|
Yazar admin
|
|
Salı, 27 Kasım 2007 |
“Kızıl Elma” konuşuyor Tehdit altındaki milli devletlerin aydınları biraraya geliyor TÜRKSOLU: Gazetemizin “Türk’ün Ateşle İmtihanı” başlıklı özel sayısında sol ve ülkücü kökenlerden gelen aydınlar ortak fikirlerde birleştiler ve bir Kuvayı Milliye çağrısı yaptılar. Oysa özellikle 12 Eylül öncesinde bu insanlar düşman kutuplardaydı. Türkiye’de ne değişti de bugün bu insanlar beraber hareket ediyorlar? MUSTAFA ERKAL: Tabii Türkiye’nin şartları 80’li yıllardan çok farklı. Bu bakımdan belirli konulardaki birlikteliği Türkiye’nin dinamikleriyle açıklamak lazım. Çünkü Türkiye’de stratejik duruş farkları değişmiştir. Bilhassa 90’lı yılların başından itibaren klasik ideolojilerin çöküşü, bunun yerine ulus devlet anlayışının önem kazanması, emperyalist hareketlerin daha güçlü hale gelmesi, çift kutuplu dengeden tek kutuplu ve ABD’nin tek hakim olduğu bir dünyaya geçilmesi ve küreselleşmenin etkileri ister istemez, tehdit altındaki milli devletlerin aydınlarını düşündürdü. Bu ortamı iyi tahlil edersek, bugünkü bu birlikteliği, belirli konularda ortak hareket etmenin nedenini daha iyi anlarız. Bugün Türkiye’de artık sağ-sol şeklinde benim yıllardır pek tasvip etmediğim bir ayrımın ne kadar yapay olduğu ortaya çıkmaktadır. Böyle bir ayrımın kimlere neler kazandırdığını, kimlerin buradan mal götürdüğünü çok rahat görebiliyoruz. Türkiye’den yana olanlarla mandacıların mücadelesi Burada önemli olan nokta Türkiye’nin şartlarıdır. Tabii Türkiye’nin şartları da dünya şartlarından bağımsız değildir. Dünyadaki gelişmeler, özellikle NATO’nun değişen niteliği, iki kutuplu dengenin dağılması, Türkiye’nin stratejik öneminin bazı bakımlardan azalması ve süper güç ABD’nin yeni müttefikler arayışı, küreselleşmeyle beraber milli devletlerin ufalanması, coğrafyaların vatansızlaştırılması, milletlerin kalabalıklaştırılması dediğimiz kimliksizleştirme süreci ister istemez evrensel, beynelminelci yeni bir akımı milli devletlerin ve bu devletler içinde yer alan aydınların önüne dikmiştir. Elbetteki aydınların bir kısmı milli duruşunu korumuş ancak bazıları da küreselleşmeden pay kapmak uğruna kendini paspas konumuna getirmiştir. Bütün bu şartlar, Türkiye’de aydınların değişen stratejik duruşları, insanları artık ister istemez bir ayrım noktasına götürmüştür. Bugün dünün Sakaryasına çekilmiş durumdayız. Artık daha geri gideceğimiz bir yer yok. O bakımdan ister istemez dün değişik kesimlerde olup da bugün Türkiye’de önce milli devlet diyen, önce milli birlik ve bütünlük diyen, önce Türkiye’nin üniter yapısı diyen, önce Türkiye’nin çıkarları diyen, ondan sonra diğer konuları ele alan aydınlarımız farklı bir yere gelmiştir. Bugün dünyamızın gerçeği Türkiye’den yana olanlarla, teslimiyetçi mandacı bir takım çevrelerin mücadelesidir. Biz ölü müyüz ki fikirlerimiz sabit kalsın? BURHAN BALOĞLU: Ben öteden beri şunu savunurum. Türkiye’deki milliyetçilik hareketlerine dönemsel olarak baktığımızda hiç bir zaman dünyadaki gelişmelerden bağımsız olmadı. Şimdi de bakıyoruz küreselleşme diye bir şey çıktı. Bunun doğurduğu bir sonuç da tüm dünyada ve özellikle Türkiye’de yükselen etnik milliyetçilikler. Bu tür etnik milliyetçilikler doğrudan Türkiye’yi hedef alıyor. Batı globalleşmeyle birlikte seni bölmeye çalışıyor. Böyle bir ortamda kendilerine sol diyen bir akım geldi Türkçülükle buluştu. İnsanların fikirleri devamlı değişiyor. Nietsche’in de dediği gibi sadece ölülerle delilerin fikirleri değişmez. Biz ölü müyüz ki fikirlerimiz sabit kalsın? Sonsuza kadar düşmanlık olmaz ki. Dönemler değişti, fikirler gelişti, sol ve sağ ortak bir polatformda buluştu. Bu önemli bir dayanışma KEMAL ÇAPRAZ: Sağ ve sol kavramları bize Batıdan gelmiş kavramlardır. Türk milliyetçiliğini bu sağ ve sol kalıpların dışında gören bir insanım. Çünkü statükoyu koruyanlara sağcı, değiştirmeye çalışanlara solcu denilmiş bugüne kadar. Türk milliyetçiliği bunun neresinde? Türk milliyetçiliği ülkesini değiştirmeye çalışan, mevcut statükoyla yetinmeyen bir fikir hareketi. Hele şimdi bu kavramlar toptan hükmünü yitirdi; mevcut statükoyu değiştirmeye çalışan bir iktidar var, buna sağcı deniyor, statükoyu korumaya çalışan bir muhalefet var, buna solcu deniyor. O zaman net bir şey çıktı ortaya. Türkiye’ye karşı kurulan tuzaklara, oynanan emperyalist oyunlara karşı duyarlılığı olan milli kitle ve küresel esaretin emrine vermeye çalışan kitle. Olaya bu perspektiften baktığımızda TÜRKSOLU gazetesinin özel sayısında yaşanan bütünleşmeyi anlayabiliriz. Yani Türkiye’ye yönelen tehdide karşı insanlar her türlü ideolojik kimliğini bırakıp vatan savunmasına koştular. Bu önemli bir dayanışma bence. Bu birlikteliği ittifak diye, koalisyon diye değişik mecralara çekmek isteyenler de oldu. Bu, milli bir reflekstir. Bu dayanışmanın bence Türkiye genelinde çok daha farklı kurumlar tarafından yapılması lazım. Çok daha fazla sayıda önemli ismin bu milli direniş noktalarında birleşmesinden yanayım. Sorunlara milli-gayri milli ayrımı noktasndan bakmalıyız ve büyük Türk milletini bölmeye çalışanlara karşı milli refleksi oluşturacak insanların ortak tepkisini yaratmalıyız. Bu dayanışma da böyle doğdu. AB’yi ve ABD’yi savunanlar milli refleksimizden rahatsız oluyor Bu dayanışmayı değişik mecralara çekmeye çalışanlar kiralık kalemlerdir. Çünkü Türkiye’de hep demokrasiyi savunduğunu iddia eden insanlar bir zamanlar birbirine kurşun sıkanların bugün karşılıklı oturup ülkesini birlikte kurtarmaya çalışmalarını o kadar garip bir biçimde yadırgıyorlar ki. Hatta bu birlikteliği çok şiddetli biçimde de eleştiriyorlar. Bu ne biçim demokratlık! İnsanların karşılıklı oturup konuşmasından bile korkuyorlar. Demek ki bunun ardında çıkarların bozulacağı düşüncesi var. Asıl önemli nokta bence bu. Türkiye’ye karşı tuzak kuranların piyonlarının bu küçücük gözüken milli refleksten ciddi biçimde rahatsız oldukları ortaya çıkıyor. Kim rahatsız oluyor bundan? AB’yi savunanlar, Amerikan emperyalizmini savunanlar, Türkiye’yi bölmeye çalışanlar rahatsız oluyor. Demek ki buradaki milli tepki amacına ulaşmış demektir. Bence refleksler dalga dalga yayılacaktır. İnsanların karşılıklı oturup konuşmalarını yadırgayan bu zihniyeti kınıyorum. Aksine her kesimden insanın bu birlikteliğe katılmasından yanayım. Birlikteliğin temeli milli devleti savunmak HANİFİ ALTAŞ: TÜRKSOLU’nda değişik görüşlerden insanların yazılarının yan yana çıkmış olması ilk değil. Önce bunu belirtmek lazım. Çünkü daha önce de benzer şeyler oldu. İmtiyaz sahibi olduğumuz Yeni Hayat’ta başından beri bu böyle, Ufuk Ötesi’nde bu böyle. Tabi TÜRKSOLU bunu özel bir sayıyla gündeme getirince basında son derece dikkat çekti. Sorunun esasına gelirsek Türkiye’de çok farklı kesimlere mensup aydınların bugün ortak kaygılar etrafında birleşmesinin temel parametreleri şunlar; bir kere iki bloklu sistem çözüldükten sonra şu açıkça anlaşıldı ki adına küreselleşme denilen bir akımla birlikte sistem milli devletleri hedef tahtasına oturtmuştur. Emperyalist-kapitalist sistem dünyada bütün sınırların kalktığı uluslararası sermayenin ve şirketlerin milli devletlerin hukuki engelleriyle karşılaşmaksızın serbestçe at oynatabilecekleri bir dünya pazarı istiyor. Bunun önündeki en büyük engel olarak da milli devletleri görüyor. Emperyalist sistemin milli devletleri hedef tahtasına oturtmasıyla birlikte milli devletlerin doğal ideolojisi olan milliyetçilik, antiemperyalist tavrını öne çıkartarak yeniden dirildi. Saldırı milli devleti ortadan kaldırmanın ötesine geçip Türkiye özelinde ülkeyi parçalayıp toprak kayıplarına yolaçma noktasına geldi. Bu açıdan antiemperyalist milliyetçiliğin yükselişi kadar tabii bir şey olamazdı. Türkçülüğün ve solculuğun buluşması doğaldır Solun temelinde antiemperyalizm vardır. Bu noktada sol kendine gelmeye başladı ve şunu farketti; bugün antiemperyalist olmanın birinci koşulu milli devletleri savunmaktır. Çünkü milli devlet emperyalizmin hedefidir. Dolayısıyla bu birliktelikte anakronik veya çelişkili bir durum da söz konusu değil. Türkiye’de kendine solcuyum diyenler antiemperyalist oldukları konusunda samimi iseler milli devleti savunma noktasında milliyetçilerle ortak hareket etmelerinden doğal bir şey olamaz. Milli devleti savunmadığınız zaman uluslararası sermaye sizin ülkenizde özelleştirmelerle, taşeronlaştırmalarla ezilen sınıfları daha güçsüz hale getiriyor. Dolayısıyla bir ülkede eğer kapitalist emperyalizmin uzantısı olan sermaye varsa ve bu sermayeyle işbirliği içinde iktidarlar varsa sol ve sağ demeden aydınların görevi bunlara karşı milli devleti ve kendi ulusunun haklarını savunmaktır. İdeolojik anlamda neresinden bakarsanız bakın Türkiye’de Türkçülüğün, Türk milliyeçiliğinin, solculuğun, Türk solculuğunun buluşması doğaldır ve buluşma noktaları da bunlardır. TÜRKSOLU: Anlaşılan bu buluşma noktalarının ortaya çıkmasında ortak bir tehdit saptamasının büyük payı var. 12 Eylül öncesi karşıt kutuplarda yer alanların öncelikli tehdit saptamaları da farklıydı. Ama bugün ortak bir tehlike ve tehditten söz ediliyor. TÜRKSOLU’nun özel sayısında çıkan yazılarda en çok göze çarpan olgu bu. Zaten Radikal gazetesi de manşetten bu durumu saptamış. Bugün milliyetçiler için Türkiye’nin bağımsızlığı ve toprak bütünlüğüne yönelen öncelikli tehdit nedir? Türkiye’nin toprak bütünlüğü tehdit altında BURHAN BALOĞLU: En önemli nokta Türkiye’nin toprak bütünlüğü. TÜRKSOLU: Türkiye’nin toprak bütünlüğünü kim tehdit ediyor? BURHAN BALOĞLU: Türkiye’nin tarihten gelen belli düşmanları var. Bunlar her fırsatta Türkiye’yi sıkıştırmaya çalışıyor. Bundan 100 sene evvel bu düşmanlar ne yapmaya çalışıyorsa şimdi de aynı şeyi yapmayı istiyorlar. AB’ye alacak ama ne zaman alacak? Belki önce bölüp ondan sonra alacak. İyi de böldükten sonra kalan kısım zaten Avrupa standartlarında yaşıyor. O zaman kalan kısma diyecekler ki “bak sizin hayat standartlarınızı nasıl yükselttik” diğerlerine de “bak size ne güzel bağımsızlık verdik” diyecek. Bunlar Türk devletini ortadan kaldırmak istiyor. Belki de geçmişte ülkücülerle solcular bu konularda aynı şeyleri savunuyorlardı ama bu fikirleri farklı şekilde ifade ediyorlardı. Sonuçta bu kavga eden insanlar da 18-20 yaşlarında insanlardı. Bu, kavga edenlerin suçu değildi bence. Bu mutabakat sürecektir MUSTAFA ERKAL: Geçmişi çok fazla irdelemek bize büyük faydalar sağlamayabilir. Ama geçmişte çok iyi niyetli insanlar çok değişik ve yanlış adreste Türkiye için kurtuluş reçetelerine sarıldılar. Bu ideolojik bir sarılmaydı. Bu insanlara eğer bugünkü gerçekler anlatılabilmiş olsaydı, birçok gencimiz ne idama giderdi, ne istikballeri sönerdi, ne de ailelerine bugün birşey verememe durumunda kalırlardı. Ama bu yapılamamıştır. Genç insanlar istismar edilmiştir. Türkiye bu şekildeki mücadelelerde hem insan, hem kaynak, hem de zaman kaybetmiştir. Daha fazla kaybetmeye tahammülü yoktur. Şimdi bize saldıranlar, nasıl bir araya geliyor, niye birleşiyorlar diye endişe etmektedir. Niçin? Çünkü Türkiye’de 80 öncesi ortam olmalı ki sermayeden çok değişik kesimlere kadar bir takım çevreler malı alıp götürebilsinler. Amaç budur. Ama artık Türk aydınları önlerindeki görevi bilmektedir. Herkesin her konuda bütün ayrıntılara kadar anlaşması zaten mümkün değildir. Ama Türkiye konusunda, üniter devlet konusunda, milli birlik ve bütünlük konusunda, bizi biz yapan değerler konusunda, Cumhuriyet’in temel nitelikleri konusunda tam bir mutabakat vardır. Bu mutabakat sürecektir. Bazıları bundan rahatsız olacak biliyorum. Onları rahatsız edeceğiz. KEMAL ÇAPRAZ: 80 öncesinde iki blok vardı; komünist blok ve liberal blok. Türk milliyetçiliği o zaman da emperyalizme karşıydı ama öncelikli tehdit olarak komünizmi gördü. Bunu sloganlarda da görebiliriz. TÜRKSOLU: “Ne Amerika, Ne Rusya, Ne Çin... KEMAL ÇAPRAZ: “Her şey Türk tarafından, Türke göre, Türk için”. Ama öncelikli tehdit komünizmdi. O dönem solun büyük kısmı da Türk bayrağından başka bayraklar taşıyan ve içinde bölücü unsurları taşıyan bir yapıdaydı. Onlar da tehdit olarak ülkücü grubu ve Amerikan emperyalizmini görüyordu. Komünizm çökünce Türkiye için tehdit olmaktan çıktı. O zaman Türk milliyetçilileri Amerikan emperyalizmini öncelikli tehdit olarak görmeye başladılar. Bununla birlikte AB de tehdit olarak görüldü. Kıbrıs’ı, Kuzey Irak’ta kurulan Kürt devletini, Türkiye’nin bölünmesini hep AB de desteklemiştir. Türk milliyetçileri 80 öncesinde de bu AB’ne karşıydı. Yine sloganlardan örnek vereyim. “Ortak pazar Türk’e mezar” diye bir sloganımız vardı bizim. Biz de AB’yi ve Amerikan emperyalizmini öncelikli tehdit olarak görüyoruz TÜRKSOLU: Solun sloganı da “Ortak pazar: Onlar ortak, biz pazar”dı yanılmıyorsam. KEMAL ÇAPRAZ: Evet. Şimdi tehdit algılaması farklılaştı. Biz de AB’yi ve Amerikan emperyalizmini öncelikli tehdit olarak gördük. Solda da bir ayrışma yaşandı. Öncelikle bölücü grup ayrı bir terör grubu olarak ayrıştı, onunla birlikte bir liberal sol çıktı. Ve son olarak milli sol veya ulusal sol dediğimiz, olayı sizin gibi koyan gruplar ortaya çıktı. Dünyanın her yerinde sol gruplar önce ülkem diyordu. Ama bunu Türkiye’de görmek bize göre mümkün değildi. Önce ülkem diyen bir sol Türkiye’nin ihtiyacıdır. Sonuç olarak benim açımdan öncelikli tehdit Amerikan emperyalizmi ve AB’dir. Yani milli solcularla ortak bir tehdit değerlendirmemiz var. O zamanlar sol “ben Türküm” diyemiyordu BURHAN BALOĞLU: O zaman sol “Ben Türk’üm” diyemiyordu. Bunu diyen faşist sayılıyordu. Herkes bunu dese idelojik ayrılıklar bir sorun yaratmazdı. Geçmişteki sol daha çok etnik kimlikleri, alt kimlikleri ön plana çıkardı. Zaten problem biraz da oradan çıktı. Yoksa Türküm diyecekti, o zaman gel, Türkiye için hangi ekonomik sistemin iyi olacağını tartışalım veya hangisi daha iyiyse onu uygulayalım denebilirdi. TÜRKSOLU: Aslında Türkiye’de milli sol yeni değil, Atatürk’ten beri var. BURHAN BALOĞLU: Ama öne çıkmıyordu işte. TÜRKSOLU: Kadrocular, sonrasında Yön hareketi hep bu akımın devamcısıydı. 68’de de Deniz Gezmiş gençlik içinde bu milli sol çizginin temsilcisiydi. Denizlerin temel sloganı “Tam Bağımsız Türkiye”ydi. Dev-Genç’in bir çok bildirisinde ve Denizlerin çıkardığı Türk Solu dergisinde devrimci gençler çoğunlukla kendilerini Türk milliyetçileri olarak tanımlıyordu. Yalnız Amerikan emperyalizmine değil, sosyalizm kılığındaki Rus emperyalizmine de tavır alınıyordu. Açık olan bir şey var Türkiye’de her iki kesimde de bir oyun oynanmış, antiemperyalist ve milli kaynaklar, Atatürkçülük unutturulmuş, Türkiye’nin uyanık kesimleri birbirine düşürülmüş. BURHAN BALOĞLU: Ama o günkü ortamda bunu görmek ve söyleyebilmek çok zordu. Solcular da ülkücüler de tehdidi yanlış belirlemişti TÜRKSOLU: Bizce 12 Eylül öncesi her iki kesim de yanlış bir tehdit kavrayışına sahipti. Solculara göre öncelikli tehdit faşizmdi. Böylece emperyalizme karşı mücadele zemini bir anda faşizme karşı mücadeleye kaydırılmış oldu. Ülkücüler için de öncelikli olan tehdit komünizmdi. Peki Türkiye için bir Rusya tehdidi var mıydı? Elbette ki vardı. Ama bence bu hiç de abartıldığı kadar değildi. HANİFİ ALTAŞ: Çok doğru. TÜRKSOLU: Tarih de bunu doğruladı. Türkiye’yi bölmek isteyen esas gücün Amerikan ve Avrupa emperyalizmi olduğu çok geçmeden tüm açıklığıyla ortaya çıktı. Şimdi bu birliktelik de bu ortak tehdit kavrayışından kaynaklanıyor. KEMAL ÇAPRAZ: Ama Sovyet Rusya o dönemde çeşitli ülkeleri işgal ederken sol buna sessiz kalıyordu. Yani Amerikan emperyalizmi tamam da Rus emperyalizmine sessiz kalınıyordu. Ben çok iyi hatırlıyorum, Afganistan işgal edildiğinde bayram yapanlar vardı. Madem Rusya’ya da karşıydı, Türk solu orda daha net bir tavır koyabilirdi. Ben Rusya’ya karşı eylem yapan hiç bir sol grup görmedim. Siz duyduysanız söyleyin. HANİFİ ALTAŞ: Aydınlıkçılar o dönem karşı çıktı. Ama o da Çinci olduğu ve Çin de Nixon’un ziyareti aracılığıyla Rusya’ya karşı Amerika’yla anlaştığı için. TÜRKSOLU: Bu konuda her zaman çok net tavırlar almış sosyalistler de var. Mehmet Ali Aybar bunlardan birisidir. Aybar 50’lerden yaşamının sonuna kadar hem Çekoslovakya’nın hem de Afganistan’ın işgaline karşı çok net bir tavır almıştır. Aybar ulusal bağımsızlığı her şeyin üzerinde tuttuğu için Sovyetçiliğe de Pekincilik görüntüsü altında Amerikancılığa da her zaman karşı çıkmıştır. HANİFİ ALTAŞ: Ama bunun için onu hemen tasfiye ettiler. Hem solda hem de sağda ayrışma yaşandı TÜRKSOLU: Aslında Kemal Bey, sizin Radikal gazetesine verdiğiniz demeç durumu çok iyi özetliyor. Hem solda hem sağda bir ayrışma yaşandı. Solda da Türkçü kesim içinde de antiemperyalist, milli bir damar var, zaten şimdi bir araya gelen bunlar. Yani Hanifi Beyin deyişiyle Gayrimillilere karşı milliler. HANİFİ ALTAŞ: Ulusalcılık doğal bir refleks olursa zaten bu ayrışmaların ve çatışmaların şiddeti kendiliğinden ortadan kalkar. Zaten bütün gelişmiş ülkelerde ulusalcılık temel ortak paydayı oluşturur. Toplumun temel ulusal çıkarlarını savunma noktasında toplumun hangi kesiminde yer alırsa alsın bütün aydınlar aynı tepkiyi gösterirler. Örneğin Fransız diline sahip çıkma noktasında bir Fransız liberaliyle bir Fransız komünisti veya faşisti arasında bir ayrım yoktur. Buralarda milliyetçilik tartışması bitmiştir. Çünkü ulusalcılık doğal bir refleks haline gelmiştir. Türkiye’de eksik olan buydu. Eğer Atatürk döneminin politikaları devam ettirilebilseydi Türkiye’nin tüm kurumlarına yerleşmiş bir ulusalcılık refleksi varolacaktı. Ama maalesef bu olmadı ve Türkiye 45’ten sonra sağı ve soluyla Soğuk Savaş’ın etki alanına girdi. Türkiye’de sol ve sağ kamplaşma tamamen soğuk savaşın Türkiye’ye bire bir yansımasıydı. Bununla beraber söylediklerinize katılıyorum. Şöyle ki; Türkiye’de teröre bulaşmış sol grupları sanıldığı gibi Sovyetler değil Batı Bloku el altından beslemiştir. Ben ODTÜ’de okurken ona yakın sol hizbin çıkardığı dergilerin İlnur Çevik’in sahibi olduğu Turkish Daily News tesislerinde basıldığını biliyorum. Türkiye’de teröre bulaşmış solun büyük kısmı operasyonel maksatlarla kullanıldı ve 12 Eylül bir Türk gençliğini bastırma ve sindirme hareketiydi. Aslında 12 Eylül’le birlikte Türk gençliğinin en direngen ve en uyanık kesimleri sindirilerek toplum dirençsizleştirildi ve uluslararası sermayenin Türkiye’deki yerli işbirlikçilerinin rahatça sömürebileceği dikensiz bir gül bahçesi haline getirildi. Maalesef bugün en fazla işçi hareketine, ezilen sınıfların hareketine ihtiyaç duyduğumuz dönemleri yaşıyoruz. Özelleştirme ve taşeronlaştırma tüm hızıyla sürüyor. Türk milletinin 70 yılda kanından canından vererek vücuda getirdiği KİT’ler yağmalanıyor, yer altı yer üstü kaynaklarıyla Türkiye topyekün satılıyor. Bu dönemde en fazla ses çıkartması gerekenlerin meydanlarda olmadıklarını görüyoruz. Bunun en büyük sorumlusu 12 Eylül’ü yapanlardır. 12 Eylül Türk gençliğini suya sabuna dokunmayan pasifist kuşaklar haline getirme işlevi görmüştür. Emperyalistlerin en büyük korkusu ulusalcılığın doğal refleks haline gelmesi Bugün yeni bir uyanış var. Bu noktada insanların kendilerini hangi siyasi akımla tarif ettiğinin önemi yok. Türkiye’ye yönelen tehdit ve tehlikeler konusunda ortak duyarlılık ve tepki söz konusuysa bu ulusalcılığın Türkiye’de doğal bir refleks haline gelmeye başladığını gösterir. Emperyalistlerin en büyük korkusudur. Geçmişte Türkiye’nin en dinamik en uyanık kesimlerini emperyalizme karşı yürümesi gereken kesimlerini birbirine kırdırdılar ve Türkiye takatsız kaldı. Türkiye dirençsiz kaldı. Türkiye’nin bu direnci kazanması için bu diyaloğun bundan sonra sürdürülmesi şarttır. Ortak eylem noktasında da sürmelidir. Büyük medyanın bundan rahatsız olması ise doğru yolda olduğumuzun kanıtıdır. Graham Fuller kendi deyimiyle “Türkiye’de aşırı sağ ve aşırı solun Amerikan düşmanlığında (siz bunu Türk ulusal çıkarlarında diye okuyun)” birleştiğini tespit ediyor ve bu tehlikeye dikkat çekiyor. CIA ajanı Fuller bunları söylerken Sam Amca’nın Türkiye’deki uzantılarından aynı seslerin çıkması hiç de şaşırtıcı değildir. TÜRKSOLU: Bu birlikteliğe karşı saldırı Graham Fuller’in yazısıyla başladı, Ertuğrul Özkök’ünkülerle devam etti ve en son Radikal “Kızıl Elma Koalisyonu” haberiyle esas kampanyayı başlattı. Her şeyden önce şunu belirtelim. Büyük medya haberi ülkücüler ve ulusal solcular arasında bir ittifak olarak yansıttı. “İttifak” sözcüğü bizim pek benimsediğimiz bir tanımlama değil. Neden? Bir kere Türk siyasetinde kötü bir çağrışımı var. Siyasi pazarlıkları, gizli kapaklı görüşmeleri filan akla getiriyor. Zaten derin solcular, derin ulusalcılar filen diyerek yaratmak istedikleri hava da bu. Halbuki yaşanan şudur; ulusalcılık doğal bir refleks olarak geliştiği için Türkiye’de farklı siyasi kökenlerden gelen bir çok insan birbirinden habersiz aynı fikirlere ulaşıyor. Biz bunu farkettik ve sayfalarımızı bu ortak görüşlere açmaya karar verdik. Bir Yeni Hayat’ın, bir Ufuk Ötesi’nin, bir TÜRKSOLU’nun birbirinden habersiz aynı şeyleri savunması elbette ki masa başında kararlaştırılmış bir ittifakın değil, gelişen ortak fikirlerin ürünüdür. Bizim amacımız da bambaşka fikirler arasında geçici bir ittifaka ulaşmaktan ziyade ortak fikirler yaratacak bir diyaloğu başlatmak. İşte bunu engellemek için büyük bir çaba sözkonusu. Aynı kaynak solculara dönüp siz ülkücülerle bir araya nasıl gelirsiniz, bunlar faşist derken, ülkücülere de Deniz Gezmiş ve Che’nin bulunduğu bir gazetede nasıl yazarsınız diye itirazlar yükseltiyor. Siz bu itirazları nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu beraberliğe kim ve neden saldırıyor? 1923’ten intikam almak istiyorlar MUSTAFA ERKAL: Bugün Türkiye’de zaten bir ittifak var. Bu ittifak bir tarafta Cumhuriyet’e numara takanlar, bir tarafta bölücü azınlık ırkçılığına soyunmuş olanlar, Kürtçüler, öbür tarafta herşeyi tarihin oluruna bırakan liboş liberal, romantik, ütopik özgürlükçü bir yaklaşım tarzı. Diğer taraftan dinci kisvesi altında milletleşmeyi reddeden, milli duyguyu, milli duruşu reddeden, milli menfaati kabul etmeyen, millet gerçeğini reddeden, bayraksız, vatansız, devletsiz, sınırsız, milli kimliksiz bir müslümanlık yaratma peşinde olan bir takım kesimler. Bunlar ittifak etmiştir milli devlete karşı. Ve Türkiye’den intikam almak peşindedirler. 1923’ten intikam almak istemektedirler. Cumhuriyet’ten değişik kisveler altında intikam almak istemektedirler. Böyle bir ortamda gayet tabii ki Türkiye’de insanların “bu ülkeyi biz sokakta bulmadık, parayla da almadık, bedelini çokça ödedik, kanla ödedik, canla ödedik” diyen insanlar da bir araya geliyor. Varolan bir “Kızıl Elma” koalisyonundan çok Türkiye’ye karşı bir koalisyon ve ittifaktır. Sonra bize dönüp “Kızıl Elma Koalisyonu” diyerek konuyu sulandırmak ve bizi hafife almak istiyorlar. Ama sulandıramadıkları sütunlarında bize ayırdıkları yerden belli. Eğer bu birlikteliği ciddiye almasalardı sütunlarında yer vermezlerdi. Bazıları kabul etse de etmese de, içine sindirse de sindirmese de, değişik yorumlar yapsa da , bu konu Türkiye’nin gündemine oturmuştur. Türkiye bir milli mücadele verecektir. Bunun başka yolu yoktur. Bunun için bu milli mücadelede yer alacak kişiler artık dün Pera Palas salonlarında olduğu, Beyoğlu’nda olduğu gibi milli mücadeleden kaçıp, eğlenmek yerine cepheye koşmak zorundadırlar. Saldırıya uğramazsak kendimizden şüphe etmeliyiz Bugün Türkiye’de maalesef basın ve televizyonlar önemli oranda işgal altındadır. Basının basın dışı amaçlar için kullanıldığı bir ortamda zaten başka birşey beklemek mümkün değildir. Vatandaş ülke çıkarlarının ne olduğundan haberdar edilmiyor. Vatandaş en hayati konularda yeterli bilgiye sahip değil. Ama bir yalakalık, yağcılık, menfaatçilik, 80 sonrası ortaya çıkan köşe dönmecilik ve grup çıkarı, cemaat çıkarı adı altında milli menfaatleri dikkate almayan yaklaşımlar Türkiye’nin gündemini kontrol altına almaktadır. Buna karşı tavır alanlar gayet tabii saldırıya uğrayacaktır. Eğer biz saldırıya uğramazsak kendimizden şüphe etmeliyiz. Karşımızdakiler dünün istilacı güçlerinin bugünkü işbirlikçi devamcılarıdır. Onların saldırılarını tabii karşılıyorum ve bunu bir şeref olarak görüyorum. Ortadan kaldırılan kuşak yeniden diriliyor BURHAN BALOĞLU: Geçmişte Türkiye’nin en dinamik ve etkili kesimleri ülkücüler ve solculardı ama o kuşağı yok ettiler. O kuşak yokolunca tüm bu olup bitenlere karşı sesini yükseltecek kimse de kalmadı. Böyle olunca bunların yerini başkaları doldurdu. Şimdi ortadan kaldırılan kuşak yeniden diriliyor. Milli mücadeleden yana olan bu kuşağın biraraya gelmesinden korkuyorlar. KEMAL ÇAPRAZ: Şimdi burada milli bir direnç oluştu. Bunun antitezinin oluşması çok da normal. Tepki gelen kesimlere bakıyoruz; AB’yi, Amerikan emperyalizmini kayıtsız şartsız destekleyen kesimler, Kıbrıs’ı verelim kurtulalım diyen kesimler, Türkiye’yi başka ülkelerin kanunları ve bayraklarıyla yönetmeye kalkan bir ideolojinin mensupları. Onlar da saflarını sıklaştırıyorlar. Gayrımilli cephede de her kesimden insan var. Bakıyorum Yeni Şafak’ta da bu beraberlik aleyhine yazılıyor, Özgür Gündem’de de. Yani her gazetede bunun lehine ve aleyhine yazılar çıkıyor. Demek saflar netleşiyor. Artık ülkesini sevenler ile sevmeyenler daha net biçimde gözükecek. Şimdi Kızıl Elma koalisyonu bizim koyduğumuz bir isim değil, sizin koyduğunuz bir isim de değil. Yalnız Kızıl Elma’nın korkulacak nesi var? Ne demek Kızıl Elma? Türk insanının ulaşmak istediği en uzak hedef. Türk insanının en uzak hedefine ulaşması kimi korkutur? Türk düşmanlarını korkutur. Bu yazıları yazanlar etnik ayrışmayı da şiddetle savunan insanlar. Türk’ü Türk’e kırdırmışlardı şimdi de bu sürsün istiyorlar TÜRKSOLU: Yani Türk milliyetçiliğine karşılar ama kendileri etnik milliyetçilik yapıyorlar. KEMAL ÇAPRAZ: Tabi, tabi. Geçmiş dönemde Türk’ü Türk’e kırdırmışlar. Şimdi aynı şeyin devam etmesini istiyorlar. Türk insanın ortak hedeflerine yürümesini engellemeye çalışıyor. Buna kim engel olur? Düşman. Bu yüzden karşıda düşman kuvvetlerin kalemşörleri duruyor. BURHAN BALOĞLU: Burada bir şeyi de belirteyim. Bizim Türk lafıyla kastetiğimiz şey ırki değil. Kendini Türk hissetmekle ilgili bir kavram. Atatürk bunu çok güzel ifade etmiş: “Ne mutlu Türküm diyene”. Yani Türküm diyorsan, bu vatanı savunuyorsan iş bitmiştir. Bundan niye rahatsız oluyorlar onu sormak lazım. HANİFİ ALTAŞ: Bakın, bu Kızıl Elma yaygarası yaparak bir blok görüntüsü verenler ilk defa bir araya gelmiyorlar. 90’larda biliyorsunuz bir ikinci cumhuriyet tartışması başladı. O dönemden itibaren adlarına liboş denen Batı emperyalist kapitalizminin kayıtsız şartsız savunucuları, modern mandacılar, Kürtçüler, etnik azınlık ırkçıları, mikro milliyetçiler Türk milli devletine karşı olmak noktasında birleştiler. Bunları birleştiren tek şey buydu. Çünkü Türkiye’de ümmetçi veya islamcı kesim milliyetçiliğe karşı olduğu gibi Türk milli devletine de karşıdır. Çünkü milliyetçilik milli devlet olmanın ideolojisidir. Türk devletinin kurucu idelojisidir. Siyasal ümmetçilerin baş düşmanı bu yüzden geçmişten beri milliyetçiliktir. İşte bu yüzden Herkül Millas imzalı yazıların ümmetçi, Washington ve Vatikan’dan takdis edilmiş Nurcuların gazetesinde çıkması yadırganacak bir şey değildir. Dolayısıyla ikinci cumhuriyet tartışmalarıyla onların cephesi çoktan oluşmuştu. Türk çocukları bugün 12 Eylül’ün ördüğü buzdan duvarı kırarak buluşuyorlar Milliciler ise çok daha sonra bir araya gelmeye başladılar. Sonuç olarak bu gayrımilli cepheyi birleştiren Türk milli devletine, Türk Ordusuna, Atatürk’e ve Türk olan her şeye düşmanlıktır. Türkiye’de TÜSİAD’dan tutun, siyasal ümmetçilere oradan Kürtçülere ve Osmanlıcılara uzanan gayrımilli cephe Milli devlete yönelmiş ciddi bir tehdittir. Ancak Türk çocukları da bugün 12 Eylül’ün ördüğü buzdan duvarları kırarak buluşuyorlar, uyanıyorlar. Bunların ilkeleri de Cumhuriyetin kuruluş felsefesidir, Atatürk’ün getirdiği ilkelerdir, Atatürk’e ve Türklük değerlerine bağlılıktır. TÜRKSOLU: “Kızıl Elma koalisyonu” haberiyle başlayan kampanyada sola yönelik de bir cephe açıldı. Solun enternasyonalist olması gerektiği, milliyetçi bir sol olamayacağı propagandası yapılmaya başlandı. Ulusal sola karşı “özgürlükçü sol” yani komprador sol göreve çağrıldı. Enternasyonalist tavra ve Kürtçü eğilimlere karşı çıkarak kendini açıkça Türk milliyetçisi olarak tanımlayan bir solun doğmasıydı. TÜRKSOLU adında böyle bir anlayışın doğuşunu nasıl karşılıyorsunuz? HANİFİ ALTAŞ: Bugün emperyalizm bütün dünyada ençok Türk milli devletini hedef almıştır. CIA Başkan Yardımcısı Sovyetler’in yıkılışının ardından yapılan bir röportaj sırasında kendisine yöneltilen “Rusya’daki ajanlarınızı ne yaptınız” sorusuna “Türkiye’ye çesktik” cevabını vermişti. Bu bile Sovyet Rusya’dan sonra birinci hedefin Türkiye olduğunu gösteriyor. Milli devleti savunmak antiemperyalizmin birinci koşulu Çünkü Türk milli devleti yalnız emperyalizme karşı bir Kurtuluş Savaşı’yla kurulmakla kalmayıp bütün Asya ve Afrika’daki mazlum milletlere de örnek olmuştur. Emperyalizm Türk milli devletiyle kazandığımız ne varsa geri almak niyetindedir. Dolayısıyla burada milli devlete karşı olan Osmanlıcılar, ümmetçiler, emperyalistler, onların uzantıları, kapitalistler, çokuluslu sermayenin adamları, bütün bunların tek bir blokta toplanmasıyla kendi bağımsızlığını ulusal değerlerini savunanların bir safta toplanması kadar doğal bir şey yok. Niye sol milli devleti savunmak zorunda. Milli devleti savunmak antiemperyalizmin birinci koşuludur. Eğer solcuysanız antiemperyalist olmak zorundasınız. Antiemperyalist iseniz emperyalizmin hedefi konumundaki milli devleti savunmak zorundasınız. Savunmazsanız bundan en büyük zararı ezilen sınıflar, işçiler, köylüler, yoksullar görür. Hatta ulusal sanayi görür. Toplumun ezilen kesimlerini savunmak anlamında da sol bu yüzden milli devleti savunmak zorunda. Ezilen sınıfları savunmaksa solculuk, ezilenleri bir kat daha ezmek isteyen emperyalizme karşı milli devleti bir set olarak yükseltmek solcunun görevidir. Türkiye’ye yol gösterecek bir bileşimin ortaya çıktığını görüyorum MUSTAFA ERKAL: Türkiye’de solun bir kısımının Marksizme veya Marksizmin sulandırılmış versiyonuna referans olarak başvurmasının nedeni Türklüğe karşıt olmaktan kaynaklanmaktadır. Ama bugün Türk kimliğine karşıtlık, milliyetçiliği yok etmek, çok kimliklilik aracılığıyla milli kimliği yok etmek çabaları farklı bir anlayışı doğurmuştur. Bugünkü değişen şartlar önemli bir gelişme ortaya çıkarmıştır. Türkiye için olumlu bir gelişmedir bu. Demek ki artık Atatürk kabrinde rahat uyuyacaktır. Cumhuryet’i kuran isimli simsiz birçok kahraman kabrinde rahat uyuyacaktır. Bu engellenemez. Bu siyasi iktidarlara da yol gösterecektir. Yabancılaşmış, Türkiye’yi Ankara’dan yönetmeyi unutmuş, Brüksel’den aldığı emirlere göre politika yürütmeyi alışkanlık haline getirmiş iktidarlara da doğru yola getirecektir. O bakımında Türkiye’ye yol gösterecek bir bileşimin ortaya çıktığını görüyorum. Bunu iyi değerlendirmek lâzım. Bunu bozmak isteyenler olabilir. Bunu tahrik etmek istiyen çok değişik çevreler olabilir. Bu çevreler çok güçlü istihbarat örgütlerine dayanabilir. Çok güçlü sermaye çevreleri bu gelişmeyi engellemek isteyebilir. Ama biz görevimizi iyi bilmek, dolduruşa gelmemek zorundayız. Türkiye’de Türk düşmanlığı yapılır hale geldi. Türkiye’de kendini etnik özürlü hisseden bazı kesimler buna hizmet ediyorlar. Oysa kimsenin kendini böyle hissetmesine gerek yok çünkü Türkiye’de millet Almanya’da olduğu gibi bir takım biyolojik ve etnik temellere göre tanımlanmaz. Çünkü zaten bu tür bir etnik ayrıştırma ve ırkçılık çabası olsa bile Türkiye’nin sosyal yapısı buna izin vermez. Çünkü Türkiye bir mozaik değildir. Bugün Türkiye’nin gündemi kendini Türk olarak hissedenlere karşı böyle hissetmeyenlerin savaş açmasıdır. Türkiye’nin en büyük talihsizliği zaman zaman kendini Türk olarak hisssetmekten özürlü olan kişilerce yönetilmiş olmasıdır. Soldaki yeni ayrışma da buradan kaynaklanmaktadır. İnsanlar artık soruyor; “Burası Türkiye, ben Türk oğlu Türküm, Ne mutlu Türküm diyene” diyor ve kendisine saldırıldığını görüyor. Artık bunun sağı solu mu kalmış? Ben gerekeni yapacağım diyor. Bu sağduyunun bir sonucudur ve alkışlanmalıdır. Takdirle karşılanmalıdır. Deniz Gezmiş ben Türküm diyor mu, diyor. BURHAN BALOĞLU: Ben TÜRKSOLU’nu şehirlerde gelişen bir milliyetçilik hareketi olarak görüyorum. Milliyetçiler genelde kırsal kesimde yol aldılar. Bu anlamda şehirlerde gelişen bir milliyetçi akım olarak TÜRKSOLU’nu çok önemsiyorum ve ciddi anlamda başarılı olacağına inanıyorum. Şimdi diyebilirsiniz ki Deniz Gezmişlerin resimlerini kullanıyorlar nasıl milliyetçi bunlar? Olabilir. Deniz Gezmiş ben Türküm diyor mu diyor, Atatürkçüyüm diyor mu diyor. Bir de devrimciyim diyor. Ee, devrimcilik kötü bir şey mi? Atatürk de bir devrimciydi . Dolayısıyla bu tip semboller kullanmanın bence milliyetçiler açısından hiçbir sakıncası yok. KEMAL ÇAPRAZ: Bir örnekle başlayayım. Yunanistan’daki hiç bir solcu demez ki biz Kıbrıs’ı Türklere verelim de kurtulalım. Ama Türkiye’de tam tersi oluyor. Türkiye’de özellikle liberal sol kesim bundan yana. Milli düşünemiyor. Ben bunu Ozan Ceyhun’a da sormuştum. Dedim ki Avrupa’daki, Yunanistan’daki solcular Türkiye’nin Güneydoğusu’yla çok ilgileniyorlar. Dedi ki “Türkiye’yi çok seviyorlar da ondan. Demokratik bir toplum olmasını istiyorlar.” Ben de dedim ki “yahu siz Yunanistan’ı niye hiç sevmiyorsunuz? ”
Ama şimdi görüyorum. Sizler ve sizin gibi düşünen insanlar Kıbrıs konusunda da hassassınız, diğer konularda da hassassınız. Olması gereken bir sol çizgiye doğru ayrışmayı netleştiriyorsunuz. Siz Kürtçü gruplarla mücadele ediyorsunuz. Geçmişte sol içinde bunu yapmak zordu. Sizler Türk bayrağı taşıyorsunuz. Bu çok önemli. |
|