemli tanığı Tanah'ın kendisidir.Neviim ve ketuvimlerin varlığı aslında Torah'ın gizli manaları olduğuna işarettir,eğer yahudiler tümüyle Torah'ı anlayabilmiş olsalardı bu metinlerin yazılmasına gerek kalmazdı. Dolayısıyla hep bir giz perdesi gerçekte Torah'ın özünde saklanmıştır.Birbiriyle tenakuz halinde bulunan bazı bölümlerdeyse bu giz gerçek şekliyle kafaları kurcalayan sorular olarak bizleri meşgul etmektedir.Bu sır enbaşta tüm yalınlığıyla Moşe'ye verilmişti,Sina'da Rabb ona bir ateş kütlesi olarak tecelli ettiğinde bunları emir olarak vermişti,sabetaycı teoride klipalar(bilindiği gibi Luria kabbalasında ortaya atılan klipa görüşü sabetaycı kabbalistlercede aynen benimsenmişti) yahudilerin içinden her dönemde ayrılan belli sayıdaki Rabbe bağlı olan kişilerdir.Nitekim bunlar aslında inançlarının doruğuna ulaşarak Rabden bir parça taşıdıklarından bunlardan sonra gelecek nesillerde da aynı öz bulunacaktır.Sabetaycı inanca göre dış evliliklerin yasaklanması da hep özün korunması gereğine dayanmaktadır.Eğer sabetaycı olmayan biri cemaate girmeye kalkarsa bu kişiyi sokmaya çalışanda dışlanmaktadır.Bu yolla yirminci asrın başlarına kadar sabetaycılar özgün kansal yapılarını muhafaza etmişlerdir. Torah'ın gizli manalarının ikinci kanıtını ikinci tarihlerde bulmaktayız, Rable konuşan Şlomo şöyle söylemektedir:"Şimdi,ya Rab Allah,babam David'e olan vaadin doğru çıksın;çünkü sen beni çoklukça yerin tozu gibi olan bir kavm üzerine kral ettin.Şimdi bana hikmet ve bilgi ver ki,bu kavmin önünde çıkıp gireyim..."(1 -9.11)burada görülüyor ki bu bilgi Rabbden bir kez daha istenmiştir ve o da Şlomoya bunu vermiştir. Peki bu esrar nedir?İşte Sabetay Sevi bunu 876 sayfalık risalesinde Tanah'ın muhteşem ışığnın kudretiyle yazmaktadır.Kabalistler her zaman bu sırrı muhafaza etmişlerdir ve daima da edeceklerdir.Tanah'ta kurtarıcı konusunda hiç bir zaman açık bir ibare bulunmadığı bilinmektedir,ancak Tesniye de peygamberlik konusu bildirilmektedir:"Allahın Rab senin için aranızdan,kardeşlerinden benim gibi bir peygamber çıkaracak;onu dinleyeceksin;)(18/15) böylelikle de Rabbin Moşe'den sonra da yeni peygamberleri yahudilere yollayacağı belirtilmektedir.Ancak başka bölümlerde de yalancı peygamberler konusunda uyarılar bulunmaktadır.Maşiah kavramı ilk olarak Tanah'ta David ve peygamber Natan'la görülmektedir.David'in hayat incelendiğinde aslında onun hatalar yaptığı ve bunun içinde Rab tarafından cezalandırıldığı görülür,hatta Bet-Şeba ile olan ilişkisinin tüm yasaklara karşı gerçekleşmiş olması ve ceza alması bunun en açık örneklerinden biridir.Fakat onun döneminde yapılanlar ve Mezmurlar yahudiliğin dinsel karakterinde önemli merhaleler olarak görülüyor,nitekim sabetaycılar daha da ileri giderek aslında Mezmurlar'ın bir kutsal kitap olarak kendilerine geldiğine inanmaktadırlar. Ortodoks inançta ise mesih bir kurtarıcı olarak kıyamet gününde gelecektir.David'in soyundan gelen Maşiah o zamana kadar dağınık olan yahudi aşiretlerini bir araya toplayacak ve kutsal İsrael Devleti'ni kuracaktır.Böylelikle de Rabbin hükumdarlığı bir kez daha gerçekleşecektir.Tanah'ta yer alan Mesih David ile Peygamberi Nathan sabetaycı inançta Maşiah Sabetay Sevi ve Nathan Levi ile özdeş kılınmıştır. Maşiah konusunda diğer bir farklı görüşte;kabalist üstat ve Atatürk'ün de ilk öğretmeni olan Şemsi Efendinin (Şimon Zwi) yazmış olduğu ve bugün aile arşivlerinde bulunan (ladinoda yazılmıştır)bir risalesinde yer almaktadır,özetlersek:Mesihi dönem üç ana bölümden oluşur,ilki mesihin gelişinin haber verileceği dönemdir ve bunu gerçekleştiren Rav Ari (Luria) dir.İkincisi mesihin insan suretinde yeryüzüne inerek daima Rabbe inanan bir cemaati ortaya ortaya çıkaracağı dönemdir ki bunu gerçekleştiren Sabetay Sevi'dir.Son dönem ise mesihin yeniden geri geleceği dönemdir ki o da aslında O'na inanan kutsal cemaatinin tamamen yokolacağı 6000 yılına denk gelmektedir.Şu an İsrael'de yaşayan kabalistlerde 6000 yılını Maşiah'ın geri geleceği dönem olarak beklemektedirler.Bunun nedeni de Rabbin dünyayı altıgün de yaratıp (her gün 1000 yıla denk gelmektedir) bir gün dinlendiği şeklindeki Torah metnine dayandırılmaktadır. Sabetay Sevi'nin mesihliği konusu kuşkusuz bir inançtır.Ancak onun maşiahlığı kabul edilse de edilmese de yaşamı incelendiğinde görülür ki tamamen amaçları yahudileri Filistin'de toplamak konusundaydı.Nitekim pek çok kaynak kendisini siyonizmin fikir babalarından ve ilk önderlerinden biri olarak kabul etmiştir. • SABETAYCI KABBALA'NIN ESASLARI  SABETAYCI KABBALA'NIN ESASLARI Bir önceki bölümde özellikle Luria kabbalasına ilişkin teorik bilgileri ele almış,bölümler halinde sabetaycı kabbaladan bahsetmiştik.Bu yazımızın konusu ise artık tamamen sabetaycı kabbala olacaktır. Daha öncede yazdığım bir noktay tekrar tekrar belirtmekte yararlar görmekteyim;bu yazı dizisi boyunca özellikle sabetaycılık konusunda anlatılan hadiseler tamamen aile arşivlerinde saklanan belgelere dayanılarak ortaya çıkarılmıştır.Tabiatıyla buradaki iddiaları gerçekleyecek somut verilere dayanamamaktayız.Halbuki bilimsel bir çalışma öncelikle kaynakların ortaya konmasıyla vücuda getirilebilir.Okurların bu konuda çok fazla titiz davranmamalarını ve bu hususları bir eleştiri konusu yapmamalarını arzu ederim.Sabetaycı kökenli bir kişi olarak;tamamen kişisel çabalarımla ulaştığım bu bilgileri sizlerle paylaşmam,üçyüzyıl boyunca süren bir kapalılığın son bulması arzusuna dayanmaktadır.Çünkü kabbalistik metod önce "vermek için almak" prensibine bağlı olduğundan kutsal bilginin insanlara sunulmasına ve tartışılması ortamının yaratılması gerekliliğine inanmaktayım. Kabbalistik ekolün içinde tamamen ayr bir yeri olan Sabetaycılığın en büyük teorisyeni Rav Sabetay Sevi'dir(özellikle belirtmekte faydalar var çok uzun bir müddet sabetaycılığı objektif ol- mayan bir açıyla ele alan tarihçiler Sabetay Sevi'nin bir hokkabaz olduğunu ve Gazzeli Nathan'ın bir takım teorik temeller ortaya attığını ileri sürmüşlerdir.Tabii bu kişilerin hiç birinin cemaat arşivlerinde incelemeler yapmadıklarını da belirtmek gerekiyor)Daha ondokuz yaşındayken talebelerini yetiştirmeye başlayan Sabetay Sevi üstün bilgi ve dehasıyla kısa sürede kendisini döne min dini çevrelerinde kabul ettirmişti.Onunla beraber hareket eden Rav Nathan Benjamen Levi ise ikincil bir rol üslenmekteydi, Nathan daha ziyade apokliptik metinlerin yeniden yorumlanmaları konusundaki çalışmalarıyla tanınmaktadır,amaç bu kaynaklardan Mesihin gelişi ile ilgili konular ortaya koymaktı.Sevi ise daha ziyade Halakah ve dinsel konuların aydınlatılmasına çalışıyordu, nitekim dini meseleleri yorumladığı konuşmalarında da hep sorulara cevaplar vermekteydi.Fakat her iki Rav'ında yazılı kaynakları olmaması nedeniyle tüm bilgilerimiz anonim bilgilere dayanmaktadır. Bilindiği gibi onaltıncıyüzılın kabbalistik atmosferinin en belirgin simgesi İsak Luria'dır,onun ortaya koyduğu kırılma teorisi ve mesihçilik yaklaşımı Sevi kabbalizminin de temeli olmuştur. O kadar ki Rav Sabetay Sevi yaptığı dini tetkikler ile kendisinin bir kurtarıcı olduğu iddiasındaydı ve kabbalası da bu inanca dayanmaktaydı. Onun yorumları genel olarak Rabb-Mesih diyaloğu şeklinde olmuştur.Özellikle Atzilut Torah'ın ortaya koymuş ve Gematria-La Themurna gibi yöntemler sayesinde bir takım farklı yaklaşımları ileri sürmüştür.Temelde herşey aslında Rabbin yaratılış sırrına dayanmaktaydı,ama neydi amaç sadece klipalar olarak gelmek ve Tikkunu mu gerçekleştirmek miydi?Burada Luria kabbalasına da eleştiriler getirmekte ve onun ekolünü bitmemiş bir binanın temeline benzetmekteydi.Sabetaycılar Mesihin gelişi ile (ki bu sadece O'nun doğumu değildir,melekler vasıtasıyla tanrısal sözün kendisine ulaştığı anda başlamaktadır)yokoluşu arasında bir Mesihi Dönem'in varlığına inanırlar,bu anlarda Mesih tüm yasakları kaldırarak tamamen o ana özgü ve fakat onun varlığıyla sınırlı ve Tanrısal yeni kurallar ortaya koyacaktır.Ancak Rabb bu mesihi dönemi sadece insanlara bir örnek zaman olarak vermiştir. Tıpkı Moşe'nin,David'in ve diğer kutsal kişiliklerin varlığında olduğu gibidir bu ve aslında tüm bu kişiler kutsal bir ruhun farkl bedenlere girmesinden başka bir şeyde değildirler.Fakat ilahi sır son ana kadar gizlidir,bu da Sabetay Sevi'nin sırrıdır zaten:"Fakat sen Ey Daniel sonun vaktine kadar bu sözleri sakla, ve kitabı mühürle;birçok adamlar araştıracaklar ve bilgi çoğalacaktır."ayetleriyle de Tanah'ta bunlar belirtilmiştir(Daniel 12/4)Fakat Sabetay Sevi bu sırrı saklamadı,amacı çok küçük yaşlarda tamamen kişisel yetenekleri ve Tanrısal izzet ile bulduğu bu sırları başkalarına aktararak ilahi kurtuluşu gerçekleştirmekti,ama cemaati ona karşıydı,tıpkı Tanah'taki peygamberlere karş oldukları gibi. Burada hemen açmakta yarar var,Mesihe iman yahudiliğin temel esaslarından biridir.Ancak bu konu ne Talmud'da ne de kabbala dışındaki diğer kaynaklarda yeterince ele alınmamış,tümüyle bir takım kapalı ayetlerin ardına sokulmuştur.İnsanın dünyadaki gerçek amacı da bu sırrı bulabilecek olgunluğa erebilmekten geçmektedir.Tanah yine üstü kapalı olarak tamamen anlaşılması zor ifadelerle bu dönemi de belirlemektedir;"Ve daima yakılan takdi menin kaldırıldığı,ve harap edici mekruh şeyin dikildiği vakitten başlayarak bin ikiyüz doksan gün olacak.Dayanıp bin üçyüz otuzbeş güne yetişene ne mutlu!Fakat sen son oluncaya kadar git;çünkü rahata varacaksın,ve o günlerin sonunda kendi nasibine kalkacaksın"(Daniel 12/11-12) Sabetay Sevi'nin sadece kendi müritlerine verdiği bilgilerde tüm bu sırlar açıklanmaktaydı,nitekim o dönemde Sevi'nin arkasından imanla giden insanların pekçoğunun din bilginleri olması da bir raslantı değildir.Genellikle iddia edildiği üzerede sabetaycı hareket yahudiliğe karşı veya ondan kopuk bir yapıda da değildir,sadece mistik yahudiliğin vazgeçilemez yapısı onu ister istemez farklı kılmıştır.Sabetaycı kabbala din değiştirme sonrasında cemaate ait Yeşivalarda gelen nesillere sunuldu, o kadar ki bu gelenek hala sürmektedir.Günlük dualar ve ritüellerde yahudiliğin temel prensipleri korunmakla beraber özellikle gece yarısından sonraki zaman aralığında bunlar daha da arttırılmıştır,inanca göre gece yarıs ile Hz.Yusuf sabah olarak adlandırılan güneşin doğumundan önceki aydınlık arasında Rabbe yaklaşabilecek uygun şartlar yakalanmaktaydı.Tamamen ruhun tasnifine dayanan klasik mistik metodlar esas alınmaktaydı.Dualar Sabetay Sevi için yazılan ilahilerle süslenmişti. Sabetaycı cemaatlerin ayrılışı sonrasında kabalistik kurallar da da farklılıklar olduğu bir gerçektir.Yakubiler daha çok dini motiflerden uzaklaşmışlardı.Kapancılar ise Mesihe en bağlı grup olarak varlıklarını sürdürdüler.Karakaşlarsa dini yöntemlerde yahudiliğin dışına taştılar.Nitekim onlara Honyollu veya onyollu denme sebebide bundan kaynaklanmaktadır.Kendi ilahilerinde de Osman Baba'ya karş yakarışlar esastır ve Sabetay Sevi sadece bir sembol olarak kalmaktadır.Halbuki kabul etmek gerekiyor ki ne Nathan Levi,ne Yakov Qerido ve ne de Baruhya Ruso Sevi'nin yetkinliğine hiçbir zaman ulaşamadılar.Onlar sadece bu kuralları açıklayan birer öğretici konumunda kaldılar.Özellikle Nathan'ın o dönemde yazdığı mektuplar dikkatle incelenirse şu görülecektir ki O sadece Mesihi dönemi açıklama çabasındadır. Bugün bir Avrupa şehrinde özenle saklanan kutsal emanetleri bir yana bırakırsak Sabetaycılığa ait önemli dokümanlar hala ailelerin ellerinde mevcuttur.Pektabidir ki inananlar bunları açıklamamakta haklı bir inatçılığı sergilemektedirler,çünkü kabbala ciddi bir uğraşıdır, ne insanlardan tamamen uzakta bir adada öğrenilebilir ne de bir gazetenin salonlarında haftada bir toplanan bir grubun çabalarıy la yaşatılabilir.Önce sadece merak ile değil Rabbin ışığına bağlı kalınarak tetkik edilmeli ve tamamen dinsel inancın koyu mistisizminde kutsal ışık aranmalıdır.Evet sır mutlaka saklanmalı,ama ya onu gerçekten hakedenlere de karşı böyle mi davranmak gerek?  Kimiz, nereliyiz? Yerli miyiz ya da kendimizi yabancı mı hissediyoruz?Belki de bu soruları yanıtlaması beklenen Türkiye'li etnik unsurlar içerisinde cevabı en zor verebilecek kişiler Sabe- taycılardır.Her gün aramızda bizden hiçbir değişik özelliği yokmuş gibi yaşayan din,dil ve gelenek olarak hiçbir farklılık göstermeyen bir grup insanın aslında gizli bir cemaatin üyeleri olduğu ve sadece içsel mekanlarında kendilerine ait mistik bir yapıyı üç asırdır büyük bir gayretle koruyup yaşattıklarının garip öyküsü bu yazının konusunu oluşturmaktadır. 1 Yahudi dini beşbin yıllık (1) tarihsel süreci içinde iki farklı düşünce biçimi üzerinde yayılmıştır.Bunlardan biri Tora- Talmud ekolü (2) ikincisi ise Tora-Kabbala (3) ekolüdür.İlkinin baskıcı yapısına karşılık ikinci ekol daima serbestliği benimsemiştir.Bu nedenle de yaşadığı her toplumda ayrımcılığa uğrayan ve baskı gören yahudi bireyinin kimlik arayışlarında gizemli olmasından da faydalanarak önemli etkiler sağlamıştır. Sorunlu yahudi bireyinin ve makro açıdan cemaatlerin yaşanılan acılara karşılık bir umudu burada filizlenmiş,tüm sıkıntılar ve olumsuzluklar bu sırlarla dolu ortamda unutulmaya çalışılmıştır. Yahudi dini toplulukları onyedinci yüzyıla gelindiğinde dünyanın her tarafında başgösteren kitle katliamları ve yok edilmelerle karş karşıyaydılar.O kadar ki umutsuzluklar ve yakarışlar bir kurtarıcı fikrinin doğmasına (4) neden olmuştur.Zfat' lı teorisyen Rav İsac Luria ve öğrencilerinin ortaya koydukları sistemde yahudilerin çektikleri acılara son vermek ve Tikun olayını sağlamak üzere bir Mesih'in geliş esaslar belirlenmiştir.Luria'nın ölümü sonrasında ki yıllarda yahudiler büyük katliamlar yaşadılar.Rusya,Podolya ve Ukrayna'da özellikle Kazaklar'ın köylerde yaptığı soykırımlar tüm yahudi cemaatlerini derinden etkiledi.Artık bir kurtarıcı gelmeliydi,soykırım son bulmalıydı,yahudiler Tanrı'nın kutsal ışığına kavuşabilmeliydiler. 2 Rav Sabetay Sevi 1622 de İzmir'de tüccar bir ailenin çocuğu olarak doğdu.Babası Hollanda ve İngiliz şirketlerinin temsilciliği sayesinde servet sahibi olmuştu.Ailenin bu yeni üyesinin dini konularda özel bir yeteneğe sahip olduğu anlaşıldığında dönemin tanınan din adammlarından ders almasına karar verildi.Rav Escapa ve Rav de Alba Torah ve Talmud konusunda onu eğittiler.Ancak genç Sabetay'ın mistik konulara girme arzusu olduğu bir süre sonra anlaşıldı.Sevi genç yaşına karşılık Kabbala üzerinde çalışma eğilimindeydi.Melankolik ruhi yapıya sahip olması bir süre sonra mistik hayatın zorlukları ile birleşince anlaşılmaz eylemlerde bulunmasına yol açacaktı.Sık sık oruçlar tutuyor,bedenini yıkıyor ve uzun müddetler boyunca yalnız başına tefekküre dalıyordu. Ailesi kendisini üç kez evlendirdiysede bu evliliklerinde eşlerine dokunmadı ve Torah ile evli olduğunu söyledi.Sabetay Kabbala'nın özellikle Mesih'le ilgili bölümlerinden çok etkilenmişti. O kadarki birsüre sonra Kabbalistik hesaplamalar sonucunda kendisinin beklenen kurtarıcı olduğuna inanmıştı (5),üstelik yaşanan hummalı ve karamsar ortamda onun bu inançlarını destekler nitelikteydi.1648 de sinagogda Tanrı'nın ağza alınmayacak olan ismini (6) söyleyerek büyük tepki toplar, ancak İsac Slyvera isimli bir zahit onun mesihliğine inanacaktır. Bu mesihliğinin açıkça ilanıdır.Ancak tabii olarak dini otoritelerin tepkileriyle karşılaşacaktır.Bir süre sonra da İzmir'den ayrılmak zorunda kalacaktır.1650-51 de İstanbul'da Abraham Yachini adlı bir kişi kendisine beklenen Mesih olduğuna dair bir belge verecektir. Bu yıllarda Sevi'nin islam mutasavvıflarıyla da ilişkileri olmuştur,özellikle kendisini müslümanların beklediği mehdi olaraka kabul eden Niyazi Mısri isimli bir dervişle aralarında geçen teorik çalışmaların daha sonraları öğrencileri tarafından da oluşturulan kuramlarda etkili olduğu anlaşılmaktadır.Bu yıllarda Osmanl topraklarında da karışıklıklar vardır,bazı din adamları Mehdi oldukları iddiasında ortaya çıkmışlardır.Ayrıca Anadolu'nun siyasi coğrafyasında da terör egemendir.Hıristyan dünyası da benzer bir kurtarıcının beklentisi içindedir.Sevi bu yıllarda sürekli olarak Kabbala'nın içindedir,sık sık vecd halini yaşamakta,dinsel ilhamlara kavuşmaktadır.1664 de tanıştığı Gazzeli teolog Nathan Benjamen Levi onun yaşamında bir dönüm noktası olacaktır.Kendisine Mesih olduğunu haber veren Peygamber Nathan'dır o!Tıpkı Tanah'ta yer alan Kral David'in peygamberi Nathan gibi...Sevi 1665te İzmir'e döndüğünde artık imanlı bir kitle ile karş karşıyadır.İnsanlar çıldırmıştır,dünyanın her tarafından yahudiler akınlar halinde gelmektedir kente,insanlar Sevi'nin evinin çevresine yerleşmişlerdir. Artık mesihi dönem başlamıştır,çılgınlık had safhadadır.Kimse neler olacağını kestirememektedir,hahamların baskı ve yıldırmalarına karşılık insanlar Sevi'ye tapmakta onun sinagoglardaki vaazlerinde taşkınlıklar yapmaktadırlar."Efendimiz Türkü tahttan indirecek ve dünyayı onsekiz krallığa bölecektir" demektedir inananlar.Heryerde Polonya'dan Amsterdem'a,Almanya'dan Filistin'e kadar bütün cemaatlerde durum aynıdır.Mesih bütün yasakları lağvedmiştir,kadınlara dua yönettirmekte,dini yemek kurallarını(7)ihlal etmektedir.Hahambaşılıkların onu öldürmesi için üzerine gönderdikleri kişiler ona inanmaktadırlar.Din otoriteleri belki de tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar çaresizdirler.Yapılabilecek tek şey kalmıştır,saraya haber vermek ve yardım istemek. 30 Aralık 1666 da Mesih İstanbul'a hareket etmek üzere yola çıkar.O zamana kadar yahudilerin genel olarak siyasi otoriteye karşı bağlı olmalar ve hiçbir zaman politik hareket etmemeleri Osmanlı idarecilerini bu olaya karş kayıtsız bırakmıştır.Ancak her yerden gelen haberler ve ihbarlar önlem almaya iter sarayı.Sevinin gemisi durdurularak Mesih Çanakkale'de ki Aydos kalesine hapsedilir.Bu müritlerin adeta çılgınlıklarını had safhaya ulaştırır.Anadolu'da ki küçük bir ayaklanmadan sorumlu tutulanların kafalarından kuleler yapıldığı bir ülkede sarayın bu olaya neredeyse hiçbir tepki göstermemiş olması Zohar'da yazılanların gerçekleşmesi olarak olarak yorumlanmıştır.İnananlar şimdi de buraya akın etmektedirler. Sevi'ye kendisinin Mesih olduğunu inandırmaya gelen Nehemya Kohen adlı bir hahamla aralarında saatlerce süren tartışmalar geçer.Bu haham Sevi'ye fikirlerini kabul ettiremeyeceğini anlayınca kendisini yalan ifadelerle ihbar eder ve müslüman olur.Divana çıkarılan mesih müslüman olmaya zorlanır(8)Mesih'in din değiştirdiği haberi hızla tüm cemaatler arasında yayılır.Umutsuzluk ve hayal kırıklığı bir anda her yerde egemen olacaktır.İntihar edenler olduğu gibi küçük bir kitlede din değiştirerek mesihle aynı yolu takip eder.Hatta daha sonra gizli sabetaycılar olarak adlandırılacak bir grupta din değiştimeden mesihe inanacaktır.Sabetay Sevi'ye ve onunla beraber din değiştirenlere sarayda görev verilir ve maaş bağlanır.Sevi yeni dinine göre hareket ediyor görünmekle beraber yine de müritleriyle beraber yahudi dini geleneklerine göre toplantılar yapmaktadır.Bu duruma bir süre göz yumulmuşsa da daha sonra artık kabul edilemezliği ortaya çıkmıştır.Emir'le bir tek yahudinin yaşamadığı Arnavutluk'un Ülgün kentine sürgüne gönderilir.İsteği üzerine Selanik şehri kutsiyete kavuşur ve inananlar (maminim) buraya yerleşirler.İki yüz ailelik ilk Sabetaycı toplum işte burada kurulur.Sevi dini tefekküre ve teorik çalışmalarına Arnavutlukta'da devam etmektedir.Bu sıralarda sabetaycılığın ana kaynağ olan kitaplar yazılacaktır.Nathan Levi ise din değiştirmeden mesihi takip eder.Daha sonra bir kısım din değiştiren sabetaycıların tekrar yahudi dinine döndükleri bilinmektedir.Yine inanca göre Mesih ellinci doğum gününde tekrar gelmek üzere kaybolur. 3 Sevi'nin kayboluşu sonrasında Selanik'e yerleşen dini cemaat, çeşitli olaylar sonucunda farklı dini pratikleri benimseyen üç ana gruba ayrılacaktır.Sevi'nin kayınbiraderi olan Yakov Qerido' yu onun halifesi kabul eden Yakubiler(9),daha sonraları ortaya çıkan ve mesihi ruha sahip olduğunu iddia eden Baruhya Ruso'nun (Osman Baba) hilafetine inanan Karakaşlar(10) ve sadece Sevi'ye inanan Kapancılardır(11).Sabetaycılar ondokuzuncu yüzyıla kadar oldukça depolitik olarak varlıklarını sürdürdüler.Ancak bu yıllarda Osmanlı toplum yapısındaki değişiklikler kendilerini oldukça aktif kılmıştır.Özellikle imparatorluğun geleceğinin tayini konusunda ortaya çıkan İttihat Terakki ve mason localarında siyasi roller üslendiler.Nitekim bu dönemdeki çok önemli siyasi aktörlerin sabetaycı kökenli aydınlar olmaları bu iddianın bir ispatı niteliğindedir.Atatürk' ün kendisinin de sadece cemaat üyelerine açık olan bir sabetaycı eğitim kurumunda okuması,sabeteycı ailelerle dostluk ilişkilerinin varlığı da ayrı bir ilgi odağıdır. Balkan Savaş sonrasında Rumeli topraklarının elden çıkması ve 1924 mübadelesi sonrasında sabetaycı organizasyon eski canlılığını yitirmiştir.Fakat belki de en önemlisi 1917 Selanik yangınında çok önemli dokümanların bulunduğu kütüphanelerinin yanmasıdır.Bu sıralarda cemaatin dini yapısına muhalefet eden gençlerin ortak çabalar sonucunda da özellikle Kapancı ve Yakubi topluluklarında kopmalar yaşanmıştır.Atatürk'ün tamamıyla kişinin kendi kabulüne dayanan milliyetçilik düşüncesinde yer bulmaya çalışan sabetaycılar kimliklerini gizli mekanlarındaki özel dini toplantılar ile sürdürmeye çalışmışlardır.Bugün Türkiye'de kaba bir tahminle yüzbin sabetaycı kökenli kişi bulunmaktadır.Genel olarak etnik unsurlara karşı olan baskılar ve radikal islamcı etkenler sabetaycıların daha da içe kapanmalarına yol açmıştır. 4 Bu makalenin yazarı 1993 senesinde sadece İsrael'de eğitim gördüğü için Türkiye'nin en büyük beyaz eşya üreticisi olan firmaya yaptığı başvurusundan olumsuz yanıt aldı.Günlerce süren gö- rüşmelerdeki tek konu kendisinin İsrael'de geçirdiği eğitim ve bu ülkeyle oluşmuş ilişkileriydi.Nitekim netice de firmanın o tarihteki genel muhasebe müdürü olan sayın Bay'ın "sizin yahudi olduğunuza inanıyorum,bu yüzden burada çalışmanıza prensip olarak karşıyım" sözleriyle onur kırıcı bir muammeleyle karşı karşıya kaldı.Belki de sırf bu yüzden bu yazıyı kaleme almak fikri doğdu.Çünkü Türkiye'de yaşayan pek çok insan kim ne şekilde reddederse etsin sadece dinsel nedenlerle manevi olarak itiliyorlar ve dışlanıyorlar.Toplumun içindeki küçük bir azınlık bunun dışında kalıyor. Türkiye'de etnik olmak genellikle farklı bir dine sahip olmakla yorumlanır.Bununda tek kanıtı hiç bir demokratik ülkede örneği olmayan şekliyle nüfus kağıtlarında din hanesinin bulunmasıdır.Bu nedenle genellikle etnik unsurlar(dini olanlar) Türkiye topraklarında bir misafirmişcesine algılanırlar.Bu insanlar sanki bir başka ülkenin vatandaşı olarak kabul edilirler.Bürokrasi de görev almaları imkansızdır,bir takım bahaneler ile başvuruları reddedilir.12 Eylül sonrasında bu dini etniklik kavramına aleviler,yezidiler gibi din hanelerinde açıkça inançları belirtilmeyen topluluklarda eklenmiştir.Uzun yıllar devam eden fişleme sistemi ile insanlar sebepsiz yere suçlanmışlar ve cezalandırılmışlardır.Türk-islam sentezi komedisi içinde devlet kadroları MHP-MSP militanları ile doldurulmuş bir garip tiyatro oynanagelmiştir.Zaten dikkat edilirse bu yıllarda etnik sebeplerle yurt dışına çıkışlar çoğalmıştır.Sabetaycılar inançları gereği islamiyeti bir örtü olarak kullanmışlardır.Benzet-benzeme ilkesine sadık kalarak sürekli bir biçimde gizli kalmışlardır.Osmanlı yönetiminden beri de hep tanınmakla beraber hiç bir zaman varlıkları üzerine gidilmemiştir.Hatta Osmanlılar kendilerine bu günkü fundamentalistlerin aksine dönme değil "avdeti" demişlerdir.Osmanlı toplum yapısında beliren milliyetçi etkiler sonucunda etnik unsurlarda bagösteren kimlik arayışları sabetaycılarda da etkili olmuştur.Cemaatin ilk oluşum yıllarının aksine ibranicenin giderek unutulması derin kabbalistik incelemelerin yapılmasını zorlaştırdığından giderek dinsel etkiler yok olmaya başlamıştır.Her ne kadar Sefarad yahudilerinin kullandıkları Ladino ve Fransızca muhafaza edilmişse de zamanla Türkçe baskın hale gelmiştir.Nitekim son dönem Sabetaycı ilahilerde Türkçe olarak yazılmıştır. Cumhuriyet ile beraber başlayan yen i dönemde belki de en önemli olay 1924 de yaşanan Karakaş Rüştü Olayı'dır.Cemmati ile parasal sorunları olan Rüştü Bey dönemin günlük gazetelerine cemaatin sırlarını ifşa eder,millet meclisine ve Atatürk'e bir dilekçe ile başvurur.Günlerce basını meşgul eden bu mesele sonrasında konu kapanır.Ancak dönem idaresinin olası baskılarından korkan aileler ellerinde bulunan değerli el yazmalarının önemli bir kısmını ortadan kaldırırlar.Zaten asimile olma konusunda oldukça tartışmalar bulunan cemmat içinde bu olay adeta sonun başlangıcı olur.Geçmişte bir iki istisna dışında genel olarak sabetaycılar cemaat dışı evlilikler yapmamaktaydılar(12),bu nedenle de sürekli olarak eleştiri konusu oldular. Sabetaycılara karşı yöneltilen baskılar genel olarak Cumhuriyet ile beraber olmuştur.Gariptir ki Osmanl Devleti'nin dinsel kurallarının en katı uygulandığı dönemlerinde bile cemaat üyelerine karşı resmi bir tavır sergilenmemiştir.Nitekim cemaatçi yapının üç asra yaklaşan bir sürede korunmasının altında da belki de bu neden yatmaktadır.Yine ilginçtir Sabetaycılara karşı en yoğun baskılar kendilerinin de kuruluşunda önemli roller üslendikleri cumhuriyet Türkiyesi'nde olmuştur.Nitekim bunun en somut örneği 1946 da yaşanan varlık vergisi olayında görülmektedir.Kendini tamamıyla Türk addeden sabetaycı aileler "D" sınıfı altında belrlenmişler,Bezmenler,Atabekler,Dilberler gibi bilinen aileler korkunç parasal miktarlar ödemek durumunda bırakılmışlardır.Bu tarihten sonrada giderek yükselen radikal islamcı akımlar için sabetaycılar boy hedefi haline getirilmişlerdir. Radikal islamcılar genel olarak Türkiye'nin bir İmparatorluk' tan Devlet haline dönüşmesinin sonucu olarak üç etkeni görmektedirler.Bunlar mason-dönme ve yahudilerdir.Bu kesimin siyasi mirasını üslenen partilerde de genellikle hep bu konudaki sloganlar kullanılagelmiştir.Nitekim 1980 öncesindeki aşırı sağcı parti liderlerinin demeçlerinde de hep bu iddialar yeralmıştır.Sabetaycıların tarihsel konumlarına ilişkin yazılan kitapların çoğu da yine ayn menşeli yazarlara aittir.Bunu örneklemek gerekirse son yıllarda oldukça popüler olan Prof.Küçük'ün(13) "Dönmeler ve Dönmelik Tarihi " adlı çalışmasında ki şu ifadeler gösterilebilir:"... Türk milletinin inanç,örf,adet ve ahlaki değerlerini zayıflatma yolunda bir tavır sergilemeleri,Jön- Türkler hareketinde İttahat ve Terakki içinde 31 Mart vakasında ve Sultan Abdülhamid'in "Hal"inde önemli roller üslenmeleri bu kimselerin kimliklerinin ortaya çıkarılmasını sağlayan amillerdendir.1.Dünya Harbi'nin ve gelişmelerin Türkler'in aleyhine neticelenmesinden sonra bazı insanların Türkler'e pamuk ipliğiyle bağlı bulunduğu gerçeği ortaya çıkmıştır.O güne kadar, Türkler,kendilerinden uzaklaştırmamak üzere azami gayret gösterdikleri dönmeleri yakinen tanıma fırsat bulmuş ve bu vesileyle onları imtihandan geçirmiştir"(14)Yine aynı kitapta belirtildiği üzere Nejdet Sancar'ın Türklük Sevgisi adlı eserinde ki şu ifadeler de önemlidir:"...Türkiye'de maneviyatın yıkılmasına,bölücü ve yıkıcı akımların yayılmasına;dini ve milli akımların kösteklenmesine çalışanların,en şiddetli azınlık ırkçılığı yapanların başında dönmeler gelmektedir"(15) Bu ifadeleri kapsayan örnekler Yesevizade'nin kitaplarında veya bu kesimin tanınan yazarlarının eserlerinde sıkça görülmektedir.Giderek asimile olmada,kimlik kayıplarında bu düşüncelerin etkileri reddedilebilir mi?Güneş balçıkla sıvanamaz!Bugünün Türkiye'sinde genel olarak etnik olana karşı bir tavır vardır.Bunun en belirgin örneği nüfus kağıtlarındaki din hanesiyle güvenlik soruşturmalarının varlığıdır.Ve acı olan gün geçtikçe devletin her kademesinde odaklaşan ve siyasi bir güç haline gelen fundamentalistlerin bu politikayı bir devlet terörü haline getirmeleridir.Hiç kimse Türkiye'nin Avrupalı sayılmamasından gocunmamalıdır.Maalesef Türkiye bugün dinsel hoşgörü açısından Osmanlı Devleti'nin çok ama çok daha gerisindedir.İnsanları hapislere de atsanız,düşünenleri yargılasanızda bu gerçeği değiştiremezsiniz.Sabetaycılar Türkiye'nin ve Türkiye kültürünün vazgeçilemez,olmazsa olmaz bir unsurudurlar, ve ne yazık ki başarılar kazanan Sabetaycı kökenli insanlar bu kökenlerini reddetseler bile her zaman bundan dolay yargılanmaktadırlar(16)Çağdaş olmak öncelikle çağdaş düşünmekle olur.İnançların yargılandığı,kişilerin dinlerini açıklamaya zorlandığı bir toplumun kimler tarafından nasıl çağdaş kabul edilebileceği düşünülebilir.Farklı olmak,farklı bir ana dile sahip olmak bölücülük olarak ifade edildikçe,insanlar hukuk dışı yargılara maruz kaldıkça acaba etnik kültürün nasıl bir zenginlik olmas benimsenebilecektir? DİPNOTLAR 1-İnanca göre dünya beşbin küsur yıl önce Tanr tarafından yaratılmıştır.Yahudiler tarihlerinin beşbin yıl öncesine dayandığına inanırlar ve kendi özel takvimlerini kullanırlar. 2-Tora-Talmud ekolü bu gün ortadoks yahudi inancının temelini oluşturan kutsal kitap ile onun hahamlar tarafından yorumlarını kapsayan Talmud isimli kaynağa dayanan kurallar,yasaklar ve ilkeler ile yahudi günlük yaşamını belirleyen prensipler sistemidir. 3-Kabbala İspanya döneminin öncesinde ortaya çıktığı sanılan ve tasavvufi yahudiliğin temeli olan bir teoridir.Burada iki ana kaynak Sefer ha Zohar ve Sefer ha Yetzirah karşımıza çıkmaktadır.Kabbala teorisi dünyanın oluşumundan yahudi bireyin mistik bilincine ulaşmasını amaçlayan bir dizi kuram ve gizemli bilgiyi ifade etmektedir.Tora-Talmud ekolünün baskılarına karş özgür düşünceyi kabul eden hahamların mutlak otoritesine karşı olan bir çizgide bugüne dek gelmiştir.Sabetay Sevi olayı sonrasında etkisi giderek kaybettirilmeye çalışılmışsa da günümüzde yeniden teorik bir ivme kazandığı görülmektedir. 4-Kurtarıc Mesih fikri yahudiliğin temel inançlarından biri olmakla beraber Tanah'ta tam olarak belirlenmemiştir.Ancak Daniel İşaya,Yeremya bölümlerinde küçük bir takım ip uçları verilmiştir.Buna karşılık daha çok Kabbalistik teoride açıklamalar yer almıştır. 5-Bu yaz bilimsel bir çerçevenin olabildiğince nesnel olarak oluşturulmasını amaçla maktadır.Bu nedenle Kabbalistik bir takım ispat ve iddialara girilmeyecektir.Bugün hala yaşayan Sabetaycı toplulukların inançları beklenen Mesih'in Sabetay Sevi olduğu yönündedir.Dolayısıyla kişilerin inançlarına saygı gösterme zorunluğu belirmektedir. 6-(YHVH) harflerinden oluşan bu ismin ağza alınması on emrin içinde yasaklanmıştır.Ancak inanca göre Mesih bu ismi açıkça söyleyecek ve Tanrı'nın emriyle yeni kurallar ortaya koyacaktır. 7-Yahudi dininde domuz etinin yenmemesi,et ile sütün bir arada yenmesinin yasaklanması gibi dini kuralları belirleyen sisteme koşer denmektedir. 8-İnanca göre Mesih divanda “...bu can bu bedende kaldıkça La ilahe İlallah ” demek suretiyle din değiştirir.Divandan çıkınca kaftanının önünü açar ve içeriden bir kuş göğe doğru yükselir ve"işte can bedenden çıktı,Şema Yisrael Adonai Eloheynu Adonay Ehad" der.Yahudiliğe bağlılığın belirtmiştir böylelikle... 9-Yakubiler aralarından daha sonra Ahmet Emin Yalman,Şefik Hüsnü gibi kişilerin çıktığı bir topluluktur.Selanik'te yılan mermeri semtinde yaşamışlar ve melamilik gibi islami toplulukları etkin olarak desteklemişlerdir.Bugün hemen hemen tümüyle asimile olmuşlarsa da küçük bir topluluk hala varlığın devam ettirmektedir. 10-Karakaşlar belki de en etkili olmuş sabetaycı gruptur.Bugün en faal şekilde dini pratiklerini sürdürmektedirler.Aralarında Maliye Eski Bakanı Cavid Bey,Faik Nüzhet Bey,Abdi İpekçi gibi tanınmı isimler bulunan cemaat özellikle onsekizinci yüzyılda önemli Avrupa kentlerinde misyonerlik çabalarında bulunmuş,Polonyalı Frankistler ile ilişkiler kurulmasını sağlamıştır.Bu gün özellikle İtalya'nın Lugano kentinde etkin bir topluluk halindedirler.Burada bulunan müzelerinde yüzlerce yıllık kaynaklar özenle korunmaktadır. 11-Kapancılar genellikle ticari hayatta önemli roller üslenmişlerdir.Bezmen ve Atabekler gibi tanınmış aileler bu gruptandır.Atatürk Türkiyesi'ne çok önemli katkıları olmuştur.Özellikle Terakki mektebinin kuruluşuyla beraber modern eğitimin öncülüğünü üslenmişlerdir. 12-Bugün hala Sabetaycı ailelerin ellerinde bulunan el yazması soy ağaçlarında bu iddiayı destekleyecek ifadeler vardır. Nitekim dış evlilik yapan biri aileden ve grubundan tard edilmekteydi.Yahudilik genel olarak îrki bir bağa dayandığından sabetaycılarda da bu sistem aynen korunmuştur.Asimilasyon genel olarak yirminci yüzyılın ortalarında belirginleşmiştir. 13-Prof.Dr.Abdurrahman Küçük Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyesidir. 14-Küçük / Dönmeler ve Dönmelik Tarihi/ Rehber Yayıncılık / Mayıs 1992 / s:460 15-b.ö.k s:486 dip:43 16-Buna örnek olarak bir kaç yıl önce Hürriyet Gazetesi yazarlarından Hadi Uluengin'in milletvekili Coşkun Kırca ile ilgili bir makalesinde onun sabetaycı kökenininden küçümseyerek sözetmesi gösterilebilir. 
BİRİNCİ BÖLÜM : Değerli dostum,hocam(ümid ederim ki kendisi Tiryaki gibi nezih bir dergide bana sayfalarını açarak fikri gelişmem konusunda benim için bir öğretmen vazifesi teşkil ettiğinden bu deyimi kullanmama kızmayacaktır) Moşe Grossman'ın teşvikiyle sabetaycılık konusunu yazmaya başladığımdan beri okurlardan olumlu tepkiler gelmeye başladı.Gerçekten de yahudi tarihinin bu enteresan ve ne yazıkki uzun süredir unutturulmaya çalışılan sayfasını Spinoza'nın inatçılığına benzer bir çabayla okurlara sunmak ve gelecek kuşaklarımıza kültürel bir takım doneleri bırakmak bizler için bir zorunluk olmuştur. Adı Israel bilim tarihiyle ve Kaballistik felsefe ile adeta özdeşleşmiş olan Gerschom Scholem dışında maalesef yahudi yazarlarca sabetaycılık uzun bir müddet unutulmaya terkedilmişti.Bunun en başta gelen nedenlerinden biri de hiç kuşkusuz kabbalistik bir metodu benimseyen bu akımın takipçilerinin gizemli olmaları konusunda ki bizzat Sabetay Sevi'nin emirlerine uyma zorunluklar idi.O kadar ki neredeyse üç asra yaklaşan bir tarihi süreçte hiçbir biçimde bu konuyu ortak fiziksel kökenleri paylaştıkları sefarad topluluklarıyla bile paylaşmamışlar,sadece kendi içlerinde devam eden dini ritüeller ile inançlarını sürdürmüşlerdir. Sabetaycı din adamları yine de zaman zaman kabbalayla ilgilenen rabbilerle de temaslarını sürdürmüşler,dinsel felsefelerini onlarla sınırlı bir şekilde de olsa paylamışlardır.Nitekim tarihçi Salamon Rozanes'in İbranice yazdığı "Yahudim be Togarmah" adlı eserinde bu konuda geniş değerlendirmeler yer almaktadır.Tarihin hiç bir döneminde sabetaycılar ile yahudiler arasındaki ilişkiler kesilmemiştir.Belki dini olarak Sevi'nin fikirlerinin radikal karakteri daima ortadoks rabiler tarafından dışlanmıştır ama,ayn kültürel evreni paylaştıkları gerçeği daima iki unsuru bir arada tutmuştur.Bunda da en önemli etken sabetaycıların yirminci yüzyıla kadar araların daki evliliklerle kansal bağlılıklarını kaybetmemeleridir.Sabetay Sevi'nin ölümü sonrasında(ki sabetaycı literjüde Maşiah ölmemiştir,sadece beden değiştirmiştir ve yeniden dünyaya gelecektir inancı vardır) meydana gelen gelişmeler de uzun bir süre bir muamma olarak kalmıştır.O kadarki söylentiler efsaneleşmiş,nesiller arasında kaybolmadan süregelerek yaşatılmıştır.Nitekim bugün yaptığım araştırmalarımda da genel olarak bilgilerin cemaatin yaşlı kimselerinin zihinlerinde yeralan geleneksel söylemlerden oluştuğunu görmekteyim.Bu yazıda ele alınacak olan konu Sevi'nin kayboluşu veya ölümü sonrasında ortaya çıkan sabetaycı gruplardır. Şunu da kabul etmek gerekiyorki araştırmalar ne denli iyi niyetle yapılmaya çalışılırsa çalışılsın açıkta kalan pek çok nokta hala mevcuttur ve daima da mevcut olacaktır.Zira geleneksel yapının yazılı belgeleri 1917 Selanik yangınında yok olmuştur,geride kalanların bir kısmı Israele gönderilmiştir,diğer bir kısmı ise ailelerin ellerinde büyük gizlilik içinde muhafaza edilmektedir.Yine de bu gün için en azından bilimsel bir incelemeyi yapacak kadar belgeye sahip olduğumuzu da sevinerek belirtmeliyim.Nitekim bugün için İsrael'de ki arşivlerde özellikle Kapancılar grubuna ait önemli dokümanların bulunduğu bilinmektedir.Umarım ki sadece yahudi tarihinin değil Türk ve Avrupa kültür tarihinin de önemli bir öğesi olan sabetaycılık konusunda ki esrar perdesi giderek aralanır.Unutulmamalıdır ki günümüz medeniyetleri kendilerine ne kadar farklı olursa olsun yabancı inançları tanıma ve ona hoşgör ile yaklaşma gayretindedir.Fakat maalesef Türkiye' de giderek artmakta olan fundamentalist baskı ve terör bu araştırmaların önünde hala önemli bir engeli oluşturmaktadır. Sabetay Sevi kabbalist bir din adamı olarak yahudi felsefesinde Luria ile başlayan "kurtarıcı mesih" fikrinin tamamlayacısı olduğu iddiasıyla,yahudileri kutsal topraklara götürme inancıyla ortaya çıkmıştı.Yaşadığı dönemde yahudi cemaatleri arasındaki olumsuz gelişmeler ve toplu soykırımlardan da desteklenen melankolik bir ortamında etkisiyle hareketi önemli bir ivme kazandı ve oldukçada tepki topladı.Ancak siyasi baskılarla kabbalistik mesihi inancı birleştirerek din değiştirdiğinde oldukça hayal kırıklığı da yarattığ bir gerçektir.Fakat bir süre sonra kendisine inanan bir kitleyi de peşinden sürüklemeyi başarmıştır,bu kitle ikiyüz aileden oluşmaktaydı,ayrıca dönemin entellektüel kesiminden gelmekteydiler.Nitekim daha sonra bazı araştırmacılar bu durum nedeniyle sefaradların dinsel üstünlüklerini kaybettiklerini ileri sürmüş lerdir. Sabetaycı dini pratiğin temeli aslında tamamıyla Tanah'a dayanmaktadır.Nitekim Sabetay Sevi'ye göre bu cemaatin ortaya çıkışı İşaya'da yeralan şu ayetlerle bağlantılıdır:"...Çünkü kavmin İsrael denizin kumları gibi olsa da ancak onlardan bir bakiye dönecek ..."(İşaya 10:22)Sabetaycılar kendilerini yahudilerin içinden Tanrı tarafından seçilen bir bakiye olarak görmekteydiler,tek amaçları tüm benlikleriyle Tanrıya inanmaya dayanıyordu.Ancak temel kaynak kabbalaydı ve kabalistik metodlarla Tora'dan yeni dinsel anlamlar çıkarıyorlardı. Sevi'nin islamiyeti kalben seçmediği bir süre sonra anlaşıldığında,şeyhülislam Vani Efendi'nin emriyle bir tek yahudinin bile yaşamadığı Ülgün'e (Arnavutluk'un deniz kıyısında bulunan bir şehirdir.Sabetaycılar Akkum adıyla da burayı tanımlarlar) sürgüne yollanması hareketin devinimini bir süre için durdurmuştur.Sevi cemaatine Selanik'e yerleşmelerini söylemiştir.Burada cemaat üç dini liderin yönetimine girer,ancak perde ardındaki lider Sevi'nin kayınbiraderi Yakov Qerido'dur.Sevi ile cemaat arasındaki bağlantıyı da kendisi sürdürmektedir.Nitekim daha sonraları cemaat içinde ileri sürdüğü yeni kuralların Maşiah tarafından kendisine iletildiğini iddia edecektir.Sevi'nin son günlerinde yahudiliğe dönük bir yaşam içinde olduğu ve tümüyle tefekküre dayandığı bilinmektedir.Kayboluşundan bir süre evvel Yugoslavya Yahudi Cemaati'ne yazdığı mektubunda(bu mektup İsrael'de Ben-Zwi Ensitüsü arşivlerinde saklanmaktadır) yaklaşmakta olan Kipur günü için dua kitapları istemesi bunun bir örneğini teşkil etmektedir. 1676 yılında Maşiah yok olur.Tüm cemaat kaygı içindedir.Bir kısım üyeler yahudiliğe tekrar dönmek gerektiğini söylerlerse de Qerido'nun liderliğinde yeni bir dini akım olarak Selanik'te yaşamaya başlarlar.  İKİNCİ BÖLÜM : Qerido'nun cemaatin dini liderliğini üslenmesi bir süre sonra otoritesine muhalif rakiplerinin ortaya çıkmasına neden oldu.Dini kararlar genel olarak bir bet-din tarafından verilmek teydi.Hernekadar tanah esas alınmaktaysada Talmud ve Halakah gibi yardımcı kaynaklar yerlerini daha çok kabbalistik müzakerelere bırakmıtı.Bu nedenledir ki bir süre sonunda farklı fikirlerin ortaya çıktığıda bir gerçektir(Kabbala tartışmaları çoğu kez temelde birbirinden çok farklı sonuçların ortaya çıkmasına imkan veriyordu)Nitekim nedeni tam olarak belirlenemeyen bir olay sonucunda cemaatin arasındaki ilk büyük kaos yaşanacaktır. Bazı kaynaklara göre bir boşanma davası bazılarına göreyse bir alacak meselesi sonucunda hakim rolünde karar veren Qerido'ya ilk somut karşı çıkış görülür cemaat içinde.Mustafa Çelebi adlı kişinin etrafında toplananlar Qerido grubundan ayrılırlar.Burada bir parantez açmakta fayda görmekteyim;sabetaycı cemaatler birbirlerinden ayrı yaşadıklarından uzun bir müddet her cemaatin tarihçesi sadece topluluklar içinde kulaktan kulağa yayılmaktaydı.Genellikle cemaatler birbirlerinin geleneklerini fazlaca tanımamaktaydılar. Selanik'te birbirine dehlizlerle bağlı evlerde sürdürdükleri yaşamları tamamıyla dışa kapalıydı ve hiç kimse de sırlar bilemiyordu,evlilik konusunda da karışmama prensibi egemen olduğundan uzun süre sadece "hoca" denilen din adamlarının anlattıkları gerçek kabul edildi.1924 yılında karakaşlar grubundan gelen Rüştü Bey'in ileri sürdüğü iddialar sonucunda Türkiye'nin politik baskı ortamından korkan sabetaycılar kendilerine ait olan yayın organlarında bu geleneksel bilgilerin bir bölümünü ifşa ettiler. Rüştü Karakaş bilebildiği kadarıyla kendi grubuna ait bilgileri verirken kendisine karş bu tarihsel zümreyi savunan Ahmed Emin Yalman Yakubiler'in inançlarını ortaya koydu.Aynı şekilde Son Saat Gazetesi'nde de kapancıların gelenekleri açıklandı.Bu makale hazırlanırken transkripte edilen bu kaynaklar dikkate alınmıştır. Şurası da muhakkaktır ki her üç cemmatte de birbirleri aleyhinde ifadeler kullanılmıştır.Hatta ilişkiler yok denecek kadar azdır.Qerido'ya bağlı kalanlar Selanik'te yılan mermeri denilen bölgeye yerleştiler.Diğer gruplada bir daha hiç bir araya gelmediler.Hatta 1924 senesinde mübadele ile beraber Türkiye'ye getirildiklerinde bile mezarlıklarını diğer gruplardan ayr tuttular.Bugün Türkiye'nin en büyük sabetaycı mezarlığ olan Üsküdar Bülbülderesi mezarlığında bir tek tane bile yakubi mezar lığı olmaması bunun en somut kanıtıdır. Yakubilerde cemaat iki ana zümreden oluşuyordu.Ağniya(zenginler) ve Zuafa (fakirler).Bu iki grubun arasında da genel olarak ilişkiler yok denecek kadar azdı.Cemaat içi ritüeller Qerido'nun adına okunan bazı ilahilerle beraber aynı yahudilerde olduğu gibi ibranice dualar şeklinde yapılıyordu.Kahal denilen dini merkezlerde "Peytaan" ad verilen din adamları dualar okumaktaydı.Yakubilerde genel olarak giyim konusunda da bazı katı kurallar vardı,örneğin erkeklerin ustura ile saçlarını kazıtmak zorunda oldukları bilinmektedir.Cemaat sırları çocuklara evlendiklerinin ilk gecesinde verilirdi,böylelikle cemaatin bir ailesi daha oluşmuş olurdu.Yakubi cemaatinin üyeleri ekonomik hayatta daha çok devlet dairelerinde önemli roller üslenmişlerdir.Fakat özel giyimleri nedeniyle çevrelerinde fark edildikleri bilinmektedir.Nitekim Mithat Paşa'nın Selanik valiliği sırasında dikkat çekmeleri nedeniyle soruşturmaya uğramışlarsa da herhangibir baskıya maruz kalmamışlardır.Benzet-benzeme prensibinin en etkili şekilde uygulandığı cemaat yakubilerdir.Özellikle dönemin gözde tarikatlerinden olan üçüncü devre melametilikte de oldukça etkinleşmişler,hatta bektaşilik,mevlevilik gibi gruplara maddi yardımlarda da bulunmuşlardır.Selanik belediye başkanlarından Hamdi Bey de bu gruptandı. Qerido daha yaşarken müslümanlarla temas konusuna oldukça önem vermekteydi,kensdisi zaten hac vazifesini yaptığı sırada ölmüştür.Yakubiler diğer grupları daima bir alt sınıf olarak gördüklerinden onlarla hemen hemen hiç temasları olmamıştı.Selanik'teki fikir hareketlerinde de oldukça etkinlik kazandık ları bilinmektedir.İlk sosyalistlerden Dr.Şefik Hüsnü (Deymer) bu cemaatin bir üyesiydi.Diğer gruplara nazaran yakubilerin asimilasyonu oldukça hızlı olmuştur.Ondokuzuncu yüzyılın son yıllarında gençlerin Selanik'te çıkardıkları Gonca-i Edep adlı dergide Sabetay Sevi bir şarlatan olarak gösterilmiş,bu hareketin artık sona ermesi gerektiği defalarca vurgulanmıştır.Özellikle Avrupa'ya tahsile giden gençlerin buralarda yaptıkları evlilikler nedeniyle de cemaatin dağılması hızlanmıştır. 1924 mübadelesi sonunda İstanbul'a geldiklerinde de diğer gruplardan ayrı kalmışlar,hemen hemen yakın mahallelerde oturmalarına karşılık aralarında diyalog olmamıştır.Mezarlıklar ise Feriköy'de kendileri için ayrı olarak satın alınan bir bölümdedir.Yakubiler eğitim hususuna da oldukça önem verdiklerinden daha Selanik'teyken özel okullar açtılar.Daha sonra Hamdibeyler ismini alacak olan Selimiye mektebiyle İstanbul'da faaliyet gösteren Feyzi Ati ve Boğaziçi Koleji isimli okullar bu cemaate aitti.Bugün bile halen geleneksel olarak yaşamını sürdüren çok küçük bir yakubi kitle bulunmaktaysa da hiç bir şekilde diğer gruplarla temasa geçmemektedirler. Qerido'nun ayrılışı sonrasında çoğunluğu elinde bulunduran ana topluluk tıpkı diğer grup gibi içine kapandı.Sevi'nin öğretilerinin yanında,günlük konulara ilişkin kararlarda kabalistik bir metod benimsenmekteydi.Cemaat tamamıyla dini bir atmosfer içinde yaşamaktaydı.Burada belirtilmesi gereken çok önemli bir nokta da şudur;sabetaycılık gibi bu kadar gizli ve içe dönük bir cemaatin asırlarca bağımsız olarak yaşamasının en önemli nedeni Osmanlı yönetiminin siyasi hoşgörüsünden kaynaklanmaktaydı.Nitekim içte Ladino ve dualarında İbranice'yi kullanan cemaatler hemen hemen hiç bir biçimde diğer dini toplumlarla ilişkiye girmemekteydiler.Bu nedenle de asimilasyon sözkonusu olmamıştır. Her üç cemaatte de reis adı verilen dini başkanlar -ki aynı zamanda cemaat yöneticisiydiler- tarafından özenle tutulan soy ağaçları sayesinde karma evlilikler yapılamamış,böyle bir duruma tevessül edenlerde hemen cemaatten atılmıştır. Sevi'nin kayboluşundan dokuz ay sonra dünyaya gelen Baruhya isimli bir çocuk kısa sürede dini konulara olan kabiliyetini ortaya koydu.Bir kısım üyeler bu çocuğun problemleri çözme konusunda ki yetenekleri karşısında hayretler içinde kalınca söylentiler dolaşmaya başladı.İnanca göre Baruhya aslında Sabetay Sevi'nin ruhunu taşımaktaydı,zaten onun kayboluşundan sonra dünyaya gelmişti.Yakubilerse Qerido'nun Maşiah'ın halifesi olduğuna inanmaktay dılar.Bu konudaki tartışmalar Baruhya'nın ölümü ile alevlendi. 
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM : Baruhya gömüldükten sonra baz kişiler mesihin o olmas durumunda cesedinin kokmaması gerektiği iddiasını ortaya attılar.Hasan Çelebi ismindeki bir zat mezarın açılması konusunda diretti. Bunun üzerine mezar açıldı,bu sırada etrafa bir koku yayılınca Hasan Çelebi"..ne menem bir mesihmiş ki kokuyor" ifadesini kullanır,böylelikle de uzun bir süredir gözle görülen ancak kabul edilmeyen ayrılık somutlaşır.1720 de cemaat ikinci bir bölünmeyle karşılaşacaktır.Osman Baba'nın mesihliğine inanan ve ona tapan karakaşlar ile onu ve Qerido'yu hiçbir şekilde kabul etmeden sadece Sabetay Sevi'ye inanan kapancılar... Karakaş-kapancı bölünmesi ilk ayrılmanın aksine çok daha dramatik olmuştur.Nitekim burada aileler arasında bir bölünme yaşanmıştır.Aynı aileden gelen iki kız kardeş evlilik münasebetiyle farklı farklı ailelere mensupken bu ayrılıkla eşlerinin inancı doğrultusunda irtibatlarını kesmek zorunda kalmışlardır.1994 yılında bizzat inceleme olanağını bulduğum ve bir kopyası da bende olan bir soy ağacında böylesine dramatik bir olay yaşayan iki kız kardeşin nasıl gizli gizli görüştükleri ve diğer ailelere ilişkin hususları birbirlerine aktardıklarına şahit oldum. Karakaşlardaki temel inanç Osman Baba'nın mesihi ulviyete haiz olduğuydu.Osman Dede ölümünden önce özellikle Avrupa'daki yahudi cemaatleri arasında dini faaliyetlerde bulunmuştu,buradan Türkiye'de ki cemaate katılmalar olmuştur.Yalnız şunu da belirtmek gerekiyor genellikle dini yönü kuvvetli olan bilgili aileler Karakaşlar grubunda kalmışlardır.Belki de bugün hala bu grubun ritüellerini uygulamalarının ardındaki neden de budur.Yakubilerin aksine cemaat sırları çocuklara onüç yaşına geldiklerinde verilmekteydi.Evlilikler sadece cemaat içinde yapılıyordu. Karakaşlarda din adamlarına Ogan denilmektedir.Burada da dini merasimler ayrı ve özel bir mekanda yapılmaktadır.İslamiyete karşı gösterdikleri bağlılık yakubilerin aksine bir görüntüden ibaretti.Karakaşların ekonomik açıdan çok fazla geliştikleri söylenemez.Ancak ondokuzuncu yüzyıl sonrasında özellikle basın ve ticaret alanlarında ilerleme kaydettiler.Karakaşlarda eğitim konusunda oldukça önemli hamlelerde bulundular.Feyziye Mekteplerinin kuruluşu yine cemaat üyelerinin desteğiyle olmuştur.İzmir'de düşmana ilk kurşunu sıkan gazeteci Osman Nevres (Hasan Tahsin) de bu grubun bir üyesidir.Gelenekleri arasında doğan ilk erkek çocuğa Osman isminin konulması vardır.İttihat Terakki'nin önde gelen siyasi aktörlerinden Maliye Nazır Cavid Bey bu gruptandı.Kapancılar karakaşlara onyollu demektedirler.Çünkü inançlarına on ayr ı dinden karışmalar olduğu iddiaları vardır. Bu gün için dini ritüellerini en fazla uygulayan ve sabetaycılığa bağlı olan grup karakaşlardır.Halen içlerinde evlilik kurumunu devam ettiren bu grup dualarını ibranice ve ladinoda okumaktadırlar.Özellikle Avrupa'daki sabetaycılarla geniş ilişkiler kurmuşlardır ve önemli bazı dinsel merkezlerde de halen faaliyet göstermektedirler. Yazımıza konu olan üçüncü sabetaycı grup ta kapancılardır. Karakaşlardan ayrıldıktan sonra nüfus olarak en geniş kitleyi oluşturmaktaydılar.Özellikle onsekizinciyüzyılda Avrupa'nın dinsel merkezlerinde oldukça etkili olmuşlarsa da güçlerini giderek kaybetmişlerdir. Kapancılar her nekadar karakaşlardan ayrılmışta olsa,bu iki grubun arasındaki ilişki yakubilere nazaran daha olumluydu.Nitekim Selanik'te yerleşim alanları açısından birbirlerine oldukça yakındılar.Her bir grup diğerine "komşular" diye hitap ederdi. Kapancılar daha çok ticaret ve sanayiide gelişmeler göstermişti.Bu grubun üyeleri arasında bankacılar ve tüccarlar vardı.Kapancı grubu ondokuzuncuyüzılla beraber dışa açılmaya başladı,özellikle eğitim alanında diğer gruplar gibi atılım yaptılar.Selanik'te yetişen dönemin ünlü kabbalistleri bu grubun üyelerindendi.İnanç olarak sadece Sevi'nin dini prensiplerini kabul ettiklerinden sabetaycı teori konusunda çok daha saf inançlara sahiptiler. 1917 yangınıyla beraber her üç grupta da kendi inançlarını belgeleyen önemli dokümanlar yokolmuştur.1924 senesindeki Türk- Yunan ahali mübadelesi ile de Selanik'te üç asır boyunca korunan cemaatçi yapıda zedelenmiştir.Sabetaycılar Türkiye'ye geldiklerinde İstanbul,İzmir başta olmak üzere büyük şehirlere dağıldılar Yakubiler bu sırada zaten hemen hemen yok olmak üzereydi.Kapancılar içindeki bir grup idareci Amerika'ya göç fikrini ortaya attı, o yıllarda zaten baz aileler ticari ilişkiler dolayısıyla Güney Amerika'ya gitmişlerdi.Ancak oralarda beklenen başarılar elde edilemediğinden bu planlardan da kısa sürede vazgeçilmiştir.Aynı yıl karakaşlardan Rüştü Bey'in cemaati aleyhinde basına yaptığı açıklamalarda halkın olumsuz tepkilerine yol açmıştır. Bunun sonucunda da kapancılar grubu da asimilasyon yönünde karar almıştır,zaten Türkiye'de gruplar içindeki iletişimde hemen hemen ortadan kalkmıştı. Karakaşlar ise eski güçlerini koruyamamışlarsa da yine de cemaatçi yapıyı en güçlü şekilde sürdürmeyi başaran grup olmuşlardır.Ayinlerine özel mekanlarında büyük bir gizlilik içinde devam etmişlerdir.Ancak eski kabalistik metodlar bilen kişilerin sayısında büyük bir azalış olmuştur.Sabetaycılık her nekadar Türkiye topraklarında ortaya çıkan bir hareketse de giderek bütün dünyada ki yahudi cemaatleri arasında yayılmıştır.Nitekim bugün hala Hollanda,İspanya,İngiltere,Fransa ve Amerika Birleşik Devletleri'nde yaşayan cemaaatlerin varlığından haberdarız.Bu arada Selanik'ten diğer ülkelere göçeden sabetaycı ailelerin olduğuda bilinmektedir.Bunların bir kısmı Avrupa ve Amerika ülkelerine dağılmışlardır hatta buralarda i yahudi cemaatleri ile de karışmışlardır. 1948 yılında İsrael'in bir devlet olarak kurulmasıyla beraber sabetaycılardan bir grup buraya gelmişler ve bu ülke vatandaşı olmuşlardır.Gerek ana dil olarak ispanyolca konuşmaları gerekse sefarad geleneklerine sahip olmaları nedeniyle entegrasyon konusunda hiçbir sorunla karşılaşmamışlardır.Ancak Sohnut'un resmi kayıtlarına göre bu ailelerin sabetaycı oldukları bilinmemekteydi.İzak Ben Zwi'nin cumhurbaşkanlığı yıllarında da dönemin İsrael’li bilim adamları ve diplomatları ile sabetaycılar arasında diyalogların kurulduğu biliniyor.Tabii bu konularda açıklanmış resmi kaynaklara sahip değiliz.Ancak Scholem'in yaptığı araştırmalarda özellikle Türkiye'de yaşayan ailelerle de görüşüldüğü bilinmektedir.Üstelik Ben-Zwi arşivlerinde saklanmakta olan belgeler bu savı kanıtlar niteliktedir. Sabetaycılık yahudi tarih ve kültür hayatının çok önemli bir parçasını oluşturmakla beraber maalesef halen bir muamma olarak karşımızda durmaktadır.Gönül arzu ediyorki bu konu hakkında araştırmalar yapılsın ve özellikle bu cemaati tanıyan ve ilişkide olan insanlar bildiklerini açıklasınlar.   Evrensel bir değer olarak mistisizm tarihsel süreç içerisinde batılı ve doğulu kültürlerde farklı tarzlarda gelişmişse de sonuçta her iki kültürdeki mistik kişiliklerde aynı ortak sonuçlara ulaşmışlardır.Genellikle ortaçağın başından itibaren yahudi gizemciliği islam ve hıristyan gizemciliği arasında bir köprü görevini görmüştür. Onyedinci yüzyılda doğan ve Osmanlı kültür evreninde gelişen sabetaycılık kabbalist teoriye dayalı bir yahudi mistik hareketi olarak ortaya çıkmışsada zamanla giderek islami karakterlerde taşımaya başlamıştır.Bu, ondokuzuncu yüzyıl sonrasında o kadar belirginleşmiştir ki,özellikle sabetaycı gruplar içinde yer alan yakubilerde devrin mistik hareketlerine karşı aşırı bir ilgi ve destek görülmeye başlanmıştı.Bu yazıda özellikle ondokuzuncu yüzyıl ile yirminci yüzyılın ilk çeğreğine kadar geçen sürede Sabetaycıların İslam dünyasındaki belirgin rolleri incelenmeya çalışılmıştır. Sabetay Sevi'nin din değiştirerek islamiyeti kabul etmesi sonrasında,onunla beraber aynı yolu takip eden ikiyüz aile görüntü itibariyle de olsa,islami gruplarla yakınlaşma yolunu seçmişti.Yalnız Osmanlı toplumunda değil,hemen hemen tüm Avrupa ve Asya yahudi cemaatlerinde derin etkiler bırakan sabetaycı akım temel olarak "benzet -benzeme"prensibinden hareketle egemen sınıfların olası baskılarından kurtulmayı başarmıştı.İşte o andan itibaren de kerhende olsa islami gruplarla yakınlaşma zorunluluğu doğmuştu.Sabetaycılığın temelde Zohar'ın mistik evrenine dayalı olan teorisi kısa zamanda Sabetaycıların girdikleri yeni ortamlarda da başarı kazanmalarına yolaçmıştı,çünkü genelde gizemci grupların hepsinde varolan "bire ulaşma-birde kaybolma " çabası dinsel otoritenin başaramadığı bir bütünleşmeyi sağlamaktaydı.Sabetaycılar daha ilk andan itibaren iktidara yakın ve nispeten dinsel kurallara daha hoşgörüyle yaklaşan mistik grupların içine karışarak buralarda etkinlik sağlamaya başladılar(1) Sanılanın aksine bu gruplara girmelerinin ana nedeni yalnızca gizli kimliklerini muhafaza etmek değildi,aslında farklı bir dine ait tarikatlerde de olsa gizemci karakterlerini korumayı amaç lıyorlardı. Sabetaycı cemaatlerin islam mutasavvıflarıyla olan ilişkileri genellikle üç ana merkezde yoğunlaşmıştır.Bunlardan ilki imparatorluğun merkezi olan İstanbul, daha sonra Batı Anadolu'da İzmir ve ardından da Balkanlarda'ki merkezlerdir.Burada Selanik,Sofya ve Trakya'da da Edirne dikkati çekmektedir.Sabetaycıların din değiştirmeleri sonrasında İstanbul'da yaptıkları ilk eylem zamanın Halveti Dergahı Pirleri'nden olan ve bugün Üsküdar'da yatan Aziz Mahmud Hüdai'nin tekkesinin yapılışında maddi destek sağlamalarıdır.Bunun ana nedeni uzun bir süre sabetay cıların bu dergaha devam etmeleriydi,1924 mübadelesine kadar da Sabetaycılar Aziz Mahmud'un dergahında bulundular.Üsküdar'da bulunan Bülbülderesi mevkiinin Sabetaycılar için özel bir anlamı vardı,çünkü Talmud'a göre Mesih bülbüllerin sesine gelecekti. Nitekim Türkiye'deki sabetaycı mezarlıklarının en büyüğü olan Bülbülderesi mezarlığının bu bölgede kurulmasıda bundan dolayıdır.İstanbul'da sabetaycıların yaptıkları diğer mabedlere baktığımızda bunların genellikle hep Üsküdar ve civarında olduklarını görürüz.Yine Bülbülderesi mezarlığının girişinde yeralan Feyziye Hatun Camii'de sabetaycı aileler tarafından yaptırılmıştır.Bu camii ile ilgili olarak ortaya konması gereken bir nokta şudur; Sabetaycıların Karakaşlar koluna mensup ailelerin en sık kullandıkları sembolik kelimelerden biri olan "Feyziye" ismi aynı zamanda Selanik'te kurulan ve Atatürk'ün de ilk eğitimini aldığı okula da verilmişti(2)Diğer bir dini yapıda kesin olmamakla beraber sabetaycı bir aileye mensup olduğu tahmin edilen(3) ve 1899 da ölen Rabia Adviyye Hanım tarafından yaptırılan Bedevi Dergahı'dır. Bu yazıda son olarak ele alınacak olan konu sabetaycı hareketin merkezi olan Selanik'te cemaat üyelerinin İslam mistikleri ile kurdukları ilişkilerdir.Kuşkusuz özellikle Osmanl Devleti'nin son yıllarında çok önemli bir rol üslenen Selanik şehri;hem pekçok yeniliğin öncüsü olmuş,hemde tarihe geçen ve büyük fonksiyonlar yüklenen örgütlerin merkezlerine yataklık etmiştir. Sabetay Sevi'nin yaşadığı yıllarda islam mutasavvıflarından Niyazi Mısri ile ilişki kurduğu çeşitli kaynaklarda iddia edilmektedir(4)Mısri ile Sevi'nin kişilikleri ve felsefeleri incelendiğinde ikisinin de ayn zamanlarda ve farklı dini ortamlarda ortak iddiaları ve fikirleri savundukları anlaşılmaktadır.Her ikisi de yaşadıkları yıllarda Mesih=Mehdi oldukları ve insanları kurtaracakları iddiasında bulunarak çeşitli eylemler içinde olmuşlardır.Her iki zahitte aynı ortak düşmana;Şeyhülislam Vani Efendi’ye karşı savaşım vermişlerdi,ne gariptirki -belki de kaderin bir cilvesi olarak - her ikisi de kendi kültür dünyalarından ve doğdoğduklaru topraklardan sürülmüşlerdi.İnsanlar onları deli olarak gördüğünden fikirlerine daima alaycı yaklaşımlarda bulunmuşlardı.Ve ne gariptir ki bugün,fikirleriyle yaşadıkları baskı dolu dönemde yeni ufuklar açan bu iki mistik kişilik hakkında da yeterince araştırma yapılmamıştır. Rivayetlere göre Sevi Mısri ile Edirne veya İstanbul'da bir araya geldi,aralarında geçenlerin neler olduğu ve hangi lisanda anlaştıkları bilinmese de birbirleri üzerindeki etkilerinin takipçileri içinde sürdüğü iddia edilebilir.Mısri'nin tarihsel rolünün düşünceleri bağlamında belirginleşmesi -ilginçtir- onu takip eden Mısriye koluna mensup dervişlerin çabalarından kaynaklanmamamıştır.Aksine kaynak olarak en eski mistik gruplardan biri olan Melamiler bu rolü üslenmişlerdir.Tıpkı Balkanlar ve Avrupa'da etki gösteren Sabetaycılar gibi Üçüncü Devre Melamileri de aynı bölgelerde etkin olmuşlardır.İslami kaynaklar genellikle düşünceleri açısından bu grubu serbest olarak tanımlamaktadırlar(5),bunların bir önceki kuşağ olan Bayrami Melamileri üyeleri de onlara sıcak yaklaşmamışlardı.Gölpınarlı bu gruptaki egemen felsefeye göre melamet ve fütüvvetin bir sözden ibaret olduğunu iddia etmektedir(6)Bazı yazarlar bu grubun bir değişim dönemi tarikati olduğunu belirtmektedirler(7)Yine Gölpınarlı bu grupla işrakiy gidişin ilmi bir kisveye büründüğün yazmakta,bu yola melamilik demenin de olanaksız olduğunu eklemektedir. Üçüncü Devre Melamilik'in kurucusu Seyyid Muhammed Nur'dur.Esasen Rumeli'de örgütlenen Seyyid Muhammed Nur Antalya'dan sonra doğruca Selanik ve Üsküp havalisine gelip yerleşmişti(8)İlginçtir daha Sabetay Sevi zamanında bu bölge sabetaycı akımın etki sahasına girmekteydi.Seyyid Muhanmmed'in felsefesi genel olarak Simavnalı sosyalist düşünür Bedrettin islam felsefesinin diğer vahdeti vücutçu doktrini savunan Şeyh Arslan,Ahmedibni İdris gibi mistiklerden etkilenmişti.Ama kuşkusuz en çok dikkat çeken nokta Sabetay Sevi'nin çağdaşı ve adeta kaderdaşı olan Niyaz Mısri'ye olan yakınlığıdır.O kadar ki Seyyid Muhammed müritlerine yalnızca Mısri'yi okutmakla kalmamış,onun ilahilerini şerhetmiş ve bunu kitaplaştırmıştır.Ve çok ilginçtir bu eserinde tıpk Sabetay Sevi'nin ve Mısri'nin Mesih=Mehdi fikirlerini kabul ederek kurtarıcı düşüncesini benimsemiştir(9),bunu yaparken de aynı Sabetaycılarda olduğu gibi Şii ekolce de benimsenen kurtarıcının reenkarnasyonunu savunarak Mısri'yi taklid etmiştir(10) Ondokuzuncu yüzyıl sonunda osmanlı siyasasında Sultan 2.Abdülhamid'e karşı doğan başkaldırma akımı özellikle İstanbul' un baskılarının ulaşamadığı yerlerde kendini göstermekteydi.Bu süreçte Selanik gerek kozmopolit toplumsal yapısı,gerek Avrupa'ya olan yakınlığı ve diğer coğrafi avantajlarının da etkisiyle giderek başkaldırının merkezi haline gelmişti.İttahat ve Terakki örgütünün yükseliş döneminde özellikle organizasyonu sürecinde ençok dikkati çeken üç kurum vardır:Tarikatler,mason locaları ve ordu. Tarikatlerin Yeniçeri ocağının kuruluşuyla beraber siyasi katılımda etkinleşmeleri,devletin özellikle şiiliğe karşı bir silah olarak bunları kullanması imparatarluğun son dönemlerinde de aktivite kazanmalarına neden olmuştu.İttihat Terakki'ye yakınlık duyan tarikatlerin içinde hernekadar mevlevilik ve bektaşilik baş sırayı almaktaysa da melamiliğin de özel bir konumunun olduğu muhakkaktır.Nitekim zamanla Melamilik özellikle Selanik'te güç kazanmıştı. İttihat Terakki'nin kurulmasıyla beraber Sabetaycılar'ın da özellikle siyasi rolleri belirginleşti.Genellikle o dönemdeki diğer etnik unsurlara göre ticari ilişkileri nedeniyle batı ülkelerine ve onların kültürlerine karşı ilgi gösteren sabetaycı cemaatler politik mücadelelerini özellikle Fransız Devrimi'yle özdeşleşen hürriyet,kardeşlik ve eşitlik düşüncelerinde somutlaş- tırdılar.Sabetaycı toplumlarda dini yapının giderek etkisini yitirmesi grup üyelerini yeni arayışlara ittiğinden masonluk ve melamiliğe karşı gösterdikleri ilgi bizleri şaşırtmamalıdır.Nite- kim adı geçen organizasyonlarda üst kademelere kadar gelmeleri de bunun bir örneğidir. Melamiler'in Sabetay Sevi'nin fikirdaşı olan Niyazi Mısri'ye karşı duydukları ilgiyle beraber Sabetaycılar bu tarikate intisap etmeye başladılar.Melamilik'e yalılar bölgesindeki evini tekke haline getirerek maddi destek sağlayan Ali Örfi Efendi(11) sabetaycı cemaatin ileri gelenlerindendi.Yine ayn cemaate mensup olan Osman Zevki Efendi'de mahlasını bizzat Seyyid'den almıştı(12) 1924 yılına kadar sabetaycıların tarikatlerle olan bağlantıları sürdüyse de mübadele sonrası İstanbul'da giderek azalmaya başlamıştı.Bir müddet sonra tekke ve zaviyeler'in kanunla kapatılması ister istemez onları bu kurumlarla olan diyaloglarından kopardı.Zamanla masonluk içindeki yükselişleri de bu ilişkinin sona erme nedenlerinden biridir. Sabetaycılık -veya Türkçe'de ki bilinen adıyla Dönmelik- her ne kadar yahudi kökenli bir hareket ise de zamanla islam dini kurumlarıyla da ilişkiler kurması sonucunda burada da etkili olmuştur.Netice itibariyle, sabetaycılığı ve sabetaycıları sadece yahudi kültürünün bir uzantısı saymak yanlış olacaktır. DİPNOTLAR : 1-Genellikle mevlevi ve bektaşi gruplarında hareket etmelerinin ortak nedeni de budur. 2-Bugünkü Işık Lisesi adında faaliyet gösteren bu okulun esas adı Mekteb-i Feyziye'dir. 3-Sabetaycı aileler genellikle iki isim kullanmaktaydılar.İlk isim sefarad yahudilerinin kullandıkları ismlerdendi,ailelerde kendi yahudi soyadlarını taşımaktaydılar.Kullandıkları müslüman isimleriyse çoğunlukla bu yahudi isimlerinin Türkçe karşılıklarından oluşmaktaydı.Örneğin karakaşlarda doğan ilk erkek çocuğa Osman isminin verilmesi kuralı bu grupça mesih'in halifesi kabul edilen Baruhya'nın Türkçe isminin Osman olmasından kaynaklanıyordu.Keza Mehmet ismi de islamiyetle beraber bu ismi alan Sabetay Sevi'yi simgelemekteydi.Çengelköyde'ki Bedevi Dergahı'n yaptıran Rabia Adviyye Hanım'ın ismi de yine bu şekilde dini anlamı olan bir isimdir,kaldı ki babasının ismi olan -ki kendisi dergahın şeyhlerindendir- İbrahim Edhem de yine Sabetaycı ailelerde sıkça raslanan bir isimdir.Bu konuda İbrahim Hakkı Konyalı'nın "Üsküdar Tarihi" adl kitabının 421-422. sayfalarından yararlanılmıştır. 4-Bu konuda Hammer Tarihi'nden,Scholem'in Sabetaycılık ile ilgili yazılmış kitaplarından faydalanılabilinir.Paul Fenton'da yayımladığı bir makalesinde bu konuya değinmektedir.Fenton 1666 yılında her iki mistiğin karş karşıya geldiklerini belirtmektedir.Yine aynı makale Graetz isimli araştırmacıyı kaynak göstererek Sabetay'ın İstanbul'da Mısri'nin tekkesinde kaldığını ve dost olduklarını belirtmektedir.Bu tekke Sultanahmet civarındaki Mehmet Paşa tekkesidir ve ikisi birlikte burada halvete çekilmişlerdir.Yine Israel Hazan'da Sabetay'ın Allah'ın ismini zikreden bir tarikate katıldığını yazmaktadır. 5-Gölpınarlı / 100 Soruda Tasavvuf s:110-113 6-ibid 7-Tekeli-İlkin / İttihat Terakki'nin Oluşumun'da Selanik'in Rolünün Belirleyiciliği 8-Gölpınarlı / Mevlana'dan Sonra Mevlevilik / s:233-235 9-Gölpınarlı / b.ö.k s:276-280 den özetle 10-Burada savunulan peygamberlerin aslında birbirinin reenkarnasyonu olarak tekrar tekrar dünyaya geldikleri ve yol gösterdikleridir. 11-Gölpınarli / Melamilik ve Melamiler / s:301 12-ibid. s:324   Toplumsal Tarih gibi Türkiye'nin bilimsel yaşamında önemli işlevleri olan bir dergide yazı yazmak herşeyden önce yazı yazan kişiye bir takım sorumluluklar yüklemektedir. Bu sorumlulukların en başında da nesnel olmak,tarihi gerçekleri çarptırmadan kaynaklarıyla belirleme zorunluluğu gelmektedir.Ancak tabiatta varolan her kuralda olduğu gibi burada da bir istisnanın saklı tutulması gerekebilir.Bu yazımızda sözü geçen belgeler,ne yazık ki çeşitli nedenlerle yayımlanamıyorlar, sadece yazarın ve kapalı bir cemaatin üyelerince görülebilen bu dokümanların gerçekliklerinin tartışlması da yine okuyucuya kalmaktadır.Ancak Sabetaycılık gibi tarihçesi gerçekten çok az bilinen ve ilgiyle takip edilen bir olgunun aydınla tılması gereğide ister istemez bizi bilimsel kuralların dışına -sadece kaynakların orjinallerini yayımlayamamak ile- itmektedir. Sabetaycılık hareketinin Sabetay Sevi sonrasında Selanik'te devam ettiği ilk andan itibaren soy ağacı tutmak hemen hemen her ailenin benimsediği bir metoddu.Bunun en önemli nedeni yahudi kökeni muhafaza etmek,bir süre sonra ortaya çıkabilecek karma evlilikleri ve kan değişimlerini belirlemekti.Çünkü Sabetaycılar Sevi'nin kuralları uyarınca yalnızca ona inanan kişilerle evlenebilirlerdi.Her ne kadar Karakaşlar'ın lideri Baruhya'nın(Osman Baba) Polonya'da yaptığı bazı misyonerlik faaliyetleri olmuşsa da bu da tümüyle o bölgede yaşayan Frankistlere(yahudi kökenli bu dönmeler aynı Sabetaycılar gibi hıristyanlığı benimsemişlerdi) ve yahudileri hedef almıştı.Zaman içerisinde Sabetaycıların aralarında ortaya çıkan bir takım bölünmeler sonucunda üç alt grup oluşmuşsa da(bunlar Karakaşlar, Kapancılar ve Yakubilerdir) her üç grupta da soy ağacı yapma geleneği korunmuştur.Bir süre sonra sürekli aile içi evlenmeler ortaya çıktığından giderek kişiler arasında yakın akrabalıklar kurulmaya başlanmıştır. Sabetaycı soy ağaçları konusunda İsrail Arşivleri'nde saklanan belgeler bir yana bırakılırsa eldeki en somut kaynak gazeteci Bilgin ailesine ait olan ve bir kitap halinde de yayımlanan bir şeceredir."Yeni Asrın Selanik Yılları" adında Türkmen Parlak'ın yayımladığı bu kitapta maalesef tarihi bir gerçek tamamıyla çarptırılarak bu ailenin tarihçesi Anadolu'ya dayandırılmaktadır.Ne enteresandır ki bu ailenin kökeni dikkate alınmadan 1750lerde Anadolu'dan Edirne'ye getiilen Türkler'e dayandirılmaktadır.Fakat umarız yazar bu zorunlu göçün tarihi kaynaklarını araştırmıştır ve bunları cevabi bir yazıyla açıklayabilecektir.Fakat bu şecerenin hazırlanış ve teferruatı hakkında daha fazla bilgi verilmemektedir.Benim bizzat bu ailenin İstanbul’da yaşayan üyeleriyle yaptığım görüşmede kendilerinin Selanikli oldukları ve Yakubi Cemaatine bağlı oldukları bana bildirilmiştir. Yukarıda zikredilen ve bugün İzmir'de yaşayan bu yakubi ailesinin soyağacından sonra İstanbul'da bir başka Kapancı ailenin elinde bulunan soyağacına gelelim.Şu ana dek hiçbir yerde yayımlanmamış bu soyağacında garip olan nokta tıpkı ilk soyağacında olduğu gibi erkekler üzerinde gitmesidir.Gerçekten de her iki belgede de kadınlara hiç yer verilmemiştir.Halbuki Sabetaycılıkta da tıpkı yahudilikte olduğu gibi kan anneden geçmektedir.İkinci soyağacının hazırlayıcısı olan kişi temel olarak İtalya'nın Alvo kasabasından Selanik'e gelerek Sabetay Sevi hareketine katılan bir kişiyi ele almaktadır.Şecere'nin alt orta kısmında bir ağaç resmedilmekte ve burada Sabetay Sevi olayı anlatılmaktadır. Şecerenin başlangıcında yer alan Abdullah Efendi'nin Avcı Sultan Mehmet tarafından çiçekçibaşı yapıldığı iddia edilmektedir.Sabetay Sevi'nin de islamiyeti seçtikten sonra kapıcıbaşı yapıldığı düşünülürse bu iddianın gerçek olma payının oldukça yüksek olduğu belirlenmektedir.Ayrıca bu zatın öldükten sonra Selanik'te gömüldüğü belirtilen yer daha sonra Yunanlılarca ortadan kaldırılan Dönme Mezarlığ idi.Bu soyağacı da ondokuzuncu yüzyılın sonuna kadar getirilmiştir,bu makalenin yazarında ayrıntılı resimleri mevcut olmakla beraber bir rivayete göre bir süre sonra bir Sabetaycı ailenin hayatını konu alan bir kitapta yayımlanacağından burada kaynak kullanılmamaktadır. Ancak hiç kuşkusuz bu iki soyağacının dışında en önemli olan yine hiç ortaya çıkarılmamış olan ve yine İstanbul'lu bir ailenin elinde bulunanıdır.Bu ağacın kökeninde Sevi'ye inanan iki yüz kişi geldikleri mekanlar itibariyle ele alınmaktadır.Daha sonra Yakubiler'in bölünmesine kadar gelen bu ağaçta ayrılan her aile ibranice "Koferim" (kafirler) kelimesiyle belrlenmiştir.Ancak esas bölünme Osman Baba olayı neticesinde olmuştur ve soyağacının bu günkü varisi olan kişinin akrabaları (bu akrabalık on kuşak'ın üstüne çıkmaktadır) arasında ağaç taksim edilmiştir.Osman Baba olayı sırasında iki kızkardeş eşlerinin farklı gruplarda yer almalarıyla beraber ayrılmışlarsa da görüşmelerini sürdürmüşlerdir.Bu soy ağacı Latin Harfleri ve İbranice Harfler'den oluşturulmuştur.Burada ayrıca yaşadıkları dönemde Sabetaycı inanışa katkıda bulunan kişilerde ele alınmıştır.Üstelik bu soy ağacının diğer bir bölümüde kadınlarıda içeren bilgileri ihtiva etmesindedir.Soyağacının etrafı bir takım dualarla süslenmiştir,sahiplerinin izniyle bu ağacın bir kopyası alınmışsa da varislerin istekleri doğrultusunda yayımlanamamaktadır. Sabetaycı soy ağaçları konusunda kısaca bilgi verilmeye çalışıldı. Gerçek şu ki 1917 Selanik yangını sonrasında kaynakların ortadan kalkmış olması tarihçeleri oldukça güç şartlarda çalışmaya itmektedir.Ancak ne yazık ki ortaya çıkan baz bilim şarlatanları da ailelerinin Sabetaycı kökenlerini red etme yolundadırlar ve sırf para kazanma uğruna bir takım hayali bağlar ortaya çıkarmaktadırlar.Umarız ki bu konuda elinde kaynak olan kişiler ortaya çıkıp gerçekleri yazabilme cesaretini gösteririler 
Tarih yazılırken bazen öylesine garip ve inanılmaz olaylar olur ki hiç düşünmediğiniz bir zamanda hiç düşünmediğiniz bir yerde |