Top Module Empty
Anasayfa arrow Haberler arrow Son Haberler arrow Avratın dört nesnesi kara gerek
Avratın dört nesnesi kara gerek PDF Yazdır E-posta
Yazar admin   
Salı, 27 Kasım 2007

Zekerin başına şırak şırak vurarak gele, şeklindeki Osmalı metinleri, bize erkeklik organının nereye kadar uzandığını açıklıyor. Tabii terminolojik olarak, namı üç kıtaya yayılan Osmanlı' nın sadece at üstünde ülkeler fethettiğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Bugün saray aleminin arka bahçelerinde dönen dolapların pek çoğunun cinsellikle ilişkisi olduğunu kestirebiliyoruz. Genlerimizde kıpraşan delikanlılık ruhunu atalarımızın malum konulara olan eğilimiyle açıklamak mümkün.

Pornografinin böylesi

"Avratın dört nesnesi kara gerek: saçı, kaşı, kirpiği, ve gözünün karası.

Avradın dört nesnesi kızıl gerek: dili, dudağı, yanakları, avurdları (yanak boşluğu).

Avradın dört nesnesi yuvarlak gerek: yüzü, gözü, topukları ve bilekleri.

Avradın dört nesnesi uzun gerek: boynu, burnu, kaşı ve parmakları.

Avradın dört nesnesi hoş kokulu gerek: burnu, azası (cinsel organı), koltuk altları ve ayakları.

Avradın dört nesnesi geniş gerek: alnı, gözleri, göğsü, ve butları

ve dahi avradın başı ne büyük ve ne küçük ola, eti dahi değirmi (yuvarlak) ola ve yürüdüğü zaman, kalçasının etleri deprene.

" 13. yüzyılda yaşayan Nasüriddin Tusi' nin "bahnamesi" ndeki ideal kadın tanımı böylece uzayıp gidiyor. Farsça adı ile "Bahname" yani şehvet kitabı olarak anılan kaynakların varlığı 700 yıl öncesine dayanıyor. Şehvet kitaplarından Osmanlı da nasibini alıyor elbettei. Kitaplar 4. Murat döneminde toplu bir kıyıma uğrayıp yaktırılmış olsalar bile günümüze ulaşanlar bulunuyor. Seksi tasvir eden pek çok minyatürü, erotizm konulu resimleri ve cinsel gücü arttırıcı doğal formülleri içeren şehvet kitaplarının bazılarında zamanın padişahını cinsel ilişki sırasında gösteren gravürlere bile rastlanırdı. Açıkçası günümüzün pornografik yayınlarının tam karşılığı sayılan bahnamelerdeki fıkralar geçmişin sırlarını da önümüze seriyor. Ünlü zıbıkçıbaşı bunlara bir örnek oluşturuyor:

Harem' de sıranın kendisine gelmesini beklemekten sıkılan cariye soluğu Kapalıçarşı' daki zıbık dükkanında alıyor. Zıbıkçı efendi işveli hatuna nasıl bir tercihi olduğunu soruyor. Kız şaşkınlıkla mamüllerin çeşit çeşit olduğunu öğreniyor. Uzun olan Arap, kalın olan kürt, latif yani hoş olan Türk tipi. İştahı kabaran cariye üçü bir arada (Nestle sitayıl) bir zıbık olup olmadığını sorunca, zıbıkçıbaşı cevabı yapıştırıyor: "Öylesini bulsam kendim kullanırım kızım."

Fıkra bize günümüzden 300 yıl önce bile o günlerde zıbık olarak anılan vibratörlerin olduğunu açıklıyor. Seksin Mabedi Harem. Arapça' da yasak ve gizli anlamına gelen "harem" kökünü haramdan alıyor. Kime yasak harem? Babadan oğula geçen saltanatın koltuğuna kaykılan dışındaki herkese. Fetihten fetihe koşan Osmanlı padişahı, ganimet toplamak dışındaki zamanını azgın bakirelerin talebini karşılamaya ayırıyordu. Harem bir umman, bir gizli dünya... Mekanda afyon alemlerinin kralında savrulmak, şarabın dibine vurmak ve toplu seks denilen kitlesel sanatın tüm hünerlerini ortaya koymak serbest. Harem cennet bahçesi, üstelik girebilene ne yasak ne de kovulmak var. Hal böyle olunca dönemin 'vakanüvis' diye adlandırılan tarih bilimcilerine malzeme üstüne malzeme çıkıyor. Peki bu malzemeyi kim taşıyor tarihçilere? Tabii ki kızları sultana hazırlayan, pek çok karmaşık ilişkiyi düzenleyen ve cinsel gücü arttırıcı ilaçlar hazırlayan iğdiş edilmiş hadımağaları.

Eşcinsel Eğilimler

 "Yaz olunca avratlar, kışın oğlanlara meylet ki, vücutça sağlam olasın. Zira oğlan teni sıcaktır, yazın iki sıcak bir araya gelirse vücudu bozar. Avrat teni ise soğuktur, kışın iki soğuk vücudu kurutur". Bazı metinler Osmanlı' nın eşcinselliğe ne denli hoşgörüyle yaklaştığı konsunda net fikirler veriyor. Hangi mevisimde kiminle sevişmenin daha uygun olduğunu aktaran 'Kabusname' adlı eserde bu höşgörüye örnek. Küçük yaşta yaşanan homoseksüel ilişkilere kanunnamelerde rastlamak mümkün. Özellikle yeniçeri kışlasında eşcinsel ilişkilerin yaşandığı biliniyor. Kıdemli askerlerin yanlarında peçeyle gezdirdikleri 'civelek' adı verilen yeni yetmeler için sık sık kavgaya tutuştukları tarihin dip notları arasında belirtiliyor. Sarayda bir o yana bir bu yana savrulan 'iç oğlan'ların öncelikli amaçlarının ne olduğu ise malum.

Hamam mı? Güçlü kuvvetli Osmanlı erkeğinin uğrak yeri. Yıkanmak..Evet eski dönem hamamalarının temizlenmek amacı güden işlevleri de vardı.

 Lezbiyen İlişkiler

1759-1810 yılları arasında yaşayan eşcinsel yazar Fazıl eşcinsel ilişkilerin yanısıra Osmanlı Dönemi' ndeki lezbiyen ilişkilere de ışık tutuyor. Fazıl 'Hubanname' isimli kitabındaki 'Zenanname' bölümü ile kadınlar ayrı bir paragraf açmakta ve İstanbullu kadınları; namazında-abdestinde olanlar, hafif işlevliler; fahişeler ve lezbiyenler olarak dörde ayırmaktadır. Fazıl, İstanbullu lezbiyenler için şöyle yazmıştır: "Ey sevgili, eski zaman kadınları arasından olmayan, "sevici zümresi" denilen yeni bir bölük çıktı ortaya. Birbirlerine gönül verip aşık olurlar. İlişki vaktinde bile hile yaparlar; hileleri, zekeri (erkeğin cinsel organı) taklit ederek yapılmış bir alettir"

Not: Konuya şurada farklı bir açıdan değinilmişti.

 

 

 

 

Osmanlı üst yöneticilerinin cinsel hayatı oldukça renkli sayılırdı. Özellikle sarayda dönen dolaplar, oyunlar, cinsel arzular uğruna harcanmış zaman ve paralar Osmanlı üst yöneticileri için önemli bir yer tutar.

Birden fazla kadınla evlenme izin veren İslam inancı Osmanlı yöneticileri için bulunmaz bir nimet olmuştur. İslam dininin vermiş olduğu bu rahatlık sonucu devletin üst kademesini işgal eden kişiler kendilerini cinselliğe olabileceğinden daha uzun kaptırmışlardır.

Sarayda cinsellik adeta bir sektör haline gelmiştir. Sarayın cinsel politikasını yönlendiren, saraya cariye bulan, padişaha cinsel taktikler veren, saraydaki cariyeleri giydiren, cariyeleri padişaha sunan ve benzer bir sürü uzman çalışıyordu. Padişahın gününün çoğu hareminde cariyelerinin arasında geçiyordu. Bir padişahın sayısı yüzleri bulan cariyeleri olabiliyordu.

Devletin üst kademesini işgal eden çoğu kişi için de durum buna benziyordu.

Osmanlı Devleti’nde üst düzey yöneticilerde cinsel sapıklık denen anlayış olabildiğince artmıştı. Özellikle oğlancılık ayyuka çıkmıştı. Oğlancılığın gizlenmesi dahi lüzum görülmeksizin çok açık bir şekilde cinsel tercihleri arasında kabul ediliyordu. Sarayda bir dizi oğlan vardı. Oğlancılık öyle boyutlara ulaşmıştı ki bir Osmanlı paşası padişahın özel oğlanına dahi göz koyabilmekte, onun için şiirler yazabilmekteydi.

Padişaha, paşalara hediye vermek isteyenler hediyelerinde oğlan vermeyi de ihmal etmiyorlardı. Oğlancılık öyle boyutlara ulaşmıştı ki padişahın annesi bir fiil oğluna oğlan buluyordu.

Padişahlar halktan birinin oğlunu güzel görürse onu saraya almak istiyorlardı. Böylece o çocuğu oğlan olarak kullanmak istiyorlardı. Bir padişahın bu şekilde halka gitmesi tabiî ki halkta oldukça kötü bir izlenim yaratıyordu.
Sarayın harem dairesinde bulunan yüzlere varan cariye ise bir tek erkeğe muhtaç kalmanın rahatsızlığı ile çeşitli sapıklıklara başvuruyorlardı. Savaşlarda esir alınan kızların en güzelleri padişahlara ve paşalara hediye edilirlerdi. Bu yetmezmiş gibi padişahların pezevenkbaşları ülke ülke dolaşarak padişahlara kadın, kız ararlardı.

Padişahlar öldükten sonra cariyeleri ya devletin ileri gelenlerine hediye olarak verilir ya da fazladan cariye kalmışsa onlarda sıradan kişilerle evlendirilerek o kişiye devlet kademelerinde mevki verilir ve böylece ödüllendirilirlerdi.

Padişahın cinsel ilişkileri sonucu onlarca hatta bazen yüzü bulan çocuk, yüzü bulan cariyeler ve padişahın hizmetindeki kişilerle saraydaki cinsel teşkilat önemli sayıda bir nüfus oluşturuyordu. Tabi cinselliğin padişahın üzerine yansıdığı oranda etkileri devlet yönetimlerini de etkiliyordu.

Bu kadar çeşitli ve karışık cinsel bir dünyanın içinde tek kişi olarak yaşayan padişah gerçek dünya ile ilgilenmek istemiyordu. Savaşta askerlerin savaş alanını bırakıp kaçmamaları için padişahlar savaşa ordunun başında gitmek durumunda kaldıkları zaman dahi cariyelerden seçilenler savaş meydanlarında padişahın cinsel emirlerini yerine getirmek için götürülüyorlardı.

Sonuç olarak Osmanlı’da saray ayrı bir dünya yaşıyordu. Halkın yaşamına çok yabancılaşmışlardı. Arada uçurumlar bulunan iki dünya söz konusuydu. Halkın sorunları padişahın sorunları olmaktan çoktan çıkmıştı.

 

http://www.urban5.com/node/780

 
< Önceki   Sonraki >
© 2008 Zeki Bingöl'ün Web Sitesi