|
Yazar admin
|
|
Pazartesi, 26 Kasım 2007 |
(E) Amiral Vedii Bilget İp Koptuğu Yerden Ulanır Anti-emperyalist Kurtuluş Işığı Kültür, insansal doğadır. İnsanın kendi üretimi ile değiştirdiği ve kendine göre yeniden yaptığı bir doğadır bu. Bu doğa insanı koşullayıp sınırlayan değil, insan tarafından koşullanıp sınırlanan bir doğadır. Örneğin doğa insanı yere çakılı yaşamaya koşullayıp sınırlamıştır; çünkü insanın kanatları yoktur. Ama insan eylemli çabası ile uçağı üretmiş, yerden yükselmiş, doğanın koşullarını aşıp ona kendi koşullarını ve sınırsızlığını kabul ettirmiştir. Dolayısıyla da, çağcıl insan doğa ile değil, kültür ile bağlantılı olmuştur; çünkü kültür, insanın belli bir hedefe erişmek amacıyla oluşturduğu üretimin tümüdür. Giderek sınırlılık altında, statüko altında ve süregelen tüm olumsuzluklara karşı tepkilerin kültürüdür. Bağımsızlığın kültürüdür, laikliğin kültürüdür. Nesnel gerçekliği yaşayan toplumlara, kurtuluşun yollarını gösteren kültürdür. Mustafa Kemal�in �Bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış� koşullardaki ülkeye gösterdiği hedef, �Ulusun bağımsızlığını yine ulusun azim ve kararı kurtaracaktır.� kadar açık ve somut olmuştur. Bir ulus varlığını ve bağımsızlığını korumak için düşünülebilen bütün girişim ve özveriyi yaptıktan sonra mutlaka kazanır. �Hürriyet ve istiklal benim karakterimdir ve esas Türk Milletinin haysiyetli ve şerefli bir millet alarak yaşamasıdır.� demiştir Mustafa Kemal. Bağımsızlıktan mahrum bir millet uygar insanlık karşısında uşak olmak mekiinden yüksek bir muameleye layık olamaz. Yabancı bir devletin himaye ve desteğini kabul etmek, insanlık özelliklerinden mahrumiyeti, becerisizlik ve miskinliği itiraftan başka bir şey değildir. Gerçekten bu aşağı dereceye düşmemiş olanların başlarına bir yabancı efendi geçirmelerine asla ihtimal verilemez. Bundan ötürü ya bağımsızlık ya ölüm şiarını izleyerek savaşmıştır. Verilen savaşın adı �Kurtuluş Savaşı� olmuştur. �Bağımsızlık Savaşı� olmuştur. Mustafa Kemal�in Başkomutanlığındaki ordularımız bütün cephelerde utkuya ulaşmış, kapitalizm ve emperyalizmden eylemli olarak kurtulunmuş, fiilen bağımsız bir Türkiye var olmuştur. Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştur. Bağımsızlığı için, laikliği için ölümü göze alan Türk Milleti, insanlık haysiyet ve şerefinin icabı olan bütün fedakârlığı yapmakla vatanımızı vatan sevgisiyle donatmıştır. Bütün ezilen ve kapitalizmin, emperyalizmin boyunduruğu altındaki ülkelere kurtuluş ışığını göstermiştir. Cumhuriyetçilik, milliyetçilik, halkçılık, devletçilik, laiklik, bağımsızlık, demokratlık ve devrimcilik ilkeleri, tüm bu ülkelere insanca yaşamın, çağdaş yaşamın yollarını göstermiştir. Ulusal egemenlik, yurtta barış dünyada barış, bilimsellik ve akılcılık da bütünleyici öğeleri oluşturmuştur. Ektiğimizi Biçiyoruz Cumhuriyet devrimi, yerinde çakılı kalmaz. �Ülkemiz kesinlikle uygar, çağdaş ve yenilikçi olacaktır. Bütün çabalarımızın sonuç vermesi buna bağlıdır. Yeni yasal düzenlemelere geçilir. Devrim yasaları konulur. Hilafet ve şeriat mahkemeleri kaldırılır. Öğretim Birliği Yasası ve ikinci Anayasa kabul edilir. Dinin politik amaçlarla kullanılamayacağına, tekke, zaviye, türbedarlıkların ve efendi, bey, paşa, ağa, hacı, hafız, hoca gibi birtakım ünvanların kaldırılmasına, anayasadan dinsel içerikli sözcüklerin çıkarılmasına, bazı kisvelerin (giysilerin) giyilemeyeceğine ilişkin yasalar çıkarılır. Medeni Kanun, Milli Sanayii Koruma Kanunu, Soyadı Kanunu, yeni Türk alfabesi kabul edilir. Türk Tarih ve Dil Kurumları, Devrim Tarihi Enstitüsü ve Halkevleri kurulur. Uluslararası Kadınlar Kongresi toplanır. Ezan bütün camilerde Türkçe okunmaya başlanır. Artık Türkiye Cumhuriyeti�nde her şey için, uygarlık için, yaşam için, başarı için, laiklik için �gerçek yol gösterici ilimdir, fendir� ve tam bağımsızlık bizim üzerimize aldığımız görevin temelidir. Dedik. Ta ki 1947�lere, �Truman doktrini�ne kapılanmaya kalkışılacağı güne değin, 12 Temmuz 1947 Antlaşması ile Lozan Barış Antlaşması�nı onaylamayı reddetmiş olan Amerika�ya göbekten bağlanmayı kabul ettik. Onurlu Mustafa Kemal Türkiye�sini, Kurtuluş Savaşı Türkiye�sini, Türkiye�yi Türkiye yapan halkımızı dışladık. Baş düşmanımız Amerika�dan yardım almayı kabul ettik. O tarihten başlayarak yurdumuzu baştan başa Amerikan askeri üstleri sardı. �Bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş�liğin izleyicisi kaldık. �Tam bağımsız Türkiye� diyenleri �komünist� olmakla suçladık. �İlim ve fenin dışında yol gösterici aramak gaflettir, dalalettir, cahilliktir, doğru yoldan sapmaktır.� sözlerini unuttuk. Şeriat hükümlerini yol gösterici olarak dayatan dinci kesimlerle, Demokrat Parti�den başlayarak dincilik propagandası yaparak iktidarlaşan tüm partilerle dayanışmaya girdik. Kapitalizme, emperyalizme tam bağımlılığı pekiştiren �Özal� ekonomi politikasını uygulamak için Kenan Evren cuntaları ilan ettik. �Tam bağımsız Türkiye� diye gösteri yapanları suçladık. �Var mı Resulullah�ın yürüyüş yaptığı, var mı slogan attığı� diye Fetullah Gülen�e vaazlar verdirtip öte yandan cunta erkini sürdürmek için Atatürk devrimlerine sırt dönüp Nakşibendi tarikatından destek alan Kenan Evren�in şeriat hukukuna geçiş faaliyetlerinin son aşaması olarak, Pakistan�da cunta uygulamasını �öngören Katil Ziya ül-Hak�a� kardeşim diye sarılmasını yadırgamadık. Ziya ül-Hak�ın �Devlet mi dediniz? Devlet işin içine girmişse iş batar.� demesine bile yanıt verilmedi. Taktık Amerikan boyunduruğunu, kapitalist ve emperyalist saldırganlığa açtık sınırlarımızı. Soktuk devlet çarkları arasına dinsel radikalizmi, geldik bugünlere. Ektiğimizi biçiyoruz. Cumhuriyet Mitingleri Devlete dinsel iktidar egemen. Amerikan boyunduruğu tam bir pranga. Kapitalizm emperyalizm, küreselleşme adı ardında �siyasi, mali, iktisadi, adli, askeri, kültürel, ılımlı İslam ve laiklik gibi her hususta� ülkemize egemen. Bağımsızlık ve özgürlüklerini bütün yönleriyle koruyabilmek ve bunun için son ferdinin, son damla kanını akıtarak çağdaş insanlık tarihine, Kurtuluş Savaşı tarihini yazdıranlar, kimsenin umurunda değil. O zaman nerede kaldı Mustafa Kemal�e inanç? Nerede kaldı Mustafa Kemal�in izinde olmak? Nerede kaldı Anayasa hükmünde olan devrim kanunlarının korunması? Ve nerede kaldı tam bağımsız ve laik Türkiye Cumhuriyeti? Nerede kaldı çağdaş tarihimizin bağımsızlık ve laiklik kalıtı? Türkiye din erki badiresini atlatacak mı? Halkımızın ileri güçlerine dayanan laik bir sivil toplum olmaya yönelecek mi? Yoksa gecikmiş önlemlerin sancılarıyla yaşamak zorunda mı kalacağız? Tarihimizden ders almayanlar, Amerika�ya kuşku duymadan dinsel erki için teslim olan günümüzdeki iktidar, tüm kapitalist emperyalist dayanakları ile birlikte ancak erişebildikleri yerlere kadar gidebilirler ve durdurulurlar. Tarihi, demir yumruklu emperyalizm yapmıyor elbet, toplumlar onu topluca gerçekleştiriyorlar. Ancak �gerçekleştirilecek tarih� de öyle keskin bir matematikçinin hesap çerçeveleri içinde çizilmiş değildir. Bu da Mustafa Kemal Türkiye�si toplumunun laiklik sentezindeki temel etmeninin bir kez daha altını çizmektedir. Dinsel erkin günlük siyasi tercih ve kararları ne olursa olsun, uzun sürede kalacak tek gerçek çağdaş laik toplumun kendisidir. Onun gerçekleşmesini halkımızın tepkileriyle zorladığı özlem, istek ve iradesidir. Türkiye laik bir toplum için önünü, kim olursa olsun kapatanlar olursa, siyaset çıkmaza iktisadi yapı bunalımda, şeriat mutlaka iktidar benim diyorsa, güneydoğu cephesi ve sokak kan-revan içindeyse bütün bunlar tarihi daha geniş biçimde �yeniden� oluşturmanın kurallarını eyleme koymayı gerektirir. Bu nedenle �ne olursa olsun� Türkiye düğümü, öncelikle - �din erki ve PKK terörü düğümü� ivedilikle çözümsüz kalmamalıdır. Mayasında acıya alışkın Anadolu halkının kanı, teri ve emeği olan bağımsız antiemperyalist, laik ve asla bölünmez Türkiye Cumhuriyeti�ni, emperyalizmin terörüne teslim edenler, bugünlere getirenler iktidardadır. Şunu önemle vurgulamak gerekir, siyasetçilerin, siyasal partilerin ve parlamentonun var oluş gerekçesi yurdumuza ve halkımıza çözüm üretmektir, sorun değil. Bağımsızlık kültüründen, laiklik kültüründen sapanların, gericiliğin, yobazlığın ve Amerikan kapitalist emperyalizminin Avrupa emperyalistler birliğinin sürekli dayatmaları karşısında bir ölüm dirim sonucuna varacak �yol ayrımı�nda hangi yola sapmak istediğimizi, laik Türkiye Cumhuriyeti�nin onurlu ve kararlı halkı 14 Nisan�da Ankara�da Tandoğan�da, 29 Nisan�da Çağlayan�da, ardından Manisa, Çanakkale, Datça, Ege�de, İzmir�de miting alanlarını yüz binler doldurdu, yüz binler taştı miting alanlarında; Türkiye�nin ikinci kez kurtuluşu sol ve sağ partilerin aralarında seçimlerde birleşmeleri ile olasıdır diye, pankartlar astılar. Söz konusu olan Türkiye�dir. Bu konuda düzenledikleri mitinglerde �solda ve sağda birleşme zorunluluktur� diyen örgütlerin değerli kadın sözcülerinden biri olan Prof. Dr. Necla Arat�ı kutlarım. Prof. Dr.Necla Arat, birleşme için gerekli çağrılar halktan alınmıştır. Miting meydanlarını dolduran yüz binlerden alınmıştır. Türkiye laiktir, laik kalacaktır diyen yüz binlerce kadınımızın taşıdıkları ay yıldızlı bayraklara donanmış, canlı bayraklarımız olan kadınlarımızdır. İzmir, Kurtuluş Savaşımızın adıdır. 13 Mayıs 2007�de İzmir Mitingi�ni izleyenler arasında bütün Türkiye�nin, bütün milyonları vardır. 09 Eylül 1922 İzmir�i, bu mitinglerin odak noktasıdır o gün Türkiye bütün emperyalist dünyaya kurtuluşunu nasıl ilan etmişse 13 Mayıs�ta yüz binler, milyonlar İzmir�de kurtuluşumuzu ikinci kez ilan etmiştir. Bütün mitinglerde emperyalizmin suntasından ve dinci iktidardan kurtuluşumuzu bütün Türkiye bütün dünyaya ilan etmiştir. Türkiye laiktir, laik kalacaktır. Ya Bağımsızlık Ya Ölüm! Bir ulusun varoluş gündemi, yarına ilişkin umut ya da, umutsuzluk varsayımlarına indirgenemez. Tarihi yapan insanlardır ve tarih her zaman var oluşun tarihidir. Oluş, olmak ile olmamak arasındaki bir yeğ değil, ulusun özgüçlerinin bütünleştiği bir yenilenme ve aşma eylemidir. Bağımsızlık ve laiklik eylemidir. Bu eylem günün olumsuz koşullarını aşma yolunda gelişme ve ilerlemenin somut dayanağını; toplumu kuşatan statik tepkilerden, dinamik tepkilere sıçramada bulur. Bu sıçrayış ulusu yönetenlerin topluma yansıttıkları sınırlı ve ancak verili çerçevede görüşleri ve kabullenmeleri aşmakla ulaşılır. Aynı zamanda böyle olunca, bu sıçrayış yerellikten evrenselliğe açılımı da, bağımsızlığa ve laikliğe açılımı da birlikte getirir. Evrensellik, tüm çerçevelenmiş simgelerin, temelsiz batıl itikatların çağdışı boş inançların geçmişe gömülmesinin anahtarıdır. Ulusal varoluşun bağımsızlık ve laiklikle tümleşmesi, tarihin izleyicisi değil, yapıcısı konumuna yükselmek demektir. Dinsel eğilimlerin önüne, bilimsel gerçeğin nesnel dünyasını yerleştirmektir. Uluslararası dünyada eşit uluslardan biri olmak, kendi değerler eksenini saptamak ve karşılıklı ilişkiler dengesini bu eksene oturtmak anlamınadır. Atatürk�ün tüm ulusal güçleri bağımsızlık ve laiklik yönünde ivmelendirmesinin çıkış noktasıdır. Bir toplumda düşünce ve kurumların oluşturduğu çerçeve, tarihsel gelişimin ürünüdür. Ne ki tarihi değişim eylemine kılavuz kılmak, sayısız tuzaklara düşmek demektir; çünkü geçmişin verileri, güncel değişimi sağlayıp sürdürmek için gerekli kanıtlardan yoksundur. Buna karşın, geleceğe pekâlâ yansıtılabilmektedir. Bu tuzağa düşmek, geleceği yerinde saydırmak olur. Ancak, tarih anlayışı olmayan bir dinerkil, ne bugünü, ne de yarını algılayabilir. Günün koşullarının belli bir deneyim birikiminden etkilendiğini anlayamaz. Dün ile günü, tarih ile siyasayı, siyasa ile gönenci, gönenç ile onuru bir arada yoğurmak, ölçülü ama her konuda ödünsüz bir Türkiye�yi oluşturmak, çok partili yaşama geçtiğimiz tarihten günümüze kadar dinselliğe dayalı tüm partilerimize özgü bir yeti değildir. Dünün Osmanlı toplumunu günümüzün ve geleceğin yapısına içermeyi ve bu yapının ulusal egemenlik temelinde yükselişini öngörmek bir varsayım olarak bile çok güçtür. Yineleyelim, ulusal varoluşumuzun, bağımsızlık ve laiklikle tümleşmesinin, tarihin izleyici değil, yapıcısı konumuna yükselmemizin, yerel ve tinsel eğilimler yerine evrensel gerçekliğin yolunu açmıştır. Bu dinci iktidarın attığı her adım emperyalizme teslimiyet ifadesidir. Türkiye�yi sömürgeleştirmekten başka bir yere götürmez. Bu vahim durumda, öncelikli önem taşıyan olgu, eğitimi, üniversiteleri, yargıyı, laik halkımızı, Cumhuriyetimizi, Türk Silahlı Kuvvetleri�ni, bu dinci iktidarın tasallutundan kurtarmaktır. Kemalizmin ortaya çıkmasına yol açan asli nedenlerin bugüne dek süregeldiğini, sonuçta bugün de bütün boyutlarıyla varolduğunu bilmek ulusumuz için öncelikli bir sorundur. Mustafa Kemal�e tam bağımsızlığımıza, laiklik kültürümüze saldıran, Türkiye�yi parçalamaya ve yok etmeye karar veren iç ve dış düşmanlarınızı gecikmeden tanımak zorundayız. Ak koyunla kara koyunun belli oludğu günlerde, çözümü yabancı efendilerinin koruyuculuğunda arayanlara karşın, Anadolu halkının öz istemlerini gerçekleştiren dolaysız bağımsızlık savaşçısı Mustafa Kemal, siyasal ve askersel çizgisini belirledi: �Ya bağımsızlık ya ölüm!� Bu da Sivas Kongresi�nin kesin ve buyurucu kararı oldu. AKP-AB-ABD Başkomutanımız ve kurtuluşçu Anadolu halkımız, düşmanı vatanın harim-i ismetinde boğdu. Emperyalizmin bütün hesaplarını bozan, gözünü yıldıran, Anadolu halkımızdır, Başkomutanımız Mustafa Kemal�dir. �Sevr� ile tam bağımsızlığımızı, Anadolu halkımızı ve başkomutanımızı büyük hazırlıklarla toprağa verme hazırlığındaki �düvel-i muazzama� hiç beklemediği, bir askersel yenilgiden sonra Lozan�da askersel, siyasal ve iktisadi hezimetini kabullenmek zorunda kaldı; ama durmadı, Birleşmiş Milletler�i dışlayarak, insanlık dışı yöntemler kullandı. AKP iktidarının ABD�ye , AB�ye verdiği ödünler, Mustafa Kemal Türkiye�sini Türkiye kılan, Türkiye Cumhuriyeti�ni Türkiye kılan, Mustafa Kemal devrimlerinin tümüdür. ABD�den AB�den alınanlar ise, Friedman�ın sıkı para politikası adlı, upuzun ve karanlık bir siyasi öyküsüdür. Bu Türkiye�ye ne yönden bakarsanız bakın, büyük depremlere yol açan darboğazlara doğru sürüklendiğini görürsünüz. Yineliyorum: Eğitim birliğini, eğitim kurumlarını, üniversiteleri, ekonomik-politik durumun, özetle laik Mustafa Kemal Türkiye�sinin önlenemez biçimde uçurumların en dibine kaydığını saptamak ve önlemek Türkiye halkına ve gençliğine düşmektedir. Sistemin emperyalist amaçları doğrultusunda siyasal yandaşlarının şu günlerde iş başında iktidarda olması, bizi daha da kritik sorunlarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu noktaya varılırken onurlu yaşam özlemlisi kesitlerin her türlü olasılığını önlemeye çabaladıkları �iç savaş gelişimini� aşmak azmindeyiz. Ancak bunun yolunu emperyalizm �barbarca� barikatlarla engellemeye çalışmaktadır. Sömürgeleştirme siyasetiyle, çağdışı siyasetiyle yaşamını sürdüren kapitalizm emperyalizm cephesi Mussolini�ye ve Hitler�e alkış tuttuklarını unutmadık. Bağımsız ve yönetsel bir erki olmayan Türkiye, bölgeyi törpüleyecek değil, bölgenin törpüleyeceği bir sürece kaydı. Bunu herkes görüyor. Ankara dışında. Ufukta ise herhangi bir siyasal çözüm görülmüyor. İktidarsızlık ne tarihe yön verebiliyor ne de tarihin yönünü izleyebiliyor. Türkiye tükeniyor. Kaygı dolu olup da bize sürekli sızlananlara ise bir çift sözümüz var: �Ya mitinglerde sokağa çıkın ya susun!� Kapitalizmin, emperyalizmin baskısını dinsel baskılarla pekiştirip tüm seçimlerde somut kazanımlara yönelen ve dinsel sömürüyü derinleştiren AKP, laikliği sadece yok saymak değil, yok etme uğraşını çekinmeden ilan etmiştir. Mustafa Kemal Türkiye�si halkının bağrından gelecek bir Cumhurbaşkanı ve yönetimin işlevi, çağdaşlığın ve uygarlığın ölçütü bağımsızlığı, antiemperyalizmi, laikliği, demokrasiyi ve hukuk devletini savunmaktır. ABD�nin, AB�nin ardına takılmak, emrine girmek değildir. İçteki darboğazlar, PKK terörünü de aşan Şeriatın ayaklanması ile Sivas Katliamı daha da vahim bir durum almıştır. İstisnasız oy endişesi ile dine dayalı tüm siyasal partilerin aymazlığı ve son Ecevit koalisyon hükümeti ile Amerika�nın emrindeki Kemal Derviş, aldığı talimatı ustaca yerine getirip AKP�yi iktidara taşıyıp Türkiye�den Amerika�lı efendilerine sığınmıştır. Ne var ki hiçbir dar geçit laikliğin, bağımsızlığın, demokrasinin ve hukuk devletinin gönencine dayalı önlemler alınmaksızın aşılamaz; toplumsal, siyasal ve ekonomik çalkantılar durdurulamaz. Topraklarımızı satma yarışına kalkan ve ödün vere vere ülkemizi kargaşa ortamına sürükleyen ve ulusal güvenimizi yok eden, us dışı kararlarıyla tam bir ihanet içine giren AKP�nin dinci politika bezirganlarını, olayların önlenemeyen yükselişi karşısında uyarırız ve uyarırız ki, laik demokratik, bölünmez ve bağımsız Mustafa Kemal Cumhuriyeti�nden kapitalizme, emperyalizme en küçük bir ödün dahi verilemez. Dost, düşman bunu böylece bilmelidir. Belli bir inancın benimsetilmesi sınırını aşarak, gericiliğin ve karanlığın çıkmazındaki AKP, ABD�nin, tüm batı emperyalizminin güvencesine sığınarak açık ve somut kışkırtıcı politikasına son vermelidir. Ya da son verilecektir. Erbakan�dan Erdoğan�a Tayyip Erdoğan�ı yetiştiren bilinen ün ve niteliği ile, köktendinci ortamı hazırlayan Necmettin Erbakan çizmeden yukarı çıkarak kanlı darbe demeci ile günümüzün iktidarına koşut temel amacına da açıklık getirmiştir. Önemle vurguluyorum, toplumsal yapı sınıf siyasasından soyutlanmıştır. Tarihsel ve sınıfsal olgunlaşma olgularının üstü örtülmüş ve ilkel çağdışı antilaik iktidar karşımıza dikilmiştir. Doğrular yasaklanmıştır. Yanlışlara, yanılgılara yasak konulmamıştır. Oysa doğrular yalın gerçektir. Gerçek yasaklanmıştır. Eğilip bükülme, akışıp kokuşma serbest bırakılmıştır, desteklenmiştir. Ilımlı sürecin belirleyici ekonomik siyasal anlayışı kapitalizmin nesnel dayanaklarına oturtulmuştur; ama sınıfsal siyasanın yokluğu, toplumun ezilen yığınlarını bir uçurum kenarına itmiştir apaçık bir çaresizlik bunalımına sürüklemiştir. Bu gidişe koşut olarak, o çok ürkülen, demode �proleterya diktatörlüğü� söylemi yerine bir �molla diktatörlüğü�nün konulduğu gözden kaçırılmıştır. Sınıfsal perspektif ve seçenek yokluğunda, uçurumun kenarında çaresizlik bunalımına sürüklenmiş yığınlar, nesnel bir siyasal dayanak bulamayınca, düzeni değiştirme savında bir umar sandıkları Refah Partisi�ne tutunmaya koşullanmışlardır. Mc Dougall-Parkinson Yasası bu aşamada şaşmazlıkla kanıtlanmıştır ki, �Üç kişinin oyu, yirmi kişilik ilgisiz bir çoğunluğun oyunu denetim altına alabilir.� Gerçekten de bu olmuş, % 21 oy, % 79 oyu denetim altına almıştır. �24 Aralık seçimlerinde� bunun temel etmeni işaret edildiği gibi ilgisizliktir. Yığınlar, sınıfsal çıkarlarına karşı ilgisiz kalmışlardır; çünkü topluma aşılanan 12 Eylül siyasası, özdeksel çıkarları, toplumsal siyasal gelişme eğilimi dışına itmiştir. Emekçi sınıflara siyasal mücadele alanı altyapısı oluşturmayı engelleyen sanayi burjuvazisi ise, o sınıfların bizzat kendi varlığının güvencesi olduğunu kavramaktan kaçınmıştır. Sınıflı toplum, üretim araçlarının özel mülkiyeti sürecinin toplumudur. Sınıfsız toplum ise, ilkel toplumsal sürecin modelidir. Doğal olarak da, sınıfsız toplum savındaki 12 Eylül dayatmacıları, �Refah Partisi ile birlikte�, şimdi sürdürülen AKP iktidarı dönemi ilkellik düzeyinin �dinsellik dayatmalarının� suç ortaklarıdır. Belki bugün varolan noktada, bindikleri dalı kestiklerinin ayrımına varmışlardır. Ama şurası kesindir ki, sanayi kapitalizminin sınıfı burjuvazinin varlığı, çağdaşı işçi sınıfının ağırlığı ile koşuttur. Aksi siyasal dengesizlik getirir. Sınıf mücadelesi, toplumsal değerlerin ve barışın değil, ayni zamanda, ulusal bütünlüğün çıkar birliğini de belirler. �Güneydoğu sorunu�nun 12 Eylül�den sonraki çözümsüz biçimlenişi de, sınıfsal perspektifin uykuya yatırılması ile orantılıdır. Sınıf mücadelesinin öznel birikimi devrimci süreci oluşturur. Kesintisi durumunda ise karşı devrimci hareketin içeriği değil, ilkel gerici süreci belirler. Bugünkü belirti, bu üçüncü sürece ilişkindir, �molla diktatörlüğü�nün ilan edilişine ilişkindir. Kürt-İslam faşizminin ilan edilişine ilişkindir. Sınıf çatışması, toplumun topyekûn itici gücüdür. Sınıf çatışması olmayan yerde ne sanayi burjuvazisinin ne de emekçilerin belli bir sosyo-ekonomik ilerleyişinden söz edilemez. Bu ortamdan kazançlı çıkanlar, köleci ve feodal sürecin belirleyici güç odakları, yani din bezirganlığı ile aracı-tefeci bezirganlığı olur. 24 Aralık 1983 seçim sonuçları bunu belirlemektedir. �Günümüzün iktidarını belirlemektedir.� Türkiye�nin esenliğe çıkış yollarını tıkayan, din ve ticari bezirgânlık koalisyonudur. AKP iktidarıdır. AKP�ye sürekli para akıtan Amerika ve Avrupa emperyalistler birliğinin tüm üyeleridir. Mustafa Kemal Türkiye�sinin milli bütünlüğü ve güvenini sömürgeleştiren ve ayakları altına alan Amerika ve Avrupa emperyalistler birliğinin tüm üyeleri AKP�yi çıkarları doğrultusunda iktidarda tutmak için Türkiye�mizi iç savaşla tehdit etmektedirler. Ve Abdullah Gül... �Türkiye�de Cumhuriyeti�nin sonu geldi� Kesinlikle laik sistemi değiştirmek istiyoruz.� diyen Abdullah Gül�dür. Prof.Dr.Yaşar Nuri Öztürk�ün deyimi ile, �Allah�la kandırıyorlar.�. Abdullah Gül, bunların en önemli liderlerinden biridir. Kesinlikle şeriatçıdır. Batı emperyalizminin seçilmiş adamlarındandır. Ümmetçidir. Kesinlikle Türk değildir. �Ben Türk�üm� sözü ağzından çıkmamıştır. İşte, Cumhurbaşkanlığına adaylığını koyan bu adamdır. Engels�in işaret ettiği gibi; burjuva sınıfı, emekçilere başvurarak bizzat kendi siyasi alanına çekmek zorundadır. 24 Aralık seçimlerinin ortaya koyduğu sonuçsal nedenini, tüm bunların ışığında algılamak gerekir. Varılan bu karanlık kör nokta; sınıflar kendi düşmanlarının düşmanları ile çatıştıkları boyutlarla aşılabilir çünkü. Bu ivedi sorumluluğu algılayan Türkiye�nin tüm çağdaşları yineliyorum Ankara�da Tandoğan�da, İstanbul�da Çağlayan�da, Manisa�da, Çanakkale�de, Adana�da, İzmir�de ve giderek bütün illerimizde yüz binlerce, milyonlarca genç, yaşlı, kadın, erkek vatandaşımız özetle �Vatanımızı savunanlarla, vatanımızı satanlar arasında bir savaştır bu kavga!� diye bağırdılar, �Vatanımızı Amerikan emperyalizmine, Avrupa Birliği emperyalizminin emrine verenler iktidar olamaz!� diye bağırdılar. Miting meydanlarına sığmayan halkımızın çoğunluğu kadınlarımız olarak mitinglerde Mustafa Kemal Cumhuriyeti�ni ve laikliğimizi yaşatarak yaşayacağız sonsuza dek yaşatacağız. Emperyalizmin ve işbirlikçilerinin AKP İktidarına akıttığı paralarla, aç bıraktığı köylülerimizi, emekçilerimizi, yoksullarımızı para karşılığı erzak karşılığı ve bazı ödünlerle oylarını alma uğraşlarını örgütleyen dinci iktidarı bu mitinglerde tüm Türkiye halkı uyarmaktadır. Önemli bir saptama olarak bağımsız ve laik Atatürk Cumhuriyeti�ni ve demokratik sistemimizi her şeye karşın savunacaklarını bugün dünden daha bilinçli, güçlü ve kararlı olduklarını miting meydanlarında kanıtlamışlardır. Atatürk, 1924 Trabzon konuşmasında ve büyük Nutku�nda demiştir ki, �Meclislerle idare olunan memleketlerde, bazı milletvekillerini satın alınmış olabilir. Bunun için milletvekillerini seçerken çok dikkatli olunmalıdır.� Sonuç Demokrasi tamamen dinsel güçlerin denetimine girmiştir. Cumhuriyet düşmanlarınca Cumhuriyet yönetimi işlemez hale getirilmiştir. Yurttaşlar Cumhuriyet sisteminden sorumlu olmadıkça özgür değildirler. Sorumluluk dört ya da beş yılda bir sandığa oy atmak demek değildir; iktidarı denetleyecek kurum ve kuruluşlarda etkinleşmek demektir. Kitlesel örgütlerin parmakla sayılacak denli az ve edilgin olduğu sistemler, demokrasiye kapılarını sıkıca kapalı tutan sistemlerdir. (Günümüzdeki gibi) Ne ki yurttaş özgürlüğünün kısıtlandığı oranda sistemin sürekliliği de kısıtlanır. Ne ki katılımın düşüklüğüne koşut olarak yasama ve yürütmenin niteliğide düşer. Ulusal temsilin aksaklıklarını düzeltmeksizin yasama ve yürütmenin zaaflarını gidermek de olası değildir. Bugünkü iktidar süresince ulusumuz TBMM�de asla temsil edilmemiştir. AKP iktidarının meclisinde Amerikan emperyalizmi Avrupa emperyalistler Birliği üyeleri temsil edilmektedir. AKP�den adamın biri TSK�nın Başbakanın emrinde olduğunu söyledi. AKP iktidarı Amerikan emperyalizminin ve Avrupa Emperyalistler Birliği�nin emrindedir. AKP, Türkiye�nin dörtte bir oyuyla TBMM�nin üçte ikisini gaspetmiştir. Halk ağzı ile söylüyorum, Türk Silahlı Kuvvetleri kapitalizmin, emperyalizmin emrinde değildir, Türk halkının emrindedir. Kapitalizmin ve emperyalizmin silahlı kuvvetleri ise sermayenin ve paranın emrindedir, sömürgeciliğin emrindedir. Soygunculuğun emrindedir. TSK ise; halkımızın yasal çıkarlarını, onurunu, bağımsızlığını, laikliğini ve Türkiye Cumhuriyeti�ni iç ve dış düşmanlarımıza karşı koruyan silahlı bir kuvvettir ve Mustafa Kemal Türkiyesi halkının emrindedir. Türkiye halkının yetiştirdiği genç vatansever evlatlarından oluşmaktadır, Türk Silahlı Kuvvetleri. �Ne mutlu Türk�üm!� diyenlerin Türkiye�sinde, �Bir gün bağımsızlığını, egemenliğini ve laik Türkiye Cumhuriyetini savunmak zorunda kalırsan, ödeve atılmak için, içinde bulunduğun durumun olanaklarını ve koşullarını düşünmeyeceksin� düsturuna yürekten, inananlar için aşılamayacak engel yoktur. İp koptuğu yerden ulanır. |
|